Mustafa Orhun Çetin
Dijital Dönüşüm
4 Mart 2026 14:31

Kuantum Sıçraması

Kuantum henüz herkesin üretime aldığı bir teknoloji değil ama güvenlik ve verimlilik için takvim çoktan işlemeye başladı. Üstelik Pazar tahminleri de bu teknolojinin ekonomik etkisi hakkında büyük bir potansiyel sunuyor. Öyle ki, 2035’te 100 milyar dolarlık bir büyüklük öngörülüyor.

Kuantum Sıçraması

Kuantum Sıçraması

Kuantum teknolojileri henüz bebek adımlarıyla yürüyor. Tam bir kuantum bilgisayarı sayısı net olarak bilinmese de tüm dünyada kuantum teknolojileri barındıran fiziksel yapıların sayısı 200’ü geçmiyor. Bunların içinde laboratuvarlarda deneme amaçlı kurulan sistemler de bulunurken kuantum bilgisayar ihtiyacı özellikle IBM gibi şirketlerin bulut üzerinden verdikleri hizmetler ile gideriliyor. Teknolojinin önemini vurgulamak adına Birleşmiş Milletler, 2025’i kuantum yılı ilan ederek iş dünyasının da buraya odaklanmasını sağladı.


Bu teknoloji özelinde konuşulacak iki eşik bulunuyor; donanım eşiği ve kurum eşiği. Türkiye bugün ağırlıkla ikinci eşikte. Donanım tarafında ise stratejik bir alan olarak görülüp kamu yatırımlarıyla yol alınması mümkün. Hatta Türkiye’nin savunma sanayisinde yaptığı atılıma benzer bir hareketle dünyada öncü ülkelerden biri olma potansiyeli de hala bulunuyor.


Şu anki boşlukta kuantum tam bir teknoloji değil, bir zaman çizelgesi durumunda. Bazı alanlarda bugünden değer üretebiliyor. Bazı alanlarda ise uzun süre bekleme odasında kalacak. Türkiye’nin kuantum eşiğini anlamak için önce “Biz kuantumu nerede kullanacağız?” sorusunu sormak gerekiyor.


ABD, AB, Birleşik Krallık, Çin ve Hindistan gibi aktörler kuantumu bir endüstri politikası olarak görüyor. Milyarlar ölçeğinde programlar kuruyor ve ekosistemi bir ulusal kapasite projesi gibi inşa ediyor. Türkiye’nin ölçeği küçük olsa da doğru alana odaklanıldığında etki yaratmak mümkün.


Türkiye’nin Hamlesi

Türkiye, kuantum teknolojilerinde dağınık ilerleyen araştırma ve geliştirme çalışmalarını tek bir çatı altında toparlamak için TÜBİTAK bünyesinde Ulusal Kuantum Enstitüsü kurmak üzere harekete geçti. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi kapsamında kuantum stratejik bir başlık olarak konumlanırken enstitünün de bu alanda altyapı, insan kaynağı ve proje koordinasyonunu hızlandıracak bir kaldıraç olarak tasarlanıyor. Kuantum hesaplama, kuantum haberleşme ve kriptografi, kuantum algılama gibi alanlar var. Yani hem sivil hem savunma uygulamalarına uzanan geniş bir teknoloji hattı. Nitekim kuantumun en etkili alanı da savunma uygulamaları olarak göze çarpıyor. Kuantum bilgisayar tarafında hem süperiletken hem de fotonik tabanlı sistem geliştirme hedefi dile getiriliyor.


Türkiye’deki mevcut girişimler şimdiden adımlarını atıyor. Savunma Sanayii Başkanlığı ve üniversiteler kuantum güvenliği ve sensör çalışmaları, ASELSAN’ın KUANTAL yapılanması ve TOBB ETÜ’nün geliştirdiği QuanT’ın ‘ilk yerli kuantum bilgisayarı’ olarak anılması gibi örnekler, kurulması planlanan enstitünün bu mevcut parçaları bir araya getirmeyi amaçlayan bir merkez olarak kurgulandığını gösteriyor. Böylelikle kuantum yalnızca uzaktan izlenen bir gösteri olmaktan çıkarak bir test ve eğitim alanı olarak yerlileşmeyi hızlandıracak.


Şirketler Harekete Geçti

Şirketler tarafında ise durum daha da açık. Kuantum bugün üretimde kendine gerçekçi bir rol oynamıyor. Ama belirli sektörlerde, belirli problemlerde referans değer üretmeye de başladı. Küresel açıdan bakıldığında dahi kuantumun gerçek iş yüklerinde denendiği örnekler kısıtlı. Kurumlar, özellikle rekabetin sert olduğu alanlarda, kuantumu Ar-Ge projelerinde hazırlık programına dönüştürüyor.


Kısa vadede yakalanabilecek en gerçekçi değer, daha kazançlı olabileceği finans, lojistik, tedarik zinciri, üretim planlama, ağ analizi alanlardaki optimizasyon… Bunlar, klasik bilgisayarların da çözdüğü ama maliyet ve zaman açısından sürekli sınırda dolaştığı problemler. Kuantum yaklaşımı doğru problem seçildiğinde, kurumlara daha hızlı karar almayı vadediyor.



Post-Kuantum Ne Getirecek?

En büyük ekonomik etkisinin olacağı alanlardan biri de onlarla birlikte gelecek olan kuantum bilgisayarların tehdidi… Post-kuantum kriptografi (PQC) meselesi burada kritik. Bugün kullanılan bazı şifreleme yaklaşımlarının, yeterince güçlü kuantum bilgisayarlar ortaya çıktığında teorik olarak kırılabilir olması, kurumlara yeni bir yük getiriyor. Kripto envanteri çıkarma, kripto çevikliği sağlama ve standartlara uygun dönüşüm bu noktadan sonra merakla beklenen konular olacak. Üstelik yapay zeka ve kuantum birleşimi kritik eşiği daha da zorlayabilir. Bu, yalnızca bankaların ya da savunmanın değil; kamu sistemlerinin, telekomun, kritik altyapının, hatta büyük ölçekli sanayinin de ajandasına girecek zorunlu bir modernizasyon dalgasını doğuracak.


Bir diğer tehlike de YZ ile açığa çıkabilir. Terminatör filmindeki Skynet’e biraz daha yaklaşabiliriz. Ne de olsa artık robot üreten robotların olduğu fabrikaların inşasına doğru hızla ilerleyen bir otobandayız. Giderek gelişen bilişim teknolojileri, malzeme işleme ustalığı ve insan zihninin yansımalarıyla o dünyaya dönüşebilme ihtimalimiz az da olsa var. IBM’in Türkiye’deki iş ortaklarından Compro’nun Yönetim Kurulu Başkanı Abdurrahman Keklik, “YZ tehlikeli mi sorusuna?” etkileyici bir bakışla yanıt veriyor: “Bugün yapay zeka bir köpek bilincinde. Çevresindeki her şeyin onun etrafında olduğunu düşünen bir zihin. Ama kuantum ile bu bilinç düzeyi maymunlara evrilebilir. Yani çevresini algılayan ve kendinin farkında olan bir düzey. İşte o zaman korkmak gerekebilir!”


Yeni Ekonominin Yönü

Optimizasyon, simülasyon ve yeni malzeme keşfi gibi alanlarda kuantumun küresel ölçekte büyük değer yaratabileceği ön görülüyor. Danışmanlık şirketlerinin yaptığı araştırmalar 2035-2040 bandında yüz milyarlarca dolarlık bir pazar beklentisi resmi çiziyor. Küresel araştırma şirketi IDC özellikle kuantum hesaplama pazarında müşteri harcamalarının 2022’de 1,1 milyar dolardan 2027’de 7,6 milyar dolara çıkacağını belirtiyor. Deloitte ise finansal hizmetler dikeyinde 2022’de 80 milyon dolar olan kuantum harcamalarının 2032’de 19 milyar dolar seviyesine yükseleceğini ön görüyor. Genel çerçevede ise McKinsey 2035’te kuantum hesaplama, iletişim ve algılama alanlarının pazar gelirini 97 milyar dolarlık bir potansiyelle tarif ediyor. Küresel kuantum teknolojilerinde pazarın büyüklüğünde en geniş dilim hesaplama alanında ortaya çıkarken, onu iletişim ve algılama karşılayacak gibi görünüyor.


Kuantumun Etkisiyle Yaşanacaklar

  • Optimizasyon verimliliği
  • Risk yönetimi ve sermaye verimliliği
  • Ar-Ge hızlanması
  • Enerji sistemi optimizasyonu
  • Üretimde kalite ve israf azaltımı
  • Kritik altyapı ve telekomda performans etkisi
  • Yüksek katma değerli yeni iş alanları
kuantum yapay zeka

Teknoloji, enerji ve sürdürülebilirlik konularında uzman. Dijital kültür ve yüksek saatçiliğe meraklı. Teknolojiyi yalnızca ürünler ve trendler üzerinden değil, kültür, ekonomi, tasarım ve gelecek öngörüsüyle incelemeyi seviyor.

Mustafa Orhun Çetin

DAHA FAZLASI

Gelenek mi Yapay Zeka mı?

Yapay zekanın etki alanı gitgide genişliyor, gündemde ise moda tasarımında üretken yapay zeka (GenAI) dokunuşu var. Gelenekten güç alan bu disiplinin geleceği, dijital çağın dinamiklerinde saklı olabilir mi?

Tolga Ra

2050'de İnternet Nasıl Bir Şeye Dönüşecek?

5G bir başlangıç noktası. Ağların düşeceği, hissedeceği ve nihayetinde gezegenin sinir sistemine dönüşeceği gün için geri sayımın başladığı

Eyyüp Karagüllü

5G’nin İlk Günü

31 Mart 2026, saatler 15:30’u gösteriyor ve Türkiye’de 5G’nin kullanıcılara sunulduğu ilk gün olsa da 1 Nisan, resmen 5G’nin Türkiye’deki ilk günü olarak tarihe düşüyor. Türkiye’nin bağlantısında yeni bir dönemin başlarken, cihazlardaki 4.5G ibaresini yerini 5G’ye bırakıyor.

Samet Kelebek

Ajanlar Ekran Başına

Henüz birkaç yıl olmasına rağmen birçoğumuz yapay zeka ile sohbet etmeye alıştı bile. Yapay zekayla sohbet ediyoruz, ona sorular soruyor, görseller hayal ettiriyoruz. Ancak 2026’ya geldiğimizde, LLM’lerin (Büyük Dil Modelleri) pasif birer danışman olmaktan çıkıp, dijital evrenin aktif operatörlerine dönüştüğü ‘Ajanlık Çağına’ (Agentic Era) adım atıyoruz. Biz yapay zekayı hayatlarımıza ‘bir bilen’ olarak aldık fakat o ‘yapan’ olarak eğitiliyor.

E. Can Özer