Mustafa Orhun Çetin
Enerji
7 Eylül 2026 14:31

Elektrik Yoksa Yapay Zeka da Yok

Yapay zeka yarışının görünür tarafında çipler, modeller ve veri var. Fakat Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’a göre yarışın altında çok daha eski bir teknoloji çalışıyor: Elektrik. Dünya enerji sistemi hızla elektrikleşirken veri merkezleri, elektrikli otomobiller ve klimalar şebekelerin üzerine yeni bir yük bindiriyor. Yapay zeka çağının kazananını belki de en iyi algoritmaya sahip olan değil, o algoritmayı 24 saat çalıştırabilecek elektriği en güvenli ve en ucuz şekilde üretebilen belirleyecek.

Elektrik Yoksa Yapay Zeka da Yok

İllüstrasyon: Eugene Mymrin /GettyImages

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin ev sahipliğinde düzenlenen İstanbul Küresel E-İhracat Zirvesi’nde konuşan Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’un anlattığı dünya denkleminde her dönemin öne çıkan bir kaynağı olduğunu ifade ediyor. Önce petrol, sonra doğal gazın öne çıktığı dünya tarihinde şimdi ise elektrifikasyon etkisini hissettiriyor.


Birol, önce dünya ticaretinden başladı, ardından enerjiye geçti ve sonunda yapay zekaya ulaştı. Çünkü ona göre yapay zeka bir teknoloji meselesinin ötesine geçiyor. Ekonomik, askeri, endüstriyel ve jeopolitik bir rekabet alanı olarak giderek daha fazla alan dolduruyor. Yarışın görünür tarafında ABD ile Çin var. Ancak yarışabilmek için priz yani elektrik gerekiyor. Birol bunu açık bir cümleyle ortaya koyuyor: “Elektrik yoksa yapay zeka yok.”


Bugünkü teknoloji dünyasının giderek daha fazla karşı karşıya kaldığı fiziksel sınırı tarif ediyor. Bir yapay zeka modelinin eğitilmesi için çip gerekiyor, çiplerin çalışması için veri merkezi, veri merkezinin çalışması için de kesintisiz elektrik. Üstelik yalnızca birkaç megavat değil. Birol, orta ölçekli tek bir veri merkezinin elektrik tüketimini 100 bin haneli bir şehrin tüketimine benzetiyor. Sorun şu ki aynı anda yalnızca yapay zeka elektrik istemiyor.


Birol bugünkü enerji sistemini anlatırken dünya haritası üzerinde iki ‘şah damarı’ tarif ediyor. Birincisi Rusya’dan Avrupa’ya uzanan doğalgaz bağlantıları. İkincisi Orta Doğu petrol ve gazını dünya pazarlarına taşıyan Hürmüz Boğazı. İlki Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında eski önemini büyük ölçüde kaybetti. İkincisi ise 2026’da İran çevresindeki savaş ve deniz trafiğine yönelik müdahaleler nedeniyle dünya enerji piyasasının en kırılgan noktalarından biri haline geldi. Birol bu durumu “Dünya vazosu kırıldı” sözleriyle anlatıyor. Hürmüz tamamen açılsa bile enerji piyasasının burayı eskisi kadar risksiz kabul etmeyeceğini düşünüyor.


Veriler de bu görüşü destekliyor. Reuters’ın Kpler verilerine dayandırdığı habere göre 3 Eylül’de Hürmüz’den yalnızca dört emtia gemisi geçti. Son 10 günlük ortalama 15 civarındayken savaş öncesinde boğazdan günde yaklaşık 125 ticari gemi geçişi gerçekleşiyordu. S&P Global ise savaşın başlamasından altı ay sonra Hürmüz’deki gemi geçişlerinin yüzde 80’den fazla azaldığını hesaplıyor. Normal koşullarda küresel deniz yoluyla petrol ve LNG ticaretinin yaklaşık beşte biri bu geçitten ilerliyordu. Enerji güvenliği bu nedenle artık ‘ne kadar petrolümüz var?’ sorusuyla ölçülmüyor. Enerjinin nereden geldiği, hangi rotadan geçtiği ve o rotaya siyasi olarak ne kadar güvenilebildiği de fiyatın bir parçası haline geliyor.


Birol, “Sanayi Devrimi’nin yakıtı kömürdü. 20. yüzyılın büyük bölümünü petrol ve doğal gaz şekillendirdi. Sıradaki dönemin merkezine ise elektrik yerleşiyor” diyor. Bu, petrolün veya doğal gazın ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Asıl değişim, ekonomik büyümenin giderek daha büyük bölümünün elektrik üzerinden gerçekleşmesi.


Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Electricity 2026 raporu küresel elektrik talebinin 2026-2030 döneminde yılda ortalama yüzde 3,6 büyümesini bekliyor. Daha önemlisi elektrik tüketiminin toplam enerji talebinden en az 2,5 kat daha hızlı artacağı tahmin ediliyor. IEA bunu doğrudan ‘Elektrik Çağı’nın gelişi olarak tanımlıyor. 2025 rakamları dönüşümün çoktan başladığını gösteriyor. Küresel elektrik tüketimi yaklaşık yüzde 3 artarken toplam enerji talebindeki artış yüzde 1,3 civarında kaldı. “Elektriğe olan açlığın üç yeni kaynağı var” diyor Birol. İlki yapay zeka, ikincisi otomobiller, üçüncüsü ve belki de en sıradan görüneni ise sıcakladığımızda bastığımız klima düğmesi…


ChatGPT gibi üretken yapay zeka servislerini kullandığımızda karşımızda birkaç saniye içinde cevap veren soyut bir yazılım görüyoruz. Fiziksel dünyadaki karşılığı ise çok daha büyük. GPU’larla dolu raflar, soğutma sistemleri, transformatörler, jeneratörler, enerji depolama sistemleri ve bunları besleyen elektrik şebekeleri. IEA veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2030’a kadar iki kattan fazla artarak yaklaşık 945 TWh’ye çıkacağını hesaplıyor. Bu kabaca Japonya’nın bugün bir yılda tükettiği elektriğe denk. Bu büyümenin en büyük nedeni yapay zeka olacak. McKinsey’in hesabı da benzer bir hızlanmaya işaret ediyor. Küresel veri merkezi kapasite talebi 2025’te yaklaşık 82 GW seviyesindeyken 2030’da yaklaşık 220 GW’a çıkabilir. Üstelik o tarihte talebin yaklaşık yüzde 70’inin AI iş yüklerinden gelmesi bekleniyor.


Birol büyük teknoloji şirketlerinin 2026’daki yatırımlarının yaklaşık 700 milyar dolara ulaştığını söylüyor. Moody’s Ratings’in değerlendirmesine göre Microsoft, Amazon, Meta, Alphabet, Oracle ve CoreWeave’in toplam sermaye harcamalarının bu yıl yaklaşık 700 milyar dolara çıkması bekleniyor. Bu rakam 2022’dekinin yaklaşık altı katı. Harcamanın önemli bölümünü veri merkezleri ve AI altyapısı oluşturuyor.


Ancak veri merkezlerinin ana role geçtiği dünyada bir de paradoks var. Veri merkezleri çok hızlı kurulabiliyor, elektrik şebekeleri aynı hızda büyüyemiyor. Boston Consulting Group, tipik bir yeni veri merkezinin iki ila üç yılda geliştirilebildiğini ancak elektrik bağlantı çalışmalarının ve gerekli şebeke yatırımlarının dört ila sekiz yıl sürebildiğini belirtiyor. Bu fark yapay zeka yarışının yeni darboğazını oluşturuyor.


Artık bir veri merkezinin nereye kurulacağına karar verirken yalnızca ucuz arsa, vergi avantajı veya fiber bağlantısı değerlendirilmiyor. Elektriğin nerede hazır olduğu ve şebekeye ne kadar hızlı bağlanılabileceği de yatırım kararını belirliyor.


Elektriği büyüten ikinci büyük değişim ulaşımda yaşanıyor. Birol, beş yıl önce dünyada satılan her 100 otomobilin yaklaşık beşinin elektrikli olduğunu, bugün bu sayının yaklaşık 30’a çıktığını söylüyor. IEA’nın yıl içindeki güncellenmiş tahmini de buna oldukça yakın: 2026’da dünyada satılan yeni otomobillerin yaklaşık yüzde 29’unun elektrikli olması bekleniyor. 2025’te oran yüzde 25’ti. Birol neden olarak ise maliyeti ve enerji güvenliğini öne çıkarıyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi veya petrol arzının politik risklere daha açık hale gelmesi, elektriğe geçişin ekonomik gerekçesini güçlendiriyor. IEA da aynı bağlantıyı kuruyor. 2026’daki Orta Doğu enerji krizi sonrasında petrol fiyatlarının yükselmesiyle elektrikli araçların kullanım maliyeti avantajının bazı pazarlarda daha görünür hale geldiğini belirtiyor.


Üçüncü elektrik tüketicisi ise ne yapay zeka kadar yeni ne de elektrikli otomobil kadar teknolojik görünüyor. Klima. Birol dünyanın sıcak ve gelir düzeyi yükselen bölgelerinde insanların ekonomik olarak güçlendiklerinde satın aldığı ilk cihazlardan birinin klima olduğunu hatırlatıyor. ABD ve Japonya gibi ülkelerde klima penetrasyonu çok yüksekken Afrika’nın sıcak bölgelerinde hala oldukça düşük. Dolayısıyla gelir arttıkça soğutma talebi de büyüyor.


Buradaki ölçek şaşırtıcı. IEA’ya göre binalarda alan soğutması 2000’den bu yana enerji tüketimi en hızlı büyüyen kullanım alanlarından biri ve yılda yüzde 4’ten fazla büyüdü. Ajansın hesabına göre 2019’dan bu yana satılan bütün klimalar piyasadaki en verimli modeller kadar verimli olsaydı, veri merkezlerinin aynı dönemde yarattığı kadar elektrik talebi artışı önlenebilirdi.


AI daha fazla veri merkezi, veri merkezi daha fazla elektrik, elektrik ise daha fazla şebeke yatırımı gerektiriyor. Birol, eski elektrik sistemlerinin nispeten basit olduğunu belirtiyor. Büyük kömür, doğal gaz veya nükleer santraller üretim yapıyor, elektrik birkaç büyük tüketici grubuna ulaştırılıyordu. Bugünkü şebeke ise AI'ın devreye girmesi, kaynakların çeşitlenmesi ile çok daha karmaşık hale geldi. Güneş ve rüzgar üretimi hava koşullarına göre değişiyor. Çatısındaki güneş paneliyle elektrik üreten milyonlarca küçük üretici sisteme bağlanıyor. Elektrikli otomobiller aynı anda tüketici ve potansiyel batarya haline geliyor. Talep gün içinde çok hızlı değişebiliyor. Birol’a göre yapay zeka tam burada şebekenin optimizasyonunda rol oynayabilir.


Deloitte’un 2026 enerji görünümü de aynı açıdan yaklaşıyor. AI bir yandan elektrik talebini büyütürken diğer yandan üretim tahmini, şebeke dengeleme, ekipman bakımı ve gerçek zamanlı enerji yönetiminde kullanılabiliyor.


Veri merkezlerinin kendisi bile sisteme yardımcı olabilir. Deloitte’un incelediği pilot uygulamalarda veri merkezi yükünün yüzde 10 ila yüzde 30’u yoğun talep dönemlerinde hizmet kesintisi yaratmadan esnetilebiliyor. Buna rağmen bugün veri merkezlerinin yüzde 5’inden azı talep tarafı katılım programlarına dahil. Yani geleceğin veri merkezi elektriği tüketen dev bir bina olmak zorunda değil. Gerektiğinde tüketimini azaltan, bataryalarını kullanan veya hesaplama işlerini başka saatlere ve bölgelere taşıyan aktif bir şebeke bileşeni olabilir.


Birol, Türkiye açısından da konuya değiniyor. Elektrik talebinin son 10 yılda yıllık ortalama yüzde 5 büyüdüğünü ve bunun IEA’nın gelişmiş ülke üyeleri arasındaki en hızlı artışlardan biri olduğunu söylüyor. Aynı zamanda Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı 2026-2030 kapsamında ülkenin veri merkezi kurulu gücünün 2030’a kadar en az 1 GW’a çıkarılması hedefleniyor. Peki bu 1 GW hangi elektrikle çalışacak?


Veri merkezleri günün birkaç saatinde değil 24 saat boyunca güç istiyor. Güneş ve rüzgar üretiminin hızla arttığı bir sistemde depolama, iletim hatları, baz yük üretimi ve şebeke esnekliği bu nedenle veri merkezi yatırımlarının da parçası haline geliyor. Birol’a göre tüm bunların fiziksel altyapısını çalıştıracak elektrik sistemi kurulmak zorunda.


Fatih Birol Yapay Zeka Uluslararası Enerji Ajansı

Teknoloji, enerji ve sürdürülebilirlik konularında yazıyor. Dijital kültür ve yüksek saatçiliğe meraklı. Teknolojiyi yalnızca ürünler ve trendler üzerinden değil, kültür, ekonomi, tasarım ve gelecek öngörüsüyle incelemeyi seviyor.

Mustafa Orhun Çetin

DAHA FAZLASI

İnsan Suyu Tutmayı Öğrendiğinde Enerjiye de Erişti

İnsanlık suyu önce içmek, sonra toprağı doyurmak, en sonunda da şehirleri ve fabrikaları çalıştırmak için tuttu. Barajların hikayesi bu yüzden mühendislik tarihinden önce uygarlıkların suyla kurduğu pazarlığın tarihini anlatıyor.
Mustafa Orhun Çetin

Elektriği Üretiyoruz Sıra Saklayabilmekte

Daha fazla güneş, daha fazla rüzgar, daha fazla temiz üretim. Enerji yatırımları bu algıyla yapılıyor. Ancak elektrik sistemi artık ne kadar ürettiğinizle değil ne kadar taşıyabildiğinizle ölçülüyor.
Mustafa Orhun Çetin

Petrol Esaretinden Enerji Şebekesine

Elektrikli otomobil artık yalnızca çevreci bir tercih değil. Petrol krizinden yapay zekaya, Çin’in üretim gücünden Türkiye’nin hızlı yükselişine kadar uzanan yeni bir sanayi mücadelesinin en görünür yüzü. IEA’nın Global EV Outlook 2026 raporu, otomobilin motorundan çok, etrafındaki bütün düzenin değiştiğini gösteriyor.
Mustafa Orhun Çetin

Atomun Suyla Dansı

Türkiye’nin 70 yıllık nükleer rüyası, Akdeniz kıyısında 10 kilometrekarelik dev bir teknoloji ekosistemine dönüşmüş durumda.
Mustafa Orhun Çetin