Dijital Ozan
Volkan Samet Altuntaş, ne gitarist ne besteci ne de ses mühendisi. Müzik eğitimi almamış, hiçbir enstrüman kullanmıyor, şarkı söylemiyor. Ama yeni nesil müzik üretim biçiminin ve etiğinin patikalarını oluşturuyor
Fotoğraf: Zaruret Records
Nikbinler isimli psikedelik Anadolu rock tarzında şarkılar yapan bir müzik grubu, geçen sonbahardan bu yana Türkiye müzik piyasasında ‘gerçek’ anlamda sansasyon yaratmış durumda. Farsça ‘her şeye iyi tarafından bakan, iyimser’ anlamına gelen ‘nikbin’ kelimesinden adını alan grubun ‘Eylülzede’ isimli şarkısı son sekiz ay içinde YouTube’ta 45,5 milyon kez görüntülendi, Spotify’da 49,8 milyon kez dinlendi, Top Songs ve Viral 50 listesine ise tepeden girdi. Bu rüzgarla Nikbinler, Türkiye’nin farklı şehirlerinde peşi sıra konserler vermeye devam ediyor.
Son olarak Mustafa Sandal’a saygı gecesinde sahne alarak ‘Denize Doğru’ parçasını ‘kendilerine has bir biçimde’ cover’ladılar. Böylece son 8 ay içindeki ikinci yapay zeka müzik tartışması alevlenmiş oldu. Çok sayıda müzisyenin dahil olduğu, yer yer polemiğe de dönen tartışmalar ve arka arkaya yapılan açıklamalar, yapay zeka çağında sanatın yönüne dair kaygıları güncelledi. Denize Doğru cover’ı, Türkiye kamuoyunun yapay zeka müzikle olan ikinci imtihanı sayılabilir; nitekim ilki de yine aynı ekibin yaptığı bir başka parça vesilesiyle olmuştu.
Eylülzede eğer sıradan bir şarkı olsaydı, temelleri Kayseri’de atılan Nikbinler’in elde ettiği bu popülerlik doğal karşılanabilirdi. Gerçi bugüne kadar Kayseri’den çıkıp Türk müzik piyasasında isim yapan bir grup yok ama Nikbinler’in Eylülzede’sini özel kılan, müzikal altyapısının üretken yapay zeka müzik platformu Suno ile oluşturulması. Bu bilgi öyle bir etki yarattı ki, önce yapay zeka ve müzik arasındaki ilişkiye yönelik tartışmaları tetikledi, ardından da sosyal medyada yapay zekayla seslendirilen şarkılar dalgasını başlattı. TikTok’ta Sezen Aksu, Tarkan, Bergen gibi sanatçılara Eylülzede söyletildi ve bu versiyonlar bile milyon görüntülemeye ulaştı; şarkıyı referans göstererek ‘yapay zeka müziği hakkında ne düşünüyorsunuz?’ sorusunu yönelten bir sosyal medya hesabının altına 22,5 bin yorum yazıldı; gazetelerde ve haber bültenlerinde Eylülzede’nin orijini hakkında haberler yapıldı; rapçi Lvbel C5 ve Blok3’ün yapay zeka cover’ları üretildi.
İlk kez Eylül 2025’te yayınlanan Eylülzede; muhtemelen gelecekte, Türk müzik piyasasının dinamiklerini değiştiren bir milat olarak anılacak. Aslında şarkı ud sanatçısı Serkan Selay tarafından uşşak makamında bestelenip güftesi yazılmış ve 11 yıl önce YouTube’a yüklenmişti. Ancak bu sürede sadece 900 civarında dinleme sayısına ulaşabildi. Yeni versiyon ise YouTube kanalı Anatolian Psych Rock Lab’in kurucusu Volkan Samet Altuntaş tarafından aranje edildi. Nikbinler’in solisti, kurucusu ve aynı zamanda kendisinin eşi olan Berika Karadağ Altuntaş da (sahne adıyla Berika KA) tarafından seslendirildi. Sosyoloji mezunu Volkan Samet Altuntaş, Kayseri’deki evinin stüdyo ile atölye karışımı çalışma odasında, WIRED Türkiye’ye “Belki de her şeyin ‘eşref vaktine’ denk geldiği bir andı. Çok net hatırlıyorum. Planlı bir şey değildi” diyor ve sonra eliyle terası işaret ediyor: “Eylülzede o terasta çıktı. Şimdi bir daha denesem ve aynı komutları girsem bile öyle bir şey ortaya koyamam.”
Eylülzede fenomeni ve şeffaflık meselesi
Hem Eylülzede hem de Denize Doğru cover’ı yayınlandığında, şarkıların üreticilerine vokalin kime ait olduğuyla ilgili ‘yalan söylüyorsunuz’a varan ağır eleştiriler yapıldı. Altuntaş bu konudaki sis perdesini kaldırıyor.
Eylülzede'deki o buğulu vokalin altyapısı, Nikbinler grubundaki bütün şarkıların bestecisi ve söz yazarı olan Berika Karadağ Altuntaş'a ait.
“İnsanlar ‘bu ses, o sese benzemiyor’ demeye başladı. E zaten benzemiyor… Bizim de başından beri iddiamız o değildi. Nitekim benim video açıklamalarımda da bunların hepsi yazıyor. Ama sanki biz bir şeyi gizlemişiz ya da yalan söylemişiz gibi bir algı oluşturulmaya çalışıldı.”
Altuntaş süreci şöyle detaylandırıyor: “Eylülzede için Berika’nın sesini kullandık, evet ama sonrasında yapay zeka araçlarıyla sesi aranje ettik. Bunu yaparken aramızda 'Sesi Berika’nın sesine benzetelim mi' gibi bir konu bile geçmedi. Bizim bir vokal klonlama iddiamız yoktu; ben sadece o duygu dünyasını, o buğulu ve nağmeli hali tarif ettim. O zamanki koşullarımız doğrultusunda stüdyoda ses kaydı dahi alamamıştık. Bundan sonraki kayıtlarımızı ise stüdyo ortamında gerçekleştirdik.”
Altuntaş, şeffaflık meselesinin üzerinde fazlaca duruyor. Ürettiği her şarkıda yaptığı gibi Eylülzede’nin de YouTube açıklaması kısmında, Berika KA'nın vokal desteğinden, kullanılan yapay zeka araçlarının sürümüne kadar her şeyi şeffaf bir eklediğini söylüyor. Hatta, ‘bu alanda video açıklamalarında kullanılan tüm AI araçlarını hangi sürüm olduğuna kadar yazma geleneğini getiren kişi benim zaten’ diyor. Nitekim bu hassasiyet, yeni nesil üretim etiğinin patikalarını oluşturmaya çalışmak anlamına geliyor.
35 yaşındaki eski sahaf, ne gitarist ne besteci ne de ses mühendisi. Müzik eğitimi almamış, enstrüman çalamıyor, şarkı söyleyemiyor. Ama ‘çok yakın hissetmediği’ arabesk dışında aklınıza gelebilecek her müzik türüne hakim ve bu alanlarda eserler üretiyor. Bir YouTube kanalı olan ve kurgusal gruplardan oluşan Zaruret Records altında psikedelik rock, dünya müziği, elektronik, Anadolu rock, Türk funk’ı türlerinde eserler çıkarıyor. İki sene önce 1970’lerde ABD’de var olmuş gibi kurguladığı ‘Camellas’ adlı grupla ‘desert psikedelik rock’ türünde ‘Desert Trip’ adında bir albüm yaptı. Sonrasında “Muhtemelen Spotify’a yüklenen ilk bütünlüklü yapay zeka albümlerinden biri” dediği ve yine kendi yarattığı ‘Concubanas’ adlı Latin caz grubuyla kısa sürede 1,5 milyon dinlenmeye ulaştı. “Grup, İspanyol basınında haber oldu. Almanya’dan bir müzik dergisi de benimle röportaj yaptı” diyor Altıntaş. Zaruret Records altında reggae grubu Ganja Dreams, Berlin School tarzında kurgusal elektronik müzik yapan Kosmosphar, Anadolu psikedelik funk grubu Dadalar gibi birçok kurgusal grup ve müzisyen var. “Bunların dışında belki 10-15 tane daha hayali artistim vardı Spotify’da” diyor, “Her biri kendi hikayesi, grup üyeleri ve tarzı olan gruplar. Melodileri de hiçbir yerden alıntı değil, tamamen özgün. Hala varlar ama şu anda dağıtımlarını yapmıyorum” diye ekliyor.
Şu anda? Daha çok Mayıs 2025’te kurduğu ‘Anatolian Psych Rock Lab’ ile ilgileniyor. ‘Eylülzede’nin de ilk kez yayınlandığı kanal olan Anatolian Psych Rock Lab’te Dadaloğlu, Karacaoğlan, Yunus Emre, Aşık Hüseyin gibi halk ozanlarının, İsmet Özel, Turgut Uyar, Cemal Süreya gibi modern dönem şairlerinin şiirlerini; Aşık Mahzuni Şerif, Neşet Ertaş ve Musa Eroğlu gibi halk müziğinin önemli sanatçılarının eserlerini yeniden yorumluyor. Altuntaş, “Kanalı açarken amacım, sevdiğim türküleri zevkime göre psikedelik tarzda yorumlayıp kişisel bir arşiv oluşturmaktı. Ama bir anda popüler oldu” diyor. Bu zengin kültürden ‘Acem Kızı’, ‘Mihriban’, ‘Gelin Ey Aşıklar’ gibi 10 milyon dinlenmenin üzerine çıkan hitler çıkardı. ‘Gelin Ey Aşıklar’, TRT’de ve ATV’de yayınlanan bazı Osmanlı tarihini anlatan dizilerde kullanıldı. Ardından Anatolian Psych Rock Lab etiketiyle Zülfü Livaneli’nin ‘Livaneli Şarkıları’ albümü yeniden yorumlandı.
Bugün Türkiye’de müziğin dönüşümünü tetikleyen Volkan Samet Altuntaş, aslında çocukluğundan itibaren müzikle her iştigal etmek istediğinde “Yapamazsın” sözleriyle karşılaştı. 11 yaşında piyano çalmak istedi ama ailesinin ekonomik durumu elvermedi. Apartmanlarının altında açılan bağlama kursuna gitti ama bu kez kurstaki öğretmeni parmaklarının kısa olduğunu söyledi. Şan derslerine katıldı, bas bariton teşhisi konan sesi vokal için yetersiz bulundu. “Hep ritimle ilgili bir şey yapma isteğim vardı ama bu reddedilişler müzikten soğuttu beni” diyor. O da harmoni ve ses oluşturma hayalini şiirde buldu. Hatta küçük yaşlardaki kekemeliğini bile şiirle yendi. “Benim için o yıllarda şiir gerçekten bir varoluş meselesiydi. ‘Peygamber olamıyoruz ama şair olabilirsek o da yeterli’ gibi geliyordu.” diyor. Altuntaş belki şair olamadı ama edebiyata olan merakı, onu 12 yıl boyunca yapacağı sahaflığa yöneltti ve kitaplar, eski eserlerle geçen bu dönem, bugün ürettiği müziklerin altyapısını oluşturdu.
O yıllardan kalan ve bugün yapay zeka araçlarını çok iyi kullanmasına vesile olan şeyse ortaokulda bir bilgisayarcıda çırak olarak işe başlaması. Burada donanımı ve web sitesi yapmayı öğrendiğini bu sayede kendi sahaf dükkanı için bir e-ticaret sitesi kurduğunu anlatıyor. Bu yatkınlıkla zaman içinde yapay zeka müzik araçlarının basit üretimlerini denemiş ama umduğunu bulamadığı için vazgeçmiş. Ta ki metin komutlarını kullanarak sözleri, vokalleri ve enstrümantal altyapısı dahil olmak üzere tam teşekküllü şarkılar yapmaya imkan veren Suno AI’ın 2024 ortalarında üçüncü versiyonunu deneyene kadar. “İlk ciddi denememi İsmet Özel’in ‘Caz’ şiirini Anadolu Rock tarzında besteleyerek yaptım. Sonuç çok etkileyiciydi” diye hatırlıyor Altuntaş. “Bu, müzikle tekrar birleşmeme vesile oldu. Çünkü yapamadığım şeyleri bir başka araçla yapabilme imkanını gördüm. Şarkı söylemek istedim, olmadı, enstrüman çalmak yapmak istedim olmadı. Ama artık bunu yapabileceğim bir araç vardı. ‘O zaman neden yapmayayım’ diye düşündüm.”
Bu kararı, evlenip eşinin iş sebebiyle bulunduğu Kayseri’ye taşınmak ve 12 yıllık sahaflık mesleğini bırakmak takip etti. Hiç geliri olmadan geçen 6-7 ayın sonunda Suno V3 ile farklı şairlere ait ve kendi yazdığı şiirlerden oluşan 350’den fazla şarkı üretip ilk kanalı Anatolyas’ı açtı. “Ama kanal ilk gününde sadece 0,35 sent kazandı. Büyük hayal kırıklığına uğramıştım” diyor, “Ama denemeye devam ettim. İkinci kanalım Zaruret Records’un ilk gününde 25 dolar kazanması her şeyi değiştirdi.”
İşin içine para girerse her şey değişir. Yapay zeka müziğiyle ilgili etik tartışmalar devam etse de platformlar, müzik şirketleri önce bu dalgayı durdurmaya çalıştılar, şimdilerde ise kısmen uyum sağlamaya çalışıyorlar. Altuntaş’ın Zaruret Records altındaki kurgusal gruplarının albümleri Spotify’a yüklendikten bir ay sonra yapay zekayla üretildiği gerekçesiyle kaldırılmıştı. Ancak bugün Spotify da Apple Music de bu içerikleri kabul ediyor. Nitekim günün sonunda elde edilen bir dinlenme getirisi söz konusu. Sadece yeni getirdikleri bir kuralla içeriğin üretim yöntemi (%100 yapay zeka, yapay zeka destekli hibrit ya da insan üretimi) konusunda açık beyan zorunluğu bulunuyor.
Uluslararası arena
2000’lerin başındaki şarkı paylaşım uygulaması Napster travmasını hala unutamayan müzik şirketleri ise yapay zeka müzik uygulamaları Suno ve Udio’ya resmen savaş açtı. Universal Music, Warner Music ve Sony Music gibi şirketlerin yer aldığı bir grup müzik şirketi, Haziran 2024’te ABD’de, Suno ve Udio’yu ihlal edilen eser başına 150 bin dolara kadar tazminat talebiyle mahkemeye verdi. Bir yıl önce de Universal Music, Anthropic’e, Claude’u sanatçıların şarkı sözleri üzerinde izinsiz eğittiği iddiasıyla telif hakkı davası açmıştı. Dava hala sonuçlanmış değil. Ama Warner Music, Suno ile anlaşmaya vardı. Buna göre Warner Music, programa katılmayı kabul eden sanatçıların seslerini, isimlerini ve benzerliklerini kullanarak Suno üzerinde kullanıcıların yapay zeka tarafından üretilmiş müzik oluşturmasına izin verecek. Sony ve Universal ise direniyor. İki şirket, müziklerinin yapay zeka eğitimi için kullanılmasına izin vermediği gibi gelecekteki herhangi bir platformun, kullanıcıların yapay zeka tarafından üretilen müzikleri indirme ve bunlardan gelir elde etmesinin sınırlanmasını talep ediyor.
Bununla birlikte, büyük müzik şirketlerinin yapay zeka üretimi yapan uygulamalarla kurduğu temaslar da yok değil. Hatta bazı yapay zeka şirketleriyle ortak projeler yürütülüyor. Örneğin Universal, hemen hemen Suno davasının başladığı günlerde ses klonlama girişimi SoundLabs ile ortaklık kurdu. Şirketlerin bu iş birliklerini yaparken diğer taraftan yapay zeka platformlarına dava açmalarının arkasındaki temel argüman, Suno gibi platformların mevcut şarkı külliyatını izinsiz dinleyerek kendilerini eğitmeleri. “Açıkçası buradan çok güçlü bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum” diyor Altuntaş, “Diyelim ki genç bir müzisyensiniz, gitar çalmayı öğrenirken bir Pink Floyd ya da Duman şarkısını açıp çalışıyorsunuz. Bunu yaparken o şarkıya telif ödemiyorsunuz. Sadece dinliyorsunuz ve çalmayı öğreniyorsunuz. Yapay zeka da aslında buna benzer bir şey yapıyor. Kendi sisteminde o müzikleri açıp dinliyor ve buradan bir öğrenme modeli çıkarıyor. Yani bu, halka açık şekilde yayınlanmış bir şeyi dinleyerek kendini geliştirme meselesi, insanların yıllardır yaptığı şey. Ancak telifle ilgili ciddi bir sorun çıkacaksa, büyük ihtimalle vokal klonlamayla ilgili olacaktır.”
Haklı da olabilir. Çünkü müzik üretimi neredeyse 90’lı yıllardan bu yana dijitalleşmenin hegemonyasına girmiş durumda. Günümüzde çoğu albümde dijital ses işleme programları (DAW yazılımları) kullanılıyor. Şöyle ki; kaydedilecek şarkıda bir keman partisyonu varsa, gerçek bir kemancıyla kayıt almak yerine yazılıma bir keman VST’si (müzik aletlerini veya stüdyo donanımlarını dijital olarak simüle eden yazılım formatı) ekleniyor. Elbette tamamen gerçek müzisyenlerle çalışılan istisnalar olsa da bu pratik yöntem sektörde uzun yıllardır kullanılıyor. Altuntaş, “İnsanların yapay zekayı müziğe karşı bir tehdit gibi algılanmasının sebebi biraz da üretim sürecini çok iyi bilmemeleri” diyor ve ekliyor: “Suno gibi platformlar da aslında arka planda bir tür DAW mantığıyla çalışıyor. Sadece bazı süreçleri daha hızlı hale getiriyor. Yani temelde yapılan şey yine dijital üretim.”
Peki ama emek nerede?
Altuntaş bu noktada gayet net. “Eğer mesele buysa, o zaman insanlar 50 yıldır bazı işleri neden yapmadı?” diye soruyor. “Mesela dizilerde kullanılan ‘Gelin Ey Aşıklar’ çalışmam. ‘50 kişilik bir toplulukla bir zikir atmosferi kurabilir miyiz, oraya bir elektro gitar ekleyebilir miyiz?’ gibi fikirler düşünüyordum. Ama bunu gerçekleştirecek maddi ya da teknik imkanlara sahip değildim” diyor ve devam ediyor: “Yapay zekayla bu fikri hayata geçirmem mümkün oldu. Oysa ilahiler kayıtlı halleriyle 100 yıldır dolaşımda. Bu kadar orkestra, koro, müzisyen varken kimse yapmadı. O yüzden burada emek var mı? Evet, var. Çünkü ortada bir fikir var. Mesele de o fikri bulmak ve uygulayabilmek.”
Altuntaş yine de müzik piyasasının genelgeçer doğrularına saygı gösteriyor. Kullandığı sözler ya da şarkılar için sanatçılara ya da varislerine telif ücreti ödediğini ve muvafakatnameler aldığını söylüyor. Diğer taraftan yaptığı işin kurumsallaşması için çalışıyor. Onun öncülüğünde yapay zeka müzik üreticileri ve kanal sahiplerinden oluşan 80’i aşkın üyeyle (50’si aktif) ‘AI Müzik Türkiye’ topluluğu kuruldu. Şimdi dernekleşme sürecindeler. “Amacımız hem bu işe resmi kimlik kazanmak hem de yasal süreçlerde birlikte hareket etmek” diyor derneğin başkanlığını yürütecek olan Altuntaş, “MESAM ile de görüşmelere başladık” diye ekliyor.
Yapay zeka müziğin popülerleşmesi üretimi tabiri yerindeyse patlattı ama bu aşırılık, popüler türkülerin tekrar tekrar yorumlanmasına, büyük dil modellerinden alınan sözler ve hazır komutlarla yapılan kalitesiz bir seri üretime; hatta pasif gelir kapısına dönüştü. Üstelik günümüz piyasasının dinamikleri o kadar hızlı değişiyor ki bunlar yalnızca birkaç ay içinde gerçekleşti. “Çin malı ürünlerle dolu bir pazara benziyor şu anda piyasa” diyor Altuntaş rahatsızlığını anlatırken: “Geçen gün bir uygulamaya kendi YouTube kanallarımı analiz ettirdim. Uygulama bana diyor ki ‘YouTube’ta psychedelic Anatolian rock tarzının mimarı sensin ama şu an sen de algoritma tarafından aynı başlığı kullanan kopyalar gibi algılanıyorsun'. Kendi kendimin taklitçisi gibi bir durumdayım şu an.”
Bakir topraklar üzerinde
Altuntaş, bu üretim kaosunun ardından gözünü bu toprağın bereketli, bakir topraklarına daha yakından çevirmiş. Yakın zamanda edindiği, Osmanlı dönemindeki Rum kaynakları tarafından derlenmiş ve internette dahi bulunmayan çok eski Anadolu türkülerini içeren ciltli kitaplar üzerinde çalışırken; bir yandan da yaşamının yeni temposuna alışmaya çalışıyor. “Benim için hayatın rekabet tarafından ziyade oyun oynama hissi önemliydi eskiden. Şimdi benden beklenti de epey artınca hayatın biraz da ‘iş’ kısmı öne çıkmaya başladı.” Bahsettiği bu ‘oyun alanının’ sahaf dükkanının sessizliğinden yüzlerce kişiyi coşturan bir DJ kabinine dönüşmesi süreci, onun için bir başka zorlu sınava sahne oluyor.
Bir ayağı 19. yüzyılın tozlu yazmalarında, diğer ayağı 21. yüzyılın gelişmiş işlemcilerinde olan Volkan Samet Altuntaş, aslında her birimizin 'elinin altındaki' teknolojik imkanlarla tozlu raflardan süzülen dijital bir meydan okumaya imza atıyor. Bunu yaparken önümüzdeki yıllarda daha çok tartışacağımız açık olan yeni bir üretim biçiminin taşlarını döşüyor. Belki de yapay zeka ile ‘her önüne gelenin müzik yapabilmesi’ müziği bitirmeyecek, bu araçları kullanmayı bilen ‘yetenekliler’ yine ve yeni bir ustalık alanı oluşturacak. Neyin iyi, neyin kötü olduğuna ise zaman ve dinleyici karar verecek. Artık herkesin bir şansı var.
Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.
E. Can Özer
DAHA FAZLASI
Bu Kitap Okunamıyor
E. Can Özer
Spor Yapanlar İçin Yeni Ritimler
Samet Kelebek
Google’ın Yeni Single’ı
Samet Kelebek
iPhone’un Doğuşu Sandığınızdan Çok Farklı
Arda Aşık