Tülin Açıkbaş
Sağlık
29 Eylül 2026 12:45

Menopozun Yeni Organı: Bağırsak

Menopoz üzerine yapılan araştırmalar, uzun süre östrojenin düşüşüne ve bunun yol açtığı sonuçlara odaklandı. Şimdi araştırmacılar başka bir yere bakıyor: Bağırsak mikrobiyotası.

Menopozun Yeni Organı: Bağırsak

Görsel: DrAfter123 / gettyimages

Menopoz yalnızca hormonların değiştiği bir dönem olmayabilir. Son yıllarda yapılan araştırmalar, menopozla birlikte bağırsakta yaşayan mikroorganizmaların yapısında ve işlevlerinde de değişiklikler olabileceğine işaret ediyor. Özellikle östrojen ile bağırsak mikrobiyomu arasındaki çift yönlü ilişki, araştırmacıların giderek daha fazla ilgisini çekiyor. Bağırsaktaki bazı bakterilerin östrojen metabolizmasında rol oynadığı biliniyor. ‘Estrobolom’ adı verilen bu bakteriyel gen topluluğunun, vücudun östrojenleri nasıl işlediği ve yeniden dolaşıma kazandırdığı süreçte rol oynayabileceği düşünülüyor.

 

Bu ilişkinin dikkat çekici ilk örneklerinden biri, Brandilyn A. Peters ve arkadaşlarının 2022’de ‘mSystems’ dergisinde yayınladığı çalışmaya dayanıyor. ABD’deki Hispanic Community Health Study/Study of Latinos araştırmasının verilerini kullanan ekip, 295’i menopoz öncesi, 1.027’si menopoz sonrası kadın ve 978 erkek olmak üzere toplam 2,300 kişinin bağırsak mikrobiyomunu inceledi. Katılımcılardan alınan dışkı örnekleri shotgun metagenomik dizileme yöntemiyle analiz edildi. Kadınların bir bölümünde ayrıca kandaki hormon metabolitleri incelendi. Araştırmacılar, menopoz sonrası kadınların bağırsak mikrobiyomunun daha az çeşitli olma eğiliminde olduğunu ve mikrobiyomun genel yapısının değiştiğini buldu. Ayrıca östrojen ve diğer steroid hormonların bağırsakta işlenmesiyle ilişkili β-glukuronidaz enziminin daha düşük düzeyde olduğu görüldü. Yani menopozla birlikte bağırsak mikrobiyomunun hormon metabolizmasındaki rolünün değiştiği ortaya çıktı.

 

Peki bu değişimin anlamı ne? Menopoz sonrası kadınların mikrobiyatası ‘erkekleşiyor’ mu? Konu üzerinde yaptığı araştırmalar ile adından söz ettiren mikrobiyolog Ali Rıza Akın, “Menopoz yumurtalıklarda başlıyor olabilir ama orada bitmiyor. Bağırsak da menopozun bir parçası” diyor. Akın, bu süreçte kilo alan kadınlara ‘Az ye, daha çok hareket et’ tavsiyesinin yeterli olmadığını çünkü kadının menopozla birlikte yalnızca östrojen değil; metabolizmasını sessizce destekleyen bakteriyel müttefiklerini de kaybettiğini belirtiyor.


Bu bakteriler arasında özellikle Akkermansia muciniphila öne çıkıyor. Akın’a göre, bu bakteri; bağırsak bariyeri, inflamasyon, insülin duyarlılığı ve enerji metabolizmasıyla yakından ilişkili. Azalması, bedenin yağ depolamaya daha elverişli bir metabolik zemine kaymasına katkıda bulunabilir. Bilim henüz ‘Akkermansia azalırsa kesin kilo alınır’ demiyor ama çok önemli bir ihtimali önümüze koyuyor. Dost bakterilere ihtiyaç duyan Akkermansia, bazı Lactobacillus ve Bifidobacterium türleri, prebiyotikler ve polifenollerle birlikte bir ekosistem oluşturuyor. Belki de menopozda büyüyen bel çevresinin nedeni yalnızca tabağımızdakiler değil. Ama bağırsak-menopoz ilişkisi yalnızca kilo ve metabolizma üzerinden de ilerlemiyor. Bağırsaktaki bakteriler, vücudun östrojeni nasıl işlediği konusunda da söz sahibi olabiliyor. İşte burada estrobolom devreye giriyor.

 

“Estrobolom, en basit anlatımıyla, östrojenin bağırsaktaki geri dönüşüm sistemidir” şeklinde konuşan Akın, “Karaciğer, kullanılan östrojenin bir bölümünü paketliyor ve safra yoluyla bağırsağa gönderiyor. Burada bazı bakteriler devreye giriyor. Ürettikleri β-glukuronidaz ve sülfataz enzimleriyle paketi yeniden açıyorlar. Serbest kalan östrojen bağırsaktan emilip, yeniden dolaşıma katılıyor. Paket açılmazsa östrojen dışkıyla vücuttan uzaklaştırılıyor” sözleriyle bu süreci özetliyor. Yani bağırsak bakterileri her zaman yeni östrojen üretmiyor. Bazen vücudun attığını düşündüğü östrojeni yeniden kullanıma açıyor. Bağırsağı dev bir biyokimya fabrikasına benzeten Akın; hormonları, ilaçları, besinleri ve bitkisel molekülleri dönüştürdüğünü anlatıyor.

 

Tam da burada akıllara ‘Östrojen seviyelerindeki düşüş mü mikrobiyotayı etkiliyor, yoksa mikrobiyotadaki değişimler mi östrojen metabolizmasını etkiliyor’ sorusu geliyor. Akın, buna “İkisi de. Ama ilk taşı büyük ihtimalle östrojen düşüşü deviriyor. Sonra mikrobiyota bu değişimi büyütebiliyor veya bir miktar yumuşatabiliyor” diyor. Akın’a göre östrojen; bağırsak mukusunu, geçirgenliği, hareketliliği, bağışıklık sistemini ve safra asitlerini etkiliyor. Östrojen azaldığında bakterilerin yaşadığı ev de değişiyor. Ardından değişen mikrobiyota; östrojenin geri dönüşümü, inflamasyon, insülin duyarlılığı ve ürettiği metabolitler üzerinden bedene yeniden sinyal gönderiyor. Tam bir çift yönlü döngü. Hormonlar mikrobiyotayı değiştiriyor. Mikrobiyota da hormonların vücutta nasıl işlendiğini etkiliyor. Yani bu iki sistemi birbirinden ayrı düşünemeyiz.

 

Peki, menopoz-bağırsak arasındaki bu ilişki aynı yaşta ve benzer hormon düzeylerine sahip iki kadının menopozu farklı yaşamasını da açıklayabilir mi? Akın’a göre, ‘eksik parçalardan biri’ olabilir çünkü hormon miktarı aynı olsa bile bedenin o hormona verdiği cevap aynı değil. Genetik yapı, hormon reseptörleri, yağ dokusu, insülin direnci, stres, uyku, beslenme, kullanılan ilaçlar ve fiziksel aktivite bu cevabı değiştiriyor. Bir de bütün bunların arkasında sessizce çalışan mikrobiyota var.

 

Bağırsak bakterileri, besinlerin nasıl işleneceğini ve neye dönüşeceğini de belirliyor. Mesela bir fitoöstrojen (östrojene benzeyen ve menopoz şikayetlerini azaltan, bitkisel gıdalarda bulunan doğal bileşikler) olan soyadaki daidzein, yalnızca belirli bakterilere sahip kişilerde daha aktif bir metabolit olan equol'e dönüşüyor. Keten tohumundaki lignanlar ise bakteriler tarafından enterodiol ve enterolaktona çevriliyor. Akın, fitoöstrojen çalışmalarının bazen çelişkili sonuçlar vermesinin nedenlerinden birinin bu olduğunu düşünüyor. “Yıllarca yalnızca kadının ne kadar soya veya keten tohumu tükettiğine baktık. Oysa asıl soru şuydu: Mikrobiyota bu besini neye dönüştürdü?” diye ekliyor.

 

Bu durumda bağırsak mikrobiyotasını değiştirerek menopoz şikayetlerini azaltabilir miyiz? Akın göre, evet azaltma potansiyelimiz var ama üzerinde ‘probiyotik’ yazan her kutuyla değil. 2024’te yayınlanan randomize kontrollü bir çalışmada, β-glukuronidaz aktivitesine sahip özel bir probiyotik formülün 12 hafta boyunca östradiol ve estron düzeylerinin korunmasına yardımcı olduğu görüldü.

 

2026’da yayımlanan büyük bir randomize çalışmada ise belirli bir pastörize Akkermansia muciniphila suşunu alan fazla kilolu veya obez yetişkinler, diyetle verdikleri kiloyu plasebo grubuna göre daha iyi korudu ve insülin duyarlılığını daha iyi muhafaza etti. Bu çalışma menopoz özelinde yapılmadı ve sonuçlarını her Akkermansia ürününe genellemek doğru değil. Postmenopozal ve tip 2 diyabetli kadınlarda yapılan bir egzersiz çalışmasında ise Akkermansia artışı, HDL ve bilişsel performanstaki iyileşmeyle ilişkili bulundu. Akın, “Henüz ‘Akkermansia sıcak basmasını azaltır’ diyebileceğimiz doğrudan bir klinik çalışma yok. Ama menopozda azalması, metabolik sağlıkla ilişkisi ve bağırsak bariyerindeki özel konumu bize şunu söylüyor. Bu bakteriyi ve birlikte çalıştığı dostlarını artık görmezden gelemeyiz” diyor. Sindirimin ağızda başladığını hatırlatan Akın, ağızdan bağırsağı uzanan mikrobiyal hattın bir bütün olarak görülmesi gerektiğini belirtiyor.

 

Liften zengin sebzelerin, baklagillerin, tam tahılların, polifenollerin, uygun fermente gıdaların, düzenli egzersizin ve kaliteli uykunun mikrobiyota desteğinin temellerini oluşturduğunu söyleyen Akın, “Prebiyotikler yararlı bakterileri besliyor. Bilimsel olarak tasarlanmış probiyotikler ise eksilen veya işlevi zayıflayan mikrobiyal sistemi destekleyebiliyor” diye ekliyor. Şiddetli belirtileri olan bir kadının kanıtlanmış tıbbi tedaviden mahrum bırakılmaması konusunda uyarıda bulunan Akın, uygun kadınlarda hormon tedavisinin hala sıcak basması ve gece terlemesi gibi belirtiler için en etkili seçenek olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Mikrobiyota desteği bunun rakibi değildir. Menopoz yönetiminin eksik kalmış destek katmanıdır.”

menopoz mikrobiyota bağırsak sağlığı

25 yıldır sağlık, wellness, güzellik ve lifestyle üzerine yazılar yazıyor. Kariyerine televizyon muhabirliği ile başladı. Gazete muhabirliği, editörlüğü ve köşe yazarlığının ardından kendi mecrasında dijital yayıncılık yaptı. Bitmeyen merakı, her gün bir şeyler öğrenme hevesi ve yazma tutkusuyla şimdilerde WIRED Türkiye Yazı İşleri Müdürü olarak keşfetmeye devam ediyor.

Tülin Açıkbaş

DAHA FAZLASI

Sıçan Beyinlerinden Geliştirilen Yapay Zeka Modelleri Gerçeğe Bir Adım Daha Yaklaştı

The Biological Computing Company, yapay zeka araçlarını Amazon Web Services’e taşıyarak doğayı kodla buluşturmayı hedefleyen, bir zamanlar marjinal sayılan alana önemli bir destek sağlıyor.
Lauren Goode

Çikolata Koklamak Antrenman Performansını Artırıyor

Yeni bir klinik çalışma, koku duyusunun erkeklerin spor performansı üzerindeki şaşırtıcı etkisini gözler önüne serdi.
Çağla Üren

Solucanların Yaşam Süresini Yüzde 43 Oranında Uzatmayı Başardılar. Peki Ama Neden?

Yeni bir araştırma, manyetik alanlara tepki verebilen bir bakteri türünün, yaşlanmayla bağlantılı bir hücre ölümü mekanizmasını baskıladığını ortaya koydu.
Çağla Üren

AlphaFold Veritabanı 2 Bin 800’den Fazla Virüs İçin Genişletildi

Yeni tahminler, virüs proteinlerinin birlikte oluşturabileceği yapıları açık veriye ekliyor. Ortada hazır bir aşı ya da ilaç yok; araştırmacılar için laboratuvarda önce hangi bağlantıların sınanacağına dair daha geniş bir referans var.
E. Can Özer