Mustafa Orhun Çetin
İş Dünyası
24 Mayıs 2026 14:05

Zorunluluktan Enerji Şirketi Oldular

Şimdiki çağ elektrik istiyor. Şirketler artık elektriği tüketmenin ötesine geçmeli. Rekabet etmek istiyorlarsa elektriği bulmak, ucuzlatmak mümkünse kendileri üretmek zorundalar.

Zorunluluktan Enerji Şirketi Oldular

İllüstrasyon: Mojtaba Mohammadi, Unsplash (Mustafa Orhun Çetin tarafından YZ ile editlendi)

Bir zamanlar şirketlerin enerjiyle en büyük ilişkisi ortaya çıkan faturalardı. Tıpkı kira, lojistik ya da ham madde gibi dönem sonunda ortaya çıkan bir maliyetken şimdi devir değişti. Çünkü çağımız elektrik çağı. Yapay zeka modelleri eğitiliyor, bulut sistemleri büyüyor, otomasyon artıyor, üretim hatları ise teknolojiler yardımıyla dijitalleşiyor. Yani elektrik eskisinden çok daha fazla bedel istiyor.


Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2027’yi hedefleyen Electricity 2025 raporu bu dönemi boşuna ‘Elektrik Çağı’ olarak tarif etmiyor. Binaların, ulaşımın ve sanayinin elektrifikasyonu, klima talebi, veri merkezleri ve dijitalleşmeyle birleşince küresel ekonomi giderek elektriği ana enerji taşıyıcısı haline getiriyor. IEA’ya göre veri merkezlerinin küresel elektrik tüketimi 2030’a kadar yaklaşık ikiye katlanarak 945 TWh seviyesine çıkabilir. Bu yüzden teknoloji devleri artık yalnızca çip, yazılım ve bulut şirketi gibi davranmıyor. Biraz da enerji şirketi gibi davranıyorlar.


Yapay zeka elektrik istiyor. Bulut elektrik istiyor. Veri merkezleri, robotlar, otomasyon sistemleri, karanlık fabrikalar, akıllı mağazalar, 5G şebekeleri ve dijitalleşmiş üretim hatları elektrik istiyor. Bu yüzden Microsoft nükleere dönüyor, Google küçük modüler reaktörlerin peşine düşüyor. Türkiye’de ise enerji şirketi olmayan şirketler, çoğunlukla güneş panelleriyle kendi elektriğini üretiyor.


SHURA’nın Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025 çalışması da Türkiye için yenilenebilir enerji yatırımlarının ölçeklendirilmesi, elektrifikasyonun hızlandırılması ve sistem esnekliğinin güçlendirilmesini öncelik olarak koyuyor. Şirketler için öz tüketimi karşılayacak en etkili çözüm çatı tipi güneş enerjisi santralleri (GES) olarak ortaya çıksa da yapılan yönetmelik değişiklikleri tesisin konumunun dışında yapılan yatırımları da bu sınıfa yerleştirdi. Böylelikle şirketlerin arazi tipi GES yatırımları da artmaya başladı. Bu dönüşüm hikayesi de şirketleri daha teknolojik hale gelmeye zorluyor.


Yani her sektör biraz teknoloji şirketine dönüşürken her teknoloji şirketi de biraz enerji şirketine dönüşecek. Türkiye’de enerji yatırımları yalnızca sanayi tesislerinin meselesi olmaktan çıkıyor. Elektriğe en çok ihtiyaç duyan yapılardan biri iletişim şebekesi. Çünkü baz istasyonları, veri trafiği, 5G hazırlıkları ve kesintisiz bağlantı telekom şirketlerini de enerji denkleminin içine çekiyor. Bu yüzden üç büyük telekom operatörü de kendi elektriklerini üretebilmek için yatırımlar yapıyor.


Turkcell 240 milyon dolarlık yatırımla kendi enerjisini üreten şirketlerden. Halihazırda 87 MW kurulu güce ulaşan şirket tükettiği enerjinin yüzde 100’ünü yenilenebilir kaynaklardan kullansa da henüz bunun tamamını kendi üretmiyor. İlk etapta hedef tüketilen enerjinin yüzde 65'ini üretmek.


Türk Telekom’un bin 300 dönümlük arazi üzerine Sivas’ta inşa ettiği GES, yıllık 128 MWp enerji üretim kapasitesine sahip. Malatya ve Ağrı’da da GES yatırımı devam ediyor. Bu tesisler bittiğinde şirket 6 bin dönüm arazi üzerinde 530 MWp kurulu güce ulaşacak. Bu sayede şirket yıllık 350 bin ton seviyesinde karbon salımını engelleyecek.


Vodafone dört GES santrali için çalışmaları sürdürüyor. Şirketin toplamda 132 MW kurulu güce ulaşması planlanıyor. Bu durumda tüm elektrik tüketiminin yüzde 35’ini yenilenebilir kaynaklardaki portföyüyle karşılayabilecek duruma geliyor. Telekom şirketleri için bu yatırımlar karbon hedeflerinin bir parçası değil şebekeyi kesintisiz ayakta tutmanın şartı konumunda.


Enerjinin doğrudan rekabet maliyeti olduğu sanayi sektöründe ana konu üretimi durdurmamak. Elektrik kesildiğinde ışıkların sönmesi dahi sorunken fırınlar, hatlar, presler, robotlar ve ihracat da duruyor. Bu yüzden enerji yoğun sektörler için güneş yatırımı iyi niyetli bir sürdürülebilirlik hamlesinden çok daha fazlası. Tosyalı Holding, son 5 yıl içinde toplam 6 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdi. Şirketin enerji stratejisi güneş ve hidrojen enerjisi üzerine kurulu. Tamamlandığında 1.2 GW kapasiteye ulaşması planlanan öz tüketim GES projesi için Osmaniye’de panel üretimine başlandı. Çatı GES projesi tam kapasite çalışmaya başladığında şirketin toplam enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 50’si güneşten karşılanacak.


OYAK Çimento’nun Ankara Beypazarı’nda devreye aldığı 115,5 MWp kurulu güce sahip GES projesi de sanayide çimento sektöründen gelen önemli bir atılım. Çimento gibi enerji yoğun bir sektörde güneş panelleri kaynaklı enerji üretimi hem şirketin karbon yükünü hem de fatura ağırlığını azaltıyor. 210 futbol sahası büyüklüğünde olan tesis, şirketin ihtiyacının yüzde 25’ini karşılayacak. Mardin GES ise 9MWe kurulu gücüyle oradaki fabrikanın elektrik ihtiyacının yüzde 16’sını üretecek.


Arçelik de yenilenebilir enerji yatırımı yapıyor. 2026 yıl başında yaptığı açıklamada şirket CEO’su Hakan Bulgurlu 90,2 MW kurulu güce ulaştıklarını belirtti. Mercedes-Benz Türk 2030 yılına kadar toplam enerji tüketiminin en az yüzde 55’ini yenilenebilir enerjiden karşılamayı hedefliyor. Son yapılan açıklamalarda yaklaşık 11 MWp gücündeki güneş enerjisi santralini tam kapasite olarak devreye alan şirket tesislerde ve genel merkezde yeşil enerjiden faydalanıyor.


Kutes, 25 milyon Euro yatırımla 26 MW kurulu güçle iki arazi tipi GES’i devreye alarak ihtiyacının yüzde 90’ını bu tesislerden karşılamaya başladı. Hedefleri ise kurulu gücü 36 MW’a çıkarmak.


Bu durum büyük enerji yoğun sektörlerle sınırlı değil. Brisa Aksaray Fabrikası, 13 bin güneş paneliyle 5,3 MWp kurulu güce ulaştı ve 2025’te tükettiği elektriğin yüzde 18’ini buradan karşıladı. Doğanlar Mobilya Grubu, Düzce ve Çanakkale’deki tesislerinin ihtiyacını toplam 9,5 MWp kurulu güce sahip iki GES ile karşılayabiliyor. Doğuş Çay, Manisa Alaşehir’de 700 dönümlük alana kurulu 42 MWp GES projesini devreye aldı. Erdemir ve İsdemir’in Girişim Elektrik ile yaptığı ESCO(yap-işlet-devret) anlaşması ise toplam 358 MWp kurulu güce sahip bir güneş yatırımıyla sanayide öz tüketim modelinin nasıl ölçeklenebileceğini gösteriyor.


Sanayide olduğu kadar perakende tarafında da öz tüketim için hareketlenmeler var. 2025’te yapılan son açıklamada BİM, Antalya, İstanbul, Erzurum ve Şanlıurfa’daki yeni yatırımlarla toplam GES proje sayısını 26’ya çıkardı. Bunların 5’i arazi, 21’i çatı GES. 96 MW kurulu güçle yerel operasyonların enerji ihtiyacının yüzde 25’i bu tesislerden gelecek.


Migros son üç yılda 2 milyar lirayı aşan bir yatırımla 105 MWp kurulu güce ulaştı. Bin dönüm araziye yayılan ve 57 bin haneye yetecek enerjiyi üretebilen 8 ildeki 11 GES ile Migros ihtiyacı olan elektriğinin yüzde 24’ünü kendi üretebiliyor.


Eczacıbaşı Topluluğu şirketlerinden VitrA Karo, Aksaray’da 36 MWp GES yatırımıyla elektriğinin yüzde 60’tan fazlasını güneşten karşılıyor. Norm Holding’in İzmir Bergama yatırımıyla kurulu gücü 48,7 MW’ye çıkacak ve elektrik ihtiyacının yüzde 60’tan fazlasını güneşten karşılayabilecek. Sunar Yatırım’ın 2025 yılında sahip olduğu 41,5 MWp kurulu güç o dönem grubun yüzde 50 ihtiyacını karşılıyordu. 2025’e kadar 52 milyon dolar yatırım yapan ve 2026’da 30 milyon dolar ilave kaynak ayıran şirket yıl sonunda 66,5 MWp’ye ardından 2027 sonunda 100 MWp’ye ulaşarak ihtiyacının tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedefliyor. Bu örnekler enerjinin hizmet olarak alımından ziyade içeride yönetilen stratejik bir kaynak olduğunu da gösteriyor.


Ölçek büyüdükçe bu denklem daha da görünür hale geliyor. Çünkü bazı operasyonlarda enerji, hizmetin sürekliliğini de belirliyor. Havalimanları bunun en iyi örneklerinden biri. Dünyanın en önemli ulaşım merkezlerinden biri olan İGA İstanbul Havalimanı, Eskişehir’de 3 milyon metrekare alan üzerinde inşa ettiği yaklaşık 200 MW kurulu güce sahip GES’ten 2025 yılında toplam elektrik tüketiminin yüzde 54’ünü karşıladı. Havalimanı gibi operasyonel açıdan büyük bir organizasyonda enerjiyi karşılamak etkili bir sürdürülebilirlik hamlesi.


Şirketler enerjiyi dışarıdan satın alınan bir hizmet gibi görmüyor. Enerji içeride yönetilen, planlanan, finanse edilen ve rekabet avantajı yaratması beklenen stratejik bir kaynak haline geliyor. Enerji üretmek için arazi bulunuyor, panel kuruluyor, ESCO modeli tasarlanıyor, finansman aranıyor, şebeke bağlantısı planlanıyor. Bunun bir nedeni de Avrupa pazarı. İhracata devam etmek isteyen şirketler için karbon ayak izi artık kurumsal sosyal sorumluluk raporlarında duran bir bölüm olmanın ötesinde. Ürünün hangi enerjiyle üretildiği, gelecekte fiyat kadar belirleyici olabilir. Dolayısıyla bir şirketin rekabet avantajı yalnızca ne ürettiğiyle değil, onu hangi enerjiyle ürettiğiyle de ölçülecek.


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Ocak 2026’da yaptığı açıklama da bu eğilimin devam edeceğini gösteriyor. Bakanlık, sanayicilerin, fabrikaların ve otellerin kendi tüketimleri için enerji tesisi kurma talebinin arttığını; kamu kurumları, stratejik sektörler ve ihracata yönelik alanlar önceliklendirilerek yıl sonuna kadar 3 bin 500 MW kapasite tanımlanacağını belirtiyor.


Her sektör biraz teknoloji şirketine dönüşürken, her teknoloji şirketi de biraz enerji şirketine dönüşüyor. Türkiye’de ise enerji şirketi olmayan şirketler, bir satranç tahtası üzerinde, çoğunlukla güneşin altında veya türbinin esintisinde kendi geleceklerini inşa edecek hareketleri kurguluyor.

yenilenebilir enerji öz tüketim

Teknoloji, enerji ve sürdürülebilirlik konularında yazıyor. Dijital kültür ve yüksek saatçiliğe meraklı. Teknolojiyi yalnızca ürünler ve trendler üzerinden değil, kültür, ekonomi, tasarım ve gelecek öngörüsüyle incelemeyi seviyor.

Mustafa Orhun Çetin

DAHA FAZLASI

YKS Gölgesinde Dijital Eğitim Patikaları

YKS milyonlarca öğrenciyi aynı ölçme düzeninde buluştururken, dijital eğitim araçları öğrenmenin giderek kişiselleştiği bir dönemi işaret ediyor. Merkezi sınavların ortak sayfası ile algoritmaların açtığı bireysel patikalar arasındaki mesafe, eğitimin geleceğine dair en somut gerilimlerden birini büyütüyor.
E. Can Özer

Türkiye’nin Sağlık Teknolojilerinde Yapay Zeka Gerçekliği

Modern tıp, yüz yılı aşkın süredir laboratuvarlarda geliştirilirken, yapay zeka gerçeği Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde, özellikle girişimlerde, beliriyor.
Samet Kelebek

Yeni Nesil Önce Etkinliği seçiyor, Seyahati Sonra Planlıyor

Küresel kart harcamalarının 29 trilyon doları aşmasıyla birlikte kartlar sadece bir ödeme aracı olmaktan çıkıp, deneyime ulaşmanın anahtarına dönüştü.
Levent Daşkıran

Mobil Ekonomide İnsan Reflekslerinin Yetmediği Bir Çağa Giriyoruz

Mobil ekonomi insan hızını çoktan geçti. Yapay zeka ajanları reklam bütçelerini saniyeler içinde kendi kendine yönetirken, biz yeni yerimizi arıyoruz.
Mahmut Karslıoğlu