Ekran Başında Kutsal Emanet
Topkapı Sarayı'ndaki Mukaddes Emanetler Dairesi'nde temizlik, HEPA filtreli müze cihazları ve at kılı fırçalarla yapılıyor. Toplanan toz ise geleneksel usule göre 'toz kuyusu'na dökülüyor. Has Oda'ya giren ziyaretçinin giyimi de kurallara bağlı. Aynı oda ekrana taşındığında fiziksel eşikler ortadan kalkıyor ve hürmet, arayüzün nasıl tasarlandığına bağlı hale geliyor.
Fotoğraf: dia images / gettyimages
Has Oda'da kullanılan elektrikli süpürge sıradan bir temizlik cihazı değil. Vakum gücü ayarlanabilen ve HEPA filtre taşıyan müze tipi cihaz, yüzeydeki tozu kontrollü biçimde çekiyor. Hassas bölgelerde at kılı fırçalar kullanılıyor. Hırka-i Saadet ve Sancak-ı Şerif mahfazalarından alınan tozlar da çöpe gönderilmiyor. Milli Saraylar Başkanlığına göre, geleneksel usule uyularak dairenin önündeki 'toz kuyusu'na dökülüyor. Modern konservasyon cihazı ile tarihsel teamül aynı bakım işleminin içinde buluşuyor.
Ziyaret de benzer biçimde iki ayrı kural dizisiyle ilerliyor. Milli Sarayların güncel ziyaret usul ve esasları, Has Oda Dairesi'ne girecek kadın ve erkek ziyaretçilerin kutsal mekanların giyim adabına uygun biçimde örtünmesini zorunlu tutuyor. Buna karşılık odanın 360 derecelik panoraması, kullanıcıyı aynı mekana bir imleç hareketiyle ulaştırıyor. Fiziksel kapıda açıkça tanımlanan adabın dijital girişte doğrudan bir karşılığı bulunmuyor.
Bugün müze vitrinlerinin ardında sessizce sergilenen nesneler manevi ve dini bir anlam taşıyabilir. Bunlar bugünün ve bir zamanların önemli sembolleri olabilir. Vaktiyle insanlar bu nesnelerin etrafında toplanır, onlara dokunur, dua eder ve inancının gerektirdiği ritüelleri yerine getirirdi. Müze vitrini teması keserken nesneyi koruma, inceleme ve kamusal bilgi alanına alıyor. Ritüeli bütünüyle ortadan kaldırmıyor, onu kurumun belirlediği sergileme ve ziyaret kuralları içinde yeniden düzenliyor.
Bugünkü Mukaddes Emanetler Dairesi, Topkapı Sarayı'nın üçüncü avlusundaki Has Oda çevresinde bulunuyor. Milli Sarayların tarihçesi, yapının Yavuz Sultan Selim'in kutsal emanetleri 16. yüzyılın başlarında İstanbul'a getirmesinden sonra Hırka-i Saadet Dairesi adıyla anılmaya başladığını belirtiyor. Ancak koleksiyonun tamamını tek seferde 1517'de İstanbul'a gelmiş gibi düşünmek doğru değil. Topkapı Sarayı arşivlerine dayanan araştırmalar, emanetlerin farklı tarihlerde ve farklı yollarla saraya ulaştığını gösteriyor.
Koleksiyonun ziyaretçiyle kurduğu ilişki de yakın zamanda değişti. Mukaddes Emanetler Dairesi 2023'te 16 yılın ardından yeniden düzenlendi, sergilenen eser sayısı 60'tan 300'e çıkarıldı ve Hırka-i Saadet'in muhafaza edildiği Has Oda ilk kez ziyaretçilerin girişine açıldı. Yeni sergileme düzeni, daha fazla nesneyi görünür hale getirirken güvenlik, iklimlendirme ve vitrinleme koşullarını da yeniledi. Açılan alan büyüdü fakat erişim, serbest dolaşımla aynı anlama gelmedi. Giyim kuralı, kontrollü sergileme ve konservasyon uygulamaları nesnenin müzeye girdiğinde kültürel kurallarından bütünüyle ayrılmadığını gösteriyor.
Arkeolog ve müzeolog Bilal Konuksever de dijital gösterimin en hassas alanlarından birini inanç ve hürmetin oluşturduğunu düşünüyor. Kutsal emanetlerin dijitalleşmesinin görsel aktarım için güçlü bir imkan sunduğunu belirten Konuksever, “duygu ve edep aktarımı” söz konusu olduğunda ekranın mekanın sarsıcı atmosferinin dışında kaldığına dikkat çekiyor. Buradaki eksiklik daha düşük çözünürlükten kaynaklanmıyor. Görüntü ayrıntı kazanırken ziyaretin davranış kuralları, sessizliği ve toplumsal bağlamı aynı kolaylıkla taşınamıyor.
Erişim de bir sergileme kararıdır
Kutsal bir nesnenin dijital kopyasını internete koymak teknik bakımdan basit olabilir. Etik bakımdan ise görüntünün kim tarafından, hangi bağlamda ve hangi kullanım koşullarıyla dolaşıma sokulduğu önem taşıyor. ICOM Müze Etik Kuralları, fiziksel ve elektronik sergilerin kurumun amacıyla uyumlu olmasını ve koleksiyonun korunmasını zedelememesini istiyor. Metnin kutsal öneme sahip materyallere ayrılan 4.3 maddesi, sergilemede ilgili dini, etnik veya kaynak toplulukların inanç ve çıkarlarının dikkate alınmasını, materyalin incelik ve insan onuruna saygıyla sunulmasını öngörüyor. Bu ilke ekrandaki sergiyi etik değerlendirmenin dışında bırakmıyor.
Bazı dijital miras sistemleri bu yaklaşımı doğrudan erişim altyapısına dönüştürüyor. Açık kaynaklı Mukurtu, kültürel materyali herkes için tek biçimde açmak yerine toplulukların tanımladığı protokollere bağlıyor. İçerik mevsime, cinsiyete, törensel niteliğe veya kutsallığa göre farklı erişim koşulları taşıyabiliyor. 'Sıkı' protokole bağlanan kayıtları sadece yetkili ve oturum açmış üyeler görebiliyor.
Local Contexts ise dijital ortamda dolaşan yerli kültürel mirasa toplulukların belirlediği bilgi ve kullanım etiketlerini ekliyor. Bunlardan TK Secret/Sacred etiketi, görüntü internette açıkça dolaşıyor olsa bile materyalin gizli veya kutsal bileşenler taşıdığını ve erişim ya da yeniden kullanımının belirli koşullara bağlı olabileceğini bildiriyor. Etiket görüntüyü teknik olarak ortadan kaldırmıyor. Kullanıcıya her görülebilen şeyin sınırsızca indirilebilir, yeniden bağlamlandırılabilir veya paylaşılabilir olmadığını hatırlatıyor.
Bu yaklaşım kurumsal politikalara da yansıyor. Smithsonian Ulusal Doğa Tarihi Müzesinin koleksiyon yönetimi politikası, fiziksel ve dijital erişimin koruma sorumluluğuyla dengelenmesini, yerli topluluklarla mümkün olduğu ölçüde danışma yürütülmesini ve kültürel hassasiyet nedeniyle dijital varlıklara erişimin kısıtlanabilmesini kabul ediyor. Mukurtu ve Local Contexts yerli toplulukların ihtiyaçlarından doğdu, dolayısıyla Topkapı Sarayı'na doğrudan uygulanabilecek hazır bir reçete sunmuyor. Yine de dijital bir arayüzün kültürel protokolleri taşıyabileceğini ve 'herkese açık' ile 'kuralsız' arasındaki farkı gösterebileceğini ortaya koyuyor.
Kayıt altındaki ritüeller
Araştırmacı ve küratör İpek Yeğinsu, bugünkü dijital deneyimleri daha uzun bir ritüel tarihi içinde değerlendiriyor. Duvarları İncil anlatılarıyla kaplı bir kiliseye girmek ve ilahi söyleyen bir koroyu dinlemek de katılımcıyı görüntü ve sesle kuşatan bir deneyimdi. Sergi salonu, konser mekanı veya sanal tur farklı araçlar kullansa da katılımcının dikkatini belirli bir düzen içinde topluyor. Dijital teknoloji bu düzeni kişisel ekrana ve kaydedilebilir görüntüye taşıdı.
Yeğinsu'ya göre bu dönüşüme 'Instagramlanabilirlik' de eşlik ediyor. Ziyaretçi, 'ben de oradaydım' duygusunu kanıtlayan görüntüyü yanında götürüyor ve farklı ziyaretlerden topladığı kayıtlarla kendi dijital temsilini kuruyor. Kutsal ya da törensel bir nesnenin görüntüsü böylece ibadet, hafıza veya topluluk bağlamından ayrılıp kullanıcının kişisel akışındaki içeriklerden birine dönüşebiliyor. Dijital gösterimin riski görüntünün varlığı kadar, görüntünün hangi dolaşım alışkanlıklarına teslim edildiğinde ortaya çıkıyor.
Topkapı Sarayı'nda bir mahfazadan alınan tozun nereye döküleceği bile kurala bağlı. Has Oda'ya fiziksel girişte giyim adabı gözetiliyor. Dijital kopyanın maddi bir yüzeyi, tozu veya kapısı bulunmaması, onun kültürel bakımdan kuralsız olduğu anlamına gelmiyor. Açıklayıcı üstveri, hassasiyet uyarıları, indirme ve paylaşma sınırları, topluluk görüşü ve farklı erişim seviyeleri dijital hürmetin somut araçlarına dönüşebilir.
Ekran, kutsal nesne ile izleyici arasındaki mesafeyi kilometreler bakımından kapatıyor. Aynı anda nesneyi onu çevreleyen davranışlardan, izinlerden ve ortak hafızadan ayırma gücü de taşıyor. Dijital müzecilik bu nedenle hürmeti taklit etmekten çok, hürmetin koşullarını arayüze çevirmek zorunda. Kutsal emaneti görünür kılmak bir görüntü üretme işi. O görüntünün nasıl yaşayacağını belirlemek ise müzeciliğin devam eden sorumluluğu.
Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.