Gelenek mi Yapay Zeka mı?
Yapay zekanın etki alanı gitgide genişliyor, gündemde ise moda tasarımında üretken yapay zeka (GenAI) dokunuşu var. Gelenekten güç alan bu disiplinin geleceği, dijital çağın dinamiklerinde saklı olabilir mi?
Fotoğraf: Engin Akyurt/Pixabay
Teknoloji ve moda, birbirinden bağımsız düşünülebilir mi? Joseph Marie Jacquard, takvimler 1801’i gösterdiğinde buna esaslı bir yanıt vermişti: Jacquard’ın icadı olan jakarlı dokuma tezgahları, komplike desen ve dokuların üretimini kolaylaştırmakla kalmamış, modern bilgisayarların da temelini atmıştı. Bu devrimin ardından 200 yılı aşkın süre geçti. Yine de bu iki disiplinin dansı, bugün de devam ediyor, hatta ilişkileri şimdilerde daha bile sıkı.
Türk modacı Hüseyin Çağlayan’ın İlkbahar-Yaz 2007 koleksiyonunda görücüye çıkardığı mekanik elbiseler, çoğu moda ve teknoloji severin hala aklındadır. Son 10 yıla dair tablo ise moda-teknoloji beraberliğinin, fonksiyon odağını aşarak dijitalin her yüzeyine dokunduğunu gösteriyor. 2019’da NFT teknolojilerinin ışığında kullanıcıya sunulan dijital styling oyunu DREST’i gördük. 2020’de köklü moda evi Balenciaga, bir lüks markadan beklenmeyecek şekilde kendi video oyununu tüketiciye sundu. 2024’te ise fashion-tech’in pek sevilen yüzü Coperni, NASA buluşu olan silika aerojelden ürettiği yüzde 1 cam ve yüzde 99 havadan oluşan AirSwipe çantasını tanıttı. Şimdilerde moda tasarımında AI’ın yükselen rolü, sektörün hem kreatif hem de operasyonel yönlerini şekillendirmeye baş koymuş durumda.
Moda ile yapay zekanın etkileşimi, 2020’lerin başına dayanıyor. Pandemi sürecinin bir numaralı normu dijitalleşmenin bir sonucu olarak online alışverişin büyük bir furyaya dönüştüğünü hatırlarsınız. Bu süreçte her segmentten markanın, veri ve CRM operasyonları için AI ile yakından çalıştığı biliniyor. Bu döneme dek tartışmalara sebep olmayan moda-AI flörtü, kırılma noktasını 2023’e geldiğimizde yaşadı. GenAI formatlarının hayatımıza girişinin ardından editoryal çekimler ve tasarım sürecine de dahil olan yapay zeka, artık bir kreatif direktör edasıyla da üretime hazırdı. Bir yıl sonra VOGUE College of Fashion’ın yayınladığı, moda sektöründen kıdemli yöneticilerle konuşulan rapora bakılırsa katılımcıların dörtte üçü, AI’ı moda dünyasında bir öncelik olarak tanımlamıştı. Böylelikle sektörün devleri olarak andığımız markaların AI yolculuğunun kapsamı resmen genişledi: Veri analizi, trend öngörüleri, kampanyalar, nihayetinde de tasarım.
Konu yapay zeka olduğunda tartışmaların epey ihtilaflı olduğu, su götürmez bir gerçek. Sosyal adalet ve sürdürülebilirlik kavramlarına sıkı sarılan Z kuşağı bireyleri, bu tartışmaların başını çekiyor. Onlara göre, ChatGPT ve Gemini gibi GenAI arayüzlerinin kullanımı gerek aşırı su tüketimi, gerek toplumsal bir otoriteye dönüşümleriyle büyük sorunlara kapı aralayabilir. Anti-dijital tavrıyla şaşırtan dijital kuşağın bir diğer kaygısı ise depoladığı verilerle multimedya üreten AI’ın yaratıcı disiplinler için bir tehlike unsuruna dönüşümü. Bilakis, 2025 yılında moda dergilerine giren AI temelli editoryal kampanyalar ve modeller, analog kültüre pek meraklı neslin sosyal medyada ciddi tepkiler göstermesine yol açmıştı. GenAI sistemlerinin moda tasarımına girişi, tam da bu sebeple soru işaretlerini beraberinde getiriyor: Tarihin başından bu yana zanaat, gelenek ve pür yaratıcılık ile tanımlanan tasarım, teknoloji ile ne tür bir bağ kurabilir?
Amerikan moda tasarımcısı Norma Kamali, bu teknolojiyi tasarım dünyasına erken dönemde entegre edenlerden. 2023 yılında Massachusetts Institute of Technology’nin çevrim içi ‘Dijital Dönüşümde Generative AI Uygulamaları’ kursunu tamamladıktan sonra bu yazılımları, kendisine bir kreatif partner olarak tanımlamış. Dünyanın ilk üretici AI ajansı olan Maison Meta ile yolları kesişmiş, ona özel bir AI modeli yaratılmış; Kamali geçmiş tasarımlarını, silüetlerini ve marka DNA’sını prompt’lar aracılığıyla bu yazılıma aktarmış. Bu yolculuğunu “Sihir gibi bir şeydi” diye anlatıyor. “Sanat, teknoloji ve moda; hayal edemeyeceğim yöntemlerle bir araya gelmişti.” Kamali, yaratıcılığa yönelik yükselen kaygıları ise ilk dönemden tahmin etmiş olsa gerek, “AI’ın bir kalp atışı yok” şeklinde başladığı sözlerini, “Bu yüzden insan tutkusunun yerini alamaz. Ancak yaratıcılığı, bizim de yeni anlamaya başladığımız şekillerde genişletebilir” diyerek bitirmiş.
Coach ve Kate Spade gibi sektör devi markaları bünyesinde barındıran Tapestry de tıpkı Kamali gibi erken dönem AI tutkunlarından. Üstelik şirket; sadece tasarım değil, iletişim ve satışa kadar her aşamada AI temelli sistemlere entegre olmuş durumda. Adobe Firefly Custom Models ile gerçekleştirdiği iş birliğini takiben ilk olarak ocakta Coach’un GenAI tasarımı çantası, ardından da Kate Spade’in çanta ve aksesuarları vitrinlere yerleşti. Kate Spade’in tasarımcılarından Gurashish Kaur, “Markayı, kökenimize sadık kalırken Z kuşağı ile bağlantı kuracak şekilde yeniden tasavvur ediyoruz” diyor. “Bu; neşeyi, rengi yerinde tutmak fakat tasarım metotlarımızı modernize etmek anlamına geliyor” diye ekliyor. Adobe ile iş birliklerini bir gereklilik olarak tanımlasa da günün sonunda hala zanaatkarlıktan yola çıkacaklarını belirtiyor.
McKinsey’nin 2026 yılı için hazırladığı The State of Fashion raporu, Kamali ve Tapestry’nin gidişatını onaylar halde: 2030’a kadar moda endüstrisinde, özellikle ürün tasarımı alanında GenAI kullanımının sektörün yüzde 22’sini oluşturacağını öngörüyor. Yine AI kullanımının kreatif projelerde zamandan, yüzde 40’tan yüzde 60’a kadar tasarruf sağladığını ortaya koyuyor.
Peki Türk moda atmosferi, bu dönüşüme yönelik ne tür bir yaklaşım benimsiyor? Türk modasının dünden bugüne zanaat ve el işçiliği gibi kavramlarla öne çıktığı bir gerçek. Hatta neredeyse bir kimlik meselesi bu. Bunu kanıtlayan en iyi örneklerden biri ise CULT FORM markası ile tanıdığımız Merve Abedan.
Tasarımcı, markasını ‘Zanaatkar Geleceğin Çekirdeği’ olarak belirlemiş. Bella Hadid gibi global stil ikonlarının üzerinde gördüğümüz CULT FORM’un imza stili ise buna ayna tutuyor: Aile büyüklerimizden tanıdığımız o eski yorganları, yapısökümcü bir yaklaşımla bugünün stil kodlarına uyarlıyor, kıyafetlere dönüştürüyor. Özetle gelenek ve geleceği aynı potada eritip jenerasyonlar arası bir köprü kuruyor.
Abedan’a gelenek-gelecek arası yolculukta fikirlerini sorduğumda, “Tasarımın geleceğinin tek başına AI olacağını söyleyemem, bunun tamamen gerçekleşmesi mümkün değil” diyor. “Ancak AI’ın moda için dönüştürücüden ziyade, bağlayıcı bir rol üstleneceğine inanıyorum.”
Startup dünyasını da değiştiren bu fashion-tech dönüşümü, özellikle büyüyen moda pazarlarında değer kazanan şirketlerin oluşumuna da zemin hazırlıyor. Moda başkenti olmaya baş koyan Berlin, bu pazarlardan biri. Berlin’in bu dönüşümdeki rolünü tanımlayan bir numaralı şirket ise, Yoona AI olarak karşımızda. Şirketin kurucu CEO’su Anna Fransizka Michel’in kapısını çalıyorum.
Yoona AI’ı, Enterprise Twin adını verdiği akıllı bir sistem aracılığıyla kurmuş. İnsan beyninden ilham alan bu sistemi, markalara dijital bir eş olarak konumlandırmış. Michel, “Klasik bir generator ya da statik araç yerine bu teknoloji; şirketin iç verilerini, tasarım arşivlerinden e-ticaret sinyallerine kadar tek bir zeka katmanında birleştiriyor” yorumunu yapıyor. Geleceğin, kreatif ve işlemsel mükemmeliyetin birlikteliğiyle kurulacağına inanıyor. Michel, “İnsanlar, tekrarlayan görevleri manuel olarak yerine getirmektense bu süreçleri denetleyen, doğrulayan ve yönlendiren ajanlara dönüşecekler” diyor.
Yapay zekanın tasarımdaki rolü, dijital CAD’ler ekseninde konumlanıyor: Eskiden elle çizilen eskizler, kumaşlarla şekillenen fikirler; şimdi AI ile hiper-realistik görüntüler oluşturarak bu fikirleri somutlaştırıyor. Bu süreç, markalar ve tedarikçiler arasındaki ilişkiyi de kolaylaştırıyor. Kumaş tüketimini sınırlayarak sürdürülebilir modaya katkıda bulunuyor.
Gelenek, moda tasarımının mihenk taşı. Nesilden nesile aktarılan teknikler, desenler, eskizler. Ancak gelecek, bunları yeniden kodlamaya hazır. Artık AI’ın tasarımdaki yerine dair bir kuşku duyulmuyor.
DAHA FAZLASI
Bauhaus Ekolünün Mirası Nerede Yaşıyor?
E. Can Özer
Hafızayı Görmek Mümkün mü?
E. Can Özer
NotebookLM'den Sinematik Devrim
E. Can Özer