Bin Küçük Kesikle Gelen Ölüm
Çevre, çatışmalar sona erdikten çok sonra bile savaşın etkilerini taşımaya devam edecek.
İllustrasyon: Daria Lada
8 Mart'ta Tahran'ın üzerini kara bulutlar kapladı. Kıvamlı, kötü kokulu, koyu renkli yağmur, sokakları, çatıları ve arabaları is benzeri bir kalıntıyla örttü. İsrail, İran'daki petrol tesislerini vurmuştu. Saldırıların ve ardından gelen yangınların boyutu o kadar ciddiydi ki, ABD'li yetkililer bile daha sonra bu saldırıların stratejik gerekçelerini sorguladı. Hasar bununla da sınırlı kalmadı. Sayıları giderek artan açık kaynaklı kanıtlar, uydu görüntüleri, sosyal medya kayıtları ve resmi açıklamalar Körfez, Lübnan ve İran'da büyüyen bir ekolojik krize işaret ediyor. Ortaya çıkan tablo çevreye yönelik çok cepheli bir saldırı: Karada, denizde ve havada. Bazı etkiler dumanda, sızıntılarda ve enkazda gözle görülebiliyor. Diğer etkileri görmek ise daha zor. Yalnızca savaşın ilk iki haftasında 5 milyon tondan fazla karbondioksit eşdeğeri salım açığa çıktı. Araştırmacılar, her füze saldırısının kabaca 0.14 ton CO₂ eşdeğeri salım yarattığını tahmin ediyor. Bu, bir otomobille 560 kilometrenin üzerinde yol kat etmeye eşdeğer bir miktar. Söz konusu rakam, saldırının kendisinden kaynaklanan salımların yanı sıra füzelerin üretimi ve tedarik zincirine bağlı karbonu da içeriyor. Yalnızca Birleşik Arap Emirlikleri, İran tarafından fırlatılan 537 balistik füzenin yanı sıra 26 seyir füzesi ve 2 bin 256 insansız hava aracıyla angajmana girdi.
Kara
Lübnan Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi'nin verilerine göre, sadece 35 gün içinde yaklaşık 40 bin konut yıkıldı veya ağır hasar gördü; en kötü etkiler ise Beyrut'un güney banliyöleri Nabatiye, Bint Cbeil ve Tire'de kaydedildi.
Oregon Üniversitesi'ndeki jeo-uzamsal araştırma laboratuvarı Conflict Ecology'nin uydu hasar değerlendirmelerine göre, İran genelinde savaşta 7 bin 645 bina yıkıldı. Ancak yıkılan yapılar, felaketin sadece gözle görülen kısmı. Toprak, su ve enkazdaki kirliliğin tespit edilmesi genellikle daha uzun sürüyor, miktarının belirlenmesi de daha zor.
Lübnan’daki çevre tahribatını inceleyen politika danışmanı ve akademisyen Dr. Antoine Kallab, çatışmaların ekosistemleri yeniden şekillendirdiğine dikkat çekerek “İnsanların topluluklarını ve tarım arazilerini terk etmeye zorlandığı, yerinden edilmelere yol açan her türlü aktif savaş, çevre üzerinde kesinlikle bir etki yaratıyor” diyor. Kentsel altyapıya verilen hasar uzun vadeli kirliliğe yol açabiliyor; moloz ve enkaz, duman dağıldıktan sonra bile uzun süre ortada kalıyor. “Bir bomba patladığında duman çıkıyor ve bu duman dağılıyor ancak zehirli maddeler içeren enkaz gibi şeyler geride kalıyor. Bunlar çok, çok tehlikeli hale gelebiliyor çünkü toprağa karışarak toprağın kalitesini bozabiliyor veya suya karışabiliyor.”
Ölçek çok ciddi. Kallab, Lübnan’ın 2024’te İsrail ile bir önceki savaş sırasında sadece üç ayda 15 ile 20 milyon ton moloz ürettiğini belirtiyor. Bu, ülkenin barış zamanında yaklaşık 20 yılda üreteceği miktara denk. Moloz atıl bir şey değil. Binalar bombalandığında veya buldozerlerle yıkıldığında enkazdaki plastikler, çözücüler, yalıtım lifleri, ağır metaller, asbest ve diğer kirleticiler çevredeki toprağa ve suya sızabiliyor. Evler, yollar, su şebekeleri ve kanalizasyon sistemleri de bunlarla birlikte çökmüşse çevreye verilen zarar daha da artıyor.
Yanan yakıt ve patlayıcılardan kaynaklanan kirlilik ortadan kalkmıyor. Zehirli parçacıklar karaya ve suya geri dönerek toprağa, ormanlara ve mahsullere zarar verebiliyor, besin döngülerini bozabiliyor ve suyu kirletebiliyor. Hollandalı STK PAX'ın insani silahsızlanma programının lideri Wim Zwijnenburg, askeri ve sınai tesislerin özellikle tehlikeli olduğuna işaret ediyor ve "Roket yakıtı üretim tesisleri, füze yapımı süreciyle bağlantılı tüm tesisler; bunlar zehirli maddeleri işleyen ve depolayan tesislerdir" diyor.
İklim ve Topluluk Enstitüsü’nden Dr. Patrick Bigger’a göre, yanan yakıt ve patlayıcıların açığa çıkardığı kirleticiler, patlama bölgesinin ötesine taşan uzun vadeli riskler yaratabiliyor. “Ayrıca ağır metallerin ve kalıcı organik kirleticilerin besin zincirinde biyobirikimine dair gerçekten korkutucu bir olasılık var” eklemesini yapıyor, “Bu maddeler toprağa karışıyor, bitkiler tarafından emiliyor, hayvanlar tarafından yeniyor; bunlar da besin zincirinde yukarı doğru ilerliyor.” Lübnan Tarım Bakanlığı’na göre, Eylül 2024 itibarıyla, tarım alanlarının en az yüzde 68’i doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmiş durumda.
Deniz
Saldırılar, sızıntılar ve kaçaklar, birleşerek daha geniş çaplı bir ekolojik krize dönüşme riskini taşıyor. Su sıcaklığının artması, sınai faaliyetler ve yaşam alanı kaybı nedeniyle Körfez’in deniz ortamı zaten baskı altındaydı. Gemilerin Hürmüz Boğazı’na geri dönmesiyle birlikte mayınlar, sonar, askeri faaliyetler ve yeniden artan trafik yoğunluğu, 7 bin dugong (denizineği takımından bir afrotherian memeli cinsi) ve göç etmeyen, dolayısıyla yer değiştiremeyen nadir bir popülasyon olan 100’den az Arap kambur balinası için ek strese yol açabiliyor.
Körfez suları sığ, sıcak ve yarı kapalı, dolayısıyla su sirkülasyonunun sınırlılığı, kirleticilerin burada daha açık sulara göre daha uzun süre kalmasına olanak tanıyor. Mart ayında ABD ve İsrail, İran İslam Devrim Muhafızları (İİDM) tarafından askeri insansız hava aracı taşıyıcısına dönüştürülen bir konteyner gemisi olan Şehid Bagheri'ye saldırdı. Uydu analizleri, karaya oturan gemiden daha sonra ağır akaryakıt sızıntısı olduğunu ve tabakaların Hara Biyosfer Rezervi'nin mangrov ormanlarına doğru sürüklendiğini gösterdi. Burası kaplumbağalar, pelikanlar, deniz yılanları ve diğer vahşi yaşam türlerine ev sahipliği yapan, UNESCO tarafından tanınmış bir biyolojik çeşitlilik alanı. Basra, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin kuzeyinde de daha küçük çaplı sızıntılar bildirildi. Kirlenmiş kıyı suları balıkçılığa zarar verebiliyor, su ürünleri yetiştiriciliğini tehdit edebiliyor, deniz ürünleri güvenliğini etkileyebiliyor ve ve deniz suyunun içme suyuna dönüştürülmesine bağımlı olan ülkeler üzerinde baskı yaratabiliyor.
Hava
Tahran’daki petrol tesislerine düzenlenen saldırıların ardından gökyüzü günlerce yoğun siyah bir dumanla kaplı halde kaldı. Açığa çıkan kirleticiler arasında akut solunum sorunlarıyla ilişkilendirilen siyah karbon da bulunuyor. Yanan petrol ve kuvvetli patlayıcılar, daha geniş çaplı çevre ve halk sağlığı riskleri oluşturan kükürt oksitler, azot oksitler ve ince parçacıklı maddeler de yayabiliyor. Askeri tesislere düzenlenen saldırılar, yakıtlar, yağlar, ağır metaller, enerjik bileşikler ve çevrede kalıcı olan, bu yüzden de ‘sonsuza kadar kimyasallar’ olarak adlandırılan PFA’ların salınmasına neden olabiliyor.
İran’daki bir üniversitede akademisyen olan Ali*, Tahran’daki petrol rezervlerinin bombalanmasının ardından yağan yağmurların asitlik seviyesinde artış görüldüğünü belirtti. “Atmosfere önemli miktarda aerosol salınımı yerel iklim etkileri yaratabiliyor” diyen Ali*, bu durumun tam etkisini anlamak için uydu analizlerinin gerekli olduğunu sözlerine ekledi.
Lübnan'da da saldırılarda beyaz fosfor kullanıldığına dair haberler endişelere yol açtı. Beyaz fosfor yangınlara neden olabiliyor, ekinlere zarar verebiliyor, toprağın kimyasal yapısını değiştirebiliyor ve zehirli parçacıklar açığa çıkarabiliyor.
Sonrası
Önce bombalar durur. Ancak bombaların yol açtığı sonuçlar durmaz. Bigger, “Modern savaşların neden olduğu iklim hasarlarının büyük çoğunluğu, beton binaların yıkılması ve zorunlu olarak yeniden inşa edilmesinden kaynaklanıyor” diyor.
Savaşın çevresel etkilerini izleyen Birleşik Krallık merkezli Çatışma ve Çevre Gözlemevi’nin Direktörü Doug Weir başka bir çevresel riske daha dikkat çekerek, “Çatışmalarda her zaman gördüğümüz şey, çevresel yönetişimin zayıflamasıdır çünkü çatışmanın ardından toparlanmaya çalışan devletlerin dikkati dağılmış durumdadır” diyor ve ekliyor “Bir sürü öncelikleri var. Çoğu zaman çevre bunların arasında yer almıyor.” Uluslararası destek hayati öneme sahip olabiliyor. Weir, Ukrayna’da çevresel iyileşme için finansman ve iş birliğinin daha erişilebilir ve hızlı olduğunu belirtiyor. Dünyanın şimdi de aynı şekilde harekete geçip geçmeyeceği sorulduğunda ise cevabı net: “Pek muhtemel değil.”
Kalıcı çevresel etki hemen belli olmayabilir çünkü işaret edilecek devasa bir olay yoktur. “Burada mesele tek bir vaka değil” diyor Weir, “Mesele, bin küçük kesikle gelen ölüm.”
Bu yazı Chris Hamill-Stewart ve Ruchi Kumar WIRED’da yayınlanmış ve Enver Can Özer tarafından İngilizceden çevrilmiştir.