İstanbul’un Sel Faturası Daha Çıkmadı Ancak Sonrakini Beklemeden Çözüme Odaklanılmalı
14 Ekim’de İstanbul’un bazı noktalarına bir günde metrekareye 277 kilogramı aşan yağış düştü. Selin ekonomik faturası henüz ortaya çıkmış değil. Ancak Kopenhag’dan Singapur’a, İngiltere’den Hindistan’a kadar örnekler yapılması gerekeni gösteriyor. Aşırı yağışı engellemek mümkün olmayabilir ama yağmurun afete dönüşmesini engelleyecek teknoloji, mühendislik ve finansman modelleri biliniyor.
Fotoğraf: Mahmut Karslıoğlu
İstanbul 14 Ekim’de yalnızca çok yağmur almadı. Şehrin bazı bölgeleri, mevcut altyapının ve yüzeydeki su yönetiminin taşıyabileceğinden çok daha büyük miktarda suyla çok kısa süre içinde karşılaştı. AKOM’un daha sonra güncellediği verilere göre Beykoz’da metrekareye 277,1 kilogram yağış düştü ve bu değer 1942’den bu yana istasyonlarda ölçülen en yüksek seviyeye ulaştı. Sarıyer ve Eyüpsultan’da da 200 kilogramın üzerinde değerler görüldü. Yağışların ardından İBB’ye ulaşan ihbar sayısı 8 bin 515’e çıkarken 595 kişi tahliye edildi. İstanbul Valiliği’nin 14 Ekim akşamındaki ilk bilançosunda ise yalnızca 06.00-20.00 saatleri arasında bin 277 su baskını kaydı, 808 konut, 280 işyeri ve 76 araçla ilgili ihbar bulunuyordu.
Bütün bunların İstanbul’a olan maddi maliyetinin şimdilik kesin bir cevabı yok. Türkiye Sigorta Birliği’nin 15 Ekim verilerine göre İstanbul’da sel ve su baskını teminatları kapsamında ilk aşamada 838 hasar dosyası açıldı. Ancak bu sayı bile gerçek zararı göstermeye yetmiyor.
TSB Genel Sekreter Yardımcısı Atilla Oksay’ın verdiği bilgilere göre İstanbul’daki konut ve işyerlerinin yalnızca yüzde 17-20’si sigortalı. Kaskolu araç oranı da yaklaşık yüzde 43. Bu bilgi önemli. Çünkü selle birlikte ortaya çıkan görüntülerde sürüklenen araçlar hatta temelinden kayan konutlar dahi bulunuyor. Yani selin maliyeti yalnızca sokakta kalmıyor. Su basan evin parkesi, kullanılamaz hale gelen otomobil ya da dükkandaki stok dahi etkileniyor.
Metrekareye düşen kilogramlarca yağışla birlikte elektrik hatlarının yarattığı tehlike de can kaybına neden olarak şehirleşememenin etkisinin yalnızca mala değil cana da etki ettiğinin bir kanıtı. Bazı bölgelerde metro hatlarının merdivenlerinden rafting yapmaya izin verecek su akıntıları gözlenirken yer altı geçitlerinin suyla dolduğu görüntülerde maziden çıkarak yeniden yaşandı.
İşe gidemeyen çalışanlar, kapalı kalan işletmeler, üretim ve lojistikteki gecikmeler, kamu ekiplerinin müdahalesi, altyapının onarılması ve ilerleyen günlerde ortaya çıkacak iş kayıplarını da bu hesaba kattığınızda tablo daha da ağırlaşıyor. TÜİK’in son il bazlı verisine göre İstanbul 2024 yılında 13 trilyon 10 milyar liralık ekonomik büyüklükle Türkiye GSYH’sinin yüzde 29,2’sini tek başına oluşturuyordu. Bu, 2024 fiyatlarıyla kabaca günde 35,5 milyar liralık bir ekonomik faaliyet anlamına geliyor. Dolayısıyla bir günlük ekonomik faaliyetin yalnızca yüzde 5’inin kalıcı biçimde kaybedildiği varsayımsal bir senaryo bile yaklaşık 1,8 milyar liraya karşılık geliyor. İstanbul gibi bir ekonomik merkezde birkaç saatlik sistem arızasının bugünkü ekonomik şartlarda çok daha büyük bir etkisi olacak.
Böylesine büyük bir yağış teknolojiyle engellenebilir miydi? WIRED Ekim_Kasım_Aralık 2026 sayısında işlenen ve felaketlere karşı nasıl daha dirençli hale gelinebileceğini anlatan bir haberimiz bulunuyor. Ancak daha da spesifik bir yerden bakıldığında suyun nerede birikeceği, hangi derenin ne zaman taşma sınırına geleceği, hangi altgeçidin kapatılması gerektiği ve şehrin üzerine düşen milyonlarca ton suyun hangi güzergahlardan güvenli biçimde uzaklaştırılacağı çok daha iyi yönetilebilirdi.
İTÜ İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun olaydan sonra sosyal medya hesaplarından yaptığı değerlendirme bu ayrımı net biçimde ortaya koyuyor. Kadıoğlu’na göre yağış miktarının yanında yağmurun düştüğü bölgenin özellikleri ve altyapı kapasitesi de sonucun belirleyicisi. Beton ve asfalt yüzeyler suyun toprağa sızmasını engellediğinde yağmur yüzey akışına dönüşerek dere yataklarına, bodrumlara ve alt geçitlere yöneliyor. Kadıoğlu bu nedenle kapatılmış derelerin yeniden açılmasından çatı sularının depolanmasına, park ve meydanların geçici su tutma alanlarına dönüştürülmesinden yağmur suyu ve atık su şebekelerinin ayrılmasına kadar bir dizi önlemin birlikte düşünülmesi gerektiğini söylüyor. Riskli altgeçitlerde otomatik bariyerler ve dere kenarlarında erken uyarı sistemleri de bu yapının parçası.
Bu yaklaşım aslında dünyada giderek öne çıkan yeni sel mühendisliğinin özeti. Amaç artık yalnızca daha büyük borular inşa etmek değil. Yağmur düştüğü yerde suyun bir bölümünü tutmak, yüzeyde güvenli güzergahlar oluşturmak, altyapının taşıyabileceği miktarı kontrol etmek ve aşırı durumda zarar görecek noktaları önceden kapatmak gerekiyor.
Kopenhag bunun en iyi örneklerinden biri. Temmuz 2011’de kent birkaç saat içinde tarihinin en ağır yağışlarından biriyle karşılaştı. Kopenhag Belediyesi’nin hesabına göre tek yağış olayının yarattığı zarar 5 ila 6 milyar Danimarka kronuna ulaştı. Şehrin sonrasında hazırladığı Cloudburst Management Plan’ın maliyeti ise yaklaşık 3,8 milyar krondu. Yani Kopenhag, tek bir selin verdiği zarardan daha düşük bir bedelle yaklaşık yüz yılda bir görülecek şiddette yağışlara karşı yeni bir şehir sistemi kurmaya karar verdi. Olay sonrası Kopenhag parayı yalnızca yeraltına gömmedi. Ramboll’un da projelerinde yer aldığı St. Annæ Meydanı sembolik örneklerinden. Meydan günlük hayatta ağaçları, yürüyüş alanları ve kamusal kullanımıyla bildiğimiz bir kent meydanı. Aşırı yağış geldiğinde ise alçaltılmış yüzeyi suyu topluyor ve kontrollü olarak limana aktarıyor. Aynı bölgede yağmur suyu için ayrı bir kanalizasyon sistemi de oluşturulmuş durumda. Aynı yatırımla hem şehrin yaşam kalitesini artırıyor hem de birkaç yılda bir ortaya çıkabilecek felaket için altyapı görevi üstleniyor.
İngiltere’nin Mansfield kentinde yaklaşık 76 milyon sterlinlik proje şehri dev bir ‘sünger’ gibi çalışacak biçimde dönüştürüyor. Yağmur bahçeleri, biyolojik hendekler, geçirgen kaldırımlar ve geçici su havuzları kullanılarak kanalizasyon sistemine ulaşmadan önce 58 bin metreküpe kadar yüzey suyunun tutulması hedefleniyor.
İstanbul için asıl ilginç kıyaslama ise belki de Singapur. Çünkü Singapur da İstanbul gibi yoğun yapılaşmış, toprağın pahalı olduğu ve her yere yeni bir kanal açmanın mümkün olmadığı bir metropol. Singapur hükümeti 2011’den bu yana drenaj altyapısına yaklaşık 2,5 milyar Singapur doları harcadı. 1970’lerde yaklaşık 3 bin 200 hektar olan taşkına açık alan bugün 25 hektarın altına indi. Bu yüzde 99’un üzerinde bir azalma anlamına geliyor. Ülkenin ‘Source-Pathway-Receptor’ yaklaşımı suyu düştüğü yerde depolamayı, güvenli güzergahlardan taşımayı ve suyun ulaşabileceği bina veya altyapıyı bariyerlerle korumayı aynı sistem içinde ele alıyor. PUB bunun yanında yüzlerce su seviyesi sensörü ve gelişmiş yağış izleme sistemleri kullanıyor.
İşte teknoloji devreye bu çözümlerde giriyor. PwC’nin geleceğin şehirleri üzerine hazırladığı çalışmada Hindistan’ın Varanasi kentinde LiDAR verileriyle oluşturulan dijital ikizin taşkın bölgelerini tahmin etmek için kullanılması örnek gösteriliyor. Aynı model İstanbul’da kullanılarak radar verisini, yağmur ölçerleri, dere seviyelerini, kanal doluluk oranlarını, arazi eğimini ve trafik bilgisini tek platformda birleştirebilir. Böyle bir sistem yalnızca ‘iki saat sonra kuvvetli yağmur geliyor’ üretmek yerine ‘45 dakika sonra bu altgeçitte su seviyesi kritik eşiği geçebilir’ sonucuna ulaşarak riski yönetmeyi sağlayabilir. Akıllı şehir kurulumunda ise bu sistem sayesinde bariyer otomatik kapanabilir, pompa devreye girebilir ve yalnızca riskli bölgede bulunan telefonlara uyarı gönderilebilir.
İSKİ’nin 2053 İçme Suyu ve Kanalizasyon Master Planı kapsamında 55 bin 950 kolektör alt havzası hidrolik olarak modellenmiş durumda. Plan 410 kilometrelik mevcut kolektörün iyileştirilmesini, 103 kilometre yeni kolektör güzergahı oluşturulmasını ve 522 sürdürülebilir kentsel drenaj yapısının kurulmasını öneriyor. İstanbul’daki 2 bin 772 derenin 5 bin 247 kilometrelik envanteri çıkarılmış; 102 alt havzada bin 822 kilometrelik dere için uygulama önerilmiş ve İSKİ Taşkın Tahmin ve Erken Uyarı Sistemi’nin teknik altyapısı hazırlanmış durumda. Önemli ölçüde hangi yatırımın ne hızla uygulanacağı, hangi havzanın önceliklendirileceği ve sistemlerin birbirleriyle konuşup konuşmayacağı bu planın aktif olarak hayata geçmesine bağlı.
Ekonomik araştırmalar da bu yatırımların yalnızca çevre politikası olarak görülmemesi gerektiğini gösteriyor. McKinsey Global Institute’un 2025 sonunda yayımladığı küresel adaptasyon çalışmasına göre dünya bugün aşırı hava olaylarına karşı korunmak için yılda yaklaşık 190 milyar dolar harcıyor; mevcut risklere gelişmiş ekonomilerdeki koruma seviyesini sağlamak için ise yaklaşık 540 milyar dolar gerekiyor. Daha önemlisi, McKinsey’in incelediği adaptasyon önlemlerinde bugün harcanan her bir doların ortalama yaklaşık üç dolarlık zararı önleyebildiği hesaplanıyor. Dünya 2 santigrat derecelik ısınmaya ulaştığında bu oran ortalama yedi kata kadar çıkabiliyor.
İstanbul için de yatırım programını üç ayrı zaman ölçeğinde düşünmek mümkün. İlk aşamada radar ve sensör ağının sıklaştırılması, dere ve altgeçitlerin gerçek zamanlı takibi, otomatik bariyerler, pompa sistemleri ve adres bazlı uyarılar devreye alınarak sonraki afetlerde zararı başlamadan en aza indirmeye yarayabilir. İkinci aşamada yağmur suyu ve kanalizasyon sisteminin ayrıştırılması, dere rehabilitasyonları ve mahalle ölçeğinde sünger şehir uygulamaları hızlandırılabilir. En zor ve pahalı aşamada ise yoğun yapılaşmış havzalarda yeni taşkın tünelleri, yeraltı depolama alanları ve büyük ölçekli su koridorları gündeme gelmek zorunda.
Bunun yanında yeni yapılaşma kuralları da değişmek zorunda. Taşkın haritaları imar kararlarının parçası haline gelmeden, dere yatağındaki yapılaşma sınırlandırılmadan, bodrumlardaki elektrik panoları ve jeneratörler güvenli seviyelere çıkarılmadan yalnızca belediyenin daha fazla boru döşemesi problemi çözmeyecek.
İklim biliminin gösterdiği gelecek de bu yatırımların artık geçmiş yağış kayıtlarına göre tasarlanamayacağını söylüyor. IPCC’ye göre ağır yağışların sıklığı ve şiddeti dünya genelinde birçok kara bölgesinde artmış durumda ve insan kaynaklı iklim değişikliği bu artışın başlıca nedenlerinden biri.
14 Ekim selinin İstanbul’a toplam ekonomik faturası önümüzdeki günlerde daha görünür hale gelecek. Sigorta eksperleri dosyalarını tamamlayacak, işletmeler zararlarını hesaplayacak, kamu altyapısındaki hasarın maliyeti ortaya çıkacak. Bugün eldeki verilerle kesin bir milyar lira rakamı yazmak doğru değil. Ancak Kopenhag’ın hesabı İstanbul için yeterince yol gösterici: Bir felaketten sonra 5-6 milyar kron zarar ödemek yerine 3,8 milyar kronu felaket olmadan önce harcamayı seçtiler. Singapur aynı hesabı onlarca yıla yaydı ve taşkına açık alanlarını yüzde 99’dan fazla azalttı. Mansfield daha fazla beton dökmek yerine şehri süngere çevirmeye başladı. Varanasi suyun nereye gideceğini dijital ikiz üzerinde hesaplıyor.
Teknoloji, enerji ve sürdürülebilirlik konularında yazıyor. Dijital kültür ve yüksek saatçiliğe meraklı. Teknolojiyi yalnızca ürünler ve trendler üzerinden değil, kültür, ekonomi, tasarım ve gelecek öngörüsüyle incelemeyi seviyor.
30 yıldır teknoloji üzerine yazılar yazmaktadır. Türkiye'nin ilk oyun dergisinin kurucu ekibinde yer almış ve önemli teknoloji dergilerinden birinde muhabirlikten başlayan ve Genel Yayın Yönetmenliğine kadar uzanan uzun bir süreçte teknoloji içerikleri üretmiştir. Ayrıca şu anda yürüttüğü WIRED Türkiye Dijital Direktörlüğünden önce bir başka yayın grubunun Video Projeler ve Teknoloji İçerikleri Yönetmenliğini de üstlenmiştir. Oyun ve geleceğin teknolojileri üzerine özel ilgisi vardır.