YKS Gölgesinde Dijital Eğitim Patikaları
YKS milyonlarca öğrenciyi aynı ölçme düzeninde buluştururken, dijital eğitim araçları öğrenmenin giderek kişiselleştiği bir dönemi işaret ediyor. Merkezi sınavların ortak sayfası ile algoritmaların açtığı bireysel patikalar arasındaki mesafe, eğitimin geleceğine dair en somut gerilimlerden birini büyütüyor.
İllüstrasyon: Fairfax Media / gettyimages
Hafta sonu Türkiye’de milyonlarca aday YKS maratonunu tamamladı. ÖSYM’nin açıkladığı verilere göre 2026-YKS’ye 2 milyon 425 bin 560 aday başvurdu. Başvuranların 1 milyon 324 bin 487’si kadın, 1 milyon 101 bin 73’ü erkek. Sınava katılan engelli aday sayısı ise 14 bin 651. Sonuçların ise 22 Temmuz 2026’da açıklanması bekleniyor.
YKS, Türkiye’de ve hatta dünyanın bir kısmında eğitimin hala büyük ölçüde ortak zaman, ortak ölçme ve ortak sıralama mantığıyla son derece merkezi bir biçimde işlediğini gösteren en görünür sahnelerden biri. Adaylar farklı şehirlerden, okul türlerinden, ekonomik koşullardan, çalışma düzenlerinden ve dijital kaynaklardan geliyor; hafta sonu aynı sınav düzlemi içinde yan yana diziliyor.
Zilin düzeni
Modern okul uzun süre bu ortaklık fikri üzerine kuruldu. Aynı yaş grubundaki öğrenciler aynı sınıfa toplandı, aynı müfredattan geçti, aynı sınavlarla ölçüldü. 18. ve 19. yüzyıl Avrupa’sında şekillenen Prusya modeli; zorunlu eğitim, yaşa göre sınıflandırılmış sınıflar, merkezi müfredat ve standart ölçme-değerlendirme mekanizmalarıyla bugünkü okul düzeninin temelini oluşturdu. Ders saati, zil, yoklama, sıra düzeni ve sınav; zamanı, bedeni ve dikkati düzenleyen araçlardı.
Bugün bu yapının karşısında bambaşka bir dil güçleniyor. Dijital eğitim platformları, adaptif testler, yapay zeka destekli çalışma asistanları ve çevrim içi öğrenme araçları öğrencinin kendi hızında ilerleyebileceği bir düzen öneriyor. Öğrenci eksik olduğu konuyu görebiliyor, farklı anlatım biçimlerine ulaşabiliyor, sorularını anlık olarak çözdürebiliyor, çalışma programını kendi ritmine göre düzenleyebiliyor. Eski okul herkesi aynı sayfaya çağırırken, yeni araçlar her öğrenciye ayrı bir güzergah çıkarıyor.
Bu değişim ilk bakışta rahatlatıcı bir imkan gibi duruyor. Çünkü merkezi müfredatın hepimizin kendi hayatlarımızdan aşina olduğu katı yanları var. Merkezi müfredat; öğrencileri aynı hızda ilerlemeye zorlayabiliyor, öğrenme farklarını başarısızlık gibi kodlayabiliyor, sınav performansını eğitim hayatının ana göstergesine dönüştürebiliyor. Fakat ortak müfredatı bütünüyle eski dünyanın kalıntısı gibi görmek de kolay bir çıkış sunmuyor. Müfredat, bütün sorunlarına rağmen, kamusal eğitimin ortak bilgi zemini olarak işlev gördü. Bir toplumun hangi temel bilgileri, becerileri ve referansları paylaşacağı eğitim yoluyla kuruldu.
Pandemi dönemi, dijitalleşmenin neyi değiştirdiğini ve neyi değiştiremediğini açıkça gösterdi. 2020’den itibaren sınıf bir anda ekranlara, ödev öğrenme yönetim sistemlerine, ders kitabı PDF'lere ve online eğitim platformlarına taşındı. Ancak birçok ülkede değişen şey eğitimin mantığından çok sunum biçimi oldu. Müfredat, sınav ağırlığı ve başarı tanımı büyük ölçüde yerinde kaldı.
OECD’nin PISA 2022 Results: Learning During – and From – Disruption raporu, pandemi dönemini eğitim sistemleri için bir dayanıklılık testi olarak ele alıyor. Rapor; okul kapanmaları, evden öğrenme koşulları, destek mekanizmaları ve eşitsizliklerin öğrenci performansı üzerindeki etkisini inceliyor. Rapora göre dijital araçlara erişim önemli fakat öğrenmeyi ayakta tutan şey cihaz ya da bağlantı olanaklarından ibaret değil. Öğretmen desteği, kurumların organizasyon kapasitesi ve öğrencinin evdeki öğrenme koşulları belirleyici oldu.
Herkesin kendi müfredatı
UNESCO’nun Technology in education: A tool on whose terms? başlıklı Küresel Eğitim İzleme Raporu da benzer bir hat çiziyor. Raporda eğitim teknolojilerinin uygunluk, eşitlik, ölçeklenebilirlik ve sürdürülebilirlik başlıklarıyla değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Teknoloji, öğrenme hedefleriyle uyumlu olduğunda değer üretiyor; pedagojik amaçları kendi başına kurmuyor.
Kişiselleştirilmiş öğrenme araçları, öğrencinin farklılığını tanımak açısından güçlü imkanlar sunabilir. Bir öğrenci soyut konuları görsel örneklerle daha iyi kavrayabilir, bir diğeri tekrar yoluyla ilerleyebilir, bir başkası eksiklerini anlık geri bildirimle fark edebilir. Fakat herkesin başka bir içerik evreninde ilerlediği bir düzende ortak bilgi zemininin nasıl korunacağı hala açık bir soru.
YKS gibi merkezi sınavlar bu gerilimi her seferinde görünür kılıyor. Hazırlık süreci giderek daha parçalı, dijital ve kişisel hale gelirken ölçme düzeni merkezi kalıyor. Bir aday özel ders, deneme kulübü, güçlü okul rehberliği ve dijital araçlarla hazırlanırken; bir başkası sınırlı kaynak, kalabalık ev ve zayıf bağlantıyla aynı sınav kapısına geliyor. Merkezi sınav eşit ölçme iddiası taşıyor; sınava giden yollar eşit dağılmıyor.
OECD’nin PISA 2022 Results Volume I bulguları, pandemi sonrası dönemde bazı sistemlerin öğrenme çıktıları, fırsatların dağılımı ve öğrenci iyi oluşu bakımından daha dirençli kalabildiğini gösteriyor. Finlandiya, Güney Kore, Estonya, Singapur ve Kanada gibi örnekler, eğitimde dayanıklılığın teknolojik kapasiteyle açıklanamayacağını hatırlatıyor. Öğretmen niteliği, okul kültürü, kamusal destek ve ölçme-değerlendirme yaklaşımı hala belirleyici.
Yine OECD’nin Education at a Glance 2025 raporu da eğitim sistemlerini teknoloji kullanımıyla sınırlı okumuyor; yatırım, öğretmenlik mesleği, yükseköğretime geçiş, beceri çıktıları ve katılım göstergeleriyle değerlendiriyor. Rapora göre OECD ülkelerinde 25-34 yaş grubundaki genç yetişkinlerin yüzde 48’i yükseköğretimi tamamlamış durumda; bu oran 2000’de yüzde 27’ydi. Eğitim sistemleri büyüyor, diplomalı nüfus artıyor, beceri talebi değişiyor. Bu genişleme, okulların ortak bilgi ve eşitlik üretme kapasitesini daha da kritik hale getiriyor.
Eski okulun en büyük sorunlarından biri öğrencileri birbirine fazla benzetmesiydi. Yeni dönemin riski ise öğrencileri birbirinden o kadar ayırmak ki, ortak bir dil kurmak zorlaşsın. Dijital eğitim araçları öğrencinin kendi ritmini tanıyorsa değerli; onu kamusal eğitim fikrinden koparıp tek başına yönetilen bir performans dosyasına dönüştürüyorsa yetersiz.
Aynı sayfaya çağrılmak
Hafta sonu sınav salonlarının kapıları kapandı, kitapçıklar açıldı, milyonlarca öğrencinin farklı çalışma hikayesi aynı optik forma sığdı. Kimi özel derslerle, kimi çevrim içi kamplarla, kimi yapay zeka destekli araçlarla, kimi yalnızca okulda ve evde bulabildiği kaynaklarla hazırlandı. Fakat sınav anında bütün bu yollar görünmezleşti; geriye süre, soru, cevap kağıdı ve sıralama kaldı.
Dijital eğitim araçları öğrenciye daha kişisel bir öğrenme alanı açabilir. Eksikleri gösterebilir, tekrarları düzenleyebilir, konuları farklı biçimlerde anlatabilir. Ama Türkiye’de eğitim hala büyük ölçüde merkezi sınavların dar kapısından geçiyor. Bu yüzden kişiselleştirilmiş öğrenme tartışması, yalnızca teknolojinin ne kadar akıllı olduğuyla değil, öğrencilerin o teknolojiye hangi koşullarda eriştiğiyle ve bütün bu kişisel patikaların sonunda nasıl bir ortak ölçme düzenine bağlandığıyla anlam kazanıyor.
Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.