Türkiye’nin ‘Yeşil’ Listesinde Olmak Yetmiyor
Yürürlüğe giren Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, 16 sektörde 137 ekonomik faaliyeti kapsıyor. Yeni yönetmelik, şirketlerin sürdürülebilirlik iddialarını teknik ölçütler, çevresel etkiler ve sosyal güvenceler üzerinden değerlendirecek. Finans kuruluşları için zorunlu raporlama ise 2029’a kadar başlamıyor.
Fotoğraf: Maria Korneeva / gettyimages
24 Eylül’de Resmi Gazete’de yayımlanan Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, çevresel açıdan sürdürülebilir faaliyetleri belirlemek için bir sınıflandırma sistemi kuruyor. Bir güneş enerjisi yatırımı, faaliyet listesinde bulunduğu için kendiliğinden ‘yeşil’ sayılmayacak. Düzenlemeyi yürüten İklim Değişikliği Başkanlığı, bu sistemle sürdürülebilir yatırımlara finansman akışını artırmayı ve yanıltıcı yeşil beyanları önlemeyi amaçlıyor.
Karmaşık konseptleri tanımlama ve sınıflandırma anlamlarına gelen ‘taksonomi’, burada şirketlerin yaptığı ekonomik faaliyete yöneliyor. Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği’nin yönetmeliğe ilişkin bilgi notuna göre, kapsamda imalat, enerji, inşaat ve ulaştırmanın yanı sıra tarım ve turizm de bulunuyor. Toplam 16 sektörde 137 faaliyet sıralanıyor. Bu faaliyetlerden birini yürütmek, yönetmeliğin diliyle ‘taksonomiye uygun’ olmak demek. ‘Taksonomiyle uyumlu’ sayılmak içinse başka koşullar var.
İlk koşul, altı çevresel hedeften en az birine önemli katkı sağlamak. Bunlar sera gazı salımlarını azaltmak, iklim değişikliğine uyum sağlamak, su ve deniz kaynaklarını korumak, döngüsel ekonomiye geçmek, kirliliği önlemek ve biyoçeşitliliği korumak. Faaliyet, diğer hedeflere önemli zarar vermemeli. Ayrıca çalışma yaşamı ve insan haklarıyla ilgili asgari sosyal güvencelere uymalı. Üç koşulun birlikte karşılanması gerekiyor.
Örneğin güneşten elektrik üretimi emisyon azaltımına katkı sağlayabilir. Bu katkı, projenin arazi ve su üzerindeki etkilerinin ya da çalışma koşullarının incelenmesini ortadan kaldırmıyor. Bir faaliyetin listedeki adını göstermek kolay; çevresel etkilerini ve sosyal koşullarını verilerle ortaya koymak daha kapsamlı bir iş.
Bu değerlendirmede kullanılacak ‘teknik tarama kriterlerini’ İklim Değişikliği Başkanlığı belirleyip internet sitesinde yayımlayacak. Yönetmelik, ölçütlerin mümkün olduğunca sayısal ve doğrulanabilir olmasını, faaliyetlerin yaşam döngüsü boyunca yarattığı etkilerin hesaba katılmasını istiyor. Raporlama şablonları ile doğrulama usulleri de ayrıca belirlenecek. Dolayısıyla yönetmeliğin yürürlüğe girmesi, listedeki bütün faaliyetler hakkında bugünden verilmiş bir sürdürülebilirlik kararı anlamına gelmiyor.
Raporlama takviminde de bir geçiş süresi var. Listedeki faaliyetleri yürüten işletmeler gönüllü rapor sunabilecek; finans kuruluşları, değerlendirdikleri işletmelerden bu verileri isteyebilecek. Bankalar, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri ve sigorta kuruluşları için öngörülen zorunlu taksonomi raporlaması ise 1 Ocak 2029’a kadar uygulanmayacak. Raporlarda, taksonomi kapsamındaki veya ölçütlerle uyumlu faaliyetlerin hasılat, yatırım harcaması ve işletme giderleri içindeki payı gösterilecek. Çevrimiçi sisteme yüklenen raporların kamuya açık olması esas alınacak.
Yönetmelik, reklam ve pazarlamada aldatıcı çevre iddiaları yaratılmasını ‘yeşile boyama’ olarak tanımlıyor. Fakat bu tanım, her ‘yeşil’ reklamın yeni sistem tarafından onaylanacağı anlamına gelmiyor. Metindeki idari para cezası hükmü, raporlama yapanların gerekli bilgi ve belgeleri sunmamasıyla ilgili.
Şimdilik yayımlanan şey, hangi faaliyetlere bakılacağını ve bunların nasıl değerlendirileceğini belirleyen çerçeve. İddialarla verilerin yan yana okunabilmesi için teknik ölçütlerin, doğrulama kurallarının ve kamuya açık raporların da gelmesi gerekiyor. Bir yatırımın ‘yeşil’ diye sunulması ile bu sınıflandırmadan geçmesi arasındaki fark o zaman görülebilecek.
Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.