İstanbul’un Dijital Eşiği
Dijital Sanat Festivali İstanbul 2026, yapay zeka, veri, performans ve yeni medya sanatını AKM’de buluşturuyor.
Fotoğraf: C T Aylward / gettyimages
Dijital sanat festivallerini birkaç yıl öncesine kadar yeni medya meraklılarının, ses tasarımcılarının, kodlarla haşır neşir sanatçıların ve görsel-işitsel performans izleyicilerinin buluşma alanı gibi okumak mümkündü. Bugün aynı alan, çok daha geniş bir endüstriyel dönüşümün kültürel vitrini haline gelmekte. Sinema setleri LED hacimlere taşınıyor, yapay zeka post-prodüksiyon sürecine giriyor, oyun motorları film estetiğini belirliyor, müzeler dijital ikizlerle çalışıyor, konserler gerçek zamanlı görsel sistemlerle genişliyor. 3-7 Haziran 2026 tarihleri arasında Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen Dijital Sanat Festivali İstanbul 2026, bu dönüşümün İstanbul’daki karşılığını görmek için iyi bir izleme alanı sağlıyor.
Festival bu yıl altıncı edisyonuyla ‘Retell’ başlığı altında düzenleniyor. Bu yıl Türkiye’den ve yurt dışından 70 sanatçıyı bir araya getiren programda dijital sergiler, görsel-işitsel performanslar, çocuk ve gençlik atölyeleri, robot gösterileri, paneller ve tiyatro prodüksiyonları yer alıyor. Festivalin ücretsiz olması, dijital sanat gibi çoğu zaman teknik bilgi, pahalı ekipman ve kapalı profesyonel ağlarla çevrelenen bir alan için ayrıca anlamlı.
Dünyadaki tablo, bu alanın ‘deneysel sanat’ parantezinden çıktığını gösteriyor. Linz merkezli Ars Electronica, 2025’te 122 bini aşkın ziyaret ve 83 ülkeden 1.472 katılımcıyla medya sanatı, bilim ve teknoloji arasında kurduğu hattı büyüttü. Montreal’deki MUTEK, 2025 edisyonunda festival, forum ve dijital köy programlarıyla toplam 108.573 girişe ulaştı. Barcelona’daki Sónar, 2025’te 161 bin katılımcıyla elektronik müzik, dijital kültür ve yaratıcı teknolojiler arasında kent ölçeğinde çalışan bir organizasyona dönüştü.
Bu sayıların arkasında, film ve eğlence endüstrisinin değişen üretim zemini var. Grand View Research, küresel film ve eğlence pazarının 2025’te 112,93 milyar dolar büyüklüğe ulaştığını, 2026’da 120,85 milyar dolara çıkmasının beklendiğini belirtiyor. MarketsandMarkets, sanal prodüksiyon pazarının 2025’te 2,10 milyar dolardan 2030’da 8,76 milyar dolara yükselebileceğini öngörüyor. Grand View Research’ün immersive entertainment raporu ise 2025’te 137,70 milyar dolar olarak hesaplanan pazarın 2033’e kadar 1 trilyon dolar eşiğini aşabileceğini söylüyor.
Bu veriler, dijital sanat festivallerinin neden sinema festivalleriyle birlikte düşünülmesi gerektiğini de açıklıyor. Hareketli görüntünün geleceği film salonunun içinde belirlenmiyor. LED hacimlerde kurulan sanal setler, gerçek zamanlı oyun motorları, yapay zeka destekli görsel efekt araçları, volumetrik video, artırılmış gerçeklik, çok kanallı projeksiyon sistemleri ve canlı veriyle çalışan enstalasyonlar aynı estetik ailenin farklı üyeleri gibi hareket ediyor. Dijital sanat festivalleri, bu araçların ana akım film endüstrisine yerleşmeden önce kamusal alanda denendiği alanlar haline geliyor.
Yapay zekanın film üretiminde yarattığı kırılma bu tabloyu daha da belirginleştiriyor. Reuters’ın Hindistan film endüstrisine dair haberinde aktarıldığı üzere, AI araçları bazı prodüksiyonlarda maliyetleri beşte bire, üretim sürelerini dörtte bire çekebiliyor; aynı zamanda dublaj, yeniden kurgu ve eski filmlerin dönüştürülmesi gibi alanlarda yeni etik tartışmalar açıyor. Tribeca’da gösterilecek düşük bütçeli AI üretimi uzun metraj film örneği ise bu dönüşümün festival dünyasına da ulaştığını gösteriyor. Bu nedenle IDAF’ın ‘Retell’ teması, dijital sanatın içinden olduğu kadar dünya dijital film piyasasının geçirdiği dönüşüm üzerinden de okunmalı. Yeniden anlatmak; üretim maliyetinin, oyuncu emeğinin, arşiv görüntüsünün, telif hakkının, sesin, yüzün ve belleğin yeniden pazarlığa açılması anlamına geliyor.
Yapay zeka küratörü Avind
Dijital Sanat Festivali İstanbul’u benzer etkinliklerden ayıran başlıklardan biri, yapay zekayı sergilenen işlerin konusu olmaktan çıkarıp küratöryel yapının içine dahil etmesi.
Türkiye’nin ilk yapay zeka küratörü olarak tanıtılan Avind, festivalin bu yılki küratöryel ekibinde Evgeniya Romanidi, Gonzalo Herrero Delicado, Burcu Öztürkler, Ozan Türkkan ve İsmail Erim Gülaçtı ile birlikte yer alıyor. Bu tercih, yapay zekanın sanat alanındaki rolünü ‘araç’ düzeyinden çıkarıp karar, seçki, bağlam kurma ve yorumlama katmanlarına taşıdığı için dikkat çekiyor. Festivalin direktörlüğünü ise Dr. Nabat Garakhanova yürütüyor.
Avind’in geçmişi festivalin geçmişi için de önemli. IDAF’ın resmi arşivine göre festivalin 2022 edisyonunda Avind, yapay zekanın bir dijital sanat sergisinde eseri mümkün kılan teknik araç olmanın ötesine nasıl geçebileceği sorusunu merkeze alıyordu. Aynı yıl Fişekhane’de düzenlenen ikinci edisyon, festivalin kendi tarihçesinde ‘bir yapay zeka sistemi tarafından kürate edilen’ edisyon olarak anılıyor.
2026 edisyonunda Avind’in yeniden küratöryel ekipte yer alması, ‘Retell’ temasını daha doğrudan etkiliyor. Çünkü ‘yeniden anlatma’ fikri, yapay zeka çağında insan belleği ile makine belleği arasındaki farkı sorgulamadan kurulamaz. Avind burada festivalin vitrin süsü değil, temanın içine yerleşen bir gerilim noktası olarak okunmalı. Bir yapay zeka küratörün bulunduğu festivalde ‘yeniden anlatmak’ sorusu, sanatçılardan önce küratöryel yapının kendisine yönelir: Seçkiyi kim kuruyor, bağlamı kim yazıyor, hafızayı kim düzenliyor?
Festivalin içeriği ne söylüyor?
IDAF 2026’nın programı, dijital sanatı tek bir disipline sıkıştırmayan bir yapı üzerine kuruluyor. Festival duyurularında görsel-işitsel performanslar, masterclasslar, tiyatro yapımları, paneller ve atölyeler öne çıkıyor. Çocuklar ve gençler için hazırlanan bölümler, festivalin izleyici profilini dar bir uzman çevresinin dışına taşıma arzusunu gösteriyor. Robot gösterileri ve yapay zeka merkezli içerikler ise teknolojiyi izlenecek bir nesne olmaktan çıkarıp sahne, sergi ve eğitim formatları içinde dolaşıma sokuyor.
Programın en ilginç tarafı, dijital sanatın farklı üretim dillerini aynı çatı altında toplaması. Görsel-işitsel performans, elektronik müzik festivallerinden gelen sahne deneyimiyle bağ kuruyor. Atölyeler ve masterclasslar, yaratıcı teknolojiler alanındaki bilgi aktarımını öne çıkarıyor. Paneller, yapay zeka ve sanat tartışmasını gündelik teknoloji heyecanının dışına taşıma imkanı sunuyor. Tiyatro prodüksiyonları ise dijital araçların canlı performansla nasıl birleşebileceğini gösteriyor. Böyle bakıldığında festival, sergi gezilen bir etkinlikten çok, farklı üretim biçimlerinin birbirine temas ettiği bir platforma yaklaşıyor.
Bu yapı, İstanbul’un kültür haritasındaki daha geniş bir boşluğa da temas ediyor. Kentin güçlü bir film festivali hafızası, köklü bir bienal deneyimi ve giderek büyüyen elektronik müzik/dijital performans izleyicisi var. İstanbul Bienali, 2025’teki 18. edisyonunun ilk ayağında 600 bini aşkın ziyaretçiye ulaşarak kente yayılan ücretsiz çağdaş sanat modelinin geniş karşılığını gösterdi. Sónar Istanbul, dokuz edisyonda yaklaşık 200 sanatçı ve 50 bini aşkın katılımcıyla elektronik müzik, görsel hikaye anlatımı ve dijital yaratıcılık arasında ayrı bir izleyici hattı kurdu. IDAF ise bu iki alanın arasında, dijital sanatın daha kamusal ve çok disiplinli bir çerçevede nasıl konumlanabileceğini yokluyor.
Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.