Fransa'da Atılan Gol Brezilya'dan Duyuldu
Büyük savaşın arifesinde bir turnuva, üst üste kazanılan ikinci kupa zaferi, ilhak edilmiş ülkenin karma takımı ve kıtaları aşan yayıncılık faaliyetleri. İşte Fransa 38.
İllüstrasyon: miava/gettyimages (Yapay zeka ile düzenlenmiştir)
Fransa 1938, daha ilk düdük çalmadan dönemin politik gerilimini taşıyordu. Avusturya, Nazi Almanyası’nın ilhakı (Anschluss) sonrası turnuvadan ‘çekildi’. Etkileri günümüzde hala tartışılan Total Futbol anlayışının atası kabul edilen ve oyuncuların sık sık mevki değiştirmesine dayanan Danube Whirl (Tuna Girdabı) taktiğiyle özdeşleşmiş, dönemin Wunderteam (Harika Takım) lakaplı Avusturya Milli Takımının bazı oyuncuları ise Almanya kadrosuna geçmişti.
İspanya İç Savaş nedeniyle yoktu. İngiltere ise 1950’deki kupaya kadar sürdüreceği FIFA’ya yönelik mesafeli tavrını koruyup turnuvaya katılmadı. Arjantin ve Uruguay da turnuvanın üst üste ikinci kez bir Avrupa ülkesinde düzenlenmesini protesto ederek Fransa’ya gitmedi. Güney Amerika’dan yalnızca Brezilya vardı; Küba bugünkü CONCACAF bölgesini, Hollanda Doğu Hint Adaları yani bugünkü Endonezya ise Asya’yı temsil etti.
Turnuva İspanya İç Savaşı, Avusturya’nın ilhakı, Mussolini İtalya’sı ve Güney Amerika boykotunun gölgesinde kaynayan bir kazanı andırıyordu.
Kupa öncesinde Avrupa’yı bütünüyle sarmış olan bu yüksek gerilim elbette turnuva boyunca da devam etti. Nitekim Mussolini yönetimi, büyük stadyumları ve sporu tıpkı 1934’te İtalya’da düzenledikleri turnuva gibi politik vitrin ve meşruiyet alanı olarak kullanıyordu. Söz gelimi İtalyan oyuncular, Fransa’ya karşı çeyrek final maçında takımların formalarının renklerinin karışma ihtimalini bahane ederek maça Mussolini'nin Ulusal Faşist Partisi'ne bağlı olarak kurulan ve İtalya'da faşist rejimin iktidara gelmesinde rol oynayan yarı askeri silahlı birlikleri (Kara Gömlekliler) hatırlatırcasına siyah formayla sahaya çıktı ve başlama vuruşu öncesi faşist selamı verdi. Fransız tribünlerinin tepkisine rağmen İtalya maçı 3-1 kazandı ve ardından Brezilya’yı geçip finale çıktı. Finalde Macaristan’ı 4-2 mağlup ettiler. Dünya Kupası'nı iki kez kazanan tek teknik adam olan Vittorio Pozzo’nun rekoru hala kırılamadı. Bu final, II. Dünya Savaşı patlak vermeden önce oynanan son Dünya Kupası finali oldu. Bir sonraki turnuva ancak 12 yıl sonra,1950'de düzenlenebildi.
Bu siyasal uğultunun ortasında, Fransa’daki statlardan yükselen ses, dönemin en etkili iletişim teknolojisiyle Atlantik’in öte yakasına ulaştı: kısa dalga radyo. 1938 Dünya Kupası’nı ilginç kılan taraflardan biri de buydu. Turnuva, yalnız tribünlerdekilere mahsus ya da ertesi gün gazetelerden öğrenilen bir spor olayı olmaktan çıkıp aynı anda başka kıtalarda dinlenen bir yayıncılık faaliyetine dönüşüyordu.
FM değil, kısa dalga
1930’ların ortasında radyo teknolojisi hızla değişiyordu. Edwin Armstrong’un FM üzerine çalışmaları yüksek ses kalitesi açısından yeni bir dönemin kapısını aralamıştı. Patentler alınmış, 1934-35 arasında New York’taki Empire State binası üzerinden denemeler yapılmıştı. Fakat Fransa’daki maçları Brezilya’ya, Avrupa’nın farklı kentlerine ve stadyum dışındaki kalabalıklara taşıyan teknoloji henüz FM değildi. FM daha temiz, daha parazitsiz ses vaadiyle gelişmeye devam ediyordu fakat 1938 Dünya Kupası’nın kıtalararası yayınla daha da büyük kalabalıklara ulaşmasını sağlayan ise kısa dalgaydı.
1920’lerin ortalarından beri denemeleri yapılan kısa dalga radyo yayınları 1930’lara gelindiğinde küresel bir iletişim standardına dönüşmüştü bile. Burada radyo sinyali, düz bir hat üzerinde tükenmek yerine iyonosferden sekerek çok daha uzak noktalara ulaşabiliyordu. Bu da Fransa’daki bir maçın sesini, doğru verici ve bağlantılarla Güney Amerika’daki dinleyiciye kadar götürüyordu. 1934 Dünya Kupası radyodan canlı anlatım için ilk büyük eşikti; maçlar Avrupa merkezli bir ağla dolaşıma girmişti.
1938’de ise yayın daha geniş bir coğrafyaya yayıldı. Richard Haynes ve Raymond Boyle’un Dünya Kupası yayıncılığı üzerine çalışmasına göre Fransa’daki finaller Avrupa ana karasında ve Brezilya’da kısa dalga üzerinden kapsamlı biçimde takip edildi.
Görüntü hala yoktu. Avrupa çağında sinema salonlarında maç görüntüleri gösterildiği bilinse de, televizyon henüz Dünya Kupası’nı evlere sokmamıştı. Maçın canlılığı mikrofon, telefon hattı, verici, kısa dalga sinyali ve yerel hoparlörlerden oluşan kırılgan bir zincirle taşınıyordu. Spiker sahayı tarif ediyor, dinleyici topun yerini zihninde kuruyor, kalabalığın uğultusu oyunun parçası gibi anlatıya karışıyordu.
Brezilya elbette bu heyecanın en canlı yaşandığı yerlerden biriydi. Takım 1938’de üçüncü oldu. Takımın yıldızı, röveşatayı meşhur eden adam olarak da bilinen, ‘Kara Elmas’ Leonidas da Silva turnuvanın gol kralıydı. Brezilya-Polonya maçı 6-5 bitti, Brezilya-Çekoslovakya eşleşmesi iki maça uzadı, yarı finalde şampiyon İtalya’ya 2-1 kaybedildi. Sahadaki bu iniş çıkışlar Brezilya’da ilk kez canlı, ulusal ve kitlesel bir Dünya Kupası deneyimine dönüştü.
Bu deneyimin sesi Leonardo Gagliano Neto’ydu. Brezilyalı radyocu Fransa’dan yaptığı anlatımlarla ülkesinde Dünya Kupası’nı canlı dinleme kültürünün öncülerinden biri oldu. Gisela Swetlana Ortriwano’nun çalışmasında São Paulo’daki Praça Patriarca’da binden fazla kişinin maç yayını için toplandığı, hoparlörlerin Gagliano Neto’nun sesini meydana taşıdığı aktarılır. Praça Antonio Prado, Líbero Badaró, Praça da Sé ve Largo da Misericórdia gibi başka noktalarda da insanlar yayını takip etmek için bir araya geldi. Evinde radyo olmayanlar oyundan kopmadı; maç, sokaklara kurulan hoparlörlerden dinlenen kamusal bir olaya dönüştü.
Brezilya sokaklarına yayılan o cızırtılı anlatım, bugünün dev futbol yayın ekonomisinin önizlemesiydi. 1934’te radyo Dünya Kupası’nı stadyumun dışına çıkarmıştı, 1938’de kısa dalga bu sesi okyanusun ötesine taşıdı. Sonraki yıllarda televizyon, uydu yayınları, çok açılı kameralar, VAR odaları ve mobil bildirimler gelecekti. Bundan 88 yıl önce ‘mucizevi’ bir şekilde, Fransa’da oynanan bir milli maçın sesi Brezilya meydanlarında yankılanıyor, radyonun etrafında toplanan kalabalıklar stadyum dışı yeni bir seyirci biçimi oluşturuyordu.
Elbette radyo o yıllarda sadece maç taşımıyordu. Avrupa’da savaşın ayak sesleri yükselirken haber de, propaganda da, devletlerin kendi kitlelerine ve sınır ötesine seslenme biçimi de aynı cihazdan geçiyordu. Almanya ve İtalya gibi rejimler radyonun etkisini çoktan kavramış ve fay hatlarını titretmeye başlamışlardı. 1938 Dünya Kupası bu yüzden iki farklı yayın akışını aynı frekansta buluşturdu: bir yanda gol bekleyen kalabalıklar, diğer yanda Avrupa’nın savaş tamtamları.
Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.