Pelin Kuzey
Kitap ve Müzik
1 Ağustos 2026 20:17

Yapay Zeka Çağında Müzik ve Medyada Oyunun Kuralları Yeniden Yazılıyor

Müzik endüstrisinden medya kuruluşlarına kadar yaratıcı sektörler, yapay zekayla birlikte yeni bir ekonomik düzenin eşiğinde. Peki bu düzende kurallar nasıl yazılacak?

Yapay Zeka Çağında Müzik ve Medyada Oyunun Kuralları Yeniden Yazılıyor

İllüstrasyon: Moor Studio/gettyimages

Cenevre’de 8 Temmuz’da gerçekleşen ve yerinde izlediğim 'İyilik İçin Yapay Zeka Zirvesi'nin ana sahnedeki resmi açılış töreni, tam da günün anlam ve önemine uygun şekilde yapıldı. Sahnede, açılış konuşmaları yerine insan ve yapay zekanın birlikte ürettiği bir müzik performansını izledik. ABBA'nın kurucusu ve Uluslararası Yazarlar ve Besteciler Konfederasyonu'nun (CISAC) Başkanı Björn Ulvaeus, zirvenin ilk konuşmacısı olarak alkışlar eşliğinde ana sahneye çıktı. Yapay zekadan en çok etkilenen sektörlerin başında gelen yaratıcı sektörlerle ilgili zirve boyunca pek çok oturum vardı. Bu oturum, bunların ilkiydi.


Beklendiği şekilde, konuşmasının odağına telif hakları ve üretken yapay zekanın yaratıcı sektörlere etkisini alan Ulvaeus, üretken yapay zekayı aktif biçimde kullandığını söyledi. Yeni bestelerini henüz bir insan söylemeden önce, yapay zekanın sunduğu farklı seslerle denediğini anlatan sanatçı, ABBA Voyage gösterisinde gençleştirilmiş dijital ikiziyle sahneye çıktığından bahsetti.


Ancak yaratıcılığın kaynağının insan ve onun deneyimi olduğunu da şu sözlerle vurguladı:


"İnsan yaratıcılığı yalnızca içerik değildir. Yalnızca veri değildir. Yaşanmış hayatın tanıklığıdır. Bir yasın şarkı sözlerine, bir aşkın melodiye dönüşmesidir."


Ulvaeus yapay zekayı reddetmiyor. Ama insanlığın müzik arşivinden öğrenen bir sistemin, o arşivi yaratan sanatçılara emeklerinin karşılığını ödemesi gerektiğini de açıkça söylüyor. Eğer hâlâ yeni şarkılar dinlemeye devam etmek istiyorsak, gerekli koruma sistemleri kurulmalı. Ulvaeus bu ilişkiyi, kendi emeğini ve pazarlık gücünü koruyarak kurabiliyor. ABBA'nın dijital ikizi, sanatçının rızasıyla kullanılmıştı. Aynı özgürlüğün genç bir müzisyen ya da bağımsız bir söz yazarı için de geçerli olup olmadığı ise cevabı henüz verilmemiş bir soru.


Nitekim Ulvaeus'un başkanı olduğu CISAC'ın yaptırdığı küresel bir çalışma, müzik yaratıcılarının 2028'e kadar gelirlerinin yüzde 24'ünü yapay zekaya kaybedebileceğini, 2023 ile 2028 arası toplam kaybın 10 milyar Euro'ya ulaşacağını öngörüyor.


Müzik endüstrisi, internetin ilk günlerini, Napster'ı, iTunes'u, Spotify'ı gördü. Müzik endüstrisi, yeni gelişen platformlarla her defasında bir iş birliği ve ortaklık yolu bulmayı başardı. Ulvaeus'a göre bu sefer de bir orta yol bulunacak. Tıpkı Spotify'ın abonelik bedelinden sanatçılara pay ödediği gibi, yapay zeka şirketlerinin de benzer bir model kurması gerekiyor.

 

Yankılanan kaygılar

Ulvaeus bu konuda yalnız değil. Çok sayıda Grammy ödülü sahibi sanatçı John Legend, sanatçılar için ilginç ama kırılgan bir dönemden geçtiğimizi söyledi. Yaratıcılığın, insanların kişisel hikâyelerinden, yaşanmış deneyimlerinden ve zamanla inşa ettikleri ustalıktan beslendiğini hatırlamamız gerektiğini vurguladı. Gelecekte yapay zekanın stüdyoda üçüncü, dördüncü bir ortak yazar gibi çalışacağına inanıyor.


Ancak asıl kaygısı teknolojinin ne yapabildiği değil, bunun meslekler üzerindeki etkisi. Bir televizyon yapımcısının kendisine artık arka plan müziği besteletmek için bir besteciyi işe almak yerine yapay zeka kullanacağını söylediğini anlattı.

Ona göre mesele yaratıcılığı kutsamak değil. Mesele, yaratıcı insanların üretmeye devam edebilecekleri ekonomik zemini koruyabilmek.


Sahnede sadece sanatçılar yoktu. Büyük müzik yapımcıları da benzer kaygıları farklı sözlerle dile getirdi. Aynı oturumda sahneye çıkan Universal Music Group Dijital Sorumlusu Michael Nash, bir gün önce Ulvaeus'un sahneden söylediği cümleyi hatırlattı: "Müzik bir ürün değil, hayatın tanıklığıdır. Yaşanmış bir deneyimin tanıklığıdır." Ardından salona sordu:


"Gerçekten bir robotun size kırık bir kalbin üstesinden gelmenin nasıl bir şey olduğunu anlatmasını mı istiyorsunuz?"


Bozulan anlaşma

Müzik sektörünün yaşadığı sorunlar medya sektöründe de kendini gösteriyor. Medya tarafındaki ilk büyük kırılmayı en somut şekilde, internetin reklam ekonomisini şekillendiren tıklama başı ödeme modelinin mucidi Bill Gross özetledi. Gross, bize Google öncesi dönemi hatırlattı: Eskiden, insanlar bir bilgiye ulaşmak için katalog taraması yapardı. Sonra Google geldi ve sessiz, yazılı olmayan bir denge kurdu. İçeriği tarayacak, karşılığında yayıncılara trafik gönderecekti. Yayıncı içerik üretiyor, Google kullanıcı buluyor, ikisi de kazanıyordu.


Şimdi o denge bozuldu. Yeni nesil "yanıt motorları" (answer engines) artık bağlantı göstermiyor, doğrudan cevap üretiyor. İçeriği kullanıyor ama okuyucuyu kaynağa göndermiyor. Gross bunu şöyle özetliyor: "İçeriğini tarayacağım. Sana tek bir tık bile göndermeyeceğim."


Bu, tek bir kişinin gözlemi değil. Oxford Üniversitesi Reuters Institute'un 2026 raporuna göre, Kasım 2024 ile Kasım 2025 arasında yayıncılara giden organik Google arama trafiği küresel çapta yüzde 33 düşmüştü; medya yöneticileri önümüzdeki üç yılda bunun yüzde 43'e ulaşmasından endişe ediyordu.


TIME CEO'su Jessica Sibley de TIME.com'a artık insan trafiğinden daha fazla bot trafiği geldiğini belirtti. Ancak, şirket bu durum karşısında pasif kalmak yerine aktif bir strateji izlemiş, botlar ve insanlar için iki ayrı internet deneyimi kurmuş. Botları genel olarak engelliyor, ancak ortaklık ve gelir paylaşımı anlaşması yaptığı yaklaşık 70 bota ödeme karşılığında erişim veriyor. Sibley bunun bir fırsat olduğunu, sitelerine gelen botların artık doğrudan ürün de satın alabildiğini, yani bot trafiğinin yeni bir ticaret kanalına dönüştüğünü söyledi.


Yani yapay zeka yalnızca içerik üretimini değil, internet ekonomisinin temel işleyişini de değiştiriyor.


Kuralsızlık

Peki bu yeni değer paylaşımı nasıl kurulacak? WIPO'dan Ken-Ichiro Natsume'nin cevabı pek umut vermiyor. Natsume, 194 ülkenin ortak karar aldığı bir kurum bünyesinde küresel bir yapay zeka ve fikri mülkiyet rejimi oluşturmanın henüz mümkün görünmediğini söyledi. Mahkeme kararları ülkeden ülkeye o kadar farklı ki ortak bir standarttan söz etmek bile zor.


Bill Gross ise teknik ayrıntılardan çok irade eksikliğine dikkat çekti. Spotify'ın telif sistemi kusursuz değil, YouTube'un gelir paylaşımı da. Ama ikisi de mükemmel oldukları için değil, bir paylaşım modeli kurdukları için çalışıyor.


Henüz küresel düzeyde kabul görmüş düzenlemeler olmadığı için piyasa, şimdilik kendi çözümünü davalar ve masa başı anlaşmalarla üretiyor. Anthropic'in korsan sitelerden indirdiği milyonlarca kitap yüzünden 1,5 milyar dolarlık rekor bir uzlaşmaya varması, telif krizinin boyutunu finansal olarak da gözler önüne seriyor.


Müzik tarafında da benzer bir tablo var. Suno ve Udio, Sony Music, Universal Music Group ve Warner Records'un 2024'te açtığı telif davalarının (RIAA v. Suno, RIAA v. Uncharted Labs) ardından bu şirketlerle lisans anlaşmalarına yöneldi. Ama bu adımların net bir sınırı var. Korunanlar, yine dev şirketler. Bağımsız müzisyenler haklarını arayabilmek için hâlâ kendi davalarını açmak zorundalar. Country şarkıcısı Tony Justice'in açtığı Justice v. Suno ve Justice v. Udio davaları ve New York'ta görülen Kim v. Uncharted Labs bunlardan sadece birkaçı. Yapay zeka ekonomisinde pazarlık gücünün eşit dağılmadığının bir göstergesi.


Konferansta daha iyimser örnekler de vardı. Universal Music Group, NVIDIA ile birlikte 6 milyon fiziksel müzik kaydını dijitalleştirmiş. Burada yapay zeka, insan emeğinin yerine geçen değil, kültürel mirası koruyan bir araç olarak kendine yer bulmuş.


Bekleme odası

TIME'ın botlarla kurduğu iki katmanlı deneyim, Suno ve Udio'nun plak şirketleriyle vardığı anlaşmalar ve Universal'ın NVIDIA ile kurduğu arşiv ortaklığı gerçek ve işe yarayan çözümler. Ama hepsinin ortak bir özelliği var: Masaya oturabilmek için önce masada bir sandalyeniz olması gerekiyor.


Bill Gross'un anlattığı gibi, bırakın küçük yaratıcıları, büyük yayın kuruluşlarının bile bu masaya kendi başına oturamadığı bir dönemdeyiz. Kurallar henüz yazılmamışken, pazarlık gücü olmayanın payına henüz sadece beklemek kalıyor.


Bu kuralsızlık, sadece bir adalet meselesi değil. Yeni sesler, yeni sanatçılar ve yeni yayıncılar bu ekosisteme katılmanın buna değeceğine ikna olmadan, müzik de medya da giderek daralan bir çevrede dönüp duracak. Yapay zeka çağında asıl acil soru, kuralların ne zaman yazılacağı değil, o kurallar yazılana kadar kimin oyunun dışında kalacağı.

Pelin Kuzey, teknoloji, toplum ve politika kesişiminde çalışan bir stratejisttir. Google ve Maliye Bakanlığı'nda geçen 25 yılı aşkın kariyerinin ardından çalışmalarını yapay zekâ yönetişimi, teknoloji politikaları ve dijital dönüşüm alanlarına odaklıyor. Uluslararası teknoloji ekosistemleriyle yakın temasını sürdürürken, farklı coğrafyalardaki fikir ve politika ağları arasında köprü kuruyor. Genç profesyonellere mentorluk yapıyor. Seyahat etmeyi, farklı kültürlerden öğrenmeyi seviyor; farklı coğrafyaların kültürel ve fikir ekosistemlerini keşfetmekten ilham alıyor.

Pelin Kuzey

DAHA FAZLASI

Kitap Neden Pahalı?

Yeni çıkan romanlar 300 TL’ye yaklaşırken akademik kitaplarda 500 TL eşiği sıradanlaşıyor. Türkiye’de kitabın fiyatı, rafa gelmeden önce teliften kağıda, dağıtımdan korsan pazara uzanan uzun bir zincirde oluşuyor.
E. Can Özer

'Çocuklar Okuyamaz' Demekten Vazgeçin

Herkes okuma krizinden bahsediyor. Ancak 'Mississippi Mucizesi'nin özünde, asıl mesele metin anlama becerisidir.
Megan Greenwell

Dijital Ozan

Volkan Samet Altuntaş, ne gitarist ne besteci ne de ses mühendisi. Müzik eğitimi almamış, hiçbir enstrüman kullanmıyor, şarkı söylemiyor. Ama yeni nesil müzik üretim biçiminin ve etiğinin patikalarını oluşturuyor.
E. Can Özer

Bu Kitap Okunamıyor

600 yıldır çözülemeyen gizemli metni deşifre etmek için artık yapay zeka destekli teknolojiler devrede. Peki bu teknolojik yaklaşım metnin anlaşılmasını nasıl değiştiriyor? Çözülememiş başka hangi eserler var?
E. Can Özer