Tolga Ra
Kitap ve Müzik
17 Ekim 2026 14:19

Kitabın Son Sözü

Yapay zeka şirketlerinin başı, kitaplarla dertte. Yıkıcı tarama prosedürleri ile eğitilen LLM modeller, kültürel mirasla ciddi bir anlaşmazlığa düşüyor.

Kitabın Son Sözü

Görsel: Heritage Images / Contributor / gettyimages

Haberlerimizi Google'da Takip Edin

Tıklayın, gelişmelerden anında haberdar olmak için tercih edilen kaynaklarınıza ekleyin.

Google

Eğer kendinizi teknoloji sever bir kitap kurdu olarak tanımlıyorsanız, bu yazı pek de hoşunuza gitmeyebilir. Zira bu iki dünya birbiriyle karşı karşıya. Başrolde ise Anthropic ve LLM modellerini eğitmeye odaklanan yapay zeka şirketleri var.


Geçtiğimiz ağustos ayının başında The Guardian’da Kathryn James’in derlediği ‘Anthropic neden kitapları yok ediyor?’ adlı haber, tartışmaların başlangıcı oldu. James’in haberine göre, bugün 18-30 milyon kullanıcısı olduğu tahmin edilen Claude’un ardındaki Anthropic; bir süredir adına ‘Project Panama’ dediği gizli bir operasyon gerçekleştiriyor. Haberde sızdırılan iç yazışmalarda Project Panama, ‘dünyada bulunan tüm kitapları yıkıcı bir şekilde tarama gayreti’ olarak tanımlanmış. Operasyona özel bir lojistik müdürü atayan şirket, yüz binlerce basılı kitabı toplayıp bunları tarayıcıya okutmuş ve LLM modellerinin eğitimini bu bilgilerle desteklemiş. Kitapların hangi aşamada yok edildiğini merak edenler için ‘yıkıcı’ sıfatı tam da bu aşamada denkleme dahil oluyor. Tarayıcıya girebilmesi için ciltlerinden sökülen yüz binlerce eseri tekrar birleştirmenin güçlüğü dolayısıyla kimi 2000’ler, kimi 1800’lerde basılmış bu eserler ya giyotinlerle imha edilmiş ya da geri dönüşüme gönderilmiş.


Kaliforniya Kuzey Bölge Mahkemesi’ne ‘Bartz v. Anthropic PBC’ davasıyla taşınan sürecin iç yüzü ise çok daha enteresan. Tarama sürecinde kullanılan kitapların, yalnızca 2022 yılı öncesindeki eserler olduğu görülüyor. Bunun nedeni ise yapay zekanın hayatımızda ne derecede bir milat olduğunu doğrular nitelikte çünkü sadece 2022 öncesi yayımlanan eserlerin tamamen insan elinden çıktığı ve yapay zeka etkisiyle oluşturulmadığının garantisi var. Haliyle hedefte, insan aklının yapay zeka öncesi dönemde nasıl ürettiğini ve yazdığını, doğrudan LLM modellerine öğretmek bulunuyor. İşin içine insan ve yaratıcı yazı girdiğinde aklınızda fikri mülkiyet ve telif hakkı kavramları belirmiş olabilir. Nihayetinde 2002 yılında gününü gecesine katarak ilk romanını yayımlayan bir yazar, ne yapay zeka modellerinin yaygınlaşacağını tahmin edebilirdi ne de kitabının bir kopyasının taranıp bu modellere öğretmenlik edebileceğini. Bugün Claude’dan aldığı output’ların bir zamanlar kendi romanından çıktığını bildiği halde ne izin vermesi ne de bundan bir geliri olması ise operasyonu ciddi anlamda karıştıran bir nokta. Tam da bu noktanın ışığında Forbes’tan Mary Roeloffs, belgelerin derinine inmiş ve şirketlerin takip ettiği kritik bir stratejiyi vurgulamış: Telif hakkı zaman aşımına uğrayan 18 ve 19’uncu yüzyıl kitapları, bu ‘yıkıcı’ tarama sürecinin favori eşlikçisi olarak konumlanmış. 1700’lerin klasiklerinden niş kitaplarına bir seçki oluşturmak hem yazarlarla pazarlık süreci hem de telif ödeme gerekliliklerini tek hamlede devre dışı bırakıyor.


Tabii 18 ve 19’uncu yüzyıl eserlerine ulaşmak öyle kolay da değil. Yine haberlere göre bu kitaplar, açık artırmalardan ve koleksiyonerlerden toplanıyor. Tek kopyası bulunan veya antika kitaplar da sürecin göz bebeği haline geldi. Sonuç? 1750’lerde yazılmış bir kitabın son nüshası, tarayıcılarla tanıştıktan sonra giyotine gönderilirken şirketlerin masrafları minimuma iniyor, kültürel mirasın maruz kaldığı hasar ise maksimuma ulaşıyor. Ancak Amerikan mahkemeleri bu perspektif ile hemfikir değil. Zira davadan sorumlu Yargıç William Alsup, telifli içeriklerle LLM modellerini eğitmeyi doğrudan bir ihlal saymadı. Aksine, bunu ‘bir insana okuma-yazma öğretmeye’ benzetti.


Yargıç Alsup gibileri için devrim niteliğinde bir entelektüel gelişme olan bu operasyon, kimileri içinse yeni nesil bir veri sömürgeciliği. İnsanlık tarihine ve kolektif kültürel mirasa yön veren kaynakları düşünmeden yok etmek, sahiden de kulağa pek iyi gelmiyor. Zira burada gözden kaçırılan en önemli şey, kitapların sadece verilerden ibaret zannedilmesi. Kelimeler, içerik ve verinin ötesinde kitapların fiziksel bir varlığı var. Kütüphanede duran her kitabın alt mesajlarla dolu bir obje, bir hafıza ürünü olduğu unutuluyor. Yayıncılık dünyasının bu gelişmelere yorumunu dinlemek üzere Turkuvaz Kitap Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Altay’ın kapısını çalıyorum. ‘Kitaplar sadece kelimelerden mi ibarettir?’ soruma yanıtı, ilk cümleden önemli bir mesaj veriyor.


“Shakespeare’in meşhur eserinde Polonius, elinde bir kitap tutan Prens Hamlet’e ‘Elinizde ne var?’ diye sorar. Hamlet cevap verir: ‘Kelimeler, kelimeler, kelimeler.’ Elbette kelimeler önemli ama kitaplar sadece kelimelerden ibaret değildir” diyor Altay. “Açıkçası kitabın fiziksel varlığı da bir değer üretir fakat bu değer vazgeçilmez değildir. Buna eski dilde ‘zarf-mazruf ilişkisi’ adını veriyoruz” diye ekliyor. Altay’a göre kitabın sayfaları ve kapağı; kelimelerin ve içeriğin evi haline gelir ama kelimelerin kendilerine başka evler bulmasını yadırgamak, zamanın ruhunu anlamamak anlamına da gelebilir.


“Uzun süredir uluslararası şirketlerin politikaları ile üniter devletlerin hukukları arasında bir çatışma yaşanıyor” diye devam ediyor, Project Panama başta olmak üzere bu prosedürlerin birer veri sömürgeciliği olup olmadığını sorduğumda. “Teknolojik gelişmelerin çok hızlı gerçekleşmesi, hakların ve sorumlulukların tanımlanmasını zorlaştırıyor. Belirsizlik ve kaosa yol açıyor. Sözünü ettiğimiz uluslararası şirketlerin yaklaşımı, bir tür yağmacılık olarak değerlendirilebilir” diye bitiriyor.


Diğer yandan anti-yapay zeka argümanların kültür çevresinde şekillendiği bu fenomende, gözden kaçırdığımız önemli bir artı olabilir. Bilgiye erişim, bu prosedürle demokratikleşme umudu taşıyor. Global Digital Insights’a göre, bugün bir milyardan fazla insanın kullandığı yapay zeka modellerinin toplumun farklı kesimlerini homojenize ettiğine kuşku yok. Bu milyarlık kullanıcı rakamlarının ardında sadece 15-25 milyon kişinin bu sistemlerde ücretli abonelik satın aldığını görüyoruz. Yani herhangi bir ödeme yapmaksızın anlık, sıklıkla doğru ve küresel bilgiye ulaşma şansı; AI şirketleri tarafından dünyaya sunulan ciddi bir hediye.


Bu noktada iki varsayımsal karakteri karşılaştıralım. Dünyanın en izole ülkelerinden biri olan Nauru’da yaşayan Paul, bir kafede barista olarak çalışıyor. 20’lerinin başında ve mimarlık tarihine derin bir ilgi duyuyor. Favorisi ise Bauhaus akımı. Ancak Nauru’daki kitapçılarda ve kütüphanelerde ulaşabileceği kaynaklar sınırlı. Berlin’de bir sanatçı olan Anke ise Bauhaus mimariye dair en küçük bir merak kıvılcımında bir trene atlayıp akımın ortaya çıktığı Weimar kentine gidebiliyor. Weimar Üniversitesi’nin kütüphanesinde, A’dan Z’ye akımı öğreneceği binlerce kaynak var. İşte yapay zekanın unutulmaya yüz tutmuş nadir kitapları, kamuya açık bir sistemde barındırması; belki de Yargıç Alsup’ın dediği gibi bir insana okuma-yazma öğretecek kadar büyük bir devrim.


İbrahim Altay bunu, “Bilgiye erişimin demokratikleşmesine itiraz etmek anlamsız ama burada temel meselenin ulaşılan bilginin niteliğiyle alakalı olduğunu görmemiz lazım” diye yorumluyor. “Öncelikle asıl ve replika ayrımı yapmamız lazım; yapay zeka birbirinden farklı olan bu iki şeyin arasındaki ilişkiyi muğlak hale getiriyor” diyor. Kendisine Paul ve Anke örneklerini anlatıyorum. Altay, “Replikalar mükemmel olabilir fakat sanatı güzel yapan şeylerden biri, insanın kusurlu yapısıdır. Yapay zeka uygulamalarının asıllardan yararlanırken hangi hukuki ve ahlaki sınırları ihlal edebileceklerine de dikkat etmek gerekir” diyor.


Distopya severler hatırlar, Ray Bradbury’nin ‘Fahrenheit 451’inde kitaplar bilgiyi yok etmek için yakılırdı. Bugün bilgiyi yoğunlaştırmak ve erişim kapsamını artırmak için aynı prosedür uygulanıyor. Yine de kitapların küllere karışması, bir süre daha ciddi bir tabu olmaya devam edecek. Bir taraf analog yaşamı kaybetmemek uğruna yapay zekaya kızgın, diğer taraf ise bilginin yeni kapılarını açtığı için müteşekkir. Anthropic’in gizli projesi ile zıtlıkların iyice pekiştiği bu atmosferde şimdilik en doğrusu, bekleyip takip etmek. Nihayetinde yapay zeka beklentilerin üzerinde bir ivme kazanarak büyümeye devam ediyor. Yenilikler ortaya çıkana dek konuyu etik kapsamında bir iç muhakemeye dönüştürmek, alınacak en doğru karar: Siz bilgiyi dünyada eşit erişime sunmak için ne kadar ileri giderdiniz?

yapay zeka kitap

Koç Üniversitesi ve Kadıköy Anadolu Lisesi mezunu. Medya kariyerine öğrencilik yıllarında, L’Officiel’de başladı. Vogue Türkiye’de moda ve kültür üzerine yazıyor, WIRED Türkiye’de dijital kültürün bu disiplinlerle etkileşiminin izini sürüyor. İstanbul ve Berlin arası yaşadığı bugünlerde çalışmalarına her iki ülkeden çeşitli yayınlarla devam ediyor.

Tolga Ra

DAHA FAZLASI

Amazon’un Kitap Parçalama Hattı

Las Vegas’taki VGT3 tesisinde kitaplar kesilip yüksek hızlı tarayıcılardan geçiriliyor. Yeni bir çalışan tanıklığı, yapay zeka eğitimiyle ilişkilendirilen bu hattı ayrıntılandırıyor. Amazon, nadir nüshaları kesimden önce ayırıp ayırmadığını henüz açıklamadı.

Müzik Listelerine İnsan Emeği Şartı

Avustralya’nın resmi müzik listeleri, tamamen yapay zeka üretimi kayıtları 28 Ağustos’tan itibaren kabul etmeyecek. Yapay zeka destekli insan üretimleri listelerde kalabilecek. Kararın arkasında ise yapay zeka üretimi vokal ve davullarla hazırlanan bir Madonna cover’ının ülkenin en çok çalınan şarkısına dönüşmesi var.

Yapay Zeka Çağında Müzik ve Medyada Oyunun Kuralları Yeniden Yazılıyor

Müzik endüstrisinden medya kuruluşlarına kadar yaratıcı sektörler, yapay zekayla birlikte yeni bir ekonomik düzenin eşiğinde. Peki bu düzende kurallar nasıl yazılacak?

Kitap Neden Pahalı?

Yeni çıkan romanlar 300 TL’ye yaklaşırken akademik kitaplarda 500 TL eşiği sıradanlaşıyor. Türkiye’de kitabın fiyatı, rafa gelmeden önce teliften kağıda, dağıtımdan korsan pazara uzanan uzun bir zincirde oluşuyor.