Geleceğin Tüketicisini Yetiştirmek
Sürdürülebilirlik eğitimi, çocuklara sadece daha az ile yetinmeyi değil neyi, neden ve nasıl tükettiklerini, bunun gezegene maliyetini anlatmanın bir yolu.
Görsel: Connect Images
Sürdürülebilirlik kavramı, 1987 tarihli Brundtland Raporu’nda, ‘gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yeteneklerinden ödün vermeden, mevcut nesillerin ihtiyaçlarının karşılanması gerekliliği’ olarak tanımlanıyor.
Sürdürülebilirlik fikrinin kökleri 18’inci yüzyıla, Alman baş maden görevlisi Hans Carl von Carlowitz’e kadar uzanıyor. 17’nci yüzyılın sonlarında ortaya çıkan kereste kıtlığı ve ormanların aşırı şekilde sömürülmesi nedeniyle 1713 yılında ‘Sylvicultura Oeconomica’ adlı bir eser yayınlayan Carlowitz, ilk kez planlı ağaçlandırma ve yeniden yetiştirilebilecek kadar kereste kesilmesi gerektiğini savundu. Kavram ise 1987'de Brundtland Raporu'yla bugünkü anlamına yaklaşarak gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da hesaba katan bir kalkınma anlayışının temeli haline geldi.
Aradan geçen 250 yılın ardından akademik literatürde yeni bir alan olarak sürdürülebilirlik okuryazarlığı terimi eklendi. Sürdürülebilirlik okuryazarlığı, bireylerin çevresel, ekonomik ve sosyal etkileri anlayarak bilinçli ve etkili kararlar alabilmesini sağlayan bilgi, beceri, tutum ve zihniyet bütününe deniyor.
Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Aydemir, sürdürülebilirlik okuryazarlığını “Bugün aldığımız kararların yarının dünyası üzerindeki sonuçlarını öngörebilme becerisi” şeklinde tanımlıyor. Aydemir’e göre, sürdürülebilirlik okuryazarı bir birey, aldığı kararların gezegen, toplum, ekonomi, istihdam ve eğitime olan etkilerini küresel ve bütüncül olarak değerlendirebiliyor. Örneğin bir ürün satın alırken sadece fiyatına bakmak yerine nerede ve hangi koşullarda üretildiği, ne kadar kaynak kullanıldığı, çalışanların hangi koşullarda çalıştırıldığı, ürünün ne kadar dayanıklı olduğu ve kullanım ömrü sonunda ne olacağını da düşünmek gerekiyor.
Sürdürülebilirlik okuryazarlığı her yaşta kazanılabilecek bir yeti ancak bunu çocuklara küçük yaşlardan itibaren öğretmek, geleceğin bilinçli tüketicilerini yetiştirmek açısından önemli. “Çocuğa istediği ürüne gerçekten ihtiyacı olup olmadığını sorun. Sonra üretimden vitrine çıkana kadar geçen süreci anlatın” diyen Aydemir, bu sayede farkındalık yaratmayı tavsiye ediyor. Sürdürülebilirlik eğitiminde nihai hedefin davranış değişikliği olduğunu belirten Aydemir, “Farkındalık, yetkinlik, tutum ve davranış değişikliği, takdir etme ve pekiştirme ile çocuk teşvik edilmeli” diyor.
Çocuklara sürdürülebilirliğe dair gerçekleri anlatırken geleceğe dair umutlarını da korumak gerekiyor. Aydemir’e göre, sürekli olarak eriyen buzullar, orman yangınları, su baskınları, yok olan türler ve yaklaşan felaketler anlatılırsa, istemeden de olsa çaresizlik de aşılanabilir. Bunun sonucunda da çocuk, sürdürülebilirliği, çözülemeyecek kadar büyük bir problem olarak görmeye başlayabilir. Sadece problemleri değil, çözümlerini ve kendilerinin bu konuda neler yapabileceklerini de anlatmak gerekiyor.
Sosyal medya ve dijital platformların sürdürülebilirlik konusunda farkındalık yarattığını, aynı zamanda bilgi kirliliğine de yol açtığını anlatan Aydemir, “Çocuklara, karşılaştıkları bilginin kaynağını sorgulamayı, iddiaların somut verilerle desteklenip desteklenmediğini teyit etmeyi ve farklı kaynaklardan doğrulama yapmayı öğretmemiz gerekiyor. Böylece çocuklara, doğru bilgiyi yanlış veya yanıltıcı bilgiden ayırabilecek eleştirel düşünme becerisi de kazandırabiliriz” şeklinde konuşuyor.
Sürdürülebilirlik eğitimi, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde de yer alıyor. Model, okul öncesinden ortaöğretimin sonuna kadar uzanan yapıda; öğrencilere bir ürünün veya karar riskinin arka planını tanıma (farkındalık), gezegene maliyetini çözümleme (işlevsellik) ve somut eylemler geliştirme (eylemsellik) yetkinliği kazandırmayı hedefliyor. Bu eğitim reformunun ana omurgasını oluşturan Erdem-Değer-Eylem Çerçevesi ise okuryazarlığı ahlaki bir zeminle buluşturuyor. Yaşanabilir Çevrede Huzurlu İnsan hedefine odaklanan model; temizlik, duyarlılık, estetik ve tasarruf gibi temel değerleri günlük yaşamda doğrudan gözlemlenebilir davranışlara ve bilinçli tüketim eylemlerine dönüştürmeyi amaçlıyor.
Kişisel Tercih Global Sonuç
Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu’na göre gezegen üzerindeki etkimiz, büyük kararlarla olduğu kadar gündelik hayatın sıradan rutinleriyle de şekilleniyor. Kullandığımız her ürünün, satın aldığımız her hizmetin çevresel bir karşılığı var. “Böylece gezegenimizin üç acil sorunu olan biyoçeşitlilik kaybı, çevre kirliliği ve iklim değişikliğine etkimiz oluyor” diyor.
Bu etkiyi azaltmanın yolu ise tüketimi tamamen bırakmaktan değil, tüketme biçimimizi değiştirmekten geçiyor. Karaosmanoğlu, herkesin günlük hayatında kendisine üç soru sormasını öneriyor: “Ben ne yapıyorum?”, “Yapmalı mıyım?” ve “Yapacaksam daha iyisini yapabilir miyim?” Ona göre artık verimlilik ve tasarruf çağrılarının ötesine geçmenin zamanı geldi. Artık cimri olmak, sade yaşamak, kesemize ve gezegenimize maliyeti azaltmak gerekiyor.
Karaosmanoğlu göre, bir ürünün ömrünün bitmesi, onun bizim için işlevini yitirmesi anlamına geliyor. Kullanmadığımız kıyafetleri ya da teknolojik ürünleri çöpe göndermek yerine başkasına verebilir, yeniden kullanılmasını sağlayabiliriz.
Tüketim kararının kendisi kadar, satın aldığımız ürünün nasıl kullanıldığı da önemli. Örneğin temizlik malzemelerinde etiket okuryazarlığı geliştirmek; içeriği ve kullanım talimatını bilmek, gereğinden fazla ürün tüketmemek gerekiyor. Daha fazla temizlik ürünü kullanmak, evi daha temiz hale getirmiyor.
Aynı bakış açısını teknolojiye de taşımak gerekiyor. Dijital ekipman kullanımındaki hızlı artış, beraberinde büyüyen bir çevresel yük getiriyor. Karaosmanoğlu’nun önerisi basit ama iddialı: “Satın almada cimri olalım.” Güne yeni bir şey satın alma isteğiyle değil, gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını sorgulayarak başlamak; başka bir deyişle güne bir ‘alışveriş cimrisi’ olarak başlamak.
25 yıldır sağlık, wellness, güzellik ve lifestyle üzerine yazılar yazıyor. Kariyerine televizyon muhabirliği ile başladı. Gazete muhabirliği, editörlüğü ve köşe yazarlığının ardından kendi mecrasında dijital yayıncılık yaptı. Bitmeyen merakı, her gün bir şeyler öğrenme hevesi ve yazma tutkusuyla şimdilerde WIRED Türkiye Yazı İşleri Müdürü olarak keşfetmeye devam ediyor.