Maymun çiçeği, hantavirüs, Ebola ve diğerleri: Bir sonraki pandemi nereden çıkacak?
Verilere göre, hızlanan iklim değişikliği ve habitat kaybı nedeniyle gelecek 10 yıl içinde Covid-19 benzeri bir pandemi olasılığı yüzde 22 ila 28. Peki hangi salgınların ve hangi patojenlerin yeni bir pandemi yapma riski var?
İllüstrasyon: MR.Cole_Photographer/gettyimages
Önce Hollanda menşeli kruvaziyer gemisinde patlak veren hantavirüs salgını, ardından Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde Bundibugyo virüsü kaynaklı Ebola salgını, kamuoyundaki yeni pandemi beklentisini yükseltti.
Aslında 2020'lerde Covid-19 pandemisi hafiflediğinden beri yeni salgın riski taşıyan diğer patojenler kendini sıklıkla hatırlatıyor. 2025 yazında alarma neden olan Kırım-Kongo kanamalı ateşi ve öncesinde iki ayrı salgınla dünyayı alarma geçiren maymun çiçeği de buna dahil.
Uzmanlar yalnızca pandemi riskinin değil, bölgesel düzeyde ölümcül salgınlara neden olan patojenlerin de küresel çapta önemsenmesi gerektiğini vurguluyor. Yine de araştırmacılar, bir sonraki küresel salgının ne zaman ve hangi patojen nedeniyle ortaya çıkacağını belirlemek için çalışmaya devam ediyor.
Küresel Kalkınma Merkezi'nin epidemiyolojik modellerine göre, hızlanan iklim değişikliği ve habitat kaybı nedeniyle gelecek 10 yıl içinde küresel çapta Covid-19 benzeri bir pandeminin yaşanma olasılığı yüzde 22 ila 28. Peki hangi salgınların ve hangi patojenlerin (hastalık yapıcı organizma) yeni bir pandemi yapma riski var?
Patojen X
Bir sonraki pandemiye hangi virüs, bakteri veya mantarın yol açacağını kesin olarak öngörmek çok zor olduğundan, araştırmacılar, 'Patojen X' diye bir sembolik terim kullanıyor. Patojen X temelde iki farklı şekilde ortaya çıkabilir. İhtimallerden biri, o güne kadar henüz hiç tanımlanmamış yeni bir virüsün pandemiye neden olması. Covid-19'a neden olan SARS-Cov-2 böyle bir virüstü.
Diğer ihtimal ise evrimleşen mevcut patojenlerin pandemiye neden olması. Şu an için küresel bir acil durum riski oluşturmadığı bilinen bazı patojenler; iklim gibi dış faktörlerin de etkisiyle biyolojilerinde, bulaşma modellerinde veya öldürücülüklerinde meydana gelebilecek olası değişiklikler sonucunda zamanla bir Patojen X'e dönüşebilir.
Patojen X kavramı; yalnızca bilinen 'öncelikli patojenlere' odaklanmak yerine, tüm virüs aileleri üzerinde genellenebilir temel araştırmalar yapılmasını, böylece Patojen X ortaya çıktığında laboratuvar bulgularından klinik deneylere ve tıbbi önlemlerin (aşı/tedavi) geliştirilmesine kadar olan sürecin en hızlı şekilde başlatılabilmesini hedefleyen bir güvenlik yaklaşımını da temsil ediyor.
Pandemi yapabilecek patojenlerin ortak özellikleri
ABD'nin önde gelen araştırma kurumlarından Johns Hopkins Üniversitesi'nin raporunda pandemiye neden olma potansiyeli daha yüksek patojenlerin bazı özellikleri sıralanıyor:
Solunum yoluyla yayılım: Patojenin insandan insana etkili bir şekilde bulaşabilme yeteneğine sahip olması en kritik bileşenlerden biri. Salgınlara müdahale edilmesi ve engellenmesi en zor olan bulaşma şekli de nefes alma gibi evrensel ve sürekli bir eylemle yayılan solunum yolu.
Kuluçka döneminde bulaşıcılık: Patojenin, hasta henüz ciddi belirtiler göstermeden önce (kuluçka dönemindeyken) veya hastalığı hafif semptomlarla geçirirken bulaşıcı olması bir salgının kontrol altına alınmasını büyük ölçüde zorlaştırıyor. Enfekte kişilerin günlük aktivitelerine devam edebilmesi, patojenin yayılma fırsatlarını ciddi şekilde artırıyor.
Bağışıklığı olmayan popülasyonlar: Patojenin yüksek sayıda insana bulaşabilmesi için, insan popülasyonunun önemli bir kısmının bu patojene karşı daha önceden bağışıklığının bulunmaması gerekiyor. Bu durum sıklıkla zoonotik (hayvandan insana geçen) patojenlerde bekleniyor. Son dönemde hem hantavirüsün hem de Ebola'nın nadir ve aşısı olmayan türlerinin salgına neden olması da bu bağlamda endişe yarattı. Benzer şekilde SARS-Cov-2 de yeni bir virüs olduğu için dünya genelinde insanlar bağışık değildi.
Bağışıklık sisteminden kaçış yeteneği: Patojenin çeşitli özellikler kullanarak insan bağışıklık sisteminden kaçma yeteneğine sahip olması önemli bir faktör. Ayrıca, tutunduğu insan hücresi reseptörlerinin nüfus genelinde yaygın bulunması da enfeksiyonun verimliliğini artıran diğer bir tehlike unsuru.
Düşük ama belirgin ölüm oranı: Küresel çapta büyük bir felaket yaratması için enfeksiyonun ölüm oranının inanılamaz derecede yüksek olması gerekmiyor. Aksine, konakçısını anında veya çok yüksek oranda öldüren bir patojen bulaşacak yeni canlılar bulamadan yok olabilir. Buna "konakçı yoğunluğu eşiği teoremi" deniyor. Örneğin, 1918 İspanyol Gribi Pandemisi'nde ölüm oranı yaklaşık yüzde 2,5'ti. Covid-19 pandemisinde de aynı örüntü gözlemlenmişti.
RNA virüslerinden çıkma olasılığı neden daha yüksek?
Virüsler taşıdıkları genetik materyale göre "DNA virüsleri" ve "RNA virüsleri" olarak sınıflandırılıyor. Bu genetik materyal o virüsün bir hücre içinde nasıl çoğaldığını, ne kadar hızlı mutasyon geçirdiğini ve vücutta nasıl bir strateji izlediğini belirliyor.
Johns Hopkins Üniversitesi'ne göre, RNA'nın DNA'ya kıyasla kararsız olması, RNA virüslerine çok daha yüksek bir mutasyon yeteneği ve genetik esneklik kazandırıyor. RNA virüslerinin bu genetik esnekliği, çok kısa sürede çoğalma yetenekleriyle birleştiğinde rakipsiz bir biyolojik uyum kapasitesi kazandırıyor.
İnsanlardaki bir enfeksiyonda günde trilyonlarca yeni virion (enfeksiyon bulaştırma yeteneğine sahip fiziksel parçacık) üretebilen bu inanılmaz çoğalma hızı ve mutasyon potansiyeli; RNA virüslerinin hayvanlardan insanlara atlamasını, yeni konakçılara hızla adapte olmasını ve insan bağışıklık sisteminden kaçmasını büyük ölçüde kolaylaştırıyor.
DNA virüslerinin aksine, RNA virüslerinin büyük bir kısmı hücrenin sitoplazmasında çoğalıyor. Bir virüsün hücre çekirdeğine girip çoğalabilmesi için konakçıya çok yüksek bir uyum göstermesi gerekiyor; bu zorunluluk da çekirdekte çoğalan virüslerin genellikle alıştıkları tek bir canlı türüyle sınırlı kalmasına (zoonoz potansiyellerinin düşmesine) neden oluyor. Sitoplazmada çoğalma döngüsüne sahip RNA virüsleri ise bu engele takılmadıkları için türler arası geçişte çok daha başarılı.
Bu yüzden bir pandemi veya salgın söz konusu olduğunda bilim insanları RNA virüslerini daha yakından takip ediyor. Covid-19 pandemisine neden olan SARS-Cov-2 virüsü de bir RNA virüsüydü. Grip virüsü Influenza, Hantavirüs ve Ebola da birer RNA virüsü.
Öte yandan bu, DNA virüslerinin salgına yol açmayacağı anlamına da gelmiyor. Yakın zamanda dünyayı alarma geçiren maymun çiçeği (Mpox) bir DNA virüsüydü. Bakteriyel enfeksiyonlarda kullanılabilen geniş spektrumlu antibiyotiklerin aksine, olası bir viral salgını durdurabilecek ve raflarda hazır bekleyen geniş spektrumlu bir antiviral tedavi bulunmadığı için viral salgınları kontrol altına almak daha da karmaşık bir hal alıyor.
Pandemiler hayvan kaynaklı olmak zorunda mı?
Büyük çaplı salgınlar söz konusu olduğunda genelde zoonotik, yani yabani hayvanlardan insana atlayan patojenlere odaklanılıyor. Zira tarihteki önemli salgınların birçoğu bu şekilde başlamıştı. 1918-1920 arasında dünyayı kasıp kavuran İspanyol gribi, kuş kökenli olup, insanlara geçerek uyum sağlayan bir influenza A virüsüydü. Covid-19'un da yarasa veya pangolin kökenli olduğu biliniyor.
Ancak pandemilerin mutlaka yaban hayatı kaynaklı olması gerekmiyor. Johns Hopkins raporuna göre, yıkıcı bir pandeminin ortaya çıkması için en temel şartlardan biri, insan popülasyonunun önemli bir kısmının o patojene daha önceden bağışıklığının bulunmaması. Bu bağışıklıksız durum genellikle hayvanlardan insanlara yeni sıçrayan patojenlerde beklendiği için, araştırmalar sıklıkla zoonotik tehditlere odaklanıyor.
Raporda pandemi riski yüksek senaryolar "Küresel Felaket Düzeyinde Biyolojik Riskler" (GCBR) diye tanımlanıyor. Ve bu GCBR tanımı; yalnızca doğal yollarla ortaya çıkan patojenleri değil, aynı zamanda biyolojik silah olarak kullanılmak üzere tasarlanan veya laboratuvardan kazara sızan biyolojik ajan ihtimalini de içeriyor.
Bunun yanı sıra canlı bir hayvan konakçıdan ziyade doğrudan çevreden (su veya toprak gibi) yayılan ve insanları enfekte eden patojenler de (örneğin kolera veya amip kaynaklı ensefalit) ciddi salgınlara zemin hazırlayabilir.
Bakteri kaynaklı pandemi ihtimali
Bakteriler de ölümcül salgınlara ve pandemilere neden olabilir. Tarihte milyonlarca insanın ölümüne yol açan veba (Kara Ölüm), verem (tüberküloz) ve kolera gibi büyük çaplı salgınların arkasında bakteriler vardı. Her bir bakteri tamamen kendine özgü olması ve virüslerdeki gibi bir temsilci patojen yaklaşımının bakteriler için anlamlı olmaması nedeniyle bakteri tehdidi için başka yaklaşımlara ihtiyaç duyuluyor.
Bakteriyel tehditleri virüslerden ayıran en önemli risk faktörlerinden biri diğeri ise ilaç direnci. Bilinçsizce kullanılan antibiyotikler ve iklim kriziyle değişen habitat koşulları bazı bakterilerin birden fazla antibiyotiğe karşı direnç kazanmasına yol açtı. Antibiyotik direnci en önemli halk sağlığı krizlerinden biri. Ayrıca virüslerin çok çeşitli bulaşma yollarının aksine, bakteriler genellikle bağırsak veya solunum yoluyla yayılan türlerden oluşuyor.
Mantar riski de büyüyor: Hastaneleri istila eden dirençli mantar
Son dönemde pandemi riski konusunda öne çıkan bir diğer tehlike ise mantarlar. İklim kriziyle artan sıcaklıklar ve ilaç direnci, mantar enfeksiyonlarını daha yaygın ve tedavi edilmesi zor hale getiriyor.
Normalde çoğu mantar 10 derece civarındaki daha soğuk ortamlarda var olabiliyor. İnsan vücudunun 37 derecelik sıcaklığı bunların iç organlarında tutunmasını zorlaştırıyor. Bu yüzden insanlarda hastalık yapan mantarların önemli bir kısmı deride veya tırnaklarda tutunuyor. Ancak iklim krizi nedeniyle küresel sıcaklığın artması mantarların da daha sıcak ortamlarda var olabilecek şekilde evrilmesine yol açıyor.
Bunun yanı sıra, bazı mantar türleri halihazırda daha sıcak ortamlarda yetişebiliyor ve bunlar yaşamı tehdit eden enfeksiyonlara neden oluyor. Birmingham Üniversitesi İmmünoloji ve İmmünoterapi Anabilim Dalı'ndan Doç. Dr. Rebecca A. Drummond, konuyla ilgili The Conversation'da kaleme aldığı yazıda şöyle diyor:
"Candida mayası gibi bazı mantarlar, mikrobiyomun bir parçası olarak bağırsaklarımızda bile yaşayabilir ve ciddi hastalıklara (örneğin kansere) yakalandığımızda kana ve organlara yayılabilir." Özellikle de "Candida auris" mantarı son derece endişe verici bir organizma. Drummond'a göre, bu tür neredeyse tüm antifungal ilaçlara dirençli. Hastanelerde ve bakım evlerinde hızla yayılıp, bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ciddi enfeksiyonlara neden olabiliyor.
Bilim insanı, "Candida auris'i gerçekten farklı kılan şey, daha yüksek sıcaklıklarda büyüyebilme yeteneği; 42 dereceye kadar dayanabilir" diyor. Bu mantarın yarattığı risk son dönemde Türk bilim insanlarının da dikkatini çekti. 2025'te Yakın Doğu Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi araştırmacıları, “Candida auris”e karşı güçlerini birleştirerek Türkiye’nin en kapsamlı araştırmasını yürütmüştü.
Çalışmada, Türkiye’nin farklı merkezlerinden elde edilen 47 "Candida auris" kökeni analiz edilmişti. Araştırmacılar, bu kökenlerin yüzde 95’inin güçlü biyofilm oluşturma özelliğine sahip olduğunu ortaya koydu. Biyofilm, mantarın tıbbi aletler, kateterler, solunum ve beslenme tüpleri gibi yüzeylere sıkıca tutunmasını sağlayan koruyucu bir tabaka oluşturuyor. Bu durum, enfeksiyonun hem kalıcılığını artırıyor hem de tedaviyi zorlaştırıyor.
İlk kez 2009’da Japonya’da tespit edilen bu mantar, kısa sürede altı kıtada 60’tan fazla ülkeye yayıldı. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) verilerine göre, yalnızca 2023'te 18 Avrupa ülkesinde bin 346 vaka bildirildi. Avrupa’daki ilk on yılda vakalar çoğunlukla İspanya, Yunanistan, İtalya, Romanya ve Almanya’da görülürken, son yıllarda Türkiye ve Kıbrıs da salgının yayıldığı bölgeler arasına girdi. ECDC’nin 2024 raporuna göre Türkiye’den 121 vaka bildirildi.
Üstelik son derece ölümcül. "Candida auris" enfeksiyonlarında ölüm oranları yüzde 60’a kadar ulaşabiliyor.
DSÖ'nün öncelikli patojen listesi
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 54 ülkeden 200'den fazla bilim insanıyla birlikte pandemi riski oluşturabilecek "öncelikli patojenler" listesi hazırladı. Araştırmacılar bin 652 patojeni analiz etti ve bunlardan 33'ünü pandemi düzeyinde risk olarak belirledi. Bahsi geçen patojenler şöyle sıralanıyor:
Yüksek riskli bakteriler: Özellikle solunum veya bağırsak yoluyla yayılan ve şiddetli salgınlara neden olma riski barındıran "Vibrio cholerae" (kolera / Serogrup O139), "Yersinia pestis" (Veba), "Shigella dysenteriae serotip 1", Salmonella enterica (tifoya neden olmayan invaziv serovarlar) ve "Klebsiella pneumoniae" (zatürre).
Yüksek riskli koronavirüsler: Pandemiye neden olma riski en yüksek virüsleri içeren alt cins "Sarbecovirus" (SARS) ve alt cins "Merbecovirus" (MERS-CoV).
Yüksek riskli influenza virüsleri: Hızla evrimleşebilen, yüksek virülansa sahip olan ve genetik dizilimlerinin yeniden düzenlenmesi ile her yeni tipinde yüksek pandemi riski taşıyan "Alphainfluenzavirus influenzae" suşları (H1, H2, H3, H5, H6, H7 ve H10).
Yüksek riskli Ebola ve Marburg: Yıkıcı bölgesel salgın geçmişi ve yüksek ölüm oranlarına sahip "Orthoebolavirus zairense" (Ebola), "Orthoebolavirus sudanense" (Ebola) ve yüzde 88'e varan ölüm oranıyla "Orthomarburgvirus marburgense" (Marburg virüsü).
Yüksek riskli hummalar: Çoğunlukla sivrisinek ve böcek gibi vektörlerle bulaşan "Orthoflavivirus flavi" (Sarı Humma), "Orthoflavivirus denguei" (Dang Humması) ve daha önce küresel acil durum yaratmış olan "Orthoflavivirus zikaense" (Zika virüsü).
Yüksek riskli çiçek virüsleri: Doğal bağışıklığın azalması nedeniyle serbest kalması/yayılması durumunda pandemi potansiyeli taşıyan "Orthopoxvirus variola" (çiçek virüsü) ve daha önce küresel acil duruma neden olan "Orthopoxvirus monkeypox" (maymun çiçeği).
Yüksek riskli Lassa Ateşi: Batı Afrika'da yıllık salgınlara neden olan, hastalık yükü yüksek ve geniş bir doğal rezervuar yelpazesine sahip "Mammarenavirus lassaense" (Lassa Ateşi).
Yüksek riskli hantavirüsler: Kemirgenlerden insanlara bulaşan ve nadir de olsa insandan insana geçiş gösterebilen "Orthohantavirus hantanense" ile yüksek ölüm oranına sahip "Orthohantavirus sinnombreense".
Yüksek riskli Kırım-Kongo virüsü: Dünyadaki en yaygın kanamalı ateş virüsü olan ve yüksek virülans gösteren "Orthonairovirus haemorrhagiae" (Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi).
Yüksek riskli nipah virüsü: Hayvanlarda orta/yüksek bulaşıcılığa, insanlarda yüksek virülansa sahip olan ve henüz tıbbi bir karşı önlemi (aşı/tedavi) bulunmayan Henipavirus nipahense.
Yüksek riskli Phenuiviridae: İnsandan insana yayıldığı bilinen ve yüksek öldürücülüğe sahip Şiddetli Ateşli Trombositopeni Sendromu'na (SFTS) yol açan Bandavirus dabieense.
Yüksek riskli Çigungya: Şiddetli hastalıklara ve ensefalite yol açabilen "Alphavirus chikungunya" ve "Alphavirus venezuelan".
Orta riskli HIV virüsü: Halihazırda bir küresel pandemiye neden olmuş olan, aşıları henüz bulunmayan, gecikmiş fakat yıkıcı semptomları olan Lentivirus humimdef1 (HIV-1).
Orta riskli çocuk felci: Mevcut aşılara rağmen dünyada uluslararası halk sağlığı tehdidi oluşturmaya devam eden Enterovirus coxsackiepol (Çocuk felci/Polio).
"Maymun çiçeğinde feci şekilde başarısız olduk"
Peki tüm bu patojenlerin neden olabileceği büyük çaplı salgınlara ne kadar hazırız? İsviçre'nin Cenevre şehrindeki prestijli araştırma kurumu Geneva Graduate Institute, 18 Mayıs'ta düzenlediği zirvede dünyanın yeni bir pandemiye hazır olup olmadığı konusunu uzmanlarla masaya yatırdı. WIRED Türkiye'nin de yakından takip ettiği bu zirveden çıkan genel sonuç, yeteri kadar hazır olmadığımızdı.
Yeni Zelanda'nın eski Başbakanı ve DSÖ'nün Bağımsız Pandemi Hazırlık ve Müdahale Paneli'nin Eş Başkanı Helen Clark, mevcut durumu yakın zamanda yaşanan maymun çiçeği krizi üzerinden özetledi:
"Mpox (maymun çiçeği) müdahalesini düşündüğünüzde, son birkaç yıldır her alanda feci şekilde başarısız olduk. Bir düşünün; 2022'den önce Mpox hayvandan insana geçen (zoonotik) bir hastalıktı. Bir hayvan rezervuarı vardı. İnsanlar arasında çok kısa bulaşma zincirleri olan, tek tük yayılmalar görülüyordu ve büyük ölçüde ihmal edilmişti. Biz hiçbir şey yapmadığımız için kimsenin umurunda olmadı; ta ki uluslararası bir salgına, yani 2022-2023'teki o uluslararası acil duruma neden olan bir mutasyon, bir varyant ortaya çıkana kadar."
Clark bu noktada maymun çiçeğine karşı etkili olan mevcut aşılara erişimdeki eşitsizliği vurguladı:
"Aniden fark ettik ki elimizde aslında aşılar var; çiçek hastalığına karşı korunma fikriyle geliştirilmiş aşı stoklarımız vardı ve bunlar muhtemelen Mpox'a karşı da işe yarayacaktı. Ardından bu aşılar aniden, çoğunlukla Amerika kıtasında ve Avrupa'da kullanıma sunuldu. Ancak bu aşıların hiçbiri, ne o zamanki uluslararası salgın sırasında ne de sonrasında, hastalığın asıl yerleşik olduğu bölgelere ulaşmadı."
Daha tehlikeli şekilde geri dönmüştü: "Mükemmel ortamı kendimiz yarattık"
2022-2023 döneminde dünyayı etkileyen maymun çiçeği salgını, temel olarak Klad IIb varyantı ile yayılmış ve daha çok cinsel temas yoluyla erkekleri etkilemişti. Salgın, küresel acil durum yarattıktan sonra aşılar ve takip mekanizmalarıyla 2023 sonuna doğru kontrol altına alınmıştı.
Ancak virüs, Afrika'da endemik bölgelerde sessizce varlığını sürdürmüş ve çok daha ölümcül olan Klad I varyantının mutasyona uğramasıyla 2023 sonlarında yeniden ve daha tehlikeli bir biçimde patlak vermişti. Clark bu tekrarlayan salgının nedenini yetersiz müdahaleye ve aşı eşitsizliğine bağlıyor. "Aşıların etkili olduğu gerçekten gösterildiğinde salgın dindi ve o bölgelerde aşıları erişilebilir kılmak için hiçbir şey yapılmadı; ta ki kaçınılmaz olarak 2024'te ya da 2024-2026'da başka bir salgın gelene kadar" diyen uzman, şöyle devam etti:
"Peki şimdi ne oldu? Yine yeni varyantlar ortaya çıktı ve şu an, Mpox artık insan rezervuarına yerleşti. İnsanlar arasında birden fazla varyant halinde bulaşıyor ve virüste ek mutasyonlar oluşuyor. Yani aslında daha fazla ve daha agresif varyantların ortaya çıkması için mükemmel ortamı kendi ellerimizle yarattık."
Bir sonraki pandemiye neden hazır değiliz?
Küresel Hazırlık İzleme Kurulu'nun 2026 Raporu'ndaki son değerlendirmeler, uluslararası toplumun yeni bir pandemi riskine karşı son derece savunmasız kaldığı konusunda uyarıyor. Covid-19'un ortaya çıkışından bu yana tıbbi teknoloji önemli ölçüde ilerlemiş olsa da, birçok temel ölçütte küresel sağlık güvenliği aslında geriledi. Bunun bazı sebepleri var.
DSÖ'ye göre, yanlış bilgilendirme ve siyasi kutuplaşma, halkın sağlık yönergelerine uyumunu ciddi şekilde zedeledi. Bu durum, koordineli ve toplum düzeyinde tıbbi müdahaleleri engelliyor. DSÖ ayrıca, kamu sağlığı bütçeleri ve küresel pandemiye hazırlık programlarının ciddi fon kesintileriyle karşı karşıya kaldığına dair uyarıyor. Bu durum, sağlık sistemlerinin ani ve büyük bir krizi karşılama kapasitesini önemli ölçüde azaltıyor.
Örgütün konuyla ilgili raporunda, "Yükselen milliyetçilik ve dünya güçleri arasındaki sürtüşme, kolektif eylemi felç etti. ABD gibi kilit ülkeler işbirliğini azalttı veya iç politikada geri adımlarla karşılaştı ve ülkeler tanı, test ve aşı paylaşımına ilişkin kritik anlaşmaları sonuçlandıramadı" deniyor: "Tedavi ve koruyucu ekipmanlara eşit erişim konusunda da, uluslararası çerçeveler durağanlaştı veya tersine döndü. Daha zengin ülkeler kaynakları biriktirme konusunda daha iyi konumda kalırken, düşük gelirli ülkeler korunmasız kalıyor."
Üniversitedeyken çeşitli kültür sanat yayınlarında görev aldıktan sonra popüler bilim kitapları çevirmeye başladı. 2019'da dış haber editörlüğü ile medyaya girerek gazetecilik hayatına başladı. Koronavirüs pandemisi mesleki yönelimi için önemli bir dönüm noktası oldu. Pandemiyle birlikte sağlık ve bilim haberciliği, sonrasında teknoloji haberciliği yaparak mesleğine devam etti. Halihazırda çeşitli mecralarda bilim ve teknoloji haberleri/yazıları yazıyor.