Teknoloji Şirketleri Satın Aldığımız Cihazların Gizli Sahibi mi?
Akıllı telefonlardan anakartlara kadar uzanan 'Tamir Hakkı' savaşı, sadece cüzdanımızı değil insan beyninin kadim el becerilerini ve gezegenin geleceğini de kökten şekillendiriyor.
Dijital Mülksüzleştirme
İstanbul, Sirkeci’deki Doğubank, bir zamanlar Türkiye’de elektroniğin merkezi sayılırdı. Dış cephesinde Bedri Rahmi Eyüboğlu imzalı mozaik pano bulunan iş hanına girdiğinizde meraklıları için başka bir dünyanın kapısı aralanırdı; cep telefonları, bilgisayarlar, televizyonlar, ses sistemleri ve her türlü küçük ev aletinin bir arada bulunduğu, dükkanların iç içe geçtiği labirenti andıran dar koridorlarında aynı anda yüzlerce insan ya kırılan ya da bozulan cihazlarını tamir ettirmek veya ikinci el/spot elektronik eşya almak için gezinirdi.
Bugün Doğubank hala yerli yerinde duruyor ama artık eski şaşaalı günlerinin çok uzağında. E-ticaretin ve yenilenmiş telefon satışı bile yapmaya başlayan zincir teknoloji marketlerinin baskısı altındaki Doğubank, artık eskisi kadar büyülü bir yer değil. Ama asıl büyük kayıp, bir zamanlar iş hanındaki dükkanların önemli bir kısmını oluşturan ve uygun fiyatlarla cihazları tamir eden ustaların yavaş yavaş kaybolması. Doğubank’ta WIRED Türkiye’ye konuşan bir usta da işlerin gitgide zorlaştığını söylüyor. Arkasında onlarca eski elektronik cihazın bulunduğu tezgahında, önündeki içi açılmış bir cep telefonunu cımbızla kurcalarken, “Ana kartlar gitgide küçülüyor ve komplike hale geliyor, tamir etmesi zorlaşıyor” diyor ve ekliyor: “Üreticiler, telefonun ekran değişimini yetkili serviste yaptırmadığınızda, yazılım aracılığıyla yüz tanıma gibi özellikleri devre dışı bırakıyor. Yakında biz de tamir değil, değişim yapmaya başlayacağız.”
Haklı da. Yakın bir geçmişe kadar her türlü cihazı istedikleri yerde, istedikleri parçayla tamir ettirebilen hatta biraz ‘anlıyorsa’ kendi başına tamir ya da modifiye edebilen tüketiciler, artık yetkili servis harici müdahalelerde, cihazın garanti kapsamı dışında kalması ya da bazı özelliklerinin yazılım aracılığıyla devre dışı bırakılması gibi ‘yaptırımlarla’ karşı karşıya kalıyor.
“En basitinden” diyor teknoloji yazarı ve danışmanı Musa Savaş, “Cep telefonlarının pilleri geçmişte çıkartılabiliyordu, bugün dahili. Eskiyen pilinizi hala değiştirebilirsiniz ama ilk olarak maliyetler çok yüksek, neredeyse cihaz fiyatının dörtte birine denk geliyor. İkincisi, dahili olduğu için yetkili servis dışında yaptırırsanız ya garanti kapsamı dışında kalıyorsunuz ya da cihaz ‘bilinmeyen parça’ uyarısı veriyor.” Savaş’a göre temel sorun artık yazılımın donanımı zorlaması: “Donanım bir süre sonra yetmiyor ve yeni yazılım güncellemelerini yapmıyor.”
Savaş’ın yorumunu, özgür yazılım dünyasının önemli isimlerinden Japon akademisyen ve yazılım geliştirici Prof. Masayuki Hatta, 2020’de kaleme aldığı ‘The Right to Repair, the Right to Tinker, and the Right to Innovate’ (Tamir Etme Hakkı, Kurcalama Hakkı ve İnovasyon Hakkı) başlıklı makalesinde çok iyi açıklıyor. Japonya’daki Surugadai Üniversitesi’nde görev yapan Profesör Hatta’nın çalışması, yazılım ve donanımın fazla iç içe geçtiğini, yazılımın artık başrolde olduğunu ve işlerin, teknoloji şirketleri ve vatandaşlar arasında kedi-fare oyununa döndüğünü savunuyor. Hatta’ya göre, şirketlerin yazılımı ve yasaları kullanarak getirdiği tamir, kurcalama ya da modifikasyon kısıtlamaları tarihsel olarak yeniliğin temelini sarsıyor.
Hatta’nın bu savında kısmen haklılık payı var çünkü sıradan kullanıcıların, sanal ortamdaki toplulukların geçmişte teknolojiye katkısı yadsınamaz. Örneğin 1990’larda geliştirilen Python, büyük şirket yatırımıyla değil, geliştirici topluluğunun katkılarıyla büyüdü. Kodları açık olan bu programlama dili, zamanla yapay zekadan veri bilimine kadar birçok alanda standart haline geldi. On binlerce gönüllünün katkısı, bugün milyarlarca dolarlık teknolojik altyapının temelini oluşturdu.
1991’de ise Finlandiyalı bir üniversite öğrencisi, kendi bilgisayarı için daha iyi bir işletim sistemi yazmaya başladı. Kodunu internete koydu ve dünyanın dört bir yanından gönüllüler katkı sundu. Bugün Linux, internet sunucularının büyük bölümünü, Android telefonları ve süper bilgisayarları çalıştırıyor.
2000’lerin ortasında Asus’un P5K ve P5Q serisi anakartları performans meraklılarının gözdesiydi ancak yüksek hız aşırtma denemelerinde güç besleme devrelerinin ısınması ve BIOS sınırlamaları ciddi tartışma konusu oldu. Türkiye’de ve dünyada forum kullanıcıları modifiye BIOS’lar paylaştı, VRM’lere ek soğutmalar taktı ve kartların voltaj sınırlarını zorladı. Bu kolektif ‘zorlayıcı kullanım’, tasarımın zayıf noktalarını görünür kıldı. Asus’un sonraki nesil cihazlarında daha güçlü VRM tasarımları, gelişmiş soğutma çözümleri ve kullanıcı dostu, detaylı BIOS arayüzleri sunması performans topluluklarının donanım tasarımını fiilen etkilediğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihteki yerini aldı.
Apple’ın iPhone ve iPad gibi cihazlarına koyduğu yazılımsal kısıtlamaları kaldırma hedefiyle kurulan JailbreakTR topluluğu ise 2010’dan itibaren iOS işletim sisteminin adeta kilidini açtı ve yeni özellikler ekledi. Bunların fonksiyonel olduğunu gören Apple da Control Center, hızlı ayarlar, gesture fikirleri gibi özellikleri sistemine ekledi. Firefox, Arduino gibi hikayelerle zenginleştirebileceğimiz bu örnekler, kullanıcıların müdahale edebildiği, koduna ve tasarımına erişebildiği sistemlerin nasıl küresel altyapılara dönüşebileceğini, kapalı bir kutunun pasif alıcısı olmaktan çıktığında tamir eden, değiştiren ve sonunda yeniden üreten bir aktör haline gelebileceğini gösteriyor.
“Sadece elektronik cihazları değil, çoraplarımıza kadar hiçbir şeyi artık onarmıyor ya da onaramıyoruz” diyor nörobilimci Prof. Dr. Sinan Canan, “En ufak sorunda ya yenisiyle değiştiriyor ya da başka bir şey satın alıyoruz. Bu, nesnel dünyayla kararlı ve istikrarlı bir bağ kurmamızı engelliyor. Diğer taraftan el becerilerimiz ve beynimizin bunları kontrol etme ustalığı, ‘kullan veya kaybet’ prensibiyle çalışır. Tam kapasite kullanamadığımız her şey zaman içinde güçten düşer, bazen de geri dönüşsüz bir şekilde kaybedilir” diye ekliyor.
Birleşmiş Milletler Eğitim ve Araştırma Enstitüsü’nün (UNITAR) 2026 tarihli ‘E-atık İstatistik Rehberi’ raporuna göre, dünya genelinde yıllık e-atık oluşumu (elektronik ürünler bozulduğunda, eskidiğinde ya da yenisiyle değiştirildiğinde oluşan atık miktarı) 2022’de rekor seviyeye ulaşarak 62 milyon tona çıktı ve 2030 yılına kadar yıllık 80 milyon tonu aşması bekleniyor. Türkiye’de ise bu konuda yeni tarihli bir veri yok. Ancak Türkiye Elektronik Sanayicileri Derneği, e-atık miktarının yıllık 1 milyon ton olduğunu belirtiyor.
Hemen burada Avrupa ve ABD’de ortaya çıkan ‘Right to Repair Act’ (Tamir Hakkı Hareketi) öne çıkıyor. Bu hareketin önemli aktörlerinden biri, Avrupa Tamir Hakkı Koalisyonu (Right to Repair Europe). 2019’da kurulan koalisyon, 30 Avrupa ülkesindeki sivil toplum kuruluşlarından topluluk temelli tamir gruplarına, yedek parça distribütörlerinden tamir ve yenileme işletmelerine kadar geniş bir yelpazedeki 180’den fazla kuruluşu temsil ediyor. Amaçları, tamiri bir ‘hobi’ veya ‘zorluk’ olmaktan çıkarıp ürün yaşam döngüsünün standart ve ekonomik bir parçası haline getirmek. Koalisyon, cihazların uzun ömürlü olacak ve gerektiğinde onarılabilecek şekilde tasarlanmasını, onarımın erişilebilir, uygun fiyatlı ve yaygın olmasını, cihazlara onarılabilirlik puanlama sisteminin getirilmesini, ikinci el ve üçüncü taraf yedek parçaların kullanımına izin verilmesini ve onarımı engelleyen uygulamaların yasaklanmasını talep ediyor. Bu isteklerinin bir kısmı beş yıllık lobinin sonucunda Avrupa Birliği tarafından kabul edildi.
10 Temmuz 2024’te ise ‘Onarım Hakkı Direktifi’ resmiyet kazandı. Direktifle tüketicilerin satın aldıkları elektronik cihazları, beyaz eşyaları yalnızca üreticinin yetkili servislerine bağlı kalmadan, kendi başlarına veya bağımsız tamirciler aracılığıyla onarabilmeleri yasal güvence altına alındı. Ayrıca üreticilerin yedek parçaları, orijinal tamir araçlarını, yazılımları bağımsız tamircilere ve kullanıcılara makul fiyatlarla sunmasını zorunlu kıldı. AB üyesi devletler, Onarım Hakkı Direktifi’ni kendi yasalarına uyarlayarak Ağustos 2026’dan itibaren uygulamaya başlayacak.
Türkiye’de ise benzer bir yasa yok. Piyasa, 2014 tarihli ‘6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’ (TKHK) üzerinden düzenleniyor. Rekabet Kurumu kararlarında da 10-15 sene öncesine dayanan bazı davalar var ama mevcut işleyişi değiştirecek bir sonuç çıkmamış. Ancak AB Yeşil Mutabakatı kapsamında Türkiye özellikle Avrupa ile yaptığı ticareti doğrudan etkileyecek birçok direktifi, kendi kanunlarına uyarlıyor. Bu çerçevede Onarım Hakkı Yasası son dönemde hukuk camiasında çok fazla tartışılmaya başladı ve birçok hukukçu makaleler kaleme aldı. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi’ndeki makalesinde Prof. Dr. Bilgehan Çetiner, Türk hukukunda ‘Direktif’ ile getirilen yeniliklerin önemli bir kısmının halihazırda mevcut olduğuna hatta daha kapsamlı bir onarım yükümlülüğü sunulduğuna dikkat çekiyor. Ancak Çetiner, ihracatçı firmaları doğrudan bağlayacak Direktif’in bazı maddelerinin TKHK’ya eklenmesini öneriyor. Makalesinde, ‘Onarım talebinin daha önce bir başka tamirci yahut kişi tarafından yapıldığı gerekçesiyle geri çevrilemeyeceği, üreticilerin kendilerine bağlı olmayan tamircilere gerekli yedek parça ve teçhizatı makul bir ücret karşılığında temin etmeye tabi olmasını, malların onarımını engelleyen donanım ya da yazılım tekniklerinin kullanılamaması’ gibi konuların kanuna eklenmesi gerektiğini yazıyor.
WIRED Türkiye’ye konuşan; fikri mülkiyet, patent ve telif hakkı gibi alanlarda uzman olan Prof. Dr. Cahit Suluk, meselenin tüketiciyi aştığını söylüyor. Suluk, “Bu, rekabet hukukunun meselesi. Şirketler, bu eylemleriyle serbest piyasayı bozuyor. Hiçbir zararı olmadığı halde, sırf üçüncü şahıs diye tamiri engelleyip ürünü fahiş fiyata satıyorlar” yorumunda bulunuyor. Yazılım konusunda ise şirketlerin ‘yazılımı sahiplenemeyeceğini’ söylüyor. “Telif hukukunda, rekabetin önünü açmak için ‘ara işler’ diye bir kavram var dolayısıyla izin vermek zorunda” diyen Prof. Suluk, “Türkiye’de Rekabet Kurumu güçlüdür, içine sinmiyorsa dilekçe yazabilir ve kazanabilirsin” diye ekliyor.
Onarım hakkı fikirleri yasa koyucular tarafında da karşılık bularak yayılıyor ancak bu tablo üreticileri pek memnun etmiyor. 14 bin üyesiyle ABD’nin en büyük imalat sanayicileri birliği olan National Association of Manufacturers (Ulusal İmalatçılar Birliği) onarım hakkı düzenlemelerine en sert direnç gösteren kurumlardan. Birlik, bir ürünün onarımı için gerekli olan özel yazılım, araç ve şematiklerin paylaşılmasının, şirketlerin yıllarca süren Ar-Ge yatırımlarıyla elde ettiği ticari sırları ve fikri mülkiyet haklarını tehlikeye atacağını savunuyor. Onlara göre bu durum, ‘inovasyon hakkı’na bir saldırı. Diğer taraftan onarım hakkı kapsamında yazılım erişimi verilmesinin siber saldırganlar için arka kapılar oluşturabileceğini ve veri güvenliğini zayıflatacağını öne sürüyorlar.
Ancak bu direnç kırılıyor. Örneğin ‘cihazlarının karmaşıklığından dem vurarak yetkisiz birinin açmasının pil patlamalarına veya veri güvenliğinin ihlaline yol açacağı’ görüşünde direnen Apple, gelen baskılar üzerine politikasını gevşetmeye başladı. Şirket, 2024’te yaptığı duyuruyla müşterilerin ve bağımsız onarım sağlayıcıların onarımlarında kullanılmış Apple parçalarından yararlanmasına izin verecek yeni bir düzenlemeyi mevcut onarım süreçlerine ekleyeceğini açıkladı. Şirketin 2022’de kullanıma sunduğu ‘Self Service Repair’ ise 33 ülkeye, 24 dile, toplam 40 Apple ürününe genişledi. Samsung, 2022’de tamir platformu iFixit ile iş birliği yaptı. Kullanıcıların kendi cihazlarını tamir etmeleri için rehberler ve orijinal parçalar sundu ama bu ortaklık 2024’te sonlandı.
‘Olması gerekeni’ gerçekten yapan firmalar da var. Mesela 2013’te Hollanda’da kurulan Fairphone. Cihazlarında ekran, batarya veya kamera gibi parçalar özel bir teknik bilgi gerektirmeden, standart tornavidalarla değiştirebiliyor. Şirket, resmi web sitesi üzerinden orijinal yedek parçaları satıyor ve bunların nasıl değiştirileceğini video eğitimleri ile anlatıyor. Nokia markalı telefonların üreticisi olan HMD de Fairphone benzeri bir yaklaşım izliyor.
Türk oyun bilgisayarı üreticisi Monster ise kullanıcıların RAM, SSD gibi bileşenleri değiştirmeleri ya da farklı çözümler denemeleri halinde bile ‘cihazın tamamını’ garanti dışına çıkarmıyor. Monster Global Pazarlama Direktörü Birol Sülük, “Herhangi bir parça değiştirildiği zaman garanti bozulmuyor ve sistemin kalan parçalarının garantisi devam ediyor” diyor.
Bir cihaza binlerce dolar ödeyip içindeki yazılım ve donanım eşleşmesi nedeniyle ‘tamamen’ sahip olamamak aynı Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü romanındaki Tyler Durden karakterinin söylediği “Belki de sahip olduklarımız, bize sahip oluyordur” aforizmasına benziyor. Ama bundan daha önemlisi nörobilimci Prof. Dr. Sinan Canan’ın söyledikleri: “Bu kadar üretim, tüketim ve atık çıkışı, insan olan herkesi düşündürmeli. Hem kişisel düzeydeki yetkinliklerimiz hem de torunlarımıza bırakacağımız dünyanın kalitesi açısından.”
AN ANALOG GUY IN A DIGITAL WORLD, expressing himself through writing for as long as he can remember.