Samet Kelebek
Çevre
16 Ekim 2026 15:50

Toprağa Dokunmadan Başlayan Hayat

Savaşlarda kentleri yıkan askeri uçaklar, daha sonra gezegeni yeniden inşa etmeye odaklandı. Günümüzde ise havadan biyo-mühimmatlar atarak iklim kriziyle mücadele ediyorlar.

Toprağa Dokunmadan Başlayan Hayat

Fotoğraf: ecording

Haberlerimizi Google'da Takip Edin

Tıklayın, gelişmelerden anında haberdar olmak için tercih edilen kaynaklarınıza ekleyin.

Google

İnsanlığın tarımla kurduğu ilişki binlerce yıldır aynı temelin etrafında şekilleniyor: Tohumu toprakla buluşturmak. Yöntemler ise sürekli değişti. İnsan eli, hayvan gücü, saban, traktör ve otomatik makineler geldi. Ardından da drone’lar.


Tohumu gökyüzünden bırakma fikri, bir asır öncesine uzanıyor. 1921’de ABD Ordusu pilotu John A. Macready, Ohio’da katalpa ağaçlarını istila ederek, zarar veren tırtılları ilaçla yok etmek için modifiye edilmiş bir Curtis JN-6 uçağı kullandı. Bu başarılı girişimin ardından hareket, 1930’larda ormanlara taşındı. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında boşa çıkan pilotlar ve savaş uçaklarının ziraat sektörüne yönlendirilmesiyle ormanlara tohum bombardımanı başladı. Dünyanın ilk büyük ölçekli ve başarılı kitlesel ağaçlandırma projesi Oregon’da gerçekleşti. 1933-1951 arasında yaşanan Tillamook Yangınları nedeniyle 355 bin dönümlük asırlık orman arazisi kül oldu. 1950-1972 yıllarında havadan Douglas köknarı ve Port Orford sediri tohumları bırakıldı. Devasa kül yığını gür bir ormana dönüştü. 


Ancak ortada çok yüksekten hızla bırakılan tohumların rüzgarla savrulması, verimsiz alanlara düşmesi, ormanlara düşenlerin ise kuşlara ve kemirgenlere yem olması, tonlarca yakıt tüketimi gibi gerçekler de vardı. İşte tam bu noktada teknoloji, doğanın yardımına koştu. 2015’te başlayan drone ile tohumlama teknolojisi, iklim krizine karşı güçlü bir silah oldu. LiDAR ile santimetrik topografya analizi yapan, yapay zeka destekli otonom sürü dronelar’ı, biyolojik tohumları toprağa birer füze gibi fırlatıyor.


Türkiye’de ise bu ekosistemde yer alan iki yerli oyuncu, iki temel probleme yanıtlar üretiyor. Tarımsal verimliliği gökyüzünden çözmeye odaklanan Baibars, geliştirdiği otonom zirai sistemlerle su dolu tarlaları kurutmadan ve toprağı ezmeden üzerinden geçerek ekim yapıyor. Drone’lardan biri 70 litrelik tanka sahip ve 50 kilograma kadar katı granül taşıyabiliyor. Sekiz dakika havada kalabiliyor. Tohum veya granüller, alana 8-12 metre genişliğinde dağıtılıyor. Sıradan bir GPS’in metrelerce sapabildiği alanlarda RTK (Real-Time Kinematic) teknolojisi devreye giriyor. Drone; arazi yükseldikçe yükselip, alçaldıkça alçalarak santimetre hassasiyetinde tohum ve gübre serpiyor.


Bu farkın görüldüğü alanlardan biri çeltik tarlaları. Türkiye’deki çeltik tarlaları, yetiştirme döneminde su altında tutuluyor ve bitkinin gelişiminin belirli dönemlerinde su yüksekliği 15 santimetreye çıkabiliyor. Bu da ağır tarım makineleri için maliyet anlamına geliyor. Traktörler çamura saplanabiliyor, toprağın yapısını bozabiliyor ve kök gelişimi ile su dengesi değişerek verimi düşürebiliyor. Şirket, bu yıl Mersin’deki Berdan Çayı çevresindeki çeltik havzasında yer alan su dolu tarlalara havadan tohum bıraktı. Sahadan elde edilen veriler, traktörün çamurda yarattığı tahribatı engellemenin yüzde 7 verim artışı sağladığını gösteriyor. Drone’lar her uçuşun rotasını, yüksekliğini, hızını ve malzeme miktarını da kaydediyor. Böylece hangi koordinata ne kadar tohum atıldığı dijital olarak izlenebiliyor. Veriler analiz edilerek bir sonraki operasyonda hangi alanlara ne uygulandığı görülebiliyor ve verim düşerse karşılaştırma yapılabiliyor.


Diğer tarafta ise odağını ekosisteme kıran ecording var. Şirket, yangın geçirmiş veya erozyona uğramış arazilerde devreye giriyor. Ancak gökten atılan şey sadece bir tohum değil. Yıkıcı rüzgarlardan ve kemirgenlerden korunması için kil, humus ve hayati minerallerle zırhlandırılmış, adeta birer biyo-mühimmat.


ecording’in kurucusu Mert Karslıoğlu, “İnsansız hava araçlarıyla yapmaya çalıştığımız iş, doğayı daha yüksek bir frekansta taklit etmek” diyor. Yapay zeka ve Re-Sense makine öğrenimi algoritmaları tam da burada devreye giriyor. Drone sahanın üzerinden geçerken toprağın biyolojik geçmişini, su tutma kapasitesini ve bitki örtüsü haritasını çıkarıyor. Sonra hangi türün kullanılacağı, metrekare başına ne kadar tohum bırakılacağı ve uçuşların nerede gerçekleştirileceği belirleniyor. “Ekimle iş bitmiyor” diyen Karslıoğlu, tohumlama sonrasında üç yıllık bir izleme süreci başlattıklarını belirtiyor. ecoDrone ile yüksek çözünürlüklü görüntüler toplanıyor, Re-Sense ile fidan sayıları ve bitki yoğunluğu haritaları çıkarılıyor.


ecording verileri, şirketin 31 milyondan fazla tohum bıraktığını ve 3.8 milyon metrekareden fazla alanı restorasyona aldığını gösteriyor. İlk havadan tohumlama çalışmalarında Artvin ve Toros Dağları’nda kızılçam, karaçam ve Toros sediri gibi türlerin ekimini gerçekleştirdi. Yangın sonrası ve erozyon alanlarında ise Muğla ve Köyceğiz’de restorasyon yapıyor. Karslıoğlu, kızılçam üzerinden verdiği örnekle süreci anlatıyor: “İki metrekarelik bir alana 16 tohum bırakılıyor. İlk yıl sonunda 14’ü çimlenebiliyor. İkinci yıl güneş, kuraklık ve diğer çevresel etkiler nedeniyle sayı sekize düşüyor. 30-40 yılın ardından tohumlardan yalnızca birinin yaklaşık 15 metre boyunda olgun bir ağaca dönüşmesi hedefleniyor.” “Bir insanın ömrü yetmez bunu görmeye” diyor Karslıoğlu. Bu ifade, drone’larla orman arasındaki zaman farkını anlatıyor. Bir nevi gelecek nesillere bırakılan miras.

drone

Kendi kurduğu sitelerde finans ve teknoloji içerikleriyle başladığı sektöre WIRED Türkiye editörü olarak devam ediyor. Her şeyi deneyen, vazgeçmeyen girişimci ruh. 4 yıl deneyimli editör. Teknoloji ve bir o kadar da finans meraklısı.

Samet Kelebek

DAHA FAZLASI

İstanbul’un Sel Faturası Daha Çıkmadı Ancak Sonrakini Beklemeden Çözüme Odaklanılmalı

14 Ekim’de İstanbul’un bazı noktalarına bir günde metrekareye 277 kilogramı aşan yağış düştü. Selin ekonomik faturası henüz ortaya çıkmış değil. Ancak Kopenhag’dan Singapur’a, İngiltere’den Hindistan’a kadar örnekler yapılması gerekeni gösteriyor. Aşırı yağışı engellemek mümkün olmayabilir ama yağmurun afete dönüşmesini engelleyecek teknoloji, mühendislik ve finansman modelleri biliniyor.

Dirençli Şehirler: 3 Büyük Felakete Karşı

Deprem, sel ve yangın, Türkiye'nin sık karşılaştığı doğal afetler. Artık teknolojinin de desteğiyle yerli mühendislerin geliştirdiği saniyelerle yarışan sensörler, alevi dumandan önce gören cihazlar ve afet anında bakanlıkları tek ekranda buluşturan sistemler ‘kader’in anlamını değiştiriyor.

Rüzgar Türbinlerinin Kuşlara Etkisi Nasıl Ölçülüyor?

Hollanda’da bir deniz türbinine yerleştirilen termal kameralar, kuş çarpışmalarını görüntülemeyi başardı. Türkiye’de rüzgar elektriği büyürken asıl veri ihtiyacı da belirginleşiyor: Santral kurulmadan önce hesaplanan risk, işletmeye geçtikten sonra sahada ne ölçüde gerçekleşiyor?

Türkiye’nin ‘Yeşil’ Listesinde Olmak Yetmiyor

Yürürlüğe giren Türkiye Yeşil Taksonomisi Yönetmeliği, 16 sektörde 137 ekonomik faaliyeti kapsıyor. Yeni yönetmelik, şirketlerin sürdürülebilirlik iddialarını teknik ölçütler, çevresel etkiler ve sosyal güvenceler üzerinden değerlendirecek. Finans kuruluşları için zorunlu raporlama ise 2029’a kadar başlamıyor.