‘Odyssey’ Filmi Assassin’s Creed Odyssey’i Nasıl Diriltti? Ne Beklemelisiniz?
Christopher Nolan'ın yeni başyapıtı sinemaları kasıp kavururken, 6 yıllık bir oyunun oyuncu sayısını nasıl ikiye katladığını ve mitolojik evrenlerin kesişim noktalarını inceliyoruz.
Fotoğraf: Yanshan Zhang/gettyimages (Yapay zeka ile düzenlenmiştir)
Christopher Nolan’ın merakla beklenen ‘The Odyssey’ filmi 17 Temmuz’da vizyona girdiğinde, sadece sinema salonları değil, oyun dünyasının dijital sunucuları da sarsıldı. Sinemadan çıkan ve Matt Damon’ın Odysseus performansıyla izleyiciler, film sonrası elinde mızrağıyla Antik Yunan topraklarına dönmek için soluğu Ubisoft’un 2018 yapımı Assassin’s Creed Odyssey oyununda almış gibi görünüyor. Filmin vizyona girmesinden sadece on gün sonra, oyunun günlük aktif kullanıcı sayısı (DAU) 122 binden 233 bine fırladı. Bu %90’lık devasa artış, Xbox cephesinde %134 ile tam bir patlamaya dönüşmüş durumda. Görünüşe göre Nolan, "Hadi biraz da şu Atina sokaklarında dolaşalım" diyen dev bir oyuncu kitlesini uyandırmış durumda. Sinemaseverler, Game Pass ve PS Plus aboneliklerini adeta birer zaman makinesi olarak kullanarak Akdeniz’in mavi sularına yelken açtı bile.

Kaynak: Aline Analytics
İki dönem arasında 800 yıllık devasa fark var
Assassin's Creed Odyssey ve Christopher Nolan’ın The Odyssey filmi, aynı kökene, yani Antik Yunan mitolojisine ve Homeros'un efsanelerine dayanıyor. İki yapım da İthaka, Truva Savaşı'nın artçı etkileri, Akdeniz coğrafyası ve tanrılar/mitolojik varlıklar etrafında şekilleniyor. Ancak burada küçük bir ‘tarih dersi’ uyarısı yapmamız gerekiyor.
Eğer filmdeki o karanlık ve bronz çağı atmosferini oyunda hemen bulacağınızı sanıyorsanız, biraz şaşırabilirsiniz. Nolan’ın filmi MÖ 1180’li yıllarda (Bu dönem arkeolojide Miken Medeniyeti olarak adlandırılır), Truva Savaşı’nın hemen ardından geçerken; Assassin’s Creed Odyssey, MÖ 431 yılında, Atina ve Sparta arasındaki Peloponez Savaşı döneminde başlar. Yani Sokrates’li, mermer tapınaklı Klasik Dönem’in ortasına denk gelir.

Görsel: Ubisoft
İki yapım arasında yaklaşık 750-800 yıllık bir uçurum bulunuyor. Nolan’ın dünyası kabile savaşlarının ve taş hisarların hüküm sürdüğü bir Bronz Çağı tasviriyken; oyun bizi demokrasinin ve felsefenin ‘Altın Çağı’na davet ediyor. Yani filmdeki karakterler, oyundaki kahramanlarımız Kassandra ve Alexios için aslında bin yıllık birer efsaneden ibaret.
Assassin's Creed Odyssey oyunu, The Odyssey filmindeki dönemi kendi klasik dönem hikayesine bağlarken doğrudan iki ana yöntem kullanıyor: Fiziksel kalıntılar ve efsanelerin evrimi. Oyun, filmde izlediğimiz olayları ve karakterleri tamamen yok saymıyor; aksine onları oyun dünyasının geçmişini şekillendiren ‘tarihsel ve mitolojik gerçekler’ olarak kurguya yediriyor.
Efsaneleri oyunda yaşamak: Odysseus, Kiklops ve Sirenler
Filmin etkileyici sahnelerini bizzat deneyimlemek isteyenler için aynı dönemde geçmemesine rağmen Assassin’s Creed Odyssey, Homeros’un destanına sadık kalan harika içerikler sunuyor.

Görsel: Ubisoft
Penelope's Shroud: Filmin kalbi olan İthaka adası, oyunda ziyaret edebileceğiniz ilk yerlerden birisi. Ancak dikkat: Filmde Odysseus’un Penelope’sine kavuşmak için savaştığı o görkemli saray, oyunda artık otlar altında kalmış bir harabeden ibaret. Ana hikaye’nin parçası olan ‘Penelope's Shroud’ (Penelope'nin Kefeni) göreviyle bu harabelere sızabilir ve efsanenin izlerini sürebilirsiniz.
Henüz 4.-5. seviyelerindeyken Elpenor adlı gizemli bir adam size ilk büyük görevinizi verir: İthaka adasına gitmek ve Odysseus'un Sarayı'ndaki haydutları temizlemek. Bunun için önce Kefalalonya limanından küçük bir tekneye binip karşıdaki İthaka adasına yelken açın. Harabelere gizlice sızarak haydutları avlayın. Haydutların lideri Kritobulos’u öldürdüğünüzde Odysseus'un sadık eşi Penelope'nin talipleri oyalamak için ördüğü efsanevi kefene sahip olabilirsiniz.

Görsel: Ubisoft
A Small Odyssey: Odysseus’un Sarayı'nı temizlerken harabelerin içinde, haydutlar tarafından bir kafese kilitlenmiş Odessa adında genç bir kadınla karşılaşacaksınız. Odessa, efsanevi Odysseus'un soyundan geldiğini iddia eder. Onu kafesten kurtarın ve harabelerden güvenli bir yere kadar eşlik edin. Bu görevin devamını Megaris bölgesinde yapabilir, doğru diyalogları seçerek Odessa'yı geminize mürettebat olarak katabilir ve hatta onunla romantik bir bağ bile kurabilirsiniz.
Fatal Attraction: Odysseus'un Sarayı'nı gezerken en yüksek kulenin tepesinde yerde duran bir taş tablet göreceksiniz. Bu tablet, oyundaki gizli defineleri bulmanızı sağlayan bir Ainigmata Ostraka bulmacasıdır. Çözmek için saraydan çıkıp patika yolu takip ederek İthaka'nın kuzeyindeki Eumaios's Pig Farm bölgesine gidin. Çiftliğin girişinde, yerde yatan kesilmiş keçinin bedenini incelediğinizde gizli geliştirmeyi (Engraving) elde edebilirsiniz.
Beware the Siren Call: Oyundaki ücretsiz DLC paketlerinden The Lost Tales of Greece serisinin bir parçası olan yan görev doğrudan bu efsaneye odaklanıyor. Görevi başlatmak için ana hikayede 5. bölüme ulaşmış olmanız gerekiyor. Ardından geminiz Adrestia ile Ege Denizi'nin doğusundaki Kos Adası'na doğru yola çıkın. Adanın Pharmakeia Koyu yakınlarında yardımcınız Barnabas, size bölgede denizcileri şarkılarıyla büyüleyip ölüme çeken bir ‘Siren’ çetesinin varlığından bahsedecek.

Görsel: Ubisoft
Eğer bu görevden önce Barnabas ile doğru diyalogları kurduysanız, size bir miktar balmumu verecek. Karakteriniz mağaraya girerken, tıpkı The Odyssey filminde Odysseus'un tayfasına yaptığı gibi kulaklarını balmumuyla tıkar. Bu detay oyunun ses tasarımını da değiştirip sesleri boğuklaştırarak atmosferi tam yaşamanızı sağlıyor.
Kıyıdaki gizli bir mağara duvarını kırarak içeri girdiğinizde giriş arkanızdan çökecektir. İçeride, kendilerine ‘Siren’ süsü vermiş, denizcileri büyüleyip tuzaklarına düşüren vahşi bir kadın tarikatıyla savaşmanız gerekiyor. Bölgedeki ‘Boss Siren’i alt ettikten sonra üzerinden Aulos (antik flüt) isimli görev eşyasını alabilirsiniz.
To Be Nobody: Filmde Odysseus'un karşılaştığı devasa tehdit, oyunda iki farklı şekilde karşımıza çıkıyor. İsterseniz bu görevde, kendisine ‘Nobody’ diyen ve aslında çok yalnız bir dev olan Polyphemus ile dost olabilir; isterseniz de oyunun sonuna doğru Isu teknolojisiyle mutasyona uğramış gerçek mitolojik bosslarla (Brontes, Steropes, Arges) ölümüne savaşabilirsiniz.

Görsel: Ubisoft
‘To Be Nobody’ görevi, ‘Beware the Siren Call’ görevinin hemen ardından açılan, Homeros’un efsanesine yapılan en yaratıcı, en duygusal göndermelerden birisi. Görevin ismi, Odysseus'un kendisini kör etmeden önce Tepegöz Polyphemus'a "Benim adım hiçkimse" diyerek kandırmasına doğrudan bir atıfr. Ancak oyun, bu miti çok ters köşe ve insani bir şekilde işliyor.
İlk olarak Siren görevinde Barnabas'ın eski eşine dair aldığınız ipuçlarının ardından, Ege Denizi'nin güneydoğusundaki kayalık Anaphi Adası'na yelken açıyorsunuz. Adadaki Drakontospilo Mağarası'na girdiğinizde Barnabas'ın vizyonlarında gördüğü o korkunç ‘Tepegöz’ (Cyclops) ile karşılaşırsınız. Ancak mağaradaki Polyphemus, gerçek bir mitolojik canavar değil. O, sadece tek gözü olmayan, konuşma güçlüğü çeken, devasa yapılı ve şiir yazmayı çok seven çok yalnız bir insan. Görünüşünden dolayı çevredeki haydutlar ve köylüler tarafından bir canavar muamelesi görmüş, dışlanmış ve adaya hapsedilmiş.
Mağaraya girdiğinizde oyun size iki seçenek sunar: Onu bir canavar sanıp doğrudan öldürebilirsiniz. daha sonra yağmalayıp ihtiyacınız olan görev eşyalarını (baharatları) alarak görevi bitirirsiniz ancak bu onun hüzünlü hikayesine çok bencilce bir son olacaktır. Ya da ona nazik davranıp hikayesini dinleyebilirsiniz. Sizinle dost olmak isteyecek ve birlikte balık tutmaya gitmeyi teklif edecektir. Onunla adada yürürken vahşi hayvanlara ve haydutlara karşı onu korumanız gerekir.
Eğer ona iyi davranıp balık tutma aşamasını geçerseniz, Polyphemus size hayatta en çok istediği şeyin birlikte balık tutup şiir okuyabileceği gerçek bir dost olduğunu söyleyecektir. Bir önceki Siren görevinde mağaradan kurtardığınız ve flüt çalan o şair ruhlu denizci Eurylochos, tam bu sahnede adaya gelir. Anaphi adasında birbirlerinin en yakın arkadaşı olurlar. Görevin sonunda Polyphemus size teşekkür edecek ve efsanevi bir ödülün yanı sıra kendi yazdığı çok güzel bir şiiri de hediye edecektir.

Görsel: Ubisoft
Sahte Tepegöz’ünaksine, Antik Yunan dünyasının ücra köşelerinde gizlenmiş ve Isu teknolojisiyle mutasyona uğramış Brontes, ‘The Thunderer’, Steropes, ‘The Lightning Bringer’ ve Arges, ‘The Bright One’ adında 3 farklı mitolojik Tepegöz boss savaşı da bulunur. Bu canavarları yenmek, oyunun gerçek sonuna (Atlantis'in mühürlenmesi hikayesine) ulaşmak için zorunlu.
Filmdeki efsanevi eşyaları nerede bulabilirsiniz?
Oyun, filmdeki karakterlerin kişisel eşyalarını yüzyıllar sonra gün yüzüne çıkan ‘Efsanevi Ganimetler’ olarak karşımıza çıkarıyor.
Odysseus’un Yayı: Yay ve zırh seti, oyuna sonradan eklenen kozmetik/ekipman paketlerinden biri olan Odysseus Pack içeriğinde yer alıyor. Gerçek para ile alınan Helix Kredileri karşılığında oyun içi mağazadan doğrudan satın alınabilir. Ya da Phokis bölgesinde (Kirrha Limanı) bulunan Sargonn adlı tüccarın stoklarına haftalık rotasyonla rastgele gelebilir. Eğer şansınıza o hafta stoğa geldiyse ya da Sargonn'dan aldığın rastgele hediye kutularından (Olympian Gift) çıkarsa, oyunda topladığın Orichalcum cevherlerini kullanarak hiçbir ücret ödemeden bu yayı elde edebilirsiniz.

Görsel: Ubisoft
Agamemnon Zırh Seti: Filmde Benny Safdie’nin canlandırdığı Kral Agamemnon’ın o heybetli bronz zırh estetiğini taşımak isterseniz, Cult of Kosmos üyelerini avlayarak elde edebilirsiniz. Bu seti tamamlamak için Kült'ün alt kollarından biri olan "The Silver Vein" kolundaki 5 farklı kült üyesini bulup öldürmeniz gerekir. Her üye setin bir parçasını düşürecektir.
Aynı coğrafya, aynı ruh
Her ne kadar aralarında 800 yıllık bir takvim farkı olsa da, Nolan’ın ‘The Odyssey’ filmi ile Assassin’s Creed Odyssey aynı coğrafyanın ve aynı mitolojik ruhun eserleri sayılır. Film, Homeros’un efsanesini karanlık ve psikolojik bir yerden ele alırken; oyun bu efsanelerin yüzyıllar sonra nasıl birer kültürel mirasa dönüştüğünü, harabeler ve yadigar eşyalar üzerinden bize hissettiriyor. Eğer filmi izleyip o Ege rüzgarını teninizde hissettiyseniz, tarihin tozlu sayfalarını aralamak ve Nolan’ın karakterlerinin bıraktığı mirası devralmak için Assassin’s Creed Odyssey’e mutlaka bir şans vermelisiniz. İthaka’nın harabeleri arasında dolaşırken, Matt Damon’ın gölgesini yanınızda hissetmeniz işten bile değil.
30 yıldır teknoloji üzerine yazılar yazmaktadır. Türkiye'nin ilk oyun dergisinin kurucu ekibinde yer almış ve önemli teknoloji dergilerinden birinde muhabirlikten başlayan ve Genel Yayın Yönetmenliğine kadar uzanan uzun bir süreçte teknoloji içerikleri üretmiştir. Ayrıca şu anda yürüttüğü WIRED Türkiye Dijital Direktörlüğünden önce bir başka yayın grubunun Video Projeler ve Teknoloji İçerikleri Yönetmenliğini de üstlenmiştir. Oyun ve geleceğin teknolojileri üzerine özel ilgisi vardır.