Futbolun Yeniden İcadı: 2018 Dünya Kupası
2018'de VAR ve çipli top hayatımıza girdi, futbol bir daha asla eskisi gibi olmadı.
İllüstrasyon: MAURO PIMENTEL/gettyimages (Yapay zeka ile düzenlenmiştir)
2018 Dünya Kupası başlamadan önce futbol dünyasında kupayı kimin kazanacağından daha fazla konuşulan tek bir konu varsa o da VAR yani Video Yardımcı Hakem sistemiydi. Rusya'da oynanacak turnuva yalnızca dünyanın en büyük futbol organizasyonu değildi. Aynı zamanda spor tarihinin en büyük teknoloji deneylerinden biriydi. İlk kez bir FIFA Dünya Kupası'nda, hakemlerin yanında ekran başında çalışan ikinci bir ekip bulunacaktı. Maçların kaderini artık yalnızca düdük çalan hakem değil, kilometrelerce uzaktaki bir kontrol odası da belirleyebilecekti. FIFA, VAR'ın yalnızca ‘açık ve bariz hataları’ düzeltmek için kullanılacağını, oyuna minimum müdahale edileceğini söylüyordu. Ancak taraftarların ve futbol insanlarının önemli bir kısmı aynı fikirde değildi. Belki de ilk kez, milyarlarca insan bir Dünya Kupası'nı yalnızca spor müsabakası olarak değil, teknoloji deneyinin canlı laboratuvarı olarak izliyordu.
Futbolun ChatGPT anı
Beklenen an ise çok uzun sürmedi. 16 Haziran 2018, Kazan Arena’da Fransa ile Avustralya karşı karşıyaydı. Normalde birçoğumuz için favorisi bariz bir ‘formalite’ karşılaşmasıydı. Ancak 58’inci dakikada 58. dakikasında Paul Pogba'nın savunma arkasına gönderdiği pasla Antoine Griezmann ceza sahasına hareketlendi. Josh Risdon'un müdahalesiyle yerde kaldığında Uruguaylı hakem Andrés Cunha oyunu devam ettirdi. Derken kulağındaki kulaklıktan bir ses geldi. Hakem oyunu durdurdu, saha kenarındaki monitöre yürüdü, tekrarı izledi, karar değişti ve penaltı. Griezmann topu ağlara gönderdi.
Ancak o gol yalnızca Fransa'yı öne geçirmedi. Aynı zamanda Dünya Kupası tarihinde VAR incelemesi sonucunda verilen ilk penaltı olarak tarihe geçti. İlginçtir ki aynı maçta bu kez Avustralya lehine verilen penaltının ardından, karşılaşma aynı zamanda kısa aralıklarla iki takımın da penaltı golü attığı ender Dünya Kupası maçlarından biri oldu. Maçın son sözü ise yine teknoloji söyledi. Paul Pogba'nın şutu üst direğe çarpıp çizgiyi milimetrelerle geçti ve bu kez Gol Çizgisi Teknolojisi golü doğruladı. Tek bir karşılaşmada hem VAR hem de gol çizgisi sistemi belirleyici olmuştu. Aslında o gün yaşananlar, futbolun artık yalnızca insanların yönettiği bir oyun olmayacağının ilk büyük işaretiydi.
Rakamlar FIFA’nın lehineydi
Turnuva boyunca VAR neredeyse her maçta görünmez bir yardımcı gibi çalıştı. Bütün karşılaşmalar Moskova'daki merkezi VAR operasyon odasından yönetiliyordu. Burada görev yapan hakemler onlarca farklı kamera açısından görüntüleri anlık olarak inceliyor, sahadaki hakemle sürekli telsiz bağlantısı kuruyor ve gerektiğinde inceleme önerisinde bulunuyordu. Tribünlerdeki taraftarlar ise ilk kez dev ekranlarda ‘VAR CHECK’ yazısını görmeye başlamıştı. Futbolun karar mekanizması ilk kez bu kadar şeffaf hale gelmişti.
Rakamlar ise FIFA'nın elini güçlendiriyordu. Grup aşamasında VAR tarafından 335 pozisyon incelendi. Maç başına ortalama yedi kontrol yapıldı ancak bunların yalnızca küçük bir bölümü hakemin saha kenarındaki monitöre gitmesini gerektirdi. İlk tur sonunda hakem kararlarının doğruluk oranının yaklaşık yüzde 95'ten yüzde 99,3'e yükseldiği açıklandı. FIFA, daha ilk haftanın sonunda uygulamayı ‘başarılı’ ilan etmişti. Belki de en dikkat çekici sonuç penaltılardaydı. Rusya 2018'de Dünya Kupası tarihinin o güne kadarki en yüksek penaltı sayısına ulaşıldı. Bunun önemli nedenlerinden birinin VAR sayesinde ceza sahası içindeki ihlallerin artık çok daha kolay tespit edilmesi olduğu değerlendirildi. Özellikle forma çekmeler, elle oynamalar ve hakemin görüş açısı dışında kalan temaslar ilk kez sistematik biçimde cezalandırılmaya başlanmıştı.
‘Gole sevinemiyoruz’
Yine de herkes aynı derecede memnun değildi. Mesela babam gibi futbola gelenekselci yaklaşan futbolseverler “Gole sevinemiyoruz” serzenişinde bulunuyorlardı. Yani teknoloji hakem hatalarını azaltırken, futbolun doğasını değiştirmeye başladığına dair ilk işaretler de ortaya çıkıyordu. Gol atıldıktan sonra oyuncular artık doğrudan santraya koşmuyordu. Tribünler sevinmeden önce dev ekranlara bakıyordu. Hakemler düdük çalmadan önce kulaklıklarını dinliyordu. Ve futbol tarihinde ilk kez milyonlarca insan şu soruyu sormaya başlamıştı: Daha doğru kararlar mı önemliydi, yoksa futbolun akışı mı?
İşlevsel olan iyi midir?
Bugün dönüp baktığımızda, Rusya'daki tartışmaların büyük bölümünün aslında yanlış sorular etrafında döndüğünü görüyoruz. O günlerde herkes VAR'ın işe yarayıp yaramayacağını tartışıyordu. Oysa asıl soru, teknolojinin futbolun kendisini nasıl değiştireceğiydi. Çünkü VAR hiçbir zaman yalnızca birkaç kameradan ibaret olmadı. O, futbolun ilk kez algoritmalarla birlikte yönetilmeye başlamasının başlangıç noktasıydı.
İlk yıllarda tartışmalar daha çok hakem kararları üzerineydi. Penaltı doğru muydu? Ofsayt var mıydı? Hakem monitöre gitmeli miydi? Ancak zaman geçtikçe teknoloji yalnızca kararları düzeltmekle kalmadı; futbolcuların davranışlarını, taraftarların gol sevincini, teknik direktörlerin oyun planlarını ve hatta oyunun temposunu bile değiştirmeye başladı.
Belki de bunun en görünür örneği gol kutlamalarıydı. Bir zamanlar top ağlara gittiği anda stat ayağa kalkar, futbolcular refleks olarak tribünlere koşardı. Bugün ise özellikle kritik maçlarda ilk refleks çoğu zaman aynı: Hakeme bakmak. Oyuncular sevinmeden önce yardımcının bayrağını, ardından hakemin kulağındaki kulaklığı bekliyor. Taraftarlar ise dev ekranda ‘VAR Check’ yazısını gördüklerinde birkaç saniyeliğine coşkularını askıya alıyor. Futbol tarihinin en spontane anı olan gol sevinci, ilk kez teknolojinin onayına ihtiyaç duymaya başladı.
‘Güvenlik kameralarından hırsızlar kaçar’
İşte VAR'a yöneltilen en büyük eleştiri de tam burada ortaya çıkıyor: Adalet mi, duygu mu? VAR'ın en güçlü savunucularından biri olan José Mourinho, sistemi savunurken oldukça net bir benzetme yapmıştı: "Güvenlik kameralarına yalnızca hırsızlar karşı çıkar." Mourinho'nun bakış açısına göre teknoloji, hakemin görmediğini görüyor ve oyunu daha adil hale getiriyordu. Eğer amaç doğru kararı vermekse, kameraların buna yardımcı olması doğal bir gelişmeydi.
Ancak futbol dünyasının tamamı aynı fikirde değildi. Eski İngiliz milli futbolcu Peter Crouch ise yıllar sonra yaptığı değerlendirmede çok farklı bir noktaya dikkat çekiyordu. Sorun kararların doğruluğu değildi; futbolun hissettirdiği duyguydu. "Gol attığınızda artık kutlama yapmadan önce hakeme bakıyorsunuz." Belki de VAR'ın en büyük paradoksu burada yatıyor. Sistem gerçekten de hataları azaltıyor. Penaltılar daha doğru veriliyor, ofsaytlar milimetre hassasiyetinde ölçülüyor, yanlış kırmızı kartların önüne geçiliyor. Ama aynı zamanda futbolun en insani yönlerinden biri olan belirsizliği de azaltıyor. Oysa futbolu onlarca yıldır dünyanın en popüler oyunu yapan şeylerden biri de buydu; hakemin hata yapabilmesi, bir pozisyonun günlerce tartışılması. Mahallede, okulda, televizyonda tartışmalı pozisyon sohbetlerinin hiç bitmemesi.
Futbol davranışları değişti
VAR, bu tartışmaların önemli bölümünü sona erdirdi. Fakat yerine yeni bir tartışma getirdi: Milimetrelik doğruluk gerçekten daha iyi futbol anlamına mı geliyor? Futbol yalnızca daha doğru olmadı, daha temkinli de oldu VAR'ın oyuna etkisi yalnızca taraftar psikolojisiyle sınırlı kalmadı.
Savunma oyuncuları artık ceza sahasında forma çekmeye eskisi kadar cesaret edemiyor. Kornerlerde yaşanan itiş kakışların önemli bölümü azaldı. Hakemin görmeyeceği düşüncesiyle yapılan birçok müdahale artık kameraların görüş alanında gerçekleşiyor. Başka bir ifadeyle teknoloji yalnızca hakemleri değiştirmedi; futbolcuların davranışlarını da yeniden programladı.
Hakemler açısından da benzer bir dönüşüm yaşandı. Eskiden kararın bütün sorumluluğu tek kişiye aitti. Bugün ise sahadaki hakem, VAR odası, görüntü operatörleri ve teknik ekipten oluşan çok katmanlı bir karar mekanizmasının parçası. Karar hala hakeme ait olsa da o karar artık onlarca kameranın ve ekran başındaki başka hakemlerin süzgecinden geçiyor.
Bu yüzden birçok futbol araştırmacısı VAR'ı yalnızca yeni bir teknoloji olarak değil, futbolun yönetim modelinin değişmesi olarak tanımlıyor. Ve aslında bu değişim, çok daha büyük bir teknolojik dönüşümün sadece ilk adımıydı. Çünkü futbol artık yalnızca kameralarla izlenmiyor. Oyuncuların vücutları, topun içindeki sensörler ve yapay zeka algoritmaları da oyunun aktif bir parçasına dönüşüyor.
Sadece izlenmiyor, hesaplanıyor
Futbol artık yalnızca izlenmiyor, hesaplanıyor. Aslında VAR, sahada çalışan teknolojilerin yalnızca görünen yüzü. 2018 Dünya Kupası'nda hakemin kararını destekleyen sistem birkaç kameradan ve görüntü tekrarlarından oluşuyordu. Bugün ise modern futbol, yüzlerce sensörün, onlarca kameranın ve gerçek zamanlı çalışan yapay zeka algoritmalarının ortak ürünü haline gelmiş durumda. Başka bir ifadeyle, hakem artık yalnız değil.
Sahanın etrafına yerleştirilen yüksek hızlı kameralar, oyuncuların her hareketini saniyede onlarca kez analiz ediyor. Yapay zeka modelleri futbolcuların omuzunu, dizini, ayağını, kalçasını ve dirseğini ayrı ayrı takip ederek üç boyutlu bir iskelet modeli oluşturuyor. Bu model sayesinde bir oyuncunun ofsaytta olup olmadığı milimetre seviyesinde hesaplanabiliyor.
Eskiden yardımcı hakemin saniyenin onda biri içinde vermesi gereken kararlar bugün bilgisayar görüşü (computer vision), makine öğrenmesi ve uzamsal modelleme algoritmaları tarafından hesaplanıyor. Hakemin önüne gelen karar artık bir tahmin değil; milyonlarca veri noktasının sonucu. FIFA'nın son yıllarda kullanmaya başladığı yarı otomatik ofsayt sistemi de tam olarak bu mantıkla çalışıyor.
Stadyuma yerleştirilen özel kameralar, her oyuncunun vücudundaki onlarca referans noktasını sürekli takip ediyor. Aynı anda topun içindeki sensör de topa temas anını milisaniye hassasiyetinde kaydediyor. Yapay zeka, bu iki veri kümesini birleştirerek ofsayt çizgisini otomatik oluşturuyor ve birkaç saniye içinde VAR odasına gönderiyor. Eskiden dakikalar süren çizgi çizme işlemleri artık büyük ölçüde algoritmalar tarafından gerçekleştiriliyor. Bu nedenle birçok teknoloji uzmanı bugün VAR'ı artık bir video sistemi olarak değil, yapay zeka destekli karar destek sistemi olarak tanımlıyor.
Top artık aktif
Aslında bu dönüşümün ilk işaretleri daha 2018 Dünya Kupası'nda görülmeye başlamıştı. O turnuvada Adidas'ın Telstar 18 topu, içine yerleştirilen NFC çipi sayesinde akıllı telefonlarla iletişim kurabiliyor, taraftarlara artırılmış gerçeklik içerikleri sunabiliyordu. Bu sensör hakem kararlarında kullanılmıyordu ama ilk kez Dünya Kupası topunun yalnızca futbol oynamak için üretilmediğini gösteriyordu.
Asıl sıçrama ise dört yıl sonra Katar'da geldi. Adidas'ın geliştirdiği Al Rihla, dışarıdan bakıldığında sıradan bir futbol topuydu. İçindeyse 500 kez/saniye veri üretebilen bir atalet ölçüm sensörü (IMU) bulunuyordu. Bu sensör topa ayağın tam olarak hangi anda temas ettiğini milisaniye hassasiyetinde belirleyebiliyordu.
Bu veri tek başına anlamlı değildi ama oyuncuların konumunu hesaplayan yapay zeka sistemiyle birleştiğinde futbol tarihinde ilk kez ofsayt kararlarının insan gözünün çok ötesinde bir doğrulukla verilmesini sağladı. Yani bugün bir ofsayt kararı yalnızca kameralara bakılarak verilmiyor. Top konuşuyor, kameralar oyuncuları takip ediyor, AI ikisini aynı zaman ekseninde buluşturuyor. Hakem ise bütün bu dijital kanıtların ardından son sözü söylüyor.
Futbolun yeni dili: Veri
Belki de daha ilginç olan şu. Bu teknolojiler başlangıçta hakem hatalarını azaltmak için geliştirildi. Ancak bugün aynı altyapı artık kulüpler tarafından oyuncu performansını analiz etmekten sakatlık riskini hesaplamaya, pas seçeneklerini modellemekten antrenman yükünü optimize etmeye kadar onlarca farklı amaçla kullanılıyor.
Bir futbolcu artık yalnızca attığı golle değerlendirilmiyor: Kaç metre koştuğu, hangi hızda ivmelendiği, topa kaç milisaniye geç reaksiyon verdiği, pas vermeden önce kafasını kaç kez kaldırdığı, rakibine hangi açıyla yaklaştığı, bütün bunlar veri haline geliyor. Futbol giderek daha fazla ölçülebilen bir probleme dönüşüyor. Bu yüzden bazı araştırmacılar geleceğin futbolunu yalnızca insanların oynadığı bir spor olarak tanımlamıyor. Onlara göre artık sahada iki takım var: Bir tarafta futbolcular, diğer tarafta görünmeyen algoritmalar.
Futbolun ikinci beyni
VAR'ın sekiz yıl önce başlattığı dönüşüme bugün geriye dönüp baktığımızda aslında çok daha büyük bir hikayenin ilk bölümü olduğunu görüyoruz. Başlangıçta amaç hakemin göremediğini göstermekti. Sonra teknoloji hakeme neye bakması gerektiğini söylemeye başladı. Bugün ise oyuncuların konumunu hesaplıyor, topun temas anını ölçüyor, ofsaytı otomatik tespit ediyor ve saniyeler içinde karar öneriyor.
Şimdi ise futbol biraz da kodlarla oynanıyor.
Peki ya yarın? Belki de yapay zeka, hakemin pozisyon almasını optimize edecek. Belki oyuncuların sakatlanma riskini maç sırasında anlık hesaplayacak. Belki de bir gün hakemin kulağına yalnızca ‘incel’ değil, ‘karar bu olmalı’ diyen sistemler gelecek. VAR ve çipli topun başlattığı evrimde, başka söze gerek kalmayacak.
AN ANALOG GUY IN A DIGITAL WORLD, expressing himself through writing for as long as he can remember.