Mahmut Karslıoğlu
Medya ve Eğlence
24 Ekim 2026 14:33

Favori Oyuncunuz Bir Piksel Yığını Olabilir

Ekranlarımızı işgal eden dijital ikizler ve kusursuz algoritmalar sinemayı kökten değiştiriyor. Çin’den Türkiye’ye uzanan yapay zeka devrimini ve fütüristik telif savaşlarını masaya yatırıyoruz.

Favori Oyuncunuz Bir Piksel Yığını Olabilir

Görsel: John M Lund Photography Inc / gettyimages

Haberlerimizi Google'da Takip Edin

Tıklayın, gelişmelerden anında haberdar olmak için tercih edilen kaynaklarınıza ekleyin.

Google

Yapay zekayı yıllarca ekranlarımızda distopik birer anlatı öznesi olarak izledik. ‘Westworld’ün insanlaşmaya çalışan android hostlarını, ‘Person of Interest’in kitleleri izleyen süper algoritmalarını ve ‘Black Mirror’ın insan bilincini birer yazılım nesnesine dönüştüren cookie teknolojilerini nefesimizi tutarak takip ettik. Ancak bugün eğlence sektörü, kurgusal bir yapay zeka korkusundan çok daha somut ve yakın bir gerçeklikle sarsılıyor. Yapay zeka artık sadece senaryonun konusu değil, kameranın, setin, senaristin ve en önemlisi oyuncunun kendisi haline geliyor.


Saniyeler içinde fotogerçekçi sahneler inşa eden video difüzyon modellerinin yükselişi, prodüksiyon stüdyolarının geleneklerini yerle bir ederken ekranın karşısındaki izleyiciye şu can alıcı soruyu sorduruyor: Şu an izlediğiniz o etkileyici gözyaşları bir insana mı ait yoksa bir sunucuda çalışan milyarlarca parametreli bir ağırlık matrisinin sonucu mu?


Yapay zekanın bir üretim gücü olarak sinemaya adım atması, deneysel teknoloji gösterilerinden uzun metrajlı sinema filmlerine ve küresel platform prömiyerlerine kadar uzanan baş döndürücü bir hızda gerçekleşti. Yapay zeka odaklı epizodik yapımların dünyadaki ilk örnekleri arasında Higgsfield AI tarafından yayınlanan ve gerçek bir kişinin lisanslı dijital benzerliğini başrole taşıyan fütüristik aksiyon serisi ‘Arena Zero’ yer alıyor. Bunu, AiMation Studios tarafından pazarlanan ve tamamen yapay zeka ile üretilen ilk reality şov olma iddiasındaki ‘Non Player Combat’ ile Google DeepMind teknolojilerini kullanan ünlü yönetmen Darren Aronofsky imzalı tarihi seri ‘On This Day... 1776’ filmi takip etti.


Uzun metraj tarafında ise 2026 yılı gerçek bir kırılma noktası oldu. Kamera, fiziksel aktör veya geleneksel setler olmadan sadece 2 bin dolara üretilen ve Tribeca Film Festivali’ne seçilen ‘Dreams of Violets’ ile internet ünlülerinin lisanslı dijital kopyalarını oynatan 110 dakikalık komedi-aksiyon filmi ‘The Cully Hill Boys’, yapay zeka sinemasının rüştünü ispat ettiği yapımlar olarak tarihe geçti.


2 bin dolar bir film ya da dizi prodüksiyonu için küçük bir rakam gibi görünse de bağımsız yapımcı ve yönetmen Uğur Kavak aynı fikirde değil. Yapay zeka ile üretimin ‘neredeyse bedava’ olduğu algısının tamamen gerçek dışı olduğunu belirtiyor. Kavak’a göre bu teknoloji maliyeti sıfırlamak yerine sermayenin yönünü insan emeğine, API lisanslarına ve güçlü bulut işlemcilere kaydırarak ciddi gizli maliyetler barındırıyor.


Elbette yurt dışına ihraç ettiği dizilerle ön planda olan ülkemizin küresel ölçekteki bu yapay zeka dalgasını sadece izlemekle kalmayıp, ona yön veren bir aktör haline gelmesi de şaşırtıcı olmadı. Ay Yapım’ın Singapur merkezli iştiraki AI Yapım tarafından hayata geçirilen ‘Surlar/Castle Walls’ projesi, başından sonuna kadar yapay zeka teknolojileri kullanılarak üretilen ve küresel bir dijital platformda (Prime Video) prömiyer yapan dünyadaki ilk dizi olma ünvanını eline geçirdi. Kerem Deren ve Çisil Hazal Tenim’in kaleme aldığı, ‘Alamut Kalesi’nin gizemine odaklanan 15 dakikalık ve 2 bölümlük yapım, yerli prodüksiyonun teknolojik zirvesini temsil ediyor.


Sektörde ’dünyanın ilk yapay zeka dizisi’ ünvanına dair ciddi bir rekabet ve tartışma da mevcut. Kertenkalem AI Studio kurucusu Uğur Kavak, ‘Surlar’ ve ‘Tesseract’ gibi projelerin arkalarındaki gücü kullanarak PR yaptıklarını savunuyor ve “Denizdeki Mektup yayınlandığında henüz dünyada başka bir yapay zeka dizi yoktu” diyerek gerçek ilk olma kriterinin sentetik araçlarla organik, tutarlı ve izleyicide gerçek bir his bırakan bir sinematik ruh inşa etmek olduğunu vurguluyor. Ve bunu kendisinin çok daha önce yapmış olduğunu söylüyor.


Geleceğin sinema endüstrisi, teknolojinin kullanılma biçimine göre keskin bir şekilde iki farklı yapım modeline ayrılıyor. Tamamen yapay zekaya dayalı yapımlarda fiziksel kameralar, set işçileri ya da gerçek zamanlı çekimler yer almıyor. Karakter tasarımları, arka planlar, ışıklandırma ve fiziksel hareketler tamamen üretken yapay zeka yazılımlarıyla oluşturuluyor. Türkiye’de Vitpepper Studios imzalı ‘Tesseract’ dizisi, oyuncuların dijital kopyalarıyla sıfırdan üretilen dikey formatlı bir yapay zeka yapımı olarak bu sınıfa giriyor.


İnsan-makine ortaklığına dayalı hibrit yapımlar ise insan yaratıcılığının ve oyuncu performansının merkezde kaldığı, yapay zekanın ise görsel efekt ya da gençleştirme gibi post prodüksiyon süreçlerini hızlandıran bir asistan olarak öne çıkıyor.

‘Tesseract’ın yönetmeni Erim Şişman, yapay zekanın hibrit kullanımda potansiyeline ulaşabilmesi adına sadece çekim sonrasındaki reji hatalarını düzeltmek için kullanılmaması gerektiğini savunuyor. Şişman’a göre yapay zeka, senaryo yazım sürecinden itibaren post prodüksiyon aşaması düşünülerek planlanan yaratıcı ve teknik bir sürecin tam merkezine dahil edilmeli.


‘Surlar’ dizisi de görsel dünyasını tamamen yapay zeka ile inşa etmesine rağmen oyunculuk performanslarını yapay zeka ürünü yapmayarak, gerçek insan oyuncular ile çalışmış ve ‘insan dokunuşunu’ muhafaza etmesiyle bu gruba giriyor sayılabilir.


Yapay zeka ile film üretmenin önündeki en büyük teknik engel, sahneler arasındaki görsel tutarlılığı sağlamakta yatıyor. Kareler arasında bir karakterin yüzünün, saçının ya da kıyafet detaylarının milisaniyelik değişimleri bile izleyicide yabancılaşma hissi yaratıyor. Uğur Kavak, bu durumu “Teknolojinin hızının ürettiği rastgeleliğin içinden cımbızla doğru anları seçip ehlileştirme mesaisi” olarak tanımlayarak yapay zeka yönetmenliğinin en acımasız darboğazının süreklilik ve mikro kontrol eksikliği olduğunu belirtiyor. Kavak ayrıca tüm bu entegrasyonu tek bir yönetmenin omuzlamasının ne kadar zor olduğuna değinerek; yapay zeka ile tek başına bir dizi üretmenin, hikaye anlatıcılığı, müzisyenlik ve yazılım gibi birbirinden farklı birçok disiplindeki yetkinliğin aynı kişide toplanmasını gerektirdiğini vurguluyor. Bugünün yönetmenleri ise bu sorunu aşmak için gelişmiş bir hibrit yazılım ekosistemi kullanıyor.


Açık kaynaklı Stable Diffusion arayüzlerinde, oyuncunun 20-30 farklı açıdan çekilmiş fotoğrafı sisteme yüklenerek ‘LoRA’ adı verilen küçük bir eklenti modeli eğitiliyor. Bu, yapay zekaya karakterin kemik yapısını ve karakteristik yüz hatlarını öğreterek her sahnede yüzde 100 aynı yüzün üretilmesini sağlıyor. Midjourney’nin kod yazmadan çalışan tasarımcılar için geliştirdiği Character Reference (--cref) komutu, mevcut bir karakter görselinin URL’sini referans alarak yeni üretilen tüm görsellerde yüz yapısını başarıyla sabit tutuyor. Görsel kareleri videoya dönüştürürken nesnelerin formunu korumak için Kling AI, Luma Dream Machine ve Runway Gen-3 Alpha gibi sistemlerin gelişmiş custom model özellikleri kullanılır. Bu motorlar, kamera hareketleri (pan, zoom) esnasında karakterlerin 3 boyutlu derinliğini hafızasında tutarak hataları sıfıra indirir. ‘Tesseract’ dizisinin yönetmeni Erim Şişman, salt teknolojik araçların ötesinde insan işçiliğine dikkat çekerek; bir milyondan fazla görselin ve 60 saati aşan videonun üretildiği yapımda düşük kaliteli yapay zeka ürünlerinden kaçınmak için tüm sahnelerin altı kez yeniden üretildiğini aktarıyor.


Bazen de fiziksel bir dublörün veya standart bir aktörün vücut hareketleri kamerayla çekilir. Ardından Hollywood standardı olan yüksek çözünürlüklü DeepFaceLab yazılımı ile hedef oyuncunun yüzü, ışık açıları korunarak milimetrik olarak bu vücudun üzerine giydirilir. Şişman da projelerinde bu mantıkla ilerlediklerini, aksiyon sahneleri dışında oyuncuların gerçek performanslarının kullanılarak sadece dijital bir makyaj uygulandığını vurguluyor.


Yapay zeka, oyuncuları sadece sette değil, kendi evlerinde otururken de çalışabilir hale getiriyor. Geleneksel setlerin getirdiği insani zorlukları aşmak konusunda Uğur Kavak, yapay zeka ile sıfırdan oluşturulan sentetik cast’ların yönetmene büyük bir rahatlık sağladığı görüşünde. Kavak’a göre bu teknoloji; hastalanmayan, asla kapris yapmayan, 7/24 çalışmaya hazır olan ve istendiğinde farklı dillerde oynatılabilen ‘ölümsüz’ bir oyuncu kataloğu sunarak biyolojik sınırları ortadan kaldırıyor.


Gerçek aktörlerin dijitalleşmesi tarafında ise devasa bir kimlik ve etik tartışması yatıyor. Türkiye sinema tarihinde bir ilke imza atarak görüntü ve sesini tamamen yapay zeka algoritmalarına teslim eden ilk aktör Özcan Deniz oldu. Vitpepper Studios imzalı ‘Tesseract’ dizisinde Özcan Deniz ve Akın Akınözü’nün ses ve görüntüleri üretken yapay zeka ile klonlanarak dijital ikizleri oluşturuldu. Özcan Deniz, bu projede fiziksel olarak sete çıkmadan, klonlanan dijital ikiziyle bir devlet başkanını canlandırıyor. Üstelik yapay zekanın ses klonlama yeteneği sayesinde, dizide İngilizce konuşuyor. Bu fütüristik adım yerli oyuncular için dil bariyerini yıkarak küresel pazara açılmanın kapılarını aralarken, diğer taraftan oyunculuğun fiziksel varlığı noktasında da bir tartışma başlattı.


Ancak sektörde sık kullanılan ‘dijital ikiz’ kavramı sendikal düzeyde reddediliyor. Türkiye’deki Oyuncular Sendikası, aslı yansıtan ‘ikiz’ kelimesi yerine ‘içi boş bir kabuk’ ve ‘aslının aynı gibi görünen bir kopya’ anlamına gelen ‘dijital replika’ veya ‘dijital klon’ ifadesini daha doğru bulduklarını ifade ediyor. Erim Şişman ise bu teknolojiye bir kabuk olarak değil, “Oyuncunun performansını taşıyan bir avatar” olarak yaklaştığını belirtiyor. Tanıdık bir yüzün telifini almakla yetenekli bir oyuncuyla sanatsal vizyon ortaklığı kurmanın bambaşka şeyler olduğunu hatırlatıyor.


Küresel pazarda ise ‘The Cully Hill Boys’ filmi internet fenomenlerinin ve sporcuların lisanslı dijital kopyalarını oynatarak ticari bir başarı yakaladı. Ancak bu süreç her zaman rızaya dayalı ilerlemiyor. Oyuncuların görüntü, ses ve oyunculuk tarzlarını sistemlere aktarma süreci olan distillation, sektörel bir baskı aracına dönüşme riski taşıyor. Erim Şişman, bu noktada ciddi bir uyarıda bulunuyor. Şişman’a göre asıl risk, gerçek bir oyuncunun performansının isimsiz bir avatar yerine başka bir gerçek kişinin dijital kopyasına aktarılması durumunda ortaya çıkacak. Bu senaryoda emeği veren sanatçının katkısı tamamen gizlenerek, tüm tanınırlık ve haklar yüzün sahibine gidecek.


İşin etik, ticari ve hukuki boyutları da var. Yapay zeka oyuncu kullanımı; kitlesel iş kaybı, dijital sömürü ve rıza dışı kullanım, ölüm sonrası hakların belirsizliği gibi etik riskler ile endüstrinin tüm ekonomik ve yasal sütunlarını sarsarken sınırları aşan küresel erişim, sıfıra yakın maliyetler ve oyuncuların eş zamanlı farklı sette olabilmesi gibi avantajlar sağlıyor. Yapay zeka tabanlı yapımlar üretim sürelerini üç aydan 1-2 güne indirirken, maliyetleri de geleneksel yapımların yüzde 10’una çekiyor. Bu yıkıcı karlılık, kısa dizi oyuncusu ve yapımcı Greg Wollner’ın belirttiği gibi, haftada üç yapımda oynayan bağımsız oyuncuların tüm işlerini kaybetmelerine ve mesleği bırakmalarına yol açıyor.


Buna karşılık ABD Yüksek Mahkemesi’nin Mart 2026’da onadığı tarihi kararla, içinde hiçbir insan emeği bulunmayan, tamamen yapay zeka tarafından üretilen eserlere telif hakkı verilemeyeceği hükme bağlandı. Oyuncular Sendikası bu noktada Amerikan hukuk profesörlerinin görüşlerine atıfta bulunarak, telif hakları kanununun eserin değil, eser sahibinin hakkını koruduğunu belirtiyor. Sendikaya göre, eğer bir teknolojik gelişme eser sahibini bir daha eser üretemeyecek duruma düşürürse, bu durum yasal regülasyonları zorunlu kılar. Bu hukuki belirsizlikler, stüdyoların ticari olarak korunabilmek için insan tabanlı dijital replikaları lisanslamasını yasal bir zorunluluk haline getiriyor. Oyuncular Sendikası da benzer bir şekilde Türkiye’de oyuncunun sesinin ve bedeninin Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında ‘hassas veri’ olarak korunduğunu, izinsiz kullanımlar durumunda bu kanunun işletilerek içeriklerin kaldırtılabildiğini vurguluyor.


SAG-AFTRA (Ekran Oyuncuları Birliği) ise gerçekleştirdiği tarihi grevlerin ardından stüdyolara karşı sert dijital benzerlik koruma kurallarını kabul ettirmişti. Bu kurallara göre, stüdyolar dijital ikiz oluştururken her proje için yazılı, açık ve spesifik onay almak zorunda. Oyunculara dijital kopyalarının ekranda kaldığı süre boyunca tıpkı setteymiş gibi adil telif ödenmeli ve hayatını kaybeden sanatçıların hakları mirasçılarının onayına tabi olmalı.


Oyuncular Sendikası ise yapay zekayı mesleği tehdit eden ve mücadele edilmesi gereken bir yenilik olarak görmediğini açıkça beyan ediyor. Sendikaya göre asıl tehdit, teknolojinin kendisi değil; bu gelişmeleri sadece maliyetleri düşürmek amacıyla kullanmaya yönelecek yapımcılar, yazılımcılar ve platformlar. Hatta sendika, bu teknolojinin yapay zekayı oyuncularla çalışarak çevre ve fon düzenlemelerinde kullanması sayesinde, çok büyük bütçeli yapımları ucuza mal etme fırsatı yaratabileceğini ve dünya çapındaki büyük yapımcıların yeni rakiplerinin artmasına neden olabileceğini de öngörüyor.


Türkiye’de şu an için bir ‘dijital grev’ örgütleme planı bulunmasa da uluslararası çatı örgütü FIA ile iş birliği yapılarak SAG-AFTRA’nın kazanımlarının yaygınlaştırılması hedefleniyor. Türkiye’deki yasal boşluklar ve bağlayıcı toplu iş sözleşmelerinin olmaması nedeniyle her şey oyuncuların bireysel rızaları ve sözleşme serbestisi kapsamında yürüyor. Yönetmen Erim Şişman, tam da bu düzensizliğe işaret ederek, Türkiye’de imzalanacak sözleşmelerin kullanım kapsamını, süresini, model eğitimini, üçüncü kişilere devrini ve yeni performanslar için alınacak onay ve yeniden kullanım ücretlerini açıkça belirleyecek ortak sektörel standartlara kavuşturulması gerektiğini savunuyor.


Uğur Kavak ise sendikanın genel endişelerini inovasyon karşıtlığı olarak çok daha sert bir tonda eleştiriyor. Sendikanın tutumunu, televizyonun ilk çıktığı zamanlardaki ‘şeytan icadı’ korkusuna benzeten Kavak; yeni sistemin bağımsız yapımcılara A-list yıldızları dijital telifle kullanma şansı vererek özgürlük sunduğuna inanıyor.


Steven Spielberg, SXSW festivalinde kararlı bir şekilde dile getirdi: “Yapay zekanın sinemada insan yaratıcılığının yerini almasına tamamen karşıyım.” Makineler sesimizi ve yüzümüzü kusursuzca klonlayabilir, bizi akıcı bir İngilizceyle konuşturabilir ya da Alamut Kalesi’nin surlarını piksellerle yeniden inşa edebilir. Ancak günün sonunda Uğur Kavak’ın da altını çizdiği gibi; bir eserin literatürde gerçek bir sinema yapımı sayılabilmesi için merkezinde teknolojinin kendisi değil, hikayenin bütünlüğü yer almalı. Kavak’a göre izleyici ilk birkaç dakikadan sonra ‘yapay zeka ne güzel çizmiş’ düşüncesinden uzaklaşıp karakterin derdiyle dertlenmeye başlıyorsa, ortada organik bir ruh inşa edilebilmiş demektir.


Oyuncular Sendikası, yıllar boyunca aynı oyuncunun 30 yaşındaki haliyle diziler çekilmesinin sürekli yeni metalar aranan tüketim çağında çok da olası olmadığını düşünse de Erim Şişman bu tehlikenin farkında. Şişman, aktörlerin genç dijital sürümlerinin kendi güncel halleriyle bile rekabete girebileceğine dikkat çekiyor ve bu tablonun yeni nesil oyuncuların deneyim kazanacağı yan rolleri yok ederek mesleğe giriş imkanlarını daraltacağından ciddi bir endişe duyuyor.


Ya da acaba artık böyle bir şeye gerek kalmayacak mı? Belki de Uğur Kavak’ın ifade ettiği gibi; bu teknolojik çığır, oyuncu ya da yönetmen olmak isteyenlerin bir avuç zümreye muhtaç kalmadan kendi stüdyosunu kurabildiği yepyeni, tamamen demokratikleşmiş bir medyanın ilk temellerini atıyordur.


Röportajların tamamına www.wired.com.tr’den ulaşabilirsiniz.

yapay zeka

30 yıldır teknoloji üzerine yazılar yazmaktadır. Türkiye'nin ilk oyun dergisinin kurucu ekibinde yer almış ve önemli teknoloji dergilerinden birinde muhabirlikten başlayan ve Genel Yayın Yönetmenliğine kadar uzanan uzun bir süreçte teknoloji içerikleri üretmiştir. Ayrıca şu anda yürüttüğü WIRED Türkiye Dijital Direktörlüğünden önce bir başka yayın grubunun Video Projeler ve Teknoloji İçerikleri Yönetmenliğini de üstlenmiştir. Oyun ve geleceğin teknolojileri üzerine özel ilgisi vardır.

Mahmut Karslıoğlu

DAHA FAZLASI

Primetime, Pedofil Avına Çıkanların Egolarını Açığa Çıkarıyor

Lance Oppenheim’ın yeni filmi Chris Hansen’ı bir kahraman olarak göstermiyor. To Catch a Predator sunucusunun gerçek hayattaki taklitçileri ise ondan daha da pervasız.

Richard Kelly, Donnie Darko’nun 25. Yılında: “Herhangi Bir Filmin Çekilebilmesi Bile Mucize”

İlk romanı, sanatsal çizgisinden taviz vermemek ve Donnie Darko’nun ölüm ilanına kazınacağını düşündüğü o absürt repliği üzerine yönetmenle bir söyleşi.

Uzun Zamandır Beklenen Yayın Servisi Açıldı. İşte İzlenebilecek Yeni Bilimkurgu Diziler

Yayın servisinin Türkiye’ye açılması, özellikle bilimkurgu izleyicileri için önemli bir haber. Çünkü platformun kataloğunun en güçlü taraflarından biri uzun süredir bilimkurgu.

Gerçek Zamanlı Yapay Zeka Videoları Sektörü Nasıl Değiştirecek?

Yapay zeka, insan gözünün izleme hızını aşan bir video bombardımanı başlatıyor. MiniMax H3 ve gerçek zamanlı render çağında, Hollywood ve içerik platformları tamamen değişmek üzere.