Prof. Dr. Barış Salihoğlu
Çevre
18 Ekim 2026 18:22

Denizlerde Dijital Dönüşüm

Sürdürülebilir bir dünya hedefinin kilit alanları denizler, yapay zeka destekli simülasyonlar sayesinde artık sadece izlenen değil, dijital ikizleriyle geleceği test eden sistemlere dönüşüyor.

Denizlerde Dijital Dönüşüm

Görsel: Julia Kozlov / gettyimages

Haberlerimizi Google'da Takip Edin

Tıklayın, gelişmelerden anında haberdar olmak için tercih edilen kaynaklarınıza ekleyin.

Google

Teknolojinin gelişme hikayesini büyük ölçüde karada yazdık. Sanayi Devrimi’nden internet devrimine kadar ekonomik ve teknolojik dönüşümün ana sahnesi çoğunlukla karaydı. Ancak iklim kriziyle mücadele kapsamında, önümüzdeki birkaç on yılın en önemli teknolojik dönüşümlerinden birinin denizlerde gerçekleşeceğini düşünüyorum.


Bu dönüşüm; kıyı ötesi rüzgar santrallerinden otonom gemilere, su altı robotlarından okyanus gözlem sistemlerine kadar geniş bir alanı kapsıyor. Daha büyük dönüşüm ise bütün bu teknolojilerin birbirine bağlanmasıyla ortaya çıkıyor. Okyanusların ve denizlerin sürekli gözlemlendiği, sensörlerden ve uydulardan gelen verilerin gerçek zamanlı işlendiği, yapay zekanın bu verileri sayısal modellerle bir araya getirdiği, denizlerin geleceğine ilişkin farklı senaryoların dijital ortamda test edilebildiği yeni bir altyapı oluşuyor.


Denizlerin dijital sistemi; gelecekte bilimsel araştırma, enerji, balıkçılık, deniz taşımacılığı, doğa koruma, iklim uyumu ve kıyı kentlerinin yönetimini aynı bilgi altyapısı üzerinde buluşturabilir. Çok sayıda kararın bu yeni ‘dijital okyanus’ altyapısından beslenmesi mümkün.


Peki iklim krizini neden denizlerde okumalıyız? İklim değişikliğini konuşurken atmosfer sıcaklığındaki artış doğal olarak önemli bir gösterge. Bunun yanında gezegenin enerji sistemindeki değişimin çok büyük bir bölümünü denizler absorbe ediyor. Bu nedenle iklim krizinin en güçlü ve en kalıcı sinyallerinden bazılarını denizlerde görüyoruz: Deniz suyu sıcaklıklarının yükselmesi, denizel sıcak hava dalgaları, oksijen kaybı, asitlenme, deniz seviyesinin yükselmesi ve ekosistemlerin hızla değişmesi. Ülkemizi çevreleyen denizler bunun çok çarpıcı örneklerini sunuyor. Akdeniz’de uzun yıllar ortalamaların birkaç derece üzerine çıkan deniz yüzeyi sıcaklıklarını giderek daha sık görüyoruz. Deniz yüzeyinde biriken bu fazla enerji hem deniz ekosistemlerini etkiliyor hem de atmosferle etkileşime girerek aşırı yağış ve fırtına gibi olayların gelişebileceği enerjik bir sistem oluşturuyor. Akdeniz en sıcak denizimiz olurken uzun dönemli değişim açısından Karadeniz çok dikkat çekici. Elimizdeki veriler, Karadeniz’de uzun dönemde yaklaşık 2.27 derece, Akdeniz’de 1.73 derece ve Marmara’da 1.5 derece düzeyinde bir ısınmaya işaret ediyor. Yaz aylarında ise Karadeniz’deki sıcaklık artışının 1980’e göre 3.21 dereceye ulaşması değişimin boyutunu görünür hale getiriyor.


Küreselde düzeyde baktığımızda ise artan ısının çok büyük bir bölümü denizlerde birikiyor. 2025 yılında okyanusların üst 2 bin metresindeki ısı içeriği, gözlem tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Küresel deniz yüzeyi sıcaklıkları da rekor düzeylerde. 22 Ağustos 2026’da kutup bölgeleri dışındaki küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı 21.10 derece ile günlük gözlem rekoruna ulaştı. Haziran 2025’te Batı Akdeniz’de ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı 27 dereceye ulaşarak haziran ayı rekorunu kırdı. Bazı bölgelerde 28 dereceyi aşarken uzun dönem ortalamasının 5 derece üzerine çıktı.


Okyanuslar gezegenin ısı dengesinin ve su döngüsünün temel bileşenleri. İklim sisteminde yıllar ve on yıllar boyunca biriken değişimin önemli bir bölümü okyanuslarda tutuluyor. Bu tablo aynı zamanda çok önemli bir yönetim sorusunu gündeme getiriyor: Bu kadar hızlı değişen ve birbiriyle bağlantılı süreçlerden oluşan bir deniz sistemini nasıl yönetmeliyiz?


Deniz yönetiminde araştırma seferleri, ölçüm istasyonları, istatistikler, yıllık raporlar ve haritalar uzun temel bilgi kaynaklarımızı oluşturuyor. Bunların tamamı bugün de gerekli ve değerli. Önümüzdeki dönemde ise bunlara gerçek zamanlı gözlemler, sürekli veri akışı, gelişmiş modeller ve tahmin sistemleri de eklenecek. Çünkü deniz son derece dinamik bir sistem.


Akıntılar ve deniz sıcaklığı değişiyor. Balık stokları ve ekosistemler yer değiştiriyor. Kirleticiler yüzlerce kilometre taşınabiliyor. Deniz trafiğinin yoğunluğu saatler içerisinde farklılaşabiliyor. Aynı deniz alanı aynı anda enerji üretimi, balıkçılık, turizm, taşımacılık ve biyolojik çeşitlilik açısından kritik hale gelebiliyor.


İklim değişikliği de bütün bu dinamiklerin hızını ve ölçeğini artırıyor. Dolayısıyla günümüzde temel ihtiyaç hem daha fazla ve daha nitelikli veri toplamak hem de bu veriyi değişen deniz koşullarını anlayabileceğimiz ve geleceğe ilişkin kararları destekleyebileceğimiz sistemlere dönüştürmek.


Dijital ikiz teknolojilerinin dönüştürücü potansiyeli tam da burada ortaya çıkıyor. Bir deniz alanının mevcut durumunu gösteren gözlemler değerli. Deniz sıcaklığını, dalgaları, akıntıları, ekosistemleri ve insan faaliyetlerini haritalandırabilmek güçlü bir başlangıç noktası sağlıyor. Asıl teknolojik dönüşüm ise bu gözlemlerle birlikte geleceğe ilişkin senaryoları değerlendirebildiğimiz sistemlerin gelişmesiyle ortaya çıkıyor. Örneğin bir deniz alanına büyük bir offshore rüzgar santrali kurmayı planlıyoruz. Ne kadar elektrik üretileceği kadar, bu yatırımın deniz sistemi üzerindeki diğer etkileri de önemli. Akıntılar nasıl değişebilir? Balıkçılık alanları nasıl etkilenebilir? Ekosistemde hangi değişimler ortaya çıkabilir? Deniz trafiği ve turizmle nasıl bir etkileşim oluşabilir? Enerji üretimi ile koruma hedeflerini aynı deniz havzasında nasıl birlikte planlayabiliriz?


Dijital ikiz, okyanusun üç boyutlu görselleştirilmesini, gerçek dünyadan gelen gözlemleri, uydu verilerini, sayısal modelleri, yapay zekayı ve yüksek hesaplama kapasitesini aynı sistem içerisinde bir araya getiriyor. Böylece sürekli güncellenen, yaşayan bir karar destek altyapısı ortaya çıkıyor. Bu sistemin en güçlü fonksiyonlarından biri de ‘what-if scenario’ dediğimiz, ‘Eğer şöyle yaparsak ne olur?’ sorularına cevap verebilmesi. Bu açıdan dijital ikizi bir senaryo motoru olarak düşünebiliriz.


Peki yapay zeka denizi nasıl değiştirecek? Okyanus gözlem sistemleri artık çok büyük miktarda veri üretiyor. Uydular, radarlar, şamandıralar, araştırma gemileri, glider’lar, otonom araçlar ve deniz tabanındaki sensörler sürekli veri topluyor. Yeni ihtiyaç hem bu veriyi toplamak hem de giderek büyüyen veri akışını anlamlandırabilmek. Yapay zeka sistemleri ekosistem değişikliklerini erken tespit edebilir, yasa dışı balıkçılık faaliyetlerini belirleyebilir, deniz kirliliğinin yayılımını tahmin edebilir, alg patlamalarını öngörebilir, denizel sıcak hava dalgalarının gelişimini izleyebilir, gemilerin enerji tüketimini optimize edebilir ve offshore enerji üretiminin performansını tahmin edebilir. Burada verinin kalitesi, sürekliliği ve bu sistemlerin nasıl eğitildiği belirleyici hale geliyor.


Deniz alanlarının yönetimi ekolojik, ekonomik, toplumsal ve politik tercihleri aynı anda içeriyor. Yapay zeka binlerce değişken arasındaki ilişkileri ortaya çıkarabilir, alternatifleri karşılaştırabilir ve farklı kararların olası sonuçlarını gösterebilir. Hangi değerin, hangi kullanımın veya hangi toplumsal hedefin öncelikli olacağı ise insanlar, kurumlar ve toplum tarafından belirlenecek. Teknolojinin esas gücü, kararların sonuçlarını daha açık biçimde görmemizi sağlayabilmesi.


Denizlerdeki teknolojik dönüşüm hem dijital sistemlerde hem de fiziksel altyapıda gerçekleşiyor. Bugün denizdeki yapıları genellikle belirli bir ana işlev üzerinden tasarlıyoruz. Offshore rüzgar santralleri bunun en yaygın örneklerinden biri ve temel amaçları enerji üretmek. Gelecekte aynı altyapının farklı fonksiyonları bir araya getirmesi mümkün.


Denizden üretilen yenilenebilir enerji hidrojen üretiminde kullanılabilir. Su ürünleri ve alternatif protein üretimi yapılabilir. Deniz biyoteknolojisi üzerinden yeni ilaçlar ve ham maddeler geliştirilebilir. Aynı altyapı çevresel gözlem ve haberleşme sistemlerini de destekleyebilir. Bir offshore platform aynı anda enerji üretebilir, çevresel gözlem yapabilir, otonom araçlara hizmet verebilir, haberleşme altyapısı sağlayabilir ve gıda üretimini destekleyebilir.


Böylece denizlerde yeni bir kavram ortaya çıkıyor: Çok amaçlı akıllı deniz platformları. Bu dönüşümü karadaki teknolojik altyapının geçirdiği değişime benzetiyorum. Cep telefonu, iletişim amacıyla hayatımıza girdi; zaman içerisinde kamera, navigasyon sistemi, ödeme aracı ve kişisel bilgisayar fonksiyonlarını aynı cihazda birleştirdi.


Bugünkü deniz alan planlaması büyük ölçüde haritalar üzerinden ilerliyor. Belirli alanları enerji üretimi, taşımacılık, balıkçılık, turizm, güvenlik veya doğa koruma için tanımlıyoruz. Bu yaklaşım deniz yönetiminin önemli bir temelini oluşturuyor. Deniz sistemlerinin giderek daha dinamik hale gelmesi ise planlamanın da zamansal boyutunu güçlendirmeyi gerektiriyor.


Bu nedenle deniz alan planlamasında ‘Hangi faaliyet nerede yapılabilir?’ sorusuyla birlikte ‘Hangi faaliyet, hangi zamanda ve hangi koşullarda yapılmalı?’ sorusu da önem kazanıyor. Dijital bir deniz yönetim sistemi aynı anda hava tahminlerini, deniz koşullarını, gemi trafiğini, balık dağılımını, enerji üretimini, ekosistem hassasiyetlerini ve insan faaliyetlerini değerlendirebilir. Böylece sabit zonlama ile dinamik ve adapte olabilen yönetim yaklaşımlarını birlikte kullanabileceğimiz yeni bir deniz yönetişimi modeli ortaya çıkabilir. Planlama; geçmiş verileri, gerçek zamanlı bilgiyi ve gelecek simülasyonları buluşturan yaşayan bir sisteme dönüşebilir.


Mavi ekonominin teknolojik altyapısı da değişiyor. Mavi ekonomi kavramı uzun süre balıkçılık, deniz taşımacılığı, limanlar ve turizm gibi denizlerde gerçekleştirilen ekonomik faaliyetler üzerinden şekillendi. Bugün ise kapsamı hızla genişliyor. Offshore yenilenebilir enerji, deniz robotikleri, otonom tekneler, deniz biyoteknolojisi, yeni nesil su ürünleri yetiştiriciliği, okyanus gözlem teknolojileri, dijital ikizler ve yapay zeka tabanlı deniz hizmetleri bu yeni ekonominin önemli bileşenleri arasında.


Bu sektörlerin büyük bölümünün ortak bir özelliği var: Veriye bağımlılar. Bir ülkenin denizlerini gerçek zamanlı olarak bilmesi; çevre politikası, enerji güvenliği, gıda güvenliği, denizcilik, iklim uyumu ve ulusal güvenlik açısından stratejik bir kapasite haline geliyor.


Geçtiğimiz yüzyılda bir ülkenin teknolojik ve ekonomik kapasitesini değerlendirirken yollarına, limanlarına, enerji altyapısına ve sanayi kapasitesine bakıyorduk. Sonra bunlara dijital altyapı eklendi. Fiber ağlar, uydular, veri merkezleri ve yapay zeka kapasitesi. Önümüzdeki dönemde bunlara deniz zekası kapasitesi eklenecek. Bununla kastettiğim, bir ülkenin kendi denizlerini gözlemleme, veriye dönüştürme, modelleme, tahmin ve simüle etme, tüm bilgiyi karar sistemlerine aktarabilme kapasitesi.

Denizlerimiz ekonomik faaliyetleri, iklim güvenliğini, enerji dönüşümünü, biyolojik çeşitliliği ve teknoloji politikalarını aynı coğrafyada buluşturuyor. Bu nedenle denizler Türkiye’nin bilim, teknoloji, ekonomi ve güvenlik politikalarının kesiştiği stratejik bir alan.


20’nci yüzyılın stratejik altyapıları yollar, limanlar ve elektrik şebekeleriydi. 21’inci yüzyılın stratejik altyapılarından biri dijital okyanuslar olabilir. Geleceğin deniz altyapısının en kritik parçalarından biri de denizin dijital ikizinde kurulacak.


PROF. DR. BARIŞ SALİHOĞLU

Orta Doğu Teknik Üniversitesi İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü

sürdürülebilirlik

Orta Doğu Teknik Üniversitesi İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü

Prof. Dr. Barış Salihoğlu

DAHA FAZLASI

İstanbul’un Sel Faturası Daha Çıkmadı Ancak Sonrakini Beklemeden Çözüme Odaklanılmalı

14 Ekim’de İstanbul’un bazı noktalarına bir günde metrekareye 277 kilogramı aşan yağış düştü. Selin ekonomik faturası henüz ortaya çıkmış değil. Ancak Kopenhag’dan Singapur’a, İngiltere’den Hindistan’a kadar örnekler yapılması gerekeni gösteriyor. Aşırı yağışı engellemek mümkün olmayabilir ama yağmurun afete dönüşmesini engelleyecek teknoloji, mühendislik ve finansman modelleri biliniyor.

Toprağa Dokunmadan Başlayan Hayat

Savaşlarda kentleri yıkan askeri uçaklar, daha sonra gezegeni yeniden inşa etmeye odaklandı. Günümüzde ise havadan biyo-mühimmatlar atarak iklim kriziyle mücadele ediyorlar.

Dirençli Şehirler: 3 Büyük Felakete Karşı

Deprem, sel ve yangın, Türkiye'nin sık karşılaştığı doğal afetler. Artık teknolojinin de desteğiyle yerli mühendislerin geliştirdiği saniyelerle yarışan sensörler, alevi dumandan önce gören cihazlar ve afet anında bakanlıkları tek ekranda buluşturan sistemler ‘kader’in anlamını değiştiriyor.

Rüzgar Türbinlerinin Kuşlara Etkisi Nasıl Ölçülüyor?

Hollanda’da bir deniz türbinine yerleştirilen termal kameralar, kuş çarpışmalarını görüntülemeyi başardı. Türkiye’de rüzgar elektriği büyürken asıl veri ihtiyacı da belirginleşiyor: Santral kurulmadan önce hesaplanan risk, işletmeye geçtikten sonra sahada ne ölçüde gerçekleşiyor?