Müze Ziyareti Ekranda Başlıyor
Pandemiyle ivme kazanan sanal müzecilik, Türkiye’de 360 derecelik turların ötesine geçerek fiziksel ziyaretin öncesini ve sonrasını kapsayan hibrit bir katmana dönüştü. Metriklerin ve 'tıklanma' sayılarının ötesine geçen bu yeni bellek mimarisinde müze ziyareti artık ekranda başlıyor, fiziksel mekânda derinleşiyor.
Fotoğraf: Yana Iskayeva / gettyimages
Türkiye’deki sanal müze deneyimi, pandeminin zorunlu çevrimiçi ziyaretlerinden kalıcı bir dijital katmana dönüştü. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın portalı 2020 sonunda yaklaşık 11,5 milyon ziyaret alırken, Pera Müzesi gibi kurumlar fiziksel ve çevrimiçi deneyimi yıllar öncesinden birlikte tasarlamaya başlamıştı. Güncel veriler, ziyaretçi sayısından önce ‘ziyaret’ sözcüğüyle neyi ölçtüğümüzü sorgulamayı gerektiriyor.
Türkiye, kültürel miras açısından gezegenin en zengin ülkelerinden biri. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın güncel listesine göre Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde 22 varlığı bulunuyor. Bakanlığın 2025 İdare Faaliyet Raporu ise Bakanlığa bağlı müze ve ören yerlerinin yıl boyunca 33 milyon 352 bin fiziksel ziyaret aldığını, 6 milyon 744 bin 945 MüzeKart satıldığını ve yıl sonunda 60 sanal müzenin erişime açık olduğunu gösteriyor.
Bu alanların bir kısmı her yıl milyonlarca fiziksel ziyaretçi ağırlarken; bir kısmı ekonomik, coğrafi ya da yapısal nedenlerle bu devasa dolaşımın dışında kalıyor. Günümüz teknolojisiyle ise müzecilik anlayışının dijital bir eşik atladığını görüyoruz. Bu eşik, müzeye gidemeyen kullanıcının ekran karşısında yaptığı turun yanında, fiziksel ziyaretini planlayan kişinin önceden kurduğu temasla da biçimleniyor.
Çevrimiçi mekan farkındalığı
Online müzecilik dünyada olduğu gibi Türkiye’de de pandemi döneminde tavan yaptı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sanal Müze uygulamasını Mart 2020’de kullanıma açtı. Platform Aralık 2020’nin ikinci yarısında yaklaşık 11,5 milyon ziyarete ulaştı. Bakanlığın 17 Aralık tarihli açıklamasında Göbeklitepe 3 milyon 383 bin 985, Kurtuluş Savaşı Müzesi 1 milyon 869 bin 319, Efes 1 milyon 350 bin 742, Troya Müzesi 1 milyon 100 bin 147 ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi 1 milyon 31 bin 447 ziyaretle ilk sıralarda yer alıyordu.
Bakanlığın 2025 faaliyet raporunda platformdaki sanal müze sayısı yıl sonu itibarıyla 60 olarak veriliyor. SanalMuze.gov.tr’nin güncel sayfasında ise 30 Temmuz 2026 itibarıyla müzeler, ören yerleri, sergiler ve canlandırma alanlarından oluşan 61 sanal tur başlığı listeleniyor. Bu sayı toplam ziyaretçi miktarını değil, erişime açılmış tur başlıklarını gösteriyor.
Ekranda ‘ziyaret’ ne demek?
2020 açıklamalarında kullanılan ölçü ‘ziyaret’, başka bir deyişle sayfa veya tur açılışı. ‘Tekil ziyaretçi’ sayısı açıklanmış değil. Aynı kişinin farklı zamanlarda yaptığı geziler, bir sanal turun açılması, müzenin internet sitesine girilmesi ve sosyal medyada bir içeriğin görüntülenmesi birbirinden farklı ölçüler. Bu verileri tek bir toplam altında birleştirmek, gerçek izleyici kitlesini olduğundan büyük gösterebilir.
Bakanlığın 2025 raporu da sanal müze sayısını bildiriyor ancak bu müzelerin yıllık toplam ziyaret veya tekil kullanıcı sayısını vermiyor. Dolayısıyla Türkiye’nin 2025’te ‘34,2 milyon tekil sanal müze ziyaretçisiyle rekor kırdığı’ sonucuna ulaşmak mümkün değil. Raporun doğruladığı gelişme, platformdaki sanal müze sayısının 2025 sonunda 60’a çıkmış olması.
Bu ölçüm sorunu Türkiye’ye özgü değil. Avrupa Müze Organizasyonları Ağı’nın 2024 tarihli Connected Journeys raporu, çevrimiçi ve fiziksel ziyaretlerin farklı yöntemlerle ölçüldüğünü, buna karşılık ziyaretçinin bütün yolculuğunu anlamak için bu iki alanın birlikte incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Rapora göre çevrimiçi ve fiziksel deneyimler çoğu durumda birbirini tamamlıyor.
Pandemiden önce başlayan dönüşüm
Yaşadığımız dünyanın dört nala dijitalleşmesi süreci, elbette ki kültür mirasına da uzanıyor. Google Arts & Culture, güncel verilerine göre 80’den fazla ülkede 2.000’in üzerinde kültür kurumunu, 200 binden fazla yüksek çözünürlüklü sanat eseri görüntüsünü, 7 milyon arşiv nesnesini ve uzmanlarca hazırlanan 3.000’in üzerinde çevrimiçi sergiyi bir araya getiriyor.
Pandemi bu dönüşümü başlatmadı ancak hızını belirgin biçimde artırdı. ICOM’un 2020’de 107 ülkeden yaklaşık 1.600 katılımcıyla gerçekleştirdiği küresel araştırmada, kurumların yaklaşık yarısının kapanmalar başlamadan önce sosyal medyada bulunduğu veya koleksiyonlarını çevrimiçi paylaştığı görüldü. Pandemi sırasında incelenen dijital iletişim faaliyetleri müzelerin en az yüzde 15’inde arttı; sosyal medya faaliyetlerindeki artış ise katılımcı kurumların yarısından fazlasına yayıldı. Bu oranlar bütün dünya müzelerini temsil eden bir envanter değil, araştırmaya katılan kurumların verdiği yanıtların sonucu.
Pera Müzesi de bu değişimi pandemi öncesinde okuyan kurumlardan biri oldu. Müze, 16 Nisan 2013’te Google Arts & Culture’a katılan ilk Türkiye kurumlarından biri olarak koleksiyonlarını uluslararası erişime açtı. 2019’da hayata geçirilen Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk projesi ise ziyaretçiyi, tarihsel verilerle yeniden kurulan çalışma ortamına ve Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunun içine taşıyan etkileşimli bir sanal gerçeklik deneyimi sundu.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol’un WIRED Türkiye’ye verdiği kurum içi verilere göre Pera Müzesi’nin dijital platformları 2026 başında 1 milyonun üzerinde takipçiye ve toplam 16 milyonun üzerinde içerik görüntülenmesine ulaşmıştı.
Ziyaretin öncesi ve sonrası
Arkeolog ve müzeolog Bilal Konuksever ise hibrit müze ziyaretinin popüler model haline geldiğine ve insanların dijital mecraları fiziksel ziyaret öncesi bir ‘ön bilgilenme’ alanı olarak da kullandığına işaret ediyor. Bu kullanım biçiminde internet sitesi, dijital koleksiyon veya sanal tur müzenin daha küçük bir kopyası olarak çalışmıyor. Kullanıcı ne göreceğine karar veriyor, rotasını kuruyor, eserlerin bağlamını araştırıyor ve fiziksel ziyaretten sonra aynı içeriğe yeniden dönebiliyor.
Dijital erişimin kapsamı da 360 derecelik turlarla sınırlı değil. The Metropolitan Museum of Art’ın açık erişim programı kamu malı eserlerin 492 binden fazla görselini serbest kullanıma sunuyor. British Museum’ın çevrimiçi koleksiyonu yaklaşık 5 milyon nesneye ilişkin kayıtlara erişim sağlıyor. Rijksmuseum, Gece Devriyesini 717 gigapiksellik bir görüntüyle incelenebilir hale getiriyor. Vatikan Müzeleri’nin sanal turları ise Sistina Şapeli dahil farklı mekanlarda çevrimiçi dolaşmaya imkan tanıyor. Bunlar bir popülerlik sıralaması değil, dijital müzeciliğin koleksiyon veri tabanından yüksek çözünürlüklü görüntüye ve mekansal tura uzanan farklı biçimleri.
Anadolu’nun binlerce yıllık fiziksel tortusu, bugün pikseller ve algoritmalardan oluşan yeni bir bellek mimarisine evriliyor. Türkiye’de bu mimariye farklı girişler bulunuyor: Bakanlığın Sanal Müze portalı arkeolojik alanlar ve müzeler arasında dolaşmayı sağlarken, Sakıp Sabancı Müzesi’nin digitalSSM projesi koleksiyon ve arşivleri araştırmaya açıyor. İstanbul Modern’in çevrimiçi koleksiyonunda sanatçı, yapıt türü ve yıl üzerinden arama yapılabiliyor. Yapı Kredi Müzesi ve Pera Müzesi’nin dijital koleksiyonları da farklı dönemlere ait kültür varlıklarını kurumsal siteleri üzerinden izlenebilir hale getiriyor.
Müze ziyareti ekranla başlayabilir, fiziksel mekanda derinleşebilir ve ziyaretçinin eve dönmesinden sonra sürebilir. Dijital deneyimin değeri, tıklanma sayısının ötesinde, eserin bağlamını ne ölçüde taşıdığına ve ziyaretçiyle kalıcı bir ilişki kurup kuramadığına bağlı. Müze kapısı yerinde duruyor. Dijital katman ise o kapıya varmadan başlayan ve çıkıştan sonra devam edebilen bir ziyaret biçimini kalıcılaştırıyor.
Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.