Eğitimde Teknoloji DNA'sı
Türkiye’de eğitim, yapay zeka ve dijital araçlarla yeniden şekillenirken, insan-makine iş birliği öne çıkıyor
Görsel: DrAfter123 / gettyimages
Türkiye’nin 2010’lu yıllarda akıllı tahtalarla başlayan dijital eğitim macerası, pandemi nedeniyle ışık hızıyla ilerledi. Belki de 10 yılda yapılacak dijital dönüşüm 2 yıla sığdı.
Türkiye, 2021-2025 Ulusal Yapay Zeka Stratejisi ile eğitimde yapay zekayı ‘devlet politikası’ olarak tanımlayan ülkelerden biri. Milli Eğitim Bakanlığı’nın EBA uygulamasından ‘Eğitimde Yapay Zeka Politika Belgesi ve Eylem Planı (2025-2029)’na kadar öğretmenler ve öğrenciler için teknolojik bir sıçrama yaşandı. Öğretmenler mentor, öğrenciler yazılımcı olurken, Türk eğitim sisteminin DNA'sı değişti.
Bu, işin görünen yüzü. Peki, sınıflarda neler yaşanıyor?
Müfredat ve ders uygulamaları
Ortaokul öğrencileri için zorunlu bir ders olan Bilişim Teknolojileri ve Yazılım, öğrencilere dijital dünyayı doğru ve güvenli kullanma, algoritma ve yazılım mantığını kavrama, problem çözme konularında rehberlik ediyor.
Ortaokul 7-8’inci sınıflarda okutulan seçmeli Yapay Zeka Uygulamaları Dersi’nde blok tabanlı programlama ile görüntü ve ses işleme, yazıyı sese çevirme ve dil algılama projeleri geliştiriliyor.
Lisede verilen Bilişim Teknolojileri ve Yazılım dersinde programlamaya giriş, algoritma, robotik kodlama, programlama dilleri, mobil uygulama geliştirme ve yapay zeka uygulamaları gibi modüller yer alıyor.
Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nden Prof. Dr. Diler Öner, yapay zekanın eğitimde kullanımı için “Öğrencilerin yapay zeka kullanarak daha fazla araştırmaya ‘efor’ sarf etmeden ulaşabilmesi, eğitimde odaklandığımız öğrenme çıktılarını nasıl kazandırabileceğimizi ve bunları nasıl değerlendirebileceğimizi yeniden düşünmeye zorluyor” diyor.
Okullarda kodlamaya yapay zekanın etkisine şöyle bakıyor: “Teknik becerisi olmayan öğrencilerin fikirlerini hızla somutlaştırmalarını mümkün hale getirebilir. Bana kalırsa bu fırsatlardan faydalanabilmenin ve riskleri yönetebilmenin anahtarı öğrencilerin yapay zeka okuryazarlığını geliştirmekle mümkün.”
VR (Sanal Gerçeklik) ve AR (Artırılmış Gerçeklik) gözlüklerinin kullanımı da öğrencilere faydalar sağlamaya devam ediyor. Maliyet yüksek olduğundan devlet okullarında bu donanıma erişim tahmini olarak yüzde 2-5 civarında. Özel okullarda ise bu oran yüzde 20-30’lara kadar çıkıyor.
Her ne kadar tüm okullarda aynı imkanlar sunulamasa da genel ölçekte bakıldığında, teknolojik sınıfların ve modern öğrenimin yaygınlaştığını söylemek mümkün.
Öner, “VR gözlüklerin yalnızca yenilikçi öğrenme araçları olarak görülmemesi, aynı zamanda öğrencinin sadece ne öğrendiğine değil, nasıl düşündüğüne ve hissettiğine dair veri toplayan kapsamlı sensörler olarak ele almak gerekiyor” diyor.
Ayrıca bu tür giyilebilir ve yeni teknolojilerin eğitimdeki kullanımının artmasının öğrenci verisinin gittikçe finansal bir değer haline gelmesine neden olabileceğini de belirtirken, “Buna karşı neler yapılabilir” diyor ve ekliyor: “Okullar denetimsiz araçlar yerine için güvenli araçları tercih etmeli. Kurumlar verilerin nasıl toplandığı, saklandığı ve paylaşıldığı konusunda şeffaf veri yönetişim politikaları geliştirmeli. Teknoloji şirketleri kullanıcı mahremiyetini teknolojide inovasyonun temeli olarak kabul etmeli. Öğrenciler sadece veri kaynağı değil, kendi öğrenme süreçlerinin öznesi olmalı. Öğrencilere verilerinin nasıl kullanıldığı konusunda söz hakkı ve sorumluluk verilmeli. “
TÜİK raporlarına göre, öğrencilerin yüzde 75’i ödev ve ders araştırması için internete erişim sağlıyor. Resmi okullarda kayıtlı öğrencilerin neredeyse tamamı EBA sistemine kayıtlıyken, yüzde 90’dan fazlası en az bir kere EBA materyallerini kullandı. Büyükşehirlerde bu oran yüzde 95’lere ulaşırken, kırsal bölgede aktif erişim oranı yüzde 80 seviyelerine gerileyebiliyor. Coğrafi ve fiziksel engelleri azaltarak kaliteli içeriğe ülkenin her yerine dağıtabiliyor.
Neredeyse her okulda akıllı tahta oranının yüzde 99 olması ise ‘sınıf içinde’ internete erişimin garanti altına alınmasını sağlıyor. Ayrıca eğitimcilerin yüzde 60’ı halihazırda sınıflarında yapay zekayı kullanıyor.
Türkiye'deki kalabalık sınıflarda öğretmenlerin her öğrenciye vakit ayırması zor. Yapay zeka destekli platformlar her öğrencinin hızına göre içerik sunarak bu açığı kapatıyor. Öğretmenler bilgiyi aktaran değil, verileri analiz ederek öğrenciye yol gösteren kişi konumuna geçiyor.
Eğitim teknolojilerinin derslere entegre edilmesi ise Prof. Dr. Diler Öner’e göre öğretmen ve öğrenci arasındaki bağın güçlenmesini sağlıyor. “Eğitim sadece bilişsel bir süreç değil, aynı zamanda sosyal bir ilişkidir” diyen Öner, özellikle yapay zeka gibi teknolojilerin süreci desteklemeye başladığını ve öğretmeni ‘yalnızca bilgi aktaran’ rolünden alarak rehberlik ve mentorluk için öğretmene alan açtığını belirtiyor.
Yapay zeka verdiği geri bildirim ile öğrenci hatasını hemen görüp, öğrenme süreci hızlandırabiliyor. Öner, teknolojilerin sınıfa girmesinin kendi başına öğrenme kalitesini artırmayacağını belirtirken, “Özünde teknoloji entegrasyonu, teknoloji öğrenmenin hizmetinde kullanmak demek” diyor.
Eğitimde yaşanan bu gelişmeler bir devrim mi yoksa model yükselmesi mi? Evet, her yere fiber kablo çektik… Her sıraya bir ekran koyduk… Ancak öğrenciler hala 40 kişilik sınıflarda, interneti olmayan akıllı tahtaların önünde oturuyor.
Özel okula giden bir çocuk kendi yapay zeka modelini eğitirken, bir diğeri tabletini sadece oyun oynamak için kullanıyor. Eğitimde teknoloji mevcut adaletsizliği hızlandıran bir katalizör haline gelebilir.
Öner’e göre ‘dijital uçurum’ olarak nitelendirilen erişim farkı iyi boyut üzerinden düşünülmeli. “Birinci boyut teknolojiye olan erişimle ilgili, yani teknik ve altyapı boyutu. Bu boyutta zenginler ve fakirler arasında farklılıklar elbette var. En basitinden üst düzey dil modellerine erişim için abonelik ücretleri ödemeniz gerekli. Fakat, bana kalırsa en öncelikli dijital uçurum öğesi, teknik erişim değil. Benim daha çok önemsediğim boyut, teknolojiyi anlamlı kullanabilme yetkinlikleriyle ilgili. Zenginler ve yoksul kesimler arasındaki temel farklılık, bu teknolojilerin ne şekillerde kullanıldığı ve onlarla geleceğe yönelik hangi becerilerin geliştirildiği (veya öldürüldüğü) ile ilgili. Zengin ülkeler veya öğrenciler, yapay zeka okuryazarlığı geliştirerek yapay zekayı üretim, ilerleme ve öğrenme için ‘kullanan’ iken; yoksul öğrenciler, kaliteli eğitime erişimleri gittikçe kısıtlandığı için çoğunlukla yapay zekanın ‘eğlenceli’ yanına odaklanarak sadece ‘tüketen’ tarafta kalma riskine sahip. Bu durumda yapay zeka için eğitim verisi sağlamaktan öteye gidemiyor, ve ‘kullanılan’ oluyorlar aslında. Dijital uçurumu dünyada ve Türkiye özelinde daraltmanın tek yolu, kaliteli eğitimi herkes için erişilebilir yapmak.”
Öğretmen hala kutsal mı? Bilginin kaynağı olarak rolünü ve saygınlığını koruyabilecek mi? Bir ortaokul öğrencisi yapay zekaya danışıp, öğretmeninden daha isabetli, daha hızlı kararlar ve sonuçlar sunabilir. Ancak daha hızlı olurken; hazıra konan, düşünmeyen ve yaratıcılığı kaybolan birine dönüşebilir: Öğrenci verileri nasıl toplandığı ve kullanıldığı ise etiksel sorunlara yol açabilir.
Teknoloji her ne kadar genellikle işleri kolaylaştırıyor gibi görünse de Öner’e göre teknoloji kullanımı odaklanma yeteneğinde fark edilir bir düşüşe sebep oluyor. “Son yirmi yılda ekran başındaki ortalama dikkat süresinin 2,5 dk’dan 47 saniyeye düştüğünü gösteren çalışmalar var” diyor ve ekliyor: “Gözlemlediğim en dikkat çekici sonuçlardan bir tanesi, dikkat süresinin kısalması ve derinlemesine düşünmeye yönelik becerilerin değişiyor olması, zira bir an önce yeni bir uyarıcıya geçme dürtüsü baskın geliyor.”
Kendi kurduğu sitelerde finans ve teknoloji içerikleriyle başladığı sektöre WIRED Türkiye editörü olarak devam ediyor. Her şeyi deneyen, vazgeçmeyen girişimci ruh. 4 yıl deneyimli editör. Teknoloji ve bir o kadar da finans meraklısı.
Samet Kelebek
DAHA FAZLASI
Sıradan insanlar gerçekten 'vibe code' yapabilir mi?
Chris Colin
İnsansı robotların işimizi elimizden almayacağına inanmak için (en azından şimdilik) pek çok neden var
Anna Lisa Bonfranceschi
Ders Kitabı Kendini Öğrenciye Göre Yazarsa Ne Olur?
E. Can Özer
Gelenek mi Yapay Zeka mı?
Tolga Ra