Marco Paretti
Medya ve Eğlence
31 Mayıs 2026 10:00

Nostalji, canavarlar, cameo’lar ve kaslı Hutt’lar arasında The Mandalorian and Grogu, sinema filmi kılığına girmiş bir Star Wars bölümü gibi duruyor

Yer yer eğlendiriyor, ancak ne güçlü bir hikaye kurabiliyor ne de gerçekten sinemalık bir olay hissi yaratabiliyor

Nostalji, canavarlar, cameo’lar ve kaslı Hutt’lar arasında The Mandalorian and Grogu, sinema filmi kılığına girmiş bir Star Wars bölümü gibi duruyor

Fotoğraf: Star Wars: The Mandalorian and Grogu / Lucasfilm. © 2026 Lucasfilm Ltd™

Bilim kurguda dış halka çoğu zaman, hikayesi tükenmiş karakterleri kenara koymak ya da artık fazlasıyla genişlemiş bir evrene yeni malzeme bulmak için başvurulan güvenli bir alan olmuştur. Bu yöntemin riski ise belli: Bir noktadan sonra bütün evren, içinden sürekli karakter, canavar ve nesne çıkarılıp seyircinin önüne atılan bir sihirbaz şapkasına dönüşebilir. Star Wars’ta bu risk daha da belirgin; çünkü serinin önemli bir kısmı zaten bu dış halkada geçti. The Mandalorian and Grogu da aynı şapkaya elini daldırıyor ve hem karakterleri hem de seyirciyi yeni bir maceraya sürüklüyor. Bu kez hedefte, dizinin üçüncü sezon finalinde işaret edildiği gibi, İmparatorluğu yeniden ayağa kaldırmaya çalışan eski İmparatorluk subayları var.


Film tam da buradan başlıyor. Pedro Pascal’ın Mandalorian’ı ve artık daha cesur davranan Grogu, buzlarla kaplı bir gezegende saklanan bir İmparatorluk subayının peşine düşüyor. Bu açılış aslında fena fikir değil; hatta filmin nasıl bir şeye dönüşebileceğini kısa süreliğine gösteriyor. Farklı gezegenlere yayılan bir av hikayesi, uzayda geçen bir Kill Bill düşünün: Bu tuhaf ikili, her durakta başka bir ekosistemde, başka bir eski İmparatorluk kalıntısıyla karşılaşabilirdi. İlk dakikalar tam da böyle bir ihtimalin kokusunu veriyor. Uzun süredir perdede görmediğimiz İmparatorluk parçalarına dönüyoruz; her zaman sevilen, ağır ağır ilerleyen ve devrildiklerinde ortalığı inleten AT-AT’ler de bu nostalji paketinin içinde. Fakat film kısa süre sonra bu damarı bırakıyor. Hikaye olabilecek şeyi kenara itip anlatıyı yeniden dizi ölçeğine çekiyor. The Mandalorian and Grogu için söylenebilecek en net şey de bu: Hani sıkıcı bir toplantıdan sonra ‘Bu aslında e-postayla da halledilirdi’ deriz ya; bu da aslında bir dizi bölümü olabilirdi.


Nostalji duygusu tamamen kaybolmuyor; sadece başka yerlere dağılıyor. Üçüncü sezonda gördüğümüz prequel robotları, bağırıp çağıran, yumruklarını ya da elinde hangi uzuv varsa onu yere vuran canavarlar, Hutt’lar ve diziden apar topar geri çağrılmış gibi duran bazı unsurlar… Hepsi sanki hikayeye gerçekten hizmet ettikleri için değil, gerektiği anda boşluk doldurmak için oradalar. Razor Crest’in birebir kopyasının geri dönmesi de bunun örneği. Dizide artık ortadan kalkmış olan gemi, burada hem nostalji kartını oynamak hem de Mandalorian’ın yeni üstü açık uzay aracının iri yarı, kaslı Rotta the Hutt’ı taşıyamaması gibi pratik bir sorunu çözmek için yeniden sahneye çıkıyor. Jon Favreau’nun sinema tarihine duyduğu nostalji de araya sızıyor: Top Gun’ı hatırlatan açılış jeneriği, Scarface’i çağrıştıran bir sahne, Blade Runner’dan çıkmış gibi duran bir bölüm… Ne var ki bütün bu referanslar filmi büyütmek yerine üstüne ağırlık bindiriyor.


Film büyük küçük canavarlarla dolu; çoğunun tasarımı da gayet iyi. Ama bütün bu kalabalığın içinde gerçekten güçlü bir kötü karakter yok. Arenalarda dövüşler var; kimi zaman canavarlar birbirine giriyor, kimi zaman insanlar canavarlarla kapışıyor, kimi zaman da canavar olmadan kavga ediliyor. Havada it dalaşları, silahlı çatışmalar, yumruklaşmalar, animasyon dizilerinden gelen cameo’lar ve hatta sinema dünyasından sürpriz yüzler de var. Martin Scorsese’nin uzaylı bir sandviç satıcısı olarak görünmesi ya da Sigourney Weaver’ın Yeni Cumhuriyet’ten bir albayı canlandırması gibi. Müzik kullanımı ise başlı başına dağınık: Dizinin güçlü orkestral dokusundan gerilim-korku tonlarına, oradan da 80’ler synth-pop aksiyon havasına savruluyor. Sonuçta izleyici, koltuğunda ne hissetmesi gerektiğinden tam emin olamıyor.


Bütün bunlara rağmen ortada tam anlamıyla bir film hissi oluşmuyor. Daha çok, bir streaming platformu dizisinden alınmış aksiyonlu parçaların art arda dizildiği bir yapı var. Üstelik The Mandalorian and Grogu, dizide yaşananlardan da şaşırtıcı derecede kopuk. Bu nedenle tek bir bölüm bile izlemeden takip edilebilir; ama aynı zamanda yeni izleyiciyi ‘Madem buraya kadar geldin, şimdi sezonları da izle’ diye içeri davet eden bir giriş kapısı gibi çalışıyor. Tersinden bakınca, filmi izledikten sonra diziye başlamak isteyen biri de büyük spoiler yemiş sayılmaz; çünkü film, önceki bölümlerdeki karakterleri ve olayları gerçekten belirleyici biçimde kullanmıyor.


Eğer film Star Wars kanonunu ileri taşımak gibi bir iddia taşımıyorsa, geriye yaptığı tek şey kalıyor: Seyirci sıkılmasın diye elindeki her şeyi peş peşe önüne koymak. Fakat bunu da hikaye açısından oldukça yüzeysel bir düzeyde yapıyor. Kahraman için en kritik anlardan birinin başında yaşanan bir gelişme var; spoiler vermeyeceğim ama dramatik bir kırılmadan çok, oyuncu kadrosu ya da sözleşme kaynaklı bir tercih gibi duruyor. Üstelik kısa süre sonra bu tercih, bildiğimiz anlamda bir ‘kahraman zırhına’ dönüşüyor ve final perdesinin nereye varacağını erkenden belli ediyor. Çünkü kaçış yok: Yol bu. Öte yanda Grogu var. Dizinin sevimlilik yükünü başından beri o taşıyordu; bu filmde de aynı etkiyi çoğaltmak için tasarlanmış başka karakterlerle çevreleniyor. Grogu, geniş Star Wars evreninde genellikle Güç’ün efsanevi figürlerine yakıştırılacak yetenekler kullanmaya başlıyor; ama film hala onun kim olduğuna ya da nereye gittiğine dair anlamlı bir şey söylemiyor. Bir süre sonra peş peşe gelen ‘sevimli’ anlar ve karakterler ters tepmeye başlıyor. Bunun zirvesi de bataklık bir gezegenin ağaçları arasında beliren Ewok hayaleti oluyor.


Filmin gerçekten keyif veren tarafı, az sayıda gördüğümüz gezegenlerin tasarımı. Özellikle Hutt’ların, dev ağaçların içine kurulmuş kaleleriyle bataklıktaki yerleşimi akılda kalıyor. Tasarım demişken, filmde öne çıkan canavarlar da başarılı; büyükleriyle, küçükleriyle, sevimli olmadıkları anlarıyla güçlü bir görsel karşılık buluyorlar. Western havasına büründürülmüş yeniden uyarlanmış droidler de aynı şekilde iyi fikir; insan onları daha fazla görmek istiyor. Mando’nun bu filmdeki rakibi de Mortal Kombat evreninden çıkmış gibi görünen bir suikastçı. Tasarımı etkileyici ama dövüşmekten çok havalı görünmeye çalışıyor.


Sonuçta The Mandalorian and Grogu, diziyi hiç izlememiş olanlar ya da hala Mando ve Grogu’ya doymayanlar için karşılık bulabilir. Ama son Star Wars filminden yedi yıl sonra yeni bir sinema olayı bekleyenler için hayal kırıklığı yaratması muhtemel. Belki Disney’in hesabı da tam olarak bu: Star Wars’u sinemada yeniden hareketlendirmek için Mando/Grogu ikilisi en güvenli seçenek. Çünkü ‘baby Grogu’ sayesinde bu ikili, yalnızca sıkı hayranlara değil, Star Wars’la mesafeli duran izleyicilere de çoktan ulaştı. Bu film rahatlıkla doğrudan Disney+’ta yayımlanabilecek, cumartesi öğleden sonrası izlenecek türden bir yapım olabilirdi. Ama sinemaya çıkıyor; çünkü Star Wars için yeni bir sinema döneminin başlangıcındayız. Kısacası marka, eski ve yeni hayranlarını yeniden ağlarına çekmeye hazırlanıyor. Franchise dünyasında yol böyle çiziliyor.


'Bu haber ilk olarak WIRED Italia'da yayınlanmış olup E. Can Özer tarafından İtalyancadan çevrilmiştir.'

2002 yılından beri gazetecilik yapan Paretti, İtalya’nın önde gelen dijital yeni medya platformlarının gelişim sürecinde yer almıştır. Yıllarca haber redaksiyonlarında, film setlerinde ve radyoda çalıştıktan sonra, bugün sosyal medya, video, podcast ve haber bültenleri aracılığıyla inovasyonu anlaşılır bir şekilde aktarmaktadır. Resimli röportajların illüstratörü ve yazma ile içerik oluşturma dersleri veren bir öğretmendir.

Marco Paretti

DAHA FAZLASI

Sahiplik Değil, Dijital Abonelik

Önceden satın alıp tek seferde sahibi olduğumuz içeriklere artık ‘abonelik’ oluşturuyor ve yalnızca dijital altında ‘kiralama’ yapıyoruz. Sahip olma dönemi sona eriyor
Samet Kelebek

Hayata Dokunan Animasyonlar

Animasyonlar, çoğunluğa göre yalnızca ‘çocuklar’ için sanılsa da durum o kadar basit değil. İşte hayatı anlatan ve içinizdeki çocuğa tutunarak kendinizi sorgulayabileceğiniz animasyonlar
Samet Kelebek

Zaman Geçirmek İsteyenlere: İzlenebilecek Filmler

Günün yorgunluğunu atmak, vakit geçirmek, biraz da olsa kafa dinlendirmek isteyenler için: İzlenebilecek filmler
Samet Kelebek

Cambaza Bak

Lunaparklardan korku evlerine, sirklerden VR deneyimlerine uzanan kolektif eğlence biçimimiz, izole bir kolektiviteye dönüşmeye yakın
E. Can Özer