Hızlı Çocuklarla Atletflasyon Çağı
Elit genç koşucular rekorları kırmaya ve bunu sosyal medyada paylaşmaya doyamıyor. ‘Atletflasyon’ çağına hoş geldiniz.
Fotoğraflar: Elijah Agurs
Birkaç yıl önce ergenlik çağındaki oğlum New York’un uzun kışını kapalı pistte koşarak geçirmeye karar verdi. Başarılı bir futbolcu olarak bu sporun sezon dışı döneminde formunu korumak gibi mütevazı bir hedefle takıma katıldı ancak çok geçmeden rekabetçi ruhu devreye girdi. İki ay deli gibi antrenman yaptı ve yüksek yoğunluklu egzersizlerle bacaklarına ve ciğerlerine acımasızca yüklendi. Bu çileli çalışmaların karşılığını aldı: Bin 600 metrelik koşuda süresi o kadar düştü ki üç komşu ilçeden gelen koşucularla yarışarak bölge şampiyonasında yer almaya hak kazandı.
Bölge şampiyonasında hayatının yarışını koştu ve en iyi derecesinin birkaç saniye altına indi. Aynı zamanda rakipleri tarafından mutlak surette duman edildi. İlk üç sırayı alan erkek sporcuların hepsi 4 dakika 30 saniyenin epey altında bitirdi. Sonraki altı sporcu da 4:38’in altına indi. Oğlum sondan ikinci sırada bitiş çizgisini geçip yorgunluktan yere yığıldığında birinci olan sporcu çoktan yarış sonrası esneme egzersizlerine başlamıştı.
Orta seviyelerdeki genç koşucular her zaman böyle saçmalık derecesinde hızlı mıydı? Atletizm hakkındaki sınırlı bilgime dayanarak öyle olmadığını zannediyordum; bu yüzden 2015 bölgesel elemelerindeki bin 600 metre sonuçlarına baktım. O zamanlar sadece üç genç 4:40’ın altına inmişti ve oğlum da bu yarışı grubun ortalarında bitirirdi. New York’ta yaşadığım küçük bölgenin ötesindeki çocukların da çok daha hızlı hale gelip gelmediğini merak ediyordum.
Atletizm hakkında birkaç sosyal medya hesabını takip etmeye başladım ve algoritmalar beni rekorları alt üst eden genç koşucuların en önemli anlarına boğdu. Ohio’dan 12’nci sınıf öğrencisi bir kız, kapalı salonda 2 mil koşusunu 9:37.15 gibi inanılmaz bir sürede tamamlayarak 2013’ten beri kırılamayan ulusal lise rekorunu kırmıştı. Teksas’tan 10’uncu sınıf öğrencisi erkek, açık havada 100 metre koşusunu 9:92 saniyede tamamlayarak üniversite rekorunu saniyenin onda biri ile kaçırdı. Hemen her okul çağı müsabakasında herhangi bir yarışın verilerini incelediğinizde en iyi ve ortalama derecelerin 2010’ların sonlarından bu yana hızla gerilediğini göreceksiniz, çoğu zaman birkaç saniye birden.
En sevdiğim videolar, atletizm hayranlarının şaşkınlığını yönlendirmede gayet mahir Shyheim Wright adında Pittsburgh Üniversitesi’nden eski bir engelli yarış koşucusu tarafından çekilmişti. Bir videoda “Toplanın, hemen toplanın!” diye bağırıyordu şaşkınlık içinde, Georgia’dan dokuzuncu sınıf bir kız öğrencinin 100 metreyi 11:01 saniyede koştuğu görüntüleri izlerken. Bu derece, dokuzuncu sınıf öğrencisini en iyi üniversite sprinterleri hariç herkesten daha hızlı yapıyordu. Wright, “Artık koşmadığım için çok mutluyum, bu süreler artık gülünç hale geliyor” diyor.
Çocukların aşırı hızlanmasıyla ilgili bu çok tartışılan olguya atletizm dünyasının bir isim taktığını keşfettim: ‘Atletflasyon’. Haziran 2025’te yaklaşık 6 bin en iyi genç sporcuyu bir araya getiren yıllık şampiyona New Balance Nationals’ta 100’den fazla çocuk önceki yarışmaların rekorlarını kırdı. 2010’ların başında Huntsville’deki Alabama Üniversitesi’nde atletizm yapan ve şu anda antrenörlük ile etkinlik şirketi RunningLane’in ortak sahiplerinden biri olan Will Rodgers, “Şu anda bir mili 4:10’un altında koşan yüz kadar çocuk bulunabilir” diyor ve ekliyor: “Biz lise yıllarında yarışırken bu sayı en fazla 20 civarında olabilirdi.”
Günümüz çocuklarının atletizmde neden bu kadar başarılı olduğunu anlamam gerekiyordu. Bu da söz konusu sporun köklerinde yaşanan dramatik değişimi anlamaya çalışmak demekti.
Mayıs başlarında, Puma’nın sponsorluğunda düzenlenen ve iki gün süren bir açık hava atletizm yarışması olan East Coast International Showcase’e katılmak üzere Baltimore’a gittim. Etkinliğin en büyük cazibe noktalarından biri, elit gençler klasmanının iki önemli isminin, Carmel, Kaliforniya’dan Henry Bartle ve Williamsburg,
Virginia’dan Gunner Hammett’ın katılacağı 800 metre koşusuydu.
Bu iki yıldız, Morgan Eyalet Üniversitesi’nin soluk mavi koşu pistinin kenarında ısınırken Hammett’in babasını oğlunun başarılarını sıralayan özel yapım bir kapüşonlu sweatshirt giyerken gördüm: 800 metrede iki kez dünya rekoru sahibi, 18 kez All-American, 5 kez ulusal rekor sahibi. Hammett’in yaşı göz önüne alındığında bu başarılar daha da etkileyiciydi. 13 yaşındaydı ve 14 yaşındaki Bartle’dan biraz daha küçüktü. Her iki çocuğun sekizinci sınıf mezuniyetlerine hala haftalar vardı.
İnce yapılı ve boyalı sarı saçlı Bartle, iki turluk yarışı 2:03.52’lik kişisel en iyi derecesiyle tamamladı. Bu, inanılmaz derecede iyi bir zamandı; üç yıl önce New Balance Nationals’ta ortaokullar arası 800 metre yarışını kazanmaya yeterdi. Ancak Bartle, 1:57.75 koşan Hammett’ın yanına bile yaklaşamadı. Bu, Hammett’ı kendi eyaletinin en hızlı lise koşucularıyla aynı seviyeye çıkaran bir performanstı.
Bartle, “Sanırım yine senin tarafından duman edildim” dedi neşeli bir tavırla Hammett’a, ikisi de bitiş çizgisini geçtikten sonra nefes nefese kalmışken. Bartle, ne yazık ki geride kalmaya alışmıştı. Yedi hafta önce o ve başka bir çocuk, kapalı salon mil koşusunda Kaliforniya yaş grubu rekorunu kırdı ancak Bartle yarışı podyumdan altı saniye uzakta bitirdi. O yarışla ilgili Instagram paylaşımının tek satırlık açıklamasında Bartle atletflasyonun özünü yakaladı: “Eyalet rekorunun bile Ulusal Şampiyona’da madalya kazandırmadığı bir dönemde yaşıyoruz.”
Bartle, işlev göstermesine yetecek oksijeni topladıktan sonra yakın zamandaki ilerlemesinin ayrıntılı bir dökümünü verdi. “Geçen yıl küçük bir sakatlığım vardı ama çok inatçıydım ve antrenman yaparak bunun üstesinden geldim” dedi. Artık antrenman programının bir parçası olarak iyileşmeye öncelik veriyor ve 800 metrede 2 dakikanın altına, bir milde de 4:30’un altına rahatlıkla inebileceğine inanıyor.
Yedi ya da sekiz yıl öncesine kadar Bartle’ın sahip olduğu olgunluk ve kararlılıkla yarışan sekizinci sınıf atletlerinin sayısı çok azdı. Ulusal yarışmalarda ortaokul kategorileri yoktu ve 13-14 yaşındaki çocuklar nadiren bacaklarına haftalık ciddi mesafeler yüklüyordu. Ancak belki de kaçınılmaz olarak gençlik sporlarındaki patlama atletizmi de kapsayacak şekilde genişledi.
Milyonlarca bitap ebeveynin de doğrulayabileceği gibi, futbol ve beyzbol gibi sporlar son bir nesilde ürkütücü derecede rekabetçi hale geldi. Üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencileri arasında seçkin seyahatli takımlarda yer kapmak için sürekli bir yarış var ve bunu oyun süresi kapmak için verilen sinir bozucu mücadeleler takip ediyor. Bazı aileler, çocuklarını giriş seviyesinde katılımcı sayısının nispeten az olduğu atletizm sporuna yönlendirerek bu çılgınlıktan uzak durabileceğine karar verdi.
İlkokul öğrencileri yerel atletizm kulüplerine akın etmeye başladı.
Chicago’daki Zephyrs Atletizm Kulübü’nün baş antrenörü Dennis Robinson, bana 2010’lu yılların büyük bölümünde sadece lise öğrencilerini kulübe kaydettirebildiğini anlattı. “Kulübümüzün geleceği konusunda endişeliydik” dedi. “Şimdi ise giderek daha fazla genç sporcu görmeye başlıyoruz. Genç derken, 4 yaşındaki sporcuları geri çevirmek zorunda kaldığımızı kastediyorum” diye ekliyor. Konuştuğum bir başka kulüp olan Portland, Oregon’daki Youth Track Foundation’a kuruluşundan sonraki ilk iki yıl içinde 60 çocuk kayıt yaptırdı ve kulübün şu anda uzun bir bekleme listesi var.
Bu kulüpler, atletizmin daha az nesnel spor dallarına musallat olan politika ve kayırmacılığa karşı bir panzehir olarak giderek artan itibarından da faydalanıyor. Indiana’da bir atletizm kulübü olan HP Distance’ın kurucu ortağı Brad Peterson, “Kulübümüze katılan pek çok ebeveyn var ve şöyle diyorlar: ‘Bu harika çünkü beyzbol takımında çok kötü bir deneyim yaşamıştık; koçluk yapan bir ebeveyn vardı ve çocuğumun atış yapmasına asla izin vermedi.’ Ancak atletizmde tartışma olmaz” diyor. Her şeyi kronometre belirliyor.
Doğu Kıyısı Uluslararası Gösterisi’nin ikinci gününde 5 ile 9 yaş arası çocukların dalga dalga 100 metrede yarışmasını izlerken atletizm kulüplerinin yükselişi açıkça ortadaydı. Birçok öne çıkan sporcu, kendilerinden birkaç yaş büyük erkek ya da kızlar için bile göz kamaştırıcı olacak süreler kaydetti. Verimli koşu teknikleri dikkatimi çekti; bu, iyi alışkanlıklar geliştirmeleri için şimdiden eğitildiklerinin bir kanıtıydı.
Kulüp sisteminden gelen yetenekli ilkokul çağı çocukları ergenlik öncesi döneme ve ergenliğin ilk yıllarına ulaştığında, eskiden lise öğrencilerine rezerve edilen zorlu antrenmanlara başlamaya hazır hale geliyor. Peterson, “Ortaokula giden kızlardan 75 saniyelik sekiz adet 400 metre koşmalarını, yani mil başına 5 dakikalık bir tempo yapmalarını istiyorum” diyor, “Oysa eskiden ortaokul programı ‘Haydi 20 dakika koşalım ve sonra Bayrak Kapmaca oynayalım’dı, öyle değil mi?”
Çocuklar bu antrenmanları giderek daha fazla Nike Vaporfly 4 veya New Balance FuelCell SuperComp Elite v5 gibi ‘süper ayakkabılar’ ile yapıyor; her iki model de artık genellikle 200 doların altında fiyatlara satılıyor. Bu ayakkabıların karbon plakaları ve ultra hafif köpükleri, her adımda kinetik enerjinin kullanıcının vücuduna geri dönmesine yardımcı oluyor. Süper ayakkabıların performansı yüzde 2-3 oranında artırdığı kanıtlandı. Bu, 400 metrelik bir turda bir saniyeye denk geliyor.
ABD Olimpiyat ve Paralimpik Komitesi’nde spor fizyoloğu olarak görev yapan Geoff Burns, ayakkabıların enerji geri dönüş özelliğinin genç kemiklerin ve kasların maruz kaldığı travmatik stresi azalttığına inanıyor. “Aynı işi yaparken mekanik yan hasarı hiç yaşamadığınızda ya da çok daha az yaşadığınızda performansı potansiyel olarak engelleyebilecek kadar fazla yara dokusu da oluşturmuyorsunuz” diyor. Vücut, her antrenmandan sonra iyileşme sürecine bol miktarda hücresel enerji yönlendirmek yerine güç kazanmaya daha fazla kaynak ayırabiliyor.
Ortaokul öğrencileri hızlandıkça tanınmış yarışmalar da onlara yer açmaya başladı. New Balance Nationals, 2023 yılında ortaokul kategorisini programına ekledi ve diğer önde gelen atletizm etkinlikleri de bu örneği takip etti. Bartle gibi sporcular artık kış ve bahar aylarının önemli bir bölümünü ülke çapında seyahat ederek geçiriyor.

Fotoğraf: Elijah Agurs
Sonuçlar, atletizm camiasının emektarlarını hayret içinde bırakıyor. Örneğin nisan ayında, sekizinci sınıfa giden bir erkek öğrenci, mil koşusunda ulusal ortaokul rekorunu kırdı (4:18’in altında koştu). Bundan sadece iki hafta sonra sekizinci sınıfa giden kız bir öğrenci, 400 metreyi o yıl hiçbir ABD’li lise öğrencisinin koşamadığı kadar hızlı koştu (51:58 yaptı).
Hızlananlar sadece süperstarlar değil. Onların arkasındaki grupta yer alan koşucular da tempolarını artırıyor ve ‘iyi bir süre’ olarak kabul edilen şeyi yeniden tanımlıyor. Peterson, “Sanırım bir mili 4:56 ile 5:16 arasında koşan 10 ortaokul öğrencisi kızım var. On yıl önce ‘Bu çılgınca bir şey’ derdiniz. Şimdi ise sıradan bir durum” diyor. Bu çocuklar liseye başladığında hemen gelişecek güç ve deneyime sahip oluyor. Ancak karşı karşıya kaldıkları son derece yüksek beklentiler göz önüne alındığında bu yoğunluğun bir bedeli olabiliyor.
Atletizmle uğraşan lise öğrencilerinin sayısı ile bu programlara ayrılan bütçe arasında uzun zamandır büyük bir uçurum bulunuyor. Açık hava atletizmi, 1.1 milyonun üzerinde katılımcı ile diğer tüm spor dallarından daha fazla lise sporcusuna sahip ancak bu, takımların hemen hemen hiç eleme yapma eğiliminde olmaması nedeniyle muhtemelen şişirilmiş bir rakam. (En kalabalık ikinci karma spor dalı olan basketbolda oyuncu sayısı 900 binden az.) Birçok spor departmanı atletizme sonradan akla gelen bir şeymiş gibi davranıyor ve gerçek uzmanlığa sahip antrenörleri işe almak için gerekli kaynakları hak etmediğini düşünüyor.
“Ben yetişirken antrenörüm hayatında bir adım bile koşmamış emekli bir deniz piyadesiydi” diyor 2000’lerin başında Columbia Üniversitesi’nde Ivy League koşucusu olan ve şu anda Ann Arbor, Michigan’da antrenörlük yapan Caryn Gehrke, “Onun tüm felsefesi şuydu: Antrenmanda ne kadar çok acı çekersen yarışta da o kadar çok acı çekebilirsin.” Bu, bir koşucunun duyabileceği en zarar verici tavsiye olabilir.
Günümüzde liseli bir koşucu, profesyonellerin paylaştığı antrenman videolarını detaylıca inceleyerek ya da ChatGPT’ye “800 metreyi 2:00’ın altında koşmak için ne yapmalıyım?” diye sorarak eski sporcuların 2016’da kullandığı herhangi bir antrenman planından daha etkili bir plan geliştirebilir. Ancak bire bir rehberlik için özel antrenör tutmak, maddi imkanları olan koşucular için artık sıradan bir durum haline geldi. Instagram’da antrenman yöntemleri üzerine yıllarca derinlemesine araştırma yapmış eski üniversite koşucularını bulmak hiç de zor değil. Bu antrenörler, sporcuların aşırı sıcak koşullarda kendini aşırı zorladığı ‘ısı adaptasyonu’ gibi teknikleri yaygınlaştırdı. Vücudun ekstra plazma üretmesi için koşu bandında yanına bir oda ısıtıcısı koyarak koşmak gibi. (Buna bazen ‘yasal kan dopingi’ de deniyor.) Bunlar aynı zamanda lise öğrencilerinin Norveçli profesyonel sporcuların öncülüğünü yaptığı çift eşik antrenmanına heves etmesinin de bir nedeni. Bu yaklaşım, sabahları yoğun bir antrenman yapmayı ve sporcunun kanından alınan bir damla kanı analiz ederek kaslarının ne kadar laktik asit ürettiğini belirlemeyi içeriyor. Koşucu günün ikinci zorlu antrenmanı sırasında temposunu artırıyor veya azaltıyor.
Özel antrenörler doğru beslenme ve takviyeler konusunda da tavsiyelerde bulunuyor. Herhangi bir yarıştaki çöp kutularına bakarsanız koşucuların yarışlardan önce toplu olarak tükettiği bir sodyum bikarbonat tozu olan Maurten Bicarb System’in boş kutularını göreceksiniz. Bu madde kaslarda laktik asit oluşumunu bastırarak koşucuların yorgunluğu normalden biraz daha uzun süre ertelemesini sağlıyor. 2021 yılında yapılan bir meta-analize göre, bikarbonat performansı yüzde 1.5 oranında, yani mil başına yaklaşık üç saniye artırabiliyor.
Bazı genç sporcuların yasaklanmış maddeler kullanarak profesyonelleri taklit ettiğine dair pek çok söylenti dolaşıyor. Lise düzeyinde neredeyse hiç doping testi yapılmadığı için bu tespit edilmesi neredeyse imkansız bir hile. “Bu konuda yüzde 100 emin olduğumu söylemiyorum ama bu maddeleri kullanan sporcuları ayırt edebilirim” diyor koçluk hizmeti RunCCG’nin kurucu ortağı Timothy Goldsack. En popüler iki performans artırıcı maddenin insan büyüme hormonu ve testosteron replasman tedavisi olduğunu söyleyen Goldsack, çocukların üniversiteye girmek için atletizmi bir araç olarak kullanmasına yönelik aile baskısını suçluyor: “Ebeveynler çılgın, bunu biliyorsunuz.”
Lise öğrencileri, üniversitelerin yetenek avcılarını etkilemek için en iyi ‘atletflasyon’ derecelerini üretmesiyle tanınan ulusal yarışmalara katılmak zorunda. Bu yarışmalarda genellikle esnek poliüretan pistler, elverişli hava koşulları ya da koşucuları rekor kırmak için gereken tempolardan haberdar eden tempo ışıkları bulunuyor. Birkaç tanınmış genç koşucuya bu yarışmaları varlığıyla şereflendirdiği için uçak bileti ve otel konaklaması sağlanıyor ancak çoğu yarışmacı bu etkinliklere katılmak için küçük bir servet harcıyor. ABD Olimpiyat ve Paralimpik Komitesi’nden Geoff Burns, “Bir ailenin buna parası varsa, bir çocuğu ülkenin diğer ucuna uçurup zamanını 15 saniye kısaltmak 2 bin dolara mal oluyorsa ve bu birdenbire başka bir seviyedeki bursun ya da başka bir fırsatın kapısını açıyorsa bu gayet iyi bir yatırımdır” diyor.
Nisan ortasında, RunCCG’nin diğer kurucu ortağı Chris Catton ile konuştum; kendisi o sırada, Kuzey Carolina’daki Asics Carolina Distance Carnival adlı, yüksek tempolu yarışlarıyla bilinen bir organizasyonda, aralarında çeşitli sporcuların da bulunduğu bir gruba antrenörlük yapmaya hazırlanıyordu. Charlotte konakladığı Airbnb’den yaptığımız telefon görüşmesinde “Buraya Montana, Kuzey Dakota, Oklahoma, Rhode Island ve New Jersey’den uçakla gelen insanlar var” dedi. Heyecanlıydı çünkü yarışlar, derecelerin en iyi olduğu gece saatlerinde yapılacaktı ve koşucular kişisel en iyi derecelerine göre gruplara ayrılacaktı. Bu yöntem, sporcuların sıkışık bir grup içinde birbirlerini zorlamalarını sağlamak açısından güvenilir bir yoldu.
İki gün sonra Catton bana bir mesaj atarak Carnival’ın sonuçlarına bakmamı söyledi. Sonuçlar şaşırtıcıydı: Liseli erkeklerin mil koşusunda ilk 14’e giren sporcuların hepsi 4:10’un altında dereceler yapmıştı. Beş ortaokul öğrencisi kız 5 dakika sınırının altına inmişti. Catton, 3 bin 200 metre koşan dokuzuncu sınıf öğrencisi kızın Carnival’da Oklahoma eyalet rekorunu kırdığını, buna rağmen birincinin yarım dakika gerisinde kalarak yarışı ancak 14’üncü sırada tamamlayabildiğini söyledi.
Bu yarışların ürettiği sosyal medya içerikleri, pek çok lise öğrencisini influencer’a dönüştürdü. Bazıları sponsorluk anlaşmaları yapıyor. Çoğu ise para yerine çeşitli avantajlar elde ediyor, çevrimiçi ortamda sergilemeye teşvik edildiği bol miktarda ücretsiz promosyon ürün başta olmak üzere. Ancak bu durum değişebilir çünkü markalar lise yıldızlarının genç tüketicilerin zevklerini ne kadar şekillendirebileceğinin giderek daha fazla farkına varıyor.
O çok rağbet gören ünlülerden biri olan 17 yaşındaki Natalie Dumas’ın East Coast International Showcase’deki yarışmasını izledim. New Jersey doğumlu sporcu, Haziran 2025’teki New Balance Nationals’ta inanılmaz bir şekilde üç yarış kazanmasından bu yana neredeyse bir yıldır atletizm dünyasının en tanınmış yüzlerinden biri olmuştu. Baltimore’da 400 metre engelli koşusunda rakiplerini ezip geçmeden önce sadece 20 dakika ısındı. 58:78’lik derecesiyle yarışı bitirirken neredeyse sıkılmış görünüyordu ancak sonra Instagram hesabını kontrol ettiğimde bunun, bu yıl bir lise öğrencisi tarafından koşulan en hızlı derece olduğunu fark ettim.
Yarışın ardından Dumas ile konuştuğumda bu kadar yoğun bir programı olmasaydı çok daha hızlı koşabileceğini ima etti. “Çarşamba, perşembe ve cuma günleri koştum; bugün de cumartesi, yani bu hafta katıldığım dördüncü organizasyon” dedi ve ekledi: “Bu, son dört gün içindeki altıncı yarışım.”
Nisan ayında kısa süreliğine çarpıcı bir video Instagram akışımda her yerde karşıma çıktı. Videoda Utah’tan 12 yaşındaki bir kız çocuğunun koşusunu 4:40.98’de tamamladığı görülüyordu; bu süre ile kendi yaş grubunda önceki dünya rekorunu neredeyse altı saniye farkla kırmıştı. Bitiş çizgisine bir kaç adım kala ‘Scuba Dance’ ile kutlama yapmasaydı daha da hızlı koşabilirdi.
Bu video ‘atletflasyon’un en inanılmaz örneklerini ortaya çıkarmakta uzmanlaşmış içerik yaratıcısı Shyheim Wright’ı çılgına çevirdi. “Hayır dostum, hayır dostum, olamaz!” diye başladı Instagram paylaşımına. “Dostum, onunla birlikte kameraya girebilen kimse yoktu ki. Yarışta başka insanlar da vardı. Kimseyi görmedim.” (‘O, benim eleme turumdaydı’ diye yazdı bir yorumcu, Kuzey Carolina’dan gelen ve yarışta kişisel rekorunu kıran bir yedinci sınıf öğrencisi, ‘Onu bir kez bile görmedim, o kadar öndeydi ki’.)
Ancak uzun süredir atletizm dünyasını takip eden pek çok kişi için bu video bir endişe kaynağıydı. Birden çok antrenör ve araştırmacı, bana, bu özel dünya rekorunun akranlarını sürekli geride bırakmak zorunda hisseden genç koşucuların güvenliği hakkında duyduğu korkuları somut bir şekilde ortaya koyduğunu söyledi. “Gördüğünüz bu muhteşem performanslar, aynı zamanda çok sayıda insanın dağılıp gitmesine yol açan mızrağın ucu” diyor elit sporcuları inceleyen Connecticut Üniversitesi Kinesiyoloji Profesörü Douglas Casa, “Tüm bu ilerlemeden pek heyecan duymuyorum. Bu sadece sporcuların daha genç yaşlarda çok daha fazla antrenman yaptığı anlamına geliyor” diye ekliyor. Casa, özellikle orta ve uzun mesafe yarışlarında uzmanlaşan genç kızlar için endişeli; zira bu yarışlarda başarılı olmak için gereken mesafeleri koşmak ergenliği geciktirebilir, bu da kemik yoğunluğunun azalması gibi uzun vadeli sorunlara yol açabilir.
Tükenmişlik, atletlerin doğal olmayan miktarlarda eziyete katlanma yeteneğine dayalı bir spor olan atletizmde hep önemli bir sorun oldu. Stanford Üniversitesi’nden 800 metre uzmanı Roisin Willis, 2025’te zihinsel sağlık sorunlarının üstesinden gelme sürecini anlattığı bir Instagram gönderisinde, ‘Tüm hayatımı korku, bitmek bilmeyen beklentiler ve harici onayla beslenen bir yarışı koşarak geçirdim” diye yazdı. Aynı dönemde, Washington Üniversitesi All-American orta mesafe koşucusu Chloe Foerster, yarışlardan önce kusmasına yol açan ciddi anksiyete sorununu kamuoyuna açıkladı.

Fotoğraf: Elijah Agurs
2022 yılında yapılan bir araştırma, en üst sıralarda yer alan 67 bin 600 genç atletin kariyerlerini inceledi. 16 ve 17 yaşındaki sporcuların dörtte birinden azı, bu yaşları geçtikten sonra benzer bir başarıya ulaşabildi; araştırma yazarları bu geçiş oranını ‘düşük’ olarak nitelendirdi. Burns, 16 yaşında veya daha küçükken üstün performans gösteren çocuklar için sonuçların daha da kötü olduğunu söyledi. “Bu Faustçu bir pazarlık” diyor ve ekliyor: “Yani ortaokul ve lise yıllarında fırsatlara erişmek, burslar kazanmak ve tüm bu kapıları açmak için aşırı derecede uzmanlaşıp gelişiyorsun ama bunun bedeli ileride o alanda gerçekten iyi olabilme şansını kaybetmek mi oluyor?”
Bu soru üzerine kafa yormuş gibi görünen tek bir genç koşucuya rastlamadım; saflık, gençliğin nimetlerinden biri. Bunun yerine, her gün telefonlarına giderek daha etkileyici hale gelen zaferleri düşen çocukları kıskanmakla meşguldüler: “Bir kızın daha hızlı koştuğunu gördüğünde hepsi buna saldırmaya çalışıyor ve hepsinin aklında sadece kazanmak var” diyor 17 yaşındaki fenomen Dumas.
Ne zaman belirli bir yarışta dereceler durağanlaşıyormuş gibi görünse 14 ya da 15 yaşında başka bir genç ortaya çıkıp yeni bir standart belirliyor ve rekabeti alevlendiriyor. (Nisan ayında 4:40’lık mil derecesiyle interneti kasıp kavuran Utahlı kız mı? O, haziran ayında kendi rekorunu iki saniye farkla kırdı.) Seattle’da bir yarış organizatörü olan Jesse Williams, eskiden antrenörlere sporcularının Brooks PR’da yarışmaya hak kazanabilmesi için hangi süreleri elde etmesi gerektiğine dair kaba bir tahmin verirdi. (Brooks PR, Williams’ın yönetilmesine yardımcı olduğu elit bir davet usulü yarış.) Ancak bundan vazgeçmek zorunda kaldı, rekorlar Williams’ın yetişemeyeceği kadar hızlı düşüyor.
Elbette tüm bu ilerleme acı temeli üzerine inşa ediliyor ve çocuklara esas olarak acıya dayanma yeteneklerini sınayan bir sporu neden sevdiklerini sormak zorundaydım. Aklımda en çok yer eden cevap, Geneva, Ohio’daki SPIRE Akademisi’nden 18 yaşındaki sprinter Dane Szczepkowski’den geldi. Onu Baltimore’da 400 metreyi 39’uncu sırada bitirmesinden sadece birkaç dakika sonra yakaladım; bacaklarına verdiği hasarı gidermek için esnemeye çalışırken zorlanıyordu. Neden koşuya kendini bu kadar adadığını sorduğumda bir an düşündü ve ardından kesin bir cevap verdi: “Zor bir şey, zor bir şey.”
Bu hissi pek çok koşucudan almıştım. Atletizmi; kendileriyle acımasız bir saat arasındaki gösterişten uzak, yorucu ve yalnız bir mücadele olduğu için seçmişlerdi. İşin keyfi, zorlu çalışma ile kademeli ilerleme arasındaki neden-sonuç ilişkisini takdir etmeyi öğrenmekte yatıyor. İlerleme grubun ortalarında bir dereceyle sonuçlansa bile.
Dallas’tan lise üçüncü sınıf öğrencisi Sophia Belcher, 800 metrede Teksas eyalet şampiyonluğunu kazandı ve bana atletizmin bitmek bilmeyen taleplerinin ergenliğin en zor anlarında ona nasıl destek olduğunu anlattı: “Birçok şeyin değiştiği ve hiçbir şeyin sabit olmadığını düşündüğüm bir dünyada, odaklanabileceğim ve her zaman yanımda olan koşu vardı.” Yönünü kaybetmiş gençlerin bir düzen arayışında olması yeni bir şey değil ancak atletizmin yükselişi son birkaç yılın benzersiz çalkantısıyla bağlantılı gibi görünüyor. Gençlerin salgın, sosyal medya ve yapay zekanın sarsıntılarından etkilenmesi anlaşılabilir bir durum. Atletizm, kendine duyduğu inancı geliştirmek isterken içe dönme eğiliminde olanlar için ideal bir spor olabilir. Her şeyin ivmelendiği bu ortamda onda bir saniye daha hızlı olmaya çalışmakta keşfedilecek bir berraklık var.
Oğlum, 2025 bölge şampiyonasında aldığı ağır yenilgiyi olgunlukla karşıladı ancak o yarış koşu kariyerinin zirvesi oldu. Son sınıfta yine kış atletizm sezonuna katıldı ama gönlü bu işte değildi. Bin 600 metredeki zorlu antrenmanlardan bıkmış ve hızlı sprinterlerin hakim olduğu daha kısa mesafeli yarışlara yönelmişti. Bölge şampiyonasına ikinci kez katılma şansı yoktu ama bu onu rahatsız etmedi; sezon sonuna geldiğimizde üniversitesinin Amerikan futbolu takımının seçmelerine girebilmek için alan golü atmayı öğrenmeye daha fazla ilgi duymaya başlamıştı.
Ancak ailemizin atletizm serüveni sona ermedi. 13 yaşındaki kızım ortaokul takımına katıldı ve bazı deneme-yanılmaların ardından 800 metrede karar kıldı. Birkaç yarışmada gayet iyi zamanlar kaydetti ve antrenörü onu yakındaki bir üniversite kasabasında düzenlenen sezon sonu yarışmasına katılma hakkıyla ödüllendirdi. Yarıştan günler önce gerginlik yaşamaya başladı ve ben de oraya gidip koşmasının bile başlı başına bir zafer olacağını söyleyerek onu sakinleştirmeye çalıştım. Kimse ondan bir sonraki Natalie Dumas olmasını beklemiyordu. Ancak yarışın yapıldığı öğleden sonra beni arayıp işlerin beklenenden çok daha iyi gittiğini söyledi. Sadece heyecanını yenmekle kalmamış, eleme yarışını da kazanmıştı. Bitişe yaklaşık 50 metre kala arkasına bakmış ve kimsenin onu geçecek kadar yakında olmadığını fark etmiş. “Diğer kızları ezip geçtim” dedi bariz bir sevinçle. Bir Shyheim Wright videosunda adının geçmesinden hala ışık yılları uzaklıkta. Ancak ‘atletflasyon’ çağında her şey mümkün görünüyor.
Bu makale ilk olarak WIRED’da yayınlanmış ve Enver Can Özer tarafından İngilizceden çevrilmiştir.
WIRED dergisinin katkıda bulunan editörlerinden biridir ve en son “The Skies Belong to Us: Love and Terror in the Golden Age of Hijacking” adlı kitabın yazarıdır.