Marmaray Güzergahında Bir 'Eski İstanbul Menkıbesi'
Marmaray’ın bugünkü hattı, Aziz Mahmud Hüdayi menkıbesinde anılan eski geçiş koridoruyla aynı geniş bölgede buluşuyor. Sultan Ahmed Camii’nin açılış gününe bağlanan anlatıda fırtınalı sular, bir kayığın çevresinde sakinleşir. Bu güzergahın izini, İstanbul’un dört manevi hamisi ve Marmaray’ın mühendislik geçmişiyle birlikte sürüyoruz.
Görsel: Tunart / gettyimages
9 Haziran 1617 sabahı Üsküdar’da uykusu hafif olanı uyandırmaya lodosun uğultusu yeterdi. Gökyüzüne kurşuni bir örtü çekilmiş, karşı kıyının kubbeleri pus içinde silinmişti. İskeleye inenlerin yüzüne ince bir yağmur çarpıyor, rüzgar kaftanların eteklerini savuruyordu. Islak halat, katran ve yosun kokusu birbirine karışmıştı. Denizden kalkan serpinti dudaklarda nemli bir tuz tadı bırakıyordu. Kayıkların tahtaları gıcırdıyor, bordaya vuran her dalga kıyıdakilerin sözünü kesiyordu. Derya o sabah yeşile çalan koyu bir boz renkteydi; kabardıkça tepeleri köpürüyor, gerilmiş palamarların ucundaki kayıklar sağa sola savruluyordu. Böyle havada karşıya geçmek isteyenin evvela kayıkçıyı razı etmesi gerekirdi. Zira iskelede bekleyenlerin acelesi ya da saray çevresindeki büyük hazırlık denizin umurunda değildi.
Karşı kıyıda merasim hazırlığı vardı. Sultan Ahmed’in Atmeydanı’nda yaptırdığı altı minareli cami ibadete açılacaktı. Avluya otağ kurulmuş, devlet erkanı için ziyafet hazırlanmıştı. Padişah, vezirler, ulema ve şeyhler aynı tören için bir araya gelecekti. Açılışın tarihi, hicri 4 Cemaziyelahir 1026, miladi 9 Haziran 1617 idi. Üsküdar’da yaşayan Aziz Mahmud Hüdayi’nin de merasime katılmak ve cuma hutbesini irad etmek için karşıya geçmesi gerekmekteydi.
Rivayet olunur ki o gün deniz, kayıkçıların açılmaya cesaret edemeyeceği kadar kabarmıştır. Hüdayi iskeleye gelir, kendi kayıkçısının teknesine biner; çekinen yanındakileri de kayığa alır. Kıyıdan ayrıldıklarında beklenmedik bir şey olur. Fırtına sürerken teknenin çevresindeki su sakinleşir. Biraz ötede dalgalar birbirinin üstüne yığılırken, kayığın etrafında ise birkaç kayık boyu genişliğinde sütliman bir alan uzanır. Hüdayi ve beraberindekiler, bu dar sükunet rotasının takip ederek karşı kıyıya ulaşır.
Rüzgarın sesini, kıyının kokusunu ve Boğaz’ın rengini hayal ederek tamamladığımız bu sahnenin merkezinde bir menkıbe bulunuyor. Velilerin ya da tarihi şahsiyetlerin olağanüstü hallerini anlatan bu tür metinler, tarihsel kişiler hakkında halk arasında oluşan inançları ve rivayetleri de taşıyor. Haliyle kayığın çevresinde sakinleşen denizi bugün bir görgü tanığı tutanağından okumuyor, video kaydından izleyemiyoruz. Oğuz Erdoğan’ın İstanbul Üniversitesi’nde hazırladığı 2013 tarihli doktora tezinde aktardığı anlatının kaynağı, Mehmed Gülşen’in hazırladığı Külliyat-ı Hazret-i Hüdayi. Bu derlemenin ilgili baskısı 1922’ye ait. Dolayısıyla elimizde, açılıştan yaklaşık üç yüzyıl sonra basılmış bir menkıbe metni var.
Boğazın dört hamisi
Halk arasında İstanbul Boğazı’nı dört manevi haminin gözettiği söylenir. Büyük İstanbul Tarihi’nin kaydettiği bu inanışta, Anadolu tarafında Üsküdarlı Aziz Mahmud Hüdayi ile Beşiktaşlı Yahya Efendi, Karadeniz tarafında ise Beykoz’daki Yuşa ve Rumelikavağı’ndaki Telli Baba yer alıyor. İki yakada, Boğaz’ın iki ucunu tutan dört ziyaret yeri; İstanbul’un dört hamisi.
Bu isimler arasında hayatı en ayrıntılı bilinenlerden Aziz Mahmud Hüdayi, medrese eğitimi görmüş, kadılık ve müderrislik yapmış, ardından tasavvufa yönelmiş bir isim. Üsküdar’daki dergahıyla Celvetiyye geleneğinin merkezine yerleşmiş. Kendisine bağlananlara ve türbesini ziyaret edenlere atfedilen koruma duasında denizde boğulmamak da bulunuyor. Rumeli yakasındaki Yahya Efendi ise Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeşi olarak bilinen bir müderris, şair ve sufi. Onun menkıbelerinde de denizde kaybolanların, boğulma tehlikesi geçirenlerin kurtarılması anlatılıyor. Dergahına başvuranlar arasında Hristiyan denizciler de var. Yahya Efendi’nin kabri bugün Çırağan Sarayı’nın sırtlarında, boğaza hakim bir tepede bulunuyor.
Kuzeydeki iki haminin geçmişi ise daha belirsiz. Beykoz’daki Yuşa makamının adını taşıdığı peygamberin gerçek mezarı olduğu tarihsel olarak doğrulanmış değil, hatta TDV İslam Ansiklopedisi de bu aidiyeti kabul etmiyor. Telli Baba’nın kimliği hakkında ise birbirinden farklı rivayetler bulunuyor. Kimi anlatılarda fetih ordusundan bir asker, kimilerinde denizden bir genç kızı kurtaran cankurtaran olarak karşımıza çıkıyor. Büyük İstanbul Tarihi, hakkında yazılı kaynak bulunmadığını, anlatıların sözlü kültür içinde çeşitlendiğini belirtiyor. Dört hami, farklı dönemlerden gelen kişileri ve inanışları aynı Boğaz haritasında buluşturuyor.
Hüdayi Yolu da bu haritanın içinden geçiyor. Mehmed Gülşen’in aktardığı metinde, eski kayıkçılar arasında Üsküdar’dan Sarayburnu’na kadar uzanan ‘selamet bir deniz yolu’nun bu adla bilindiği yazılı. Bugün bazen ‘Selamet Yolu’ diye hatırlanan ifadenin kaynağı bu tarif. Ancak metin bize koordinatları, dönüş noktaları ve ölçüleri belirlenmiş bir seyir rotası vermiyor. Üstelik aynı anlatı, kayığın varışını zaman zaman Çatladıkapı’ya kadar götürüyor.
Sarayburnu'nda yelkenliler. Görsel: Print Collector / gettyimages.
Kayıkla aşılan bu suların altından demiryolu geçirme düşüncesi de Osmanlı döneminde ortaya çıktı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın İSEDAK’ta paylaştığı proje tarihçesine göre, 1860’ta Sultan Abdülmecid döneminde hazırlanan tasarımda, tüpün deniz tabanına yerleştirilecek sütunlar üzerinde durması düşünülüyordu. II. Abdülhamid döneminde, 1902’de benzer bir öneri daha hazırlandı. Bu tasarımlar ise dönemin şartlarında uygulanamadı.
Çok sonra inşa edilen Marmaray’ın güzergahı ise Hüdayi Yolu’yla ilişkilendirilecekti. H. Kamil Yılmaz’ın Diyanet tarafından yayınlanan Aziz Mahmud Hüdayi kitabında, Üsküdar-Sarayburnu/Sirkeci arasındaki Hüdayi Yolu’nun ‘aşağı-yukarı yeni yapılan Marmaray hattına denk’ geldiği belirtiliyor. Buradaki ölçü, ‘aşağı yukarı’. Kitap bir güzergah yakınlığından bahsetse de Marmaray tünelinin bu menkıbe esas alınarak tasarlandığını söylemeye yetmiyor.
Marmaray Hüdayi Yolu üzerine mi yapıldı?
Peki Marmaray, Hüdayi Yolu üzerine mi yapıldı? Aynı geniş geçiş koridorundan söz ediyorsak, yaklaşık olarak evet. Mühendislerin Hüdayi’nin izlediğine inanılan yolu seçtiğini, oradaki suyun daha sakin olduğunu bildikleri için tüneli buradan geçirdiğini söyleyeceksek, bunu destekleyen bir belgeye ulaşamıyoruz.
Marmaray’ın belgelenmiş tasarım geçmişi başka bir süreci gösteriyor. Projenin teknik incelemelerinden Marmaray’daki batırma tünelin yatay ve düşey güzergahının 1986’da Parsons Brinckerhoff’un Türk makamları için yaptığı çalışmayla belirlendiğini kaydediyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı temsilcisinin İSEDAK toplantısındaki sunumuna göre, ilk ulaşım ve fizibilite çalışması 1985’te hazırlanmış, 1995’te güncellenmişti. Amaç, Gebze-Haydarpaşa ve Sirkeci-Halkalı banliyö hatlarını yenileyip Boğaz’ın altından birbirine bağlamaktı.

İstanbul Raylı Sistemler Ağ Haritası
Nihayetinde, bu meşhur güzergah, İstanbul’un ulaşım ihtiyacı ile örtüşüyordu.
Boğaz’da genel olarak üst tabakadaki su Karadeniz’den Marmara’ya, alttaki daha tuzlu su ters yönde hareket ediyor. Marmaray inşaatına destek olmak için hazırlanan 2005 tarihli üç boyutlu akıntı modeli, bu karmaşık yapıyı ölçümlerle karşılaştırarak inceliyordu. Tünel elemanlarının batırılması için geliştirilen ayrı bir akıntı tahmin sistemi de Ekim 2004-Eylül 2005 arasındaki bir yıllık gözlem verisine dayanıyordu. Mühendislerin önündeki Boğaz menkıbedeki gibi kendiliğinden sakinleşmiyordu, ince hesaplamalar yapılması gerekiyordu.
Yaklaşık 1,4 kilometrelik batırma tünel, 11 büyük elemanın deniz tabanında birleştirilmesiyle kuruldu. Boğaz geçişini içeren ilk Marmaray bölümü 29 Ekim 2013’te yolcu taşımaya başladı. Hüdayi’nin kayığına atfedilen geçişle trenin güzergahı aynı iki kıyıyı birleştiriyordu. Boğaz köprülerine alternatif bir rota böylece kurulmuş oldu.
Evet, belki birçoğumuz Marmaray’da Boğaz’ın altından geçerken bir akvaryum geçit misali balıkları seyredeceğimizi düşünmüştük. Bugün Üsküdar’dan Sirkeci’ye giden bir yolcu, dışarıdaki denizin rengini göremeden karşıya geçiyor. Lodosun suyu nasıl kabarttığı, bulutların arasından çıkan güneşin hangi kubbeyi parlattığı tünelin dışında kalıyor. Hüdayi Yolu’nu bilmek, bu gündelik yolculuğa İstanbul’un eski anlatılarından birini ekliyor.
Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.