Beyin Tetikte, Duygular Askıda
Algoritmalar, bitmeyen bildirimler ve beğeni kovalamacası beynin ödül ve alarm sistemlerini yeniden ayarlıyor. Sonuç: Duyarsızlaşma, empati kaybı, her boşlukta telefona uzanan eller.
Görsel: Piranka/GettyImages
Antropolojik kayıtlar, insan beyninin hacimsel olarak yaklaşık 40-50 bin yıl önce bugünkü modern formuna ulaştığını gösteriyor. O günden bu yana beyin kapasitemiz biyolojik bir duraklama dönemindeydi. Ta ki dijital çağın nöro-plastik etkisine kadar. 2024-2025 verileri, ilk kez algoritmaların beyin sinapslarını ve korteksi fiziksel olarak deforme ettiğini gösteriyor.
Şu an bu satırları okurken beyninizin en kıymetli bölgesi olan prefrontal korteksinizde bir savaş yaşanıyor. Cep telefonunuzun ekranını sadece biraz vakit geçirmek için kaydırdığınızı sanıyorsunuz ama dijital dünya artık bir bağımlılığın çok ötesinde: Beyninizin fiziksel mimarisi, rızanız dışında yeniden çiziliyor.
"İnsanlar artık çok duygusuz", "Hiçbir şeye tepki vermiyoruz", "Empati çok azaldı" sözlerini sık duyuyor olabilirsiniz. Bu yorumlar öylesine yapılmıyor, arkasında bilimsel dayanaklar var.
Klinik Nöro-Psikiyatrist Prof. Dr. Kültegin Ögel'e göre beyin, evrimsel olarak sürekli bilgi akışına göre tasarlanmadı. Çok sayıda uyaran geldiğinde amigdala (korku, öfke ve stres gibi duygusal tepkilerin işlenmesinden sorumlu merkez) aktive oluyor. Stres ve kaygı artıyor, duygulara karşı duyarsızlaşma gözleniyor. Beyin güçlü uyaranlara alışıp aynı duygusal tepkiyi vermemeye başlıyor. Ödül eşiği yükseliyor, daha güçlü uyaranlar gerekiyor.
Beyin böylece kendini korumak için bir güvenlik kalkanı oluşturuyor. Bunu bilinçli yapmıyor ama psikolojik olarak kendini korumak adına duygusal tepkisini azaltıyor. Ögel şöyle açıklıyor: "Beynimiz bunu yaparken gerçekliği sansürlemiyor ama filtreliyor. Önemlileri seçip diğerlerini dışarıda bırakıyor. Buna 'basitleştirme' de diyebiliriz."
Peki bu güvenlik duvarı nasıl çalışıyor?
Talamus, duyusal bilgilerin ilk filtresi gibi çalışıyor ve hangi bilginin kortekse geçeceğine karar veriyor. Prefrontal korteks ise dikkat mekanizmasıyla hangi uyaranın önemli olduğunu belirliyor. Ögel bunu örneklerle anlatıyor: "Bir kafede otururken, çevrenizde birçok konuşma sesi vardır ama beyin yalnızca konuştuğunuz kişiye odaklanıyor. Buna 'cocktail party effect' denir. Öte yandan beyin, tekrar eden uyaranlara karşı zamanla duyarlılığını azaltıyor. Tren istasyonunun yakınında oturan kişinin tren sesini duymamaya başlaması gibi."
Sorun, bu filtreyi artık algoritmaların eğitiyor olması. Algoritma size yalnızca sevdiğiniz fikirleri sundukça, farklı bir düşünceyle karşılaştığınızda beyniniz bunu bir mantık hatası olarak değil, amigdala seviyesinde fiziksel bir tehdit olarak algılamaya başlıyor. Yani hoşgörüsüzlük artık yalnızca kültürel değil, nöronal bir tıkanıklık.
Ögel’e göre, algoritmaların sürekli benzer içerikler göstermesi, tekrar eden bilgilere karşı sinaptik bağlantıları güçlendiriyor. Kişi sürekli aynı tür içerikleri görüyorsa aynı düşünce kalıpları pekişiyor, alternatif bakış açıları zayıflıyor. Sürekli benzer içeriklere maruz kalmak merak çeşitliliğini azaltabilir ve dikkat alanını daraltabilir. İnsanlar zaten kendi inançlarını doğrulayan bilgileri daha kolay kabul ediyor; algoritma bu eğilimi güçlendiriyor.
Beyinde bu aktiviteler yaşanırken, fiziksel çıktılar da ortaya çıkıyor. Beynin dokunma duyusunu işleyen parietal lob, telefon bildirimlerini hayati bir uyaran (tehdit veya ödül) olarak kodladığı için vücudun normal titreşimlerini veya kıyafet hışırtısını bile bildirim olarak yanlış haritalandırabiliyor. Bu konuda araştırmalar yapan bilim insanları, akıllı telefonun bekleme anlarındaki (can sıkıntısı) dürtüsel kullanımının, beynin motor korteksi ile ödül sistemi arasında kısa devre yaptığını saptadı. Beyin iradeyi (prefrontal korteks) devre dışı bırakıp doğrudan parmak kaslarını harekete geçiriyor.
“Telefonu her boşlukta kontrol etme davranışı hem alışkanlık döngüsü hem de can sıkıntısından kaçınma mekanizmasının birleşimi. İnsan beyni boşluk ve uyarı eksikliğine karşı hassas. Can sıkıntısı ortaya çıktığında, dikkat sistemi yeni uyarı arıyor ve dopamin sistemi aktivite istiyor” diyen Ögel, tam da bu nedenle beynin ‘belki ilginç bir şey vardır’ düşüncesiyle telefonu kontrol etme dürtüsü yarattığını anlatıyor. Telefonu sık kontrol edenlerde dikkat sistemi telefon sinyallerine karşı aşırı hassas hale geliyor ve beynin ‘öncelik filtresi’ telefona uyarlanıyor. Ve bu durum, zamanla alışkanlık haline geliyor.
Ögel, “Sürekli dijital uyaran beynin haz eşiğini yukarı çekiyor. Artık gerçek dünyadaki ödüller (kitap okumak, manzara seyretmek) beyin için yeterli dopamini üretmiyor. Dijital dünya, gerçek dünyayı sıkıcı hale getiriyor” diyor ve bunun nedenlerini sıralıyor:
· Dijital dünyaya ulaşım çok kolay. Bir yerlere gitmenize gerek yok.
· Haz verme hızı çok yüksek. Spor yaptığınızda haz alma ihtimaliniz haftalar sonradır.
· Dijital dünya 7/24 emrinizde.
· Gerçek dünyada çeşitlilik, dijitale göre daha az.
· Gerçek dünyada akış, dijitale göre daha az.
Bildirim sesleri ve ‘son dakika’ kültürünün de beyni daha hassas hale getirdiğini söyleyen Ögel, böylece tetikte olma, dikkat parçalanması ve zihinsel yorgunluğun ortaya çıktığını, bunun da anksiyeteyi artırdığını belirtiyor.
“İnsanlar evrimsel anlamda bir gruba ait olma ve kabul edilme ihtiyacıyla yaşıyor. Sosyal medya ise bu ihtiyacı hızlı, ölçülebilir ve görünür hale getiriyor” diyen Ögel, beğeni almanın davranışı teşvik ettiğini belirtiyor. Sosyal reddedilme ise beyinde fiziksel acıya benzer bölgeleri aktive edebiliyor. Bu nedenle insanlar sosyal onaya karşı oldukça hassas. Beğeni bekleme davranışı, telefonu sık kontrol etmeye, bildirim beklentisine ve dikkat dağılmasına yol açıyor.
Ögel, beyni tüm bu olumsuz durumlardan korumanın mümkün olduğunu ve ‘human tech’ yaklaşımının yani teknolojiyi insana uygun şekilde kullanmak gerektiğinin önemine dikkat çekiyor:
- Gün içinde mola verin, kısa detokslar yapın. Örneğin günde iki kez birer saat dijial dünyadan uzak durun.
- Gece yatmadan bir saat önce ekrandan uzaklaşın.
- Normal aktiviteler sırasında teknolojiden kaçının. Yemek yerken telefona bakmayın, yürürken telefonla ilgilenmeyin.
25 yıldır sağlık, wellness, güzellik ve lifestyle üzerine yazılar yazıyor. Kariyerine televizyon muhabirliği ile başladı. Gazete muhabirliği, editörlüğü ve köşe yazarlığının ardından kendi mecrasında dijital yayıncılık yaptı. Bitmeyen merakı, her gün bir şeyler öğrenme hevesi ve yazma tutkusuyla şimdilerde WIRED Türkiye Yazı İşleri Müdürü olarak keşfetmeye devam ediyor.