Richard Kelly, Donnie Darko’nun 25. Yılında: “Herhangi Bir Filmin Çekilebilmesi Bile Mucize”
İlk romanı, sanatsal çizgisinden taviz vermemek ve Donnie Darko’nun ölüm ilanına kazınacağını düşündüğü o absürt repliği üzerine yönetmenle bir söyleşi.
Fotoğraf: NurPhoto / gettyimages
Donnie Darko’nun sıkı bir hayranı için yönetmen ve senarist Richard Kelly’yle tanışmak başlı başına heyecan verici. Ama onunla ilk kez karanlık bir sinema salonunda bir siluet olarak karşılaşmak, neredeyse filmlerinden birinin karakteri gibi hissettiriyor: mekan ve fiziğin belirsizliği içinde yönünü kaybetmiş, değişmiş algısını sorgulayan biri gibi.
Ağustos ortasında sıcak bir cuma günü, 51 yaşındaki Kelly ile, ilk uzun metrajlı filmi Donnie Darko’da önemli bir yeri olan Santa Monica’nın sevilen repertuvar sineması Aero Theatre’da oturuyorum. Film, olay örgüsünün merkezinde bir uçak kazası bulunması nedeniyle, birkaç hafta önce gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından neredeyse hiç pazarlama yapılmadan Ekim 2001’de vizyona girmişti. Gişede tutunamadı. Fakat takip eden aylarda ve yıllarda ev videosu pazarında başarı kazandı; kendine özgü doğaüstü gizemi sayesinde ateşli bir kült hayran kitlesi edindi.
Fathom Entertainment, filmin 25. yıl dönümü için yeni 4K sunumuyla sınırlı süreli bir yeniden gösterim düzenleyecek. Gösterimlerde Kelly’nin özel sunumu da yer alacak; Aero’ya girdiğimde bu sunumun kaydını henüz bitirmiş. Gösterimler, zihinsel sorunları olan banliyö genci Donnie Darko’nun (Jake Gyllenhaal) dünyayı sona götürebilecek ya da götürmeyebilecek sürreal bir yolculuğa çıktığı 2 Ekim’de başlayacak. Kelly ile konuşmak için arka sıralardan birine yerleşirken filmin bazı bölümleri sessizce ekranda akıyor.
Kelly, filmde Patrick Swayze’in canlandırdığı kişisel gelişim gurusunun pazarladığı bayat pop psikolojiye gönderme yaparak, “Bu filmle ilgili anılarım korkudan sevgiye uzanan bütün yelpazeyi kapsıyor” diye şaka yapıyor. Kelly’ye göre bu buluşmanın konusu “sevgi”; çalışmalarını desteklemeyi sürdüren herkese ne kadar minnettar olduğunu anlatıyor.
Bu gruptaki insanları sevindirecek bir haber var: Kelly, 15 Aralık’ta 800 sayfalık dev ilk romanı The Philosophy of Time Travelı yayımlayacak. Kitap şimdiden ön siparişe açık. Film nerede bittiyse oradan devam eden eser, aynı zamanda filmin devamına zemin hazırlamayı amaçlıyor. Kelly, “25 yıl önce başlayan yolculuğu kendi yaratıcı anlayışıma sadık kalarak sürdürmeye odaklanmak benim için çok ilham vericiydi” diyor. “Bu film tüm kariyerimi belirledi ama aynı zamanda, yapmaya devam etmek istediğim filmler açısından benim için bir ölçüt oluşturdu.”
Yönetmen burada, onu tanınır hale getiren unutulmaz düş dünyasına dönüyor ve önünde duran sanatsal imkanları değerlendiriyor.
Donnie Darko’nun kült filme dönüştüğünü anladığı an üzerine:
Sanırım Mart 2002’de, New York’ta yaşanan belirli bir an vardı. East Village’da yürüyordum. Two Boots adlı bir pizzacının önünden geçtim ve Donnie Darko posterim vitrinde asılıydı. Posteri görünce, “Ne oluyor? Bu çok tuhaf. Bir pizzacı neden film posteri asar?” diye düşündüm. İçeri girdim ve işletmeciye sordum. “Arka tarafta Pioneer adında küçük bir sinemamız var. Filminizi her cumartesi gece yarısı gösteriyoruz ve salon doluyor,” dedi.
Ertesi cumartesi, film bitmek üzereyken saat iki civarında oraya gittim. İçeride en fazla on kişi olacağını bekliyordum ama şaka yapmıyormuş. Salon doluydu; yüzüme kamera ve ışık tutan insanlar vardı, Village Voice’tan Michael Musto da oradaydı. İnsanların filmi önemsemesi, onunla gerçekten bağ kurması beni tamamen afallattı. Filmin bitmediğini, ikinci bir soluk kazanacağını o anda anladım.
Drew Barrymore ve Jason Schwartzman’ın senaryoyu Hollywood arafından nasıl kurtardığı üzerine:
Her şey Jason Schwartzman’la başladı. Donnie rolü için projeye bağlandı ve onun katılmasıyla senaryo yepyeni bir çevreye gönderilmeye başlandı. Senaryo yaklaşık bir yıldır dolaşımdaydı. Hakkında şöyle deniyordu: “Yazar satmıyor. Yönetmek istiyor. İlk filmi, fazla iddialı. Bu yalnızca bir yazarlık örneği; o filmi asla çektiremeyecek. Başkasının elinden almasına da izin vermiyor.”
Senaryo, Drew Barrymore’un [Flower Films’teki] ortağı Nancy Juvonen’a gitti. Juvonen senaryoyu okuyunca çılgına döndü ve benimle tanışmak istedi. Biz de Charlie’s Angels’ın setine gittik. Drew Barrymore’un karavanına girdik. Senaryoyu bitirmek üzereydi; hemen kaynaştık. “Drew, İngilizce öğretmeni Bayan Pomeroy’u oynamak ister misin?” dedim. O da, “Şirketim Flower Films’in filmi seninle birlikte yapımcılığını üstlenmesine izin verir misin?” diye sordu. “Elbette,” dedim. Ağustos 2000’de, Riding in Cars with Boys adlı Penny Marshall filmine başlamadan önce yalnızca bir haftalık boşluğu vardı. O süreye yetişip Drew’nun bütün sahnelerini bir haftada çekmek zorundaydık.
Jason Schwartzman’ın takviminde bir çakışma çıktı; ardından Jake Gyllenhaal geldi. Her şey çok hızlı gelişti. Nancy ile Drew, bu projenin hayata geçmesindeki payları için büyük övgüyü hak ediyor; Jason Schwartzman da öyle. O projeye bağlanmasaydı bir kariyerim olmazdı.
Gerçek hayattaki kardeşler Jake ve Maggie Gyllenhaal’ın hayali bir film ailesinin merkezinde yer alması üzerine:
Harika oyuncu seçimi yönetmenlerimiz Joseph Middleton ve Michelle Morris Gertz’ten duydum. Bana Jake’in Maggie Gyllenhaal adında, çok yetenekli bir oyuncu olan ablası bulunduğunu söylediler. İlk kez John Waters’ın Cecil B. Demented filminde görünmüştü. Sanırım küçücük bir rolü vardı ancak çok tiyatro yapmıştı ve tıpkı kardeşi gibi çok büyük bir yetenek olduğu açıktı. Onu kadroya alma ihtimalinin olduğunu anlayınca, “Maggie’yi mutlaka almalıyız. Gerçek kardeşler aileyi sağlamlaştırır. Maggie, Jake için ve tüm oyuncu kadrosu için müthiş bir dayanak olur. O kadar önemli,” dedim.
Bazen işler, kimlerin müsait olduğuna ve projeyle ilgilendiğine bağlı olarak sizin lehinize gelişir. Film yapımının büyük kısmı doğru zamanlamadan ibaret. Herhangi bir filmin çekilebilmesi mucize.
Seth Rogen’a ilk sinema rolünü vermesi, yani liseli bir zorbayı oynatması üzerine:
Freaks and Geekste oynamıştı, komedi kulüplerinde stand-up yapıyordu. Seth, yaşının çok ötesinde bir olgunluğa sahip, oyunun önünde giden dahi çocuklardandı. Filmi çekerken Jake’le aynı yaşta, belki 19 yaşındaydı. Çok gözlemci, kendini çok iyi ifade eden, komik bir genç oyuncu, yazar ve komedyendi; şimdiden farklı alanlarda yol alıyordu. Los Angeles’ta çektiğimiz için Los Angeles’ın havalı genç oyuncularının hepsine ulaşabildiğimizi hissettim. 2000 yazıydı ve reklam oyuncularının grevi nedeniyle bütün reklam çekimleri durmuştu.
Donnie Darko’nun 1980’ler atmosferini yaratması üzerine:
80’leri işlerken yıl 2000’di ve 1988’i yeniden yaratıyorduk; bu tamamen çılgınca. Arada 12 yıl var. 2026’dan 12 yılı çıkarınca 2014’e gidiyoruz. 2014 hakkında dönem filmi yapmak da tamamen çılgınca geliyor, çünkü bugün dünya 2014’tekinden o kadar farklı görünmüyor. Oysa 2000 ile 1988 arasındaki estetik fark epey belirgindi. Arabalar bambaşkaydı, televizyonlar farklıydı, kıyafetler farklıydı.
80’ler estetiğini incelikli hissettirmek istiyorduk. Kabarık 80’ler saçları ya da üzerinde Michael Jackson’ın “Beat It” yazan ceketi olan biri istemedik. Kitsch olmasını istemedik. Birkaç yıl önce kaybettiğimiz, Oscar adayı olağanüstü kostüm tasarımcımız April Ferry, Mary McDonnell ve Beth Grant için 80’ler modasını harika bir biçimde yansıttı. Onları vatkaları ve 80’lerin banliyö hayatına özgü farklı kostümleriyle görüyorsunuz.
Orijinal senaryosunda yer alıp ekrana gelemeyen film göndermesi üzerine:
Orijinal senaryoda Donnie ile Gretchen, sadece komik bir 80’ler korku filmi olduğunu düşündüğüm için C.H.U.D.’ı izlemeye gidiyordu. Flower Films yöneticilerinden Linda McDonough, Aero Theatre’daki çekim tarihimiz yaklaşırken C.H.U.D. için lisans izni almaya çalışıyordu ancak hiçbir sonuç alamıyordu. Filmin hakları büyük stüdyolardan birindeydi ve oradaki lisans sorumlusu kadın, “Bunu asla alamayacaksınız,” diyordu.
Arabistanlı Lawrence ya da Yurttaş Kane için lisans almaya çalıştığımızı sanırdınız. O kadar çok para istiyorlardı ki, sahneyi çekmeye üç gün kalmışken gösterecek bir filmimiz yoktu. Linda, büyük takdiri hak edecek şekilde, “Richard, The Evil Deadin negatifine sahip olan stüdyodaki yapımcılarla arkadaşım. Sam Raimi harika biridir; lobide göstermek üzere filmin posterini kullanmamıza izin verirler. The Evil Deadden istediğin herhangi bir sahneyi, müziği kullanmana izin verirler; neredeyse bedavaya gelir,” dedi. Sam Raimi kılığında bir deus ex machina gibiydi. Bu da filmdeki kusursuz Evil Dead sekansının ortaya çıkmasını sağladı. Sonra sinema tabelasında The Last Temptation of Christ yazabildik. Scorsese filminden bir sahne ya da posteri göstermiyorduk; yalnızca başlığını kullanıyorduk. Bu, daha kolay bir talepti.
Post-punk ve new wave müziklerden oluşan etkili film müziği üzerine:
Bu kadar derin düşünmüyordum. Sadece, “Bu şarkıyı seviyorum,” diyordum. “Head Over Heels” [Tears for Fears’ten] senaryoya yazılmıştı çünkü Donnie ile arkadaşları okul otobüsünden atladığında, Donnie’nin ayakları kaldırıma değer değmez “Head Over Heels”ın ilk güçlü piyano notasının başlamasını istediğimi biliyordum. Kamera pencereden süzülüp bütün çocukların yerlerine oturduğunu ve Drew Barrymore’un sınıfı topladığını gösterdiğinde… “Zaman uçup gidiyor.” Donnie’nin ayaklarının kaldırıma değdiği andan “Zaman uçup gidiyor” dendiği ana ulaşmam gerekiyordu; şarkıyı buna göre kısaltmam gerekti. Yalnızca bir müzik videosu yapıyor, şarkıyı, havasını ve enerjisini seviyordum.
Filmdeki müziğin alanını Joy Division ve Echo and the Bunnymen’i de içerecek şekilde genişleten müzik süpervizörlerim Manish Raval ile Tom Wolfe’a çok büyük pay vermeliyim. Ortaya bütünlüklü bir müzik anlatısı çıktı. 2000 yılında bu müziklerin büyük bölümü için lisans almaya çalışan kimse olmadığı için çok şanslıydık.
Alamadığımız tek şarkı Pet Shop Boys’undu. Ham çekimlere geri dönüp bakarsanız, Sparkle Motion dans sahnesi Pet Shop Boys eşliğinde koreografilendirilmişti ama o iş yürümedi; karşılayamıyorduk, bu yüzden Duran Duran’la değiştirdik.
Beth Grant’in söylediği “Bazen Sparkle Motion’a bağlılığından şüphe ediyorum” gibi beklenmedik etki yaratan diyaloglar üzerine:
Çok saçma. Bir repliğin insanların zihninde yer edip etmeyeceğini asla bilemezsiniz. Bu replik kelimenin tam anlamıyla ölüm ilanımda yer alacak; insanların yazdığım şeylerden hatırlayacağı tek şey olacak. Beth Grant harika.
Donnie Darko bugün yayımlansaydı sosyal medyadaki tepkinin nasıl olacağı üzerine:
Bu konuda aklımı bile toparlayamıyorum. Çevrim içi tartışmalar korkutucu ve insan onlardan uzak durmaya çalışıyor. Çevrim içi tartışmalara fazlasıyla kapılan her film yapımcısı, bunun sanatına olumsuz etki etmesine yol açar. Dünyada olup bitenlerin farkında olmanız gerekir ama sanatçı olarak kendi sanatınızı kendiniz yönlendirmelisiniz. Sanatçının söylemek istediği şeyden doğan saf sanata daha çok ihtiyacımız var.
Ama genç kuşağın yeniden sinemalara gitmesi ve kitap okuması bana cesaret ve heyecan veriyor. Bir kitap yayımlamak, bir roman yazmaya harcanan muazzam emek… Böyle bir işte bitiş çizgisine ulaşmak çok tatmin edici; çünkü bir romanın, bütçesi yüzünden hayata geçirilmesi çok zor olan bir projenin motoru olabileceğini fark ediyorsunuz.
Dikkatini çeken yeni filmler ve yönetmenler üzerine:
Herkes gibi ben de Obsessionı izledim. Çok başarılı buldum. Bu kadar küçük bütçeyle inanılmaz iyi yapılmış. Oyunculuklar harikaydı. Ari Aster’ın işlerini seviyorum. Jane Schoenbrun’unkileri de. [Sex and Death at] Camp Miasmayı izlemedim; listemdeki sıradaki film o.
Donnie Darko’nun devamı dışında en çok çekmek istediği film üzerine:
Yazdığım ve çeşitli nedenlerle önünde engeller çıkan o kadar çok senaryo ve proje var ki. Rod Serling biyografisi filmini çekmeyi çok isterim. Rod Serling’in hayatını, kızı Anne Serling ve onun babası hakkında yazdığı anı kitabıyla birlikte, fantezi ve bilimkurgu dili kullanarak anlatan çok iddialı bir proje. Fantezi unsurları, dönem öğeleri ve kapsamı nedeniyle çekilmesi pahalı bir film. Başlıca esin kaynakları Albert Brooks’un Defending Your Life filmi, Powell ve Pressburger’in A Matter of Life and Deathı ile Bob Fosse’un All That Jazzı olurdu.
Bu yazı ilk olarak WIRED tarafından yayınlanmış ve Enver Can Özer tarafından İngilizceden çevrilmiştir.
WIRED dergisinde dijital kültürün her yönünü ele alan kıdemli bir yazardır. Daha önce Rolling Stone ve Mel dergilerinde muhabirlik yapmıştır. Ivyland adlı bir romanın ve True False adlı bir öykü derlemesinin yanı sıra, partneri sanatçı Mads Gobbo ile birlikte kaleme aldığı Double Black Diamond adlı kurgu derlemesinin de yazarıdır. Los Angeles’ta yaşamaktadır.