Hayata Dokunan Animasyonlar
Animasyonlar, çoğunluğa göre yalnızca ‘çocuklar’ için sanılsa da durum o kadar basit değil. İşte hayatı anlatan ve içinizdeki çocuğa tutunarak kendinizi sorgulayabileceğiniz animasyonlar
Görsel: upklyak / Magnific
Animasyon dendiğinde konu sadece çocuklara anlatılanlardan ibaret olmuyor genellikle. Her ne kadar çocuklara yönelik animasyonlar daha fazla olsa da özellikle sinemalara çıktığında sevilenler, hayata dokunuyor. Bir nevi hayatı sorgulatıyor.
Ters Yüz (Inside Out)
2015 yılında Pixar’ın yayınladığı Ters Yüz, 11 yaşındaki Riley’nin zihnindeki beş temel duyguyu anlatıyor: Neşe, Üzüntü, Korku, Öfke ve Tiksinti. Her duygu aslında bir karakter. Riley’in hayatı bu duyguların yaptığı yönlendirmelerle şekilleniyor ve animasyonu izlerken bir anda şu soru akıllara geliyor: Duyguların kontrol edilememesi, gerçekten hayatımızı böylesine değiştirebilir mi?
Filmde karakter oluşturma aşamasında 27 farklı duygu üzerinde çalışılmış ancak anlatım açısından 5 duygu karakteri işlenmeye karar verilmiş. Her karakter kendince haklı çıkmaya çalışırken ikinci filme sıra geliyor ve 2024’te vizyona giren Ters Yüz 2’de Riley’nin ergenlik çağına girişi anlatılıyor. Artık duygular arasında Kaygı, Gıpta, Bıkkınlık ve Utanç katılıyor.
Başlangıçta ilk 5 duygu, her ne kadar kabullenmek istemese de 13 yaşındaki Riley’nin ergenliğe geçişini kabullenmeye ve yeni duygularla ortak çalışmaya karar veriyor. İkinci filmde ise bir anlamda ergenliğe geçişle birlikte yetişkinlik çağında alınan sorumluluklar, hayatın başlama evresi ve geleceğe odak düşünülüyor. Özellikle Kaygı ve Utanç’a bakıldığında biri baskın biri çekingen iki duygu dikkat çekiyor. Genel anlamda hepimizin yaşadığı duyguları anlatan Ters Yüz serisi duyguların nasıl bir denge kurduğunu gösteriyor.
Yukarı Bak (Up)
Yine bir Pixar animasyonu, Yukarı Bak. Belki çoğunuz izlemiştir. İlk bakışta ne kadar renkli ve bir yaşlı ile bir izci çocuğun yan yana olduğu bir animasyon gibi görünse de derinlerde daha fazla mesaj taşıyor. Hayatının aşkını kaybeden ve yalnız yaşamaya başlayan yaşlı ve huysuz bir adam, 87 yaşındaki Carl Fredricksen.
Eşi hayattayken en büyük hayalleri birlikte Güney Amerika’daki Cennet Şelaleleri’ne gitmek. Ancak bu mümkün olmuyor hep bir engelle karşılaşıyorlar. Yıllarca Carl’ın evini satın almak isteyenler olur ancak evini satmamakta kararlı olan Carl’ın bir tartışma sonucunda huzurevinde kalması isteniyor. Carl ise farklı bir yöntem izler ve evine binlerce renkli balon bağlayarak Cennet Şelaleleri’ne yol alıyor.
Yanında bir izci çocukla yaşlı bir adamın maceralarını anlatan Yukarı Bak; hayatı sevgi, kayıplarla başa çıkma, yas süreci ve yeni başlangıçlar üzerinden anlatıyor.
Arabalar (Cars)
İzlerken belki fark etmemiş olabilirsiniz ancak Arabalar, çılgın bir yarış arabasının Radyatör Kasabası’ndan başlayıp, kendi farkındalığını kazanmasını anlatıyor.
Pixar’ın Cars serisi, hayatı aslında ‘hız, dostluk ve anı yaşamak’ üçgeninde ele alıyor fakat ana karakterimiz Şimşek McQueen, başarı basamaklarını birer birer tırmanırken, farkındalıklarla kendini geliştiriyor, bazen tökezlese de.
Kariyerinin ilk dönemlerinde sadece büyük şehirlerde ve gösteriş içinde yaşamaya alışkın McQueen, kaza eseri girdiği Radyatör Kasabası’nda dostluğun ve aile bağının gerçek anlamını öğrenip buraya yerleşiyor.
Seride insanın tek başına bir hiç olduğunu ancak sağlam bir dost ve aile ile gerçek bir güç kazanabileceği gösteriliyor. Aile ve dostluğun yanı sıra saygının da işlendiği seride geçmişteki tecrübeleriyle Doc Hudson gibi ‘eski toprak’ karakterler de McQueen’in hırslarını törpülemesinde yardımcı oluyorlar. Kibir ve ego sahibi McQueen’in kaza yapan rakibine yarışı bırakırken söylediği şu söz belki de akıllarınızdan çıkmayıp hayatın gerçek anlamını hissettirebilir: “Kupa dediğin, boş bir kasedir.”
Sevimli Canavarlar
2001’de çıkan Sevimli Canavarlar, 2013’te devam filmi olarak Sevimli Canavarlar Üniversitesi yayınlandı. İlk bakışta çocukların gece odalarında korktuğu canavarlar fikrine dayanan eğlenceli bir animasyon gibi görünse de alt fikir biraz farklı.
Modern yaşamı, sistem eleştirilerini ve büyüme sancılarını ele alan animasyon serisi, hayatın dönüm noktalarını anlatıyor. Aslında canavarların amacı çocukların odasına açılan gizli kapılardan geçerek onları korkutmak ve çığlıkları depolayarak enerji ihtiyacı karşılamak ancak bir gün ‘Boo’ adında küçük bir kız çocuğunun yanlışlıkla canavarlar dünyasına sızmasıyla, kahkahanın çığlıktan daha çok enerji kazandırdığı ortaya çıkıyor.
Böylelikle artık amaç çocukları korkutmak değil, onları güldürmek. Korkunun ve baskının yerini sevgi, empati ve neşeye bırakmasının verimi artırdığını kanıtlayan animasyon, hayatımızdaki duyguları sorgulatıyor. Çocukların ‘zehirli’ olduğu ön yargısı, Boo ile tanışınca canavarlar için kırılıyor ve hayatın bize dayatılan korkularla yüzleşip onları kırdığımızda gerçek anlamını gösterdiği belirtiliyor.
İkinci film Sevimli Canavarlar Üniversitesi’nde ise hayatın en sert gerçeklerinden biri anlatılıyor: Bazen doğuştan gelen eksiklikler, hayaller için birer engeldir. Mike Wazowski, hayatı boyunca en büyük korkutucu olmak ister ama genetiği gereği ‘korkunç’ değildir, sevimlidir. Film bize, çocuksu bir iyimserlikle ‘İstersen her şeyi yaparsın’ demiyor. Aksine; sınırlarını kabul etmeyi, başarısızlıkla sarsılsan da hayata küsmemeyi ve yeteneklerine uygun başka bir liderlik yolu bulabileceğini öğretiyor.
Kendi kurduğu sitelerde finans ve teknoloji içerikleriyle başladığı sektöre WIRED Türkiye editörü olarak devam ediyor. Her şeyi deneyen, vazgeçmeyen girişimci ruh. 4 yıl deneyimli editör. Teknoloji ve bir o kadar da finans meraklısı.
Samet Kelebek
DAHA FAZLASI
Zaman Geçirmek İsteyenlere: İzlenebilecek Filmler
Samet Kelebek
Cambaza Bak
E. Can Özer
The Day After Tomorrow’dan Waterworld’e: Bilim kurgu filmleri iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratabilir
Marta Musso
Annelik, Beden ve Canavar: Karadeniz’de Bir Yaratık Anlatısı
E. Can Özer