Bryan Johnson'ın Ölümsüzlük Hayalleri
Her şey planlandığı gibi giderse Johnson 25. yüzyılda bile hala gençliğe özgü ereksiyonlarından bahsediyor olacak. O noktada hepimiz onun yapay zeka destekli sonsuz yaşam arayışının adanmış hayranları haline gelmiş olacağız.
Fotoğraf: Erica Hernandez
Bryan Johnson'ın mutfak adasının üzerindeki iki meyve kasesi ilk bakışta mükemmel görünüyor. Dolgun kiviler, sert avokadolar ve olgunlaşmış muzlarla dolu. Tanrı gibi yaşamayı arzulayan bir adam için bunlar tanrıların yiyeceği olmalı diye düşünüyorum. Ama sonra daha yakından bakıyorum. Kabuğunda küf lekeleri olan yalnız bir portakal, neredeyse tamamen beyaz bir tüy tabakasıyla kaplanmış iki limonun yanında duruyor. Öyle görünüyor ki, Johnson mülkünde çürüyen bir şeyler var.
O mülk, belirtmekte fayda var, tahmin edilebilir bir mülk. Johnson'ın Venedik, Kaliforniya'daki evi, bir erkeğe ait olduğunu varsayacağınız, köşeli, beton zeminli bir konut örneği. Özellikle de teknoloji sektöründe çalışmış, milyonlar kazanmış ve ardından orta yaşlarında zenginlik sonrası bir amaç arayışına girmiş bir erkeğe. Bunların hepsi, Johnson'ın yaptığı, yapmaya devam ettiği ve hala yapıyor gibi göründüğü şeyler: 2013 yılında Web ödeme şirketi Braintree'yi 800 milyon dolara sattıktan sonra hem karısıyla yollarını ayırdı hem de hayatı boyunca bağlı olduğu Mormon diniyle. 2021'de kendi vücudunun yaşlanma sürecini tersine çevirmeyi amaçlayan bir girişim olan Project Blueprint'i duyurdu. Bu; günlük egzersizler, kan testleri, doktrinsel bir uyku düzeni, MR'lar, plazma transferleri, kafa derisi uyarıcıları, idrar testleri, onlarca takviye, Dexa taramaları (kemik yoğunluğunu ve bazen vücut kompozisyonunu ölçmek için kullanılan düşük doz X-ray testi), ışık terapisi ve kalori kısıtlamasını içeren ancak bunlarla sınırlı olmayan tümüyle kapsayıcı, kanıtlanmamış bir rejimi içeriyor.
Çürüyen meyveler zaten ele veriyor ama hayır, burası süt ve kurabiye eşliğinde aile anılarının yaratıldığı bir mutfak değil, gerçi Johnson'ın ocağının üzerine yapıştırılmış samimi fotoğraflardan oluşan bir kolaj, aile sıcaklığına dair bazı ipuçları veriyor. (Johnson'ın üç çocuğu var; bunlardan biri gençlik yıllarına ait ereksiyon verilerini ve kendi plazmasını babasının yaşlanma karşıtı çabalarına bağışlamasıyla meşhur.) Sonuçta burası, meni numunelerinin bulunduğu kaplarla, Johnson'ın kanının saklandığı soğutucularla aynı evi paylaşan bir mutfak. Johnson'ın geniş kilerinde titizlikle stoklanmış hapların ve tozların karıştırıldığı, optimize edildiği ve tüketildiği yer. Yemek yemekten ziyade beslenme performansının gerçekleştiği yer.
Performans, elbette, Johnson'ın uzmanlık alanı. Bir yanda vücudunun performansı var, Johnson’ın iddiasına göre bu, şu anda dünyadaki en sağlıklı vücut. Ve diğer yanda bu vücudun izleyici kitlesine nasıl sunulduğu var ki, bu da sık sık gerçekleşiyor. Johnson, onlarca profil yazısı ve röportajın yanı sıra bu yılın başlarında yayınlanan bir Netflix belgeselinin konusu oldu. YouTube, Instagram ve X'te 4 milyondan fazla takipçisi olan Johnson uyku alışkanlıkları (muhteşem), diyeti (titiz) ve ereksiyonları (tetikleyici uyarı) hakkında sürekli içerik paylaşıyor. Johnson, son dönemdeki bir takım tartışmalara karşı koymak için de çevrim içi nüfuzundan faydalandı. Söz konusu tartışmalara eski nişanlısı Taryn Southern ile yaşadığı hukuki mücadelenin yanı sıra Blueprint çalışanlarının Johnson ve iş ilişkileri hakkında kamuoyuna konuşmasını engellemek için gizlilik anlaşmalarının yaygın olarak kullanılmasıyla ilgili New York Times soruşturması da dahil.

Bryan Johnson. Fotoğraf: Erica Hernandez
90 dakikalık bir görüşme boyunca Johnson, uzun ömür protokolü, Robert F. Kennedy (RFK) Jr.'ın MAHA hareketine dair değerlendirmeleri ve uygulamaya devam ettiği anlaşmalar hakkında uzun uzun konuştu. Ayrıca beni ve hepinizi bunun sadece sağlık ve uzun ömürle ilgili olmadığına ikna etmek için büyük çaba sarf etti. Hayır, kutu gibi modernist evlerde yaşayan ve büyüklük yanılsamalarıyla boğuşan çoğu teknoloji adamı gibi, Johnson'ın da sadık takipçilerini harekete geçirmek için yeni bir kutsal kasesi var: Yapay zeka, bebeğim!
KATIE DRUMMOND: Size nasıl isterseniz öyle yanıtlayabileceğiniz çok basit bir doğru-yanlış sorusu soracağım. Hazır mısınız?
BRYAN JOHNSON: Evet.
Doğru ya da yanlış: Siz, Bryan Johnson, karşımda oturan adam, gelecekte bir gün öleceksiniz.
Yanlış.
Daha fazla anlatın.
Ölüm her zaman kaçınılmaz olmuştur, bu yüzden tüm bu hazırlıkları yaptık. Mesleki başarılarda ölümsüzlükten bahsediyoruz. Ölümden sonraki hayattan bahsediyoruz. Ölümle başa çıkmanın bugüne kadarki yolları bunlar. Ve şimdi yaşam sürelerimizi bilinmeyen bir ufka kadar uzatmak için gerçek bir imkana sahibiz. Yani bu bir uzatma. Ama aynı zamanda kendimizi bilgisayar sistemlerine taşımaya başlama yeteneğine de sahibiz. Şu anda çok kaba bir biçimde de olsa, şimdiye kadar söylemiş olduğum her şeyi sindirmiş bir Bryan yapay zekasına (YZ) sahibim.
Şu anda buna sahip misiniz?
Evet, sahibim.
Tamam.
Ve Bryan YZ gayet iyi. Teknoloji giderek daha iyi hale geldikçe en değerli varlık varoluş olacak; daha önce düşündüğümüz şekliyle başarı, zürriyet veya ahiret yoluyla ölümsüzlük, varoluşa göre değer kaybedecek. Ve bu benim geleceğe dair temel bahsim.
Diyelim ki beş yıl içinde Bryan'ı bir YZ’ye yükleyebileceğiniz bir dünya var ve YZ Bryan neredeyse Bryan Bryan kadar iyi. Bryan Bryan o çizburgeri yer mi?
Sorunuzu farklı bir açıdan ele alalım. Günümüzde çoğu insan uyanık olduğu her anı zenginlik peşinde koşarak geçiriyor. Zenginlik peşinde koşmadığı zamanlarda ise bir tür statü veya prestij peşinde koşuyor. Süper zekayı yarattığınızda yaşam sürelerini bilinmeyen bir ufka kadar uzatmaya başlayabilirsiniz: 200 yıl, bin yıl, 10 bin yıl. Milyonlarca yıl. Bilmiyoruz. Bu gerçekleştiğinde insanlığın tüm oyunu zenginlik biriktirme, statü ve prestije yönelik tekil odaktan varoluşa doğru kayar.
Anlık varoluşunuzdan bahsedelim. Bize şu anki hayatınızdan bir günü anlatır mısınız?
Tamam, harika. Tüm hayatımı uyku üzerine kurdum. Uyku profilim yirmili yaşlarının başında bulunan bir insanınki gibi. Bunun için çok çalıştım. Yani ortalama sekiz saat 34 dakika uyuyorum. Gecede ortalama bir kereden az uyanıyorum, başımı yastığa koyduktan sonra iki üç dakika içinde uykuya dalıyorum ve yüzde 94 uyku verimliliğine sahibim. Uyandığımda ilk yaptığım şey yataktan kalkmak. Uyandıktan sonra bir dakika içinde kalkmaya çalışıyorum.
Bir dakika içinde mi?
‘10 dakika daha’dan kaçınmaya çalışıyorum. Uyandıktan sonra birkaç dakika içinde gözlerime ışık gelmesini sağlıyorum. Güneş doğmadan önce uyanıyorum, bu yüzden 10 bin lükslük bir ışık oluyor bu. İç kulak sıcaklığımı ölçüyorum. Sonra saçıma ve saç derime bir serum sürüyorum. Saç uzaması için saç derimi silikon bir fırçayla ovuyorum. Hızlı bir duş alıyorum ve sonra aşağı iniyorum. Sabah içeceğimi içiyorum. Bir şeyler yiyorum, bir saat egzersiz yapıyorum. Kırmızı ışık terapisi, ardından hiperbarik oksijen terapisi, sonra biraz sauna yapıyorum, durulanıyorum ve işe hazırlanıyorum.
Ve o gün yemek yemeyi saat kaçta bırakıyorsun?
Öğle saatlerinde.
Beni tanıyan insanlarla konuşursanız, zavallı kocama sorarsanız, çok kontrollü biri olduğumu söyleyeceklerdir. Her gün aynı saatte uyanırım. Genellikle çok benzer yiyecekler yerim. Sizin yaşam tarzınızı dinlediğimde hayatınızın ne kadar kontrollü olduğuna hayret ediyorum. Kontrol her zaman belirleyici bir özelliğiniz miydi?
Ben bunu yeniden çerçevelendirir ve aslında çok akıllı bir mühendis olduğunuzu söylerdim. Her gün bu kararları vermek zorunda kalmanın metabolik maliyetinin ne kadar yüksek olduğunu fark ediyorsunuz ve ‘Nedir biliyor musunuz? Buna değmez’ diyorsunuz. Ben de aynı şekilde düşünüyorum: Neden bu günlük, çeşitli, nihayetinde önemsiz kararlarla an be an mücadele edeyim ki, bunları otomatikleştirmek mümkünken? Kısıtlı beyin kapasitemi daha üst düzey şeyleri düşünmek için harcamayı tercih ederim, örneğin insan ırkının geleceğini.
2023'te Vice'ın haber merkezini yönetiyordum ve sizinle ilgili bir haber yayınladık. Onlarca yıl öncesine ait beden imajınızdan bahsediyordunuz. O günlerde geceleri yemek konusunda kendinizi kontrol etmenin ne kadar zor olduğunu anlatıyordunuz. Şimdi sık sık aç uyuduğunuzu ve bundan zevk almayı öğrendiğinizi söylediniz. Adınızı dışarıda bırakıp o yorumlardan maddeler halinde bir liste hazırlasak, o liste 20 yıl önce çok ciddi bir yeme bozukluğu yaşadığım zamanki halimi çok andırırdı. Mesele görünüşüm değildi. Mesele çevremdeki düzeni ve kontrolü sağlayabilmekti. Buna nasıl yanıt veriyorsunuz? Özellikle de kamuoyunda tanınan ve belirli bir sağlık yaklaşımını savunan bir figür olarak sizden bahsediyorsak, savunduğunuz şeyle ilgili endişeleriniz var mı?
Amerika'da tanıdığım çoğu insanın yeme bozukluğu var. Akşam geç saatlerde dondurma, kurabiye veya cips yemekten kendini alamayan birini nadiren görüyorum. Ben de yiyecek tüketimimi kontrol etmekte zorlanıyordum. Bunun daha ziyade yaygın bir toplumsal sorun olduğunu söyleyebilirim; yiyecekle, telefonlarımızla ve eğlenceyle, sosyal medyada gezinmeyle ilgili bir bağımlılık sorunumuz var. Bağımlılığımın diğer insanların bağımlılıklarından daha aşırı olup olmadığını veya telefondan ziyade yiyeceğe yönelip yönelmediğini bilmiyorum ama nüfus düzeyindeki bağımlılık ölçeğinde, muhtemelen gayet ortalama bir durumdayım.

Fotoğraf: Bryan Johnson
Yani eskiden bir şekilde ortaya çıkan ne yediğinizi ve ne zaman yediğinizi kontrol edememe durumunu ele aldınız ve esasen yeni bir yaklaşımı benimsediniz: ‘Bu şeyleri şu zamanlarda yiyorum ve değişkenleri saf dışı bırakıyorum. Seçimi ortadan kaldırıyorum ve sağlığımın bu kısmını bu şekilde yöneteceğim.’
Aynen öyle. Ve sanırım daha geniş anlamda bu bir kültürel yorum; toplumun tamamındaki en kuvvetli güçlerin, şirketlerin, kuvvetlerini sizi kendi ürünlerine bağımlı hale getirmek için kullandığını söylüyorum. İster uygulamalarında gezinmek ister yemeklerini yemek, ister programlarını izlemek olsun, tüm zekaları size yöneltilmiş durumda ve sizi bağımlı hale getirmeye çalışıyorlar.
Ben hiçbir şeye bağımlı olmak istemiyorum. Varoluşum üzerinde olabildiğince faillik ve özgürlük sahibi olmak istiyorum, bu yüzden de bunu inşa etmeye çalışıyorum. Dışarıdan bakan insanların ‘Çocukluk travmasını atlatmaya çalışıyor. Yeme bağımlılığıyla mücadele ediyor’ diyeceklerinin farkındayım. Bu açıklamaların hepsine açığım. Kendiyle dalga geçecek, ‘Bu adamın sorunları var’ diyecek ilk kişi ben olurdum. Hiç şüphesiz.
Siz uzun ömürlü olmaya bağımlısınız.
Demek istediğim, bir bağımlılığın gerçekten üstesinden gelmenin, bağımlılığınızın nereye yöneldiğini kontrol etmekten başka bir yolu muhtemelen yok.
Size MAHA’yı sormak istiyorum. Trump seçimleri kazandığında onu sosyal medyada tebrik ettiniz. RFK Jr. ile birlikte fotoğrafınız çekildi. RFK Jr. ve Trump yönetiminin Amerikan sağlığı konusundaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yönetimi şu ana kadar nasıl buluyorsunuz?
RFK kesinlikle statükocu bir insan değil.
Öyle de diyebilirsiniz.
ABD'deki statüko işe yaramıyor. Vatandaşlarımızın sağlığıyla ilgili verilere bakarsanız durum utanç verici derecede kötü. Sağlık hizmetlerine emsal ülkelerden 1.8 kat daha fazla para harcıyoruz: Kişi başı 13 bin dolar, diğer gelişmiş ülkelerde ise bu rakam 7 bin dolar civarında. Daha fazla harcayarak daha azını alıyoruz. RFK'nin çözüm olup olmadığına bakılmaksızın, yaptığımız şey işe yaramıyor.
Tıbbi araştırmaların şu anda kısıtlanması durumunda yıllarca veya on yıllarca gecikmesinden endişe ediyor musunuz?
Çoğu zaman, bir yol devam etmediğinde herkes bunun bir şeyin sonu olduğunu düşünür ancak aslında bu değişiklik insanların tahmin etmediği yeni bir yol açar. Bu yüzden hayır, yaratıcı yıkımı destekliyorum. Bazı olumlu sonuçları olabileceğini düşünüyorum. Elbette bazı dezavantajları da olabilir. Bu tür şeyleri bozduğunuzda sonuçlar iki yönde ilerler. Net bir kazanç ya da kayıp söz konusu olmaz.
Sanırım ülke olarak ‘Dünyada ortalama yaşam süresinde birinci olmak istiyoruz’ dememiz harika bir şey olurdu. Bu çok net bir hedef.
İnançtan bahsedelim, çünkü din veya inanç birçok insanın yaşam ve ölüm hakkındaki düşüncelerini şekillendirmede temel bir rol oynuyor. Ölmemeye odaklanarak epey zaman geçirdiğinizi göz önünde bulundurursak ahiret fikrini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu en büyük soru. Herkesin üzerinde kafa yorması gereken soru. Yani varoluş nedir sorusu. Ama insanlık tarihi boyunca varoluşun anlamı nedir sorusunu sorma fırsatımız olmadı. Şu anda kelimenin tam anlamıyla on binlerce veya yüz binlerce yıldır ilk kez bu fırsat doğuyor. Varoluşa dair yeni cevap, varoluşun kendisinin en yüksek erdem olduğudur.
Anlaşılan artık bir dininiz var.
Evet.
Kamusal bir persona’nız var, protokolünüz var, bir işiniz var. Neden dini buna dahil ediyorsunuz?
Şirketler gelir geçer. Ülkeler gelir geçer. Dinler binlerce yıldır varlığını sürdürüyor. Konfüçyüs bir etik sistemi kurdu. Muhammed’e vahiyler indi. İsa Tanrı'nın oğluydu. Adam Smith görünmez el hakkında yazdı. Karl Marx Das Kapital'i yazdı. Amerikan kurucu babaları bir anayasa yazdı. Satoshi Beyaz Belge’yi yayınladı.
Şu anda, bu YZ çağında, yeni bir ideolojinin ortaya çıkacağı gayet aşikar. Teknolojik alt üst oluşumlara yanıt olarak her zaman bir ideoloji ortaya çıkar. İdeolojinin insanların dünyayı anlamlandırmasına yardımcı olması gerekir. Şu anki dünyaya baktığımda bu anı açıklamaya yardımcı olan, günlük pratik kararlar almama yardım eden hiç bir ideoloji göremiyorum. Hristiyanlığa gidip ‘Bana bu anda nasıl davranmam gerektiğini söyle’ diyemezsiniz. Hatta demokrasiye bile gidemezsiniz. Kapitalizme de gidemezsiniz.
Doğru anladığımdan emin olmak istiyorum. Buradaki öncülünüz, YZ’nin yaşam süremizi bir şekilde uzatacak dönüştürücü bir teknoloji olacağı ve insanlığı o anda destekleyecek bir ideolojinin mevcut olmadığı mı?
Hiçbir insanın ne olacağını bildiğine inanmıyorum. Sadece bir olay ufku olduğuna inanıyorum. Kimse onun ötesini göremez. Bu şey çok hızlı ilerliyor. Biz tür olarak bu kadar hızlı hareket etmiyoruz. Bu kadar hızlı hareket edemeyiz. Toplumumuzu bu hızda değiştiremeyiz. Dolayısıyla bir tür yer değiştirme olacak. Ve söylemeye çalıştığım şey, elimizden gelen en temel şekilde kendimizi hazırlamamız gerektiği.
Benim buna çözümüm, ölmemeyi seçmemiz. Hepsi bu. Ölümsüzlüğü savunmuyorum. Ütopyayı savunmuyorum. Tür olarak varoluşumuz tehlikede. İnsanların gelecekte bir rolü olup olmayacağını bilmiyoruz. Bu andan sağ çıkıp çıkmayacağımızı bilmiyoruz. Zaten birbirimizin boğazına çökmüş durumdayız. Bir mümkünlük olarak nükleer yok oluş var. Bu an, şunu söyleyen bir türe evrimleşmemiz gereken an: Sahip olduğumuz tek ortak şey, kimsenin şu anda ölmek istememesi.
Bir insanın bu dinin müritlerinden biri olması için ne yapması gerekiyor?
Temel düzeyde, neyin gelmekte olduğunu bilmediğimizi söylemek bir alçakgönüllülük. Bu nedenle yapılacak en aklı başında ve en pratik şey, bireysel ve ortak davranışlarımızı sabitlemek. Kendimi öldürecek şeyler yapmayacağım. Birbirimizi öldürmeyeceğiz. Gezegeni öldürmeyeceğiz.
Ve sonra YZ’yi ‘Ölme!’ ile uyumlu hale getireceğiz. Şu anda ABD YZ geliştiriyor, Çin YZ geliştiriyor, açık kaynak modelleri ve kapalı kaynak modelleri var ve temelde hepsini herkesin güç için savaşacağı bir arenaya koyuyoruz. YZ’yi savaş benzeri bir senaryoda yaratmak istemediğimizi düşünüyorum.
O halde, YZ bağlamında, hareketinizin konumlanmasının takviye almaktan ziyade YZ’lerin bizi öldürmemesini sağlamakla ilintili olması gerekmez mi?
Bir şey yükselecek ve bu boşluğu dolduracak, bu ister ‘Ölme!’ olsun, ister başka bir şey. Bu yüzden şunu anlamaya çalışıyorum: Bu mesele hakkında nasıl konuşursunuz? İnsanlar felsefeyle ilgilenmiyor. Gerçekten önemli hale gelene kadar fikirlerle ilgilenmiyor. Onların ilgilendiği şey sağlıkları, sabahları nasıl hissettikleri, nasıl göründükleri. Bu konuşmaya anlaşılabilir olmasını sağlayacak şekilde yaklaşmaya çalışıyorum. ‘Ölme!’, bir felsefe olarak, yatağa zamanında gitmek ve besleyici yiyecekler yemek anlamına geliyor. İnsanları bir kez bunun içine çektiğinizde ve onlar da sağlığın gerçekten iyi bir şey olduğunu anladığında felsefeye geçiş yapabilir ve ‘Konuşabileceğimiz daha büyük bir şey var’ diyebilirsiniz.
Aynı zamanda Blueprint'in CEO'susunuz. Din ve ticari işletme nerede başlayıp nerede bitiyor? Neden bu temele dayanarak ticari bir girişim yürütüyorsunuz?
Size yüzde 100 katılıyorum. Ve dürüst olmak gerekirse kapatmaya ya da satmaya çok yakınım.
Ne kadar yakın?
Bu konuda insanlarla konuşuyorum. Paraya ihtiyacım yok ve bu baş belası bir şirket. Pratikte bu temel sorunları kendim çözmek zorunda kalıyordum, örneğin üçüncü taraf bir laboratuvar tarafından test edilmiş ve düşük ağır metal içeriğine sahip temiz protein tozunu nasıl bulabilirim? Bunu yapmaya başlayınca arkadaşlarım ‘Ben de biraz alabilir miyim?’ diye sormaya başladı. İşler insanlara iyilik yapmaya çalıştığım bir noktaya doğru gelişti. Sorun şu ki, insanlar şimdi bu işi görüyor ve felsefe tarafında bana daha az güven duyuyor. Bu ödünleşmeyi yapmayacağım. Benim için buna değmez. Yani evet, istemiyorum.
New York Times hakkınızda bir haber yayınladı ve bu haberde sattığınız ürünlerin güvenilirliği ve şirketin mali sağlığı hakkında bilgiler yer alıyordu. Şirketi satma veya kapatma kararı bu haberlerden mi etkilendi?
Bunun New York Times ile hiçbir ilgisi yok. İleri sürdükleri her iddiayla doğrudan yüzleşmeye hazırım.
Yazı, temelde gizlilik sözleşmelerini nasıl kullandığınızla ilgiliydi. Kendiniz hakkında kamuoyu önünde çok şeffafsınız ama sonra çalışanlarınıza aslında ‘Şeffaflığımda beni destekleyin fakat kendiniz hiçbir şey söylemeyin’ demiş oluyorsunuz, öyle değil mi?
Ben yoksulluk içinde büyüdüm. Kıyafetlerimi annem dikerdi. 34 yaşıma kadar yoksuldum, sonra birkaç yüz milyon dolar kazandım. Yeni zenginlerdenim. O an paraya sahip olmanın ne anlama geldiğini ve bunun tüm dünyayla olan ilişkinizi nasıl temelden değiştirdiğini anlamamıştım.
Son 12 yılda paraya sahip olmanın ne anlama geldiğini öğrendim. Size şunu söyleyeyim ve bu durumda olan herkes de aynı şeyi söyleyecektir: Para her şeyi değiştiriyor. Nişanlım benden 9 milyon dolar koparmaya çalıştı ve bunun için, tırnak içinde, ‘dünyanın en korkulan hukuk firmasını’ kullandı.
Blueprint dünyasına adım atarken diyordum ki, tamam şimdi burada insanların bazı şeyleri kendi çıkarları için bir avantaj olarak kullandığı birkaç örüntü gördüm. Bu yüzden kendime şöyle dedim: Bunu ele almak için inanılmaz derecede şeffaf olacağım. Şöyle diyeceğim: Benim ortamımda çalışmaya geldiğinizde şunları bekleyebilirsiniz. Bu, mümkün olan en adil jestti.
Servet yaptığınızda insanların bunda bir fırsat görmesi fikrini anlıyorum. Ancak çalışanların iş ortamları ve şirketleri hakkında ne söyleyebileceği ve ne söyleyemeyeceğine dair yoğun sınırlamalar ve kısıtlamalar getirilmesi konusunu tam olarak anlayamıyorum. Bu, sizin anlattığınız durumla nasıl bağlantılı?
Sanırım bunun bir şirket için standart bir uygulama olduğunu kabul edersiniz. Kurumsal bir varlık olduğunuzda, hatta evli bir çift olduğunuzda bile, özelde konuştuğunuz, kamuoyuna açıklamadığınız şeyler vardır. Toplumda neredeyse hiç kimse tam şeffaflıkla hareket etmez çünkü herkes işlerin ters gidebileceğine dair hayattan gerekli dersleri çıkarmıştır. İnsanlar bunu kendi çıkarları için ve başkalarının zararına kullanır. Benim yaptığım şey hiç de sıra dışı bir şey değil.
2023'te ‘Vice’ dergisinde yayınlanan röportajınızdan bu yana daha da ünlü oldunuz. Bence bir insan ne kadar ünlü olursa, bir anlamda, kendisi hakkında çıkan anlatıyı kontrol etme yeteneği de o kadar azalıyor.
Doğru.
Ününüzün tüm dünyaya ve söylenenlere sistematik bir şekilde yanıt veremeyeceğiniz bir seviyeye ulaşmasından endişe duyuyor musunuz? Netflix’te yayınlanan belgeselinizde, internette hakkınızda söylenen kötü şeyleri okurken büyük bir keyif alıyor, neredeyse sevinç duyuyor gibiydiniz.
Benimle alay edilmesine gün boyu katlanırım. Ama güvenilirliğinizi sorgulatan şeyler söylediklerinde, işte o zaman onları ayırırım. Güven benim en derinden önemsediği şey ve 25. yüzyılın bana saygı duymasını istiyorum. Belki insanlar ortada olmayacak ama hangi zeka türü varsa ‘Biliyor musunuz? Bu şeyi bir araya getirmeye çalışan biri olduğu için minnettarız’ demelerini gerçekten önemsiyorum.
Şöhret meselesine gelince, bence harika bir şey. Şöhretle bir milyar dolar arasında seçim yapmam gerekseydi, 100 kerenin 100’ünde şöhreti seçerdim. Elde edilmesi çok zor bir şey. Eşsiz bir değeri var. Şu anda neredeyse tüm dünyadaki herkese ulaşabiliyorum. Eğer amaç insanlık tarihinin en hızlı büyüyen ideolojisini yaratmak ve bunu türün başka bir şeye evrimleştiği bir dönemle eşleştirmekse
şöhrete ihtiyacınız var.
Yani mirasınızı 10, 20 ya da 50 yıllık bir zaman diliminde değil de yüzlerce yıllık bir perspektifte mi düşünüyorsunuz?
Bana mantıklı gelen tek zaman dilimi bu.
25. yüzyılda insanlar bir yerlerde oturup şu Bryan denen adamın şunu, bunu yaptığından bahsederken siz ne yapıyor olacaksınız?
Bu ironik durum yüzünden kaçınılmaz olarak öleceğim diye espri yapıyorum.
Yani şu ağaç az sonra devrilecek ve her şey hemen şimdi bitecek.
Aynen öyle. En azından buna şahit olmuş olacaksın.
Bu harika bir hikaye olurdu.
Yazı çok ses getirirdi. Mesele de bu: Sizin işiniz için de iyi olurdu.
İlk olarak WIRED tarafından yayınlanmıştır.
Katie Drummond, WIRED'ın küresel yayın direktörü olarak markanın tüm platform ve pazarlardaki içerik stratejisine liderlik etmektedir. WIRED'a katılmadan önce Vice bünyesinde Küresel Haber ve Eğlence Kıdemli Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Drummond; burada Vice News'un Latin Amerika, Avrupa ve Asya'daki küresel genişleme sürecini yönetmiş ve Noisey, Munchies, Rec Room, Motherboard ve Waypoint dahil olmak üzere tüm Vice dijital markalarının sorumluluğunu üstlenmiştir. Drummond daha önce Bloomberg.com'da editör yardımcılığı ve Gizmodo'da genel yayın yönetmenliği gibi, önde gelen çeşitli medya kuruluşlarındaki kilit liderlik pozisyonlarında bulunmuştur.
Kanada'daki Queen’s Üniversitesi'nden felsefe alanında lisans derecesiyle mezun olan Drummond, Brooklyn'de yaşamaktadır.