E. Can Özer
Sağlık
25 Haziran 2026 15:06

KPI Kıskacında Boş Zaman: Dijital Köleliğin Yeni Adı

Modern iş kültürü, algoritmik yönetim ve KPI baskısıyla sadece mesainizi değil, hobilerinizi ve zihninizi de işgal ediyor. Peki, gerçekten özgür müsünüz yoksa boş zamanınızda da şirket için mi çalışıyorsunuz?

KPI Kıskacında Boş Zaman: Dijital Köleliğin Yeni Adı

İllüstrasyon: Malte Mueller / gettyimages

Sabah 07.42’de gelen ilk mesaj. Öğle arasına sarkan toplantı. Akşam yemeğinden sonra açılan laptop. Hafta sonuna bırakılan küçük revizyon. Modern iş günü artık takvimde başlamıyor ve takvimde bitmiyor. İş, kişinin zamanına olduğu kadar dikkatine de talip oluyor. Bu yüzden bir hobiye başlamak için boş bir akşam yetmeyebiliyor. Bir kitabın içine girmek, yürüyüşe çıkmak, müzikle uğraşmak, arkadaşla uzun bir sofra kurmak ya da hiçbir şey yapmadan kalabilmek için zihnin de işten çekilmesi gerekiyor.


Veriler bu hissin kişisel bir yorgunluk anlatısından fazlası olduğunu gösteriyor. Gallup’un 2026 tarihli State of the Global Workplace raporuna göre dünya genelinde çalışan bağlılığı 2025’te yüzde 20’ye geriledi. Düşük bağlılığın küresel ekonomiye maliyeti 10 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor. Microsoft’un 2025 Work Trend Index özel raporu bilgi çalışanlarının gününü e-posta, mesaj, toplantı ve mesai dışı geri dönüşlerle parçalanan bir akış olarak tarif ediyor. Ortalama 117 e-posta, 153 Teams mesajı, iki dakikada bir bölünen dikkat, akşam saatlerinde yeniden açılan iş ekranları. Bütün bu tablo, eski bir kavramı bugünün çalışma rejimi için yeniden kullanışlı hale getiriyor.


Frankfurt Okulu’nun mirası araçsal akıl

Araçsal akıl, kabaca aklın amaçlar üzerine düşünme yetisini geri plana itip, belirlenmiş hedeflere en hızlı ve en verimli yoldan ulaşmaya odaklanması anlamına geliyor. Frankfurt Okulu’nun kurucu isimlerinden Max Horkheimer, Akıl Tutulması’nda modern aklın giderek ‘ne için’ sorusundan uzaklaştığını, bunun yerine hesaplama, uyum sağlama ve işe yararlık etrafında daraldığını anlatıyordu. Max Weber’in modern toplum analizleri de bu tartışmayı başka bir yerden tamamlıyor. Weber’e göre modern dünya giderek daha fazla hesaplanabilirlik, uzmanlaşma, kural, dosya, prosedür ve bürokratik düzen içinde işliyor. Bu yapı kurumları daha öngörülebilir ve verimli hale getirebilir fakat insanı da çoğu zaman büyük bir mekanizmanın rol tanımına, görev akışına ve performans beklentisine yerleştiriyor. Horkheimer’ın araçsal akıl eleştirisi ile Weber’in rasyonelleşme ve bürokrasi analizleri birlikte okunduğunda, bugünün iş yerinde sık sık duyduğumuz jargon daha anlaşılır hale geliyor. Hedef, performans, ölçüm, çıktı, optimizasyon.


Bugünün iş yerleri de çoğu zaman iyi yaşamı değil, iyi çıktıyı ölçüyor. Verimlilik, hız, görünürlük, uyumluluk, teslim tarihi, KPI, dashboard, cevap süresi, toplantı sayısı. Çalışanın emeği kadar dikkati de sayısallaştırılıyor. Bu ölçüm sistemi kendi başına kötü olmak zorunda değil. Nitekim karmaşık kurumlarda koordinasyon sağlayabilir, süreçleri şeffaflaştırabilir, keyfiliği azaltabilir. Fakat ölçüm, işin anlamını ve sınırlarını belirleyen ana dile dönüştüğünde, çalışanın yaşamı da yönetilecek bir operasyon alanı gibi görünmeye başlıyor.


Araçsal akıl bugün her sektörde aynı biçimde çalışmıyor. Bir teknoloji şirketinde takvim yoğunluğu, üretkenlik yazılımları ve yapay zeka destekli iş akışlarıyla beliriyor. Finans sektöründe hız, risk ve hedef baskısıyla görünür hale geliyor. Çağrı merkezinde konuşma süresi, memnuniyet puanı ve ekran takibiyle işliyor. Medya ve yaratıcı sektörlerde ise ‘tutku’, ‘işi sahiplenme’ ve ‘son bir dokunuş’ diliyle fazla mesainin üzerini örtebiliyor. ILO, algoritmik yönetimi veriye dayalı sistemlerin işi organize etmesi, ataması, izlemesi, denetlemesi ve değerlendirmesi olarak tanımlıyor. OECD’nin 2025 tarihli çalışması, bu yönetim biçiminin platform emeğinden çıkıp klasik iş yerlerine de yayıldığını belirtiyor.


Bu yayılmanın kişisel yaşamdaki sonucu çoğu zaman takvimde değil, zihinde hissediliyor. Bir kursa yazılmak, spor yapmak, bir enstrüman öğrenmek, yazı yazmak, oyun oynamak ya da yaratıcı bir uğraşı sürdürmek için zaman ayırmak yetmiyor, işten kopabilecek kadar dikkat de gerekiyor. OECD’nin iş-yaşam dengesi verileri kişisel bakım ve serbest zamanın refahın parçası olduğunu vurguluyor. Serbest zamanı ise, çalışma hayatının boşluğu değil, insanın kendini çalışma hayatına dair işlevlerinden bağımsız kurabildiği alan tanımlamak önemli.


Boş zamanın vardiyası

Modern çalışma kültürü serbest zamanı da giderek araçsallaştırıyor. İş dışında geçirilen zaman, dinlenme alanı olmaktan çıkıp kendini geliştirme, kişisel marka inşa etme, yan gelir yaratma, network büyütme ya da gelecekteki iş fırsatlarına hazırlanma alanına dönüşebiliyor. Hobi bile kimi zaman portfolyo, içerik, performans ya da ölçülebilir gelişim dosyasına ekleniyor. Koşu uygulamasındaki tempo, online kurstaki ilerleme yüzdesi, LinkedIn’de paylaşılan sertifika, hafta sonu yazılan ‘kişisel proje’ notu. Araçsal akıl ofis kapılarının içinde kalmıyor, ‘boş zamanın’ içinde de çalışmaya devam ediyor.


Bu durum hobilerin değerini azaltmıyor. Aksine, neden savunulmaları gerektiğini daha görünür kılıyor. İnsan bazen bir uğraşıyı geliştirmek için değil, sonuç üretmediği halde iyi geldiği için sürdürebilir. Bir şeyin işe, gelire, profile, ağa ya da performans dosyasına dönüşmemesi de anlamlı olabilir. Modern iş kültürünün zorlandığı yerlerden biri bu. Ölçülemeyen uğraşları, boşa harcanmış zaman gibi görmeye yatkın bir sistem var.


Dünya Sağlık Örgütü, tükenmişliği tıbbi bir hastalık olarak değil, başarıyla yönetilememiş kronik iş yeri stresinden doğan mesleki bir fenomen olarak tanımlıyor. WHO ve ILO’nun ortak çalışması, haftada 55 saat ve üzeri çalışmanın inme ve iskemik kalp hastalığı kaynaklı ölüm riskleriyle ilişkisini ortaya koymuştu. Bu bulgular, işin bedene ve zihne etkisinin kişisel dayanıklılık söylemiyle kapatılamayacağını gösteriyor.


Bağlantıyı kesmek bir lüks değil

Son yıllarda ‘bağlantıyı kesme hakkı’ (right to disconnect) tartışmalarının büyümesi bu yüzden önemli. Eurofound’un şirket düzeyindeki uygulamaları inceleyen raporu, bu tür politikaların iş-yaşam dengesi, sağlık, iyi oluş ve iş memnuniyeti üzerinde olumlu etkiler yaratabildiğini aktarıyor. Tartışma ise mesai sonrası telefonu açmama meselesinden ziyade çalışanın günün hangi kısmında artık çalışan olmadığını söyleme hakkıyla ilgili.


Hastaneler, lojistik ağları, medya operasyonları, müşteri destek ekipleri ve farklı saat dilimlerine yayılan şirketler elbette esnekliğe ihtiyaç duyuyor. Yine de esnekliğin hangi noktada sürekli erişilebilirliğe dönüştüğü, üzerinde daha fazla durulması gereken bir başlık. Mesai dışı mesajların acil olanla olmayanı ayırması, hafta sonu iletişimin istisna haline gelmesi, toplantı ve bildirim trafiğinin iş yükünün parçası sayılması, çalışanların odak zamanı kadar serbest zamanının da korunması bu yüzden yalnızca iyi niyetli uygulamalar değil, çalışma kültürünü yeniden düşünmenin yolları olabilir.


Kurumların hız, koordinasyon ve verimlilik araması anlaşılır. Fakat çalışma hayatı giderek daha fazla şeyi ölçülebilir hale getirirken, ölçülemeyen zamanların nasıl korunacağı sorusu da büyüyor. Aylaklık, hobi, dostluk, merak, yavaş öğrenme, deneme, oyalanma ya da hiçbir çıktıya bağlanmak zorunda olmayan boş zaman, modern iş düzeninin dışında kalmış eski alışkanlıklar olmayabilir. Belki de insanın kendisiyle ve başkalarıyla bağ kurduğu alanlar tam da buralarda açılıyordur. İş, hayatın içinde nerede durmalı? Geriye kalan zaman gerçekten kime ait sayılmalı?

Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.

E. Can Özer

DAHA FAZLASI

Düşük Testosteron Kanser Riskiyle İlişkili Çıktı

Yeni araştırmaya göre, testosteron düzeyi en düşük yüzde 20'lik grupta bulunan erkeklerin, en yüksek yüzde 20'lik gruba kıyasla, ilerleyen yıllarda kanser nedeniyle hayatını kaybetme riski yüzde 18 daha yüksekti.
Çağla Üren

DSÖ, Avrupa’daki Şiddetli Sıcak Dalgası Nedeniyle Uyarıyor

Tek bir haftada 1.300’den fazla kişinin hayatını kaybetti. “İklim değişikliği ve küresel ısınmanın etkisiyle, eskiden bir nesilde bir kez görülen sıcak dalgası olgusu artık neredeyse her yıl yaşanıyor,” diyor WHO direktörü. İspanya, Fransa ve Almanya en çok etkilenen ülkeler.
Javier Carbajal

Kelliğe Kesin Çözüm Bulmaya Ne Kadar Yakınız?

Dünyanın dört bir yanından araştırmacılar, erkeklerin yaklaşık yüzde 80'ini etkileyen bu yaygın dökülme sorununun çaresini bulmak için adeta yarışıyor. Peki gerçekte kelleşmeye kesin çözüm bulmaya ne kadar yakınız?
Çağla Üren

Hiçbir Şeyden Keyif Alamamak Bir İş Yeri Sorunu Olabilir mi?

Pazar günü kahvesinin eski tadı yoksa sorun her zaman kahvede olmayabilir. Anhedoni üzerine yapılan çalışmalar, stres biyolojisi ve işyeri ruh sağlığı verileriyle birlikte okunduğunda, haz kaybı giderek daha geniş bir soruya bağlanıyor: Çalışma hayatı, insanın ödül sistemini nasıl değiştiriyor?
E. Can Özer