Değişebilme Kabiliyeti
Teknoloji gelişiyor, tüketici alışkanlıkları ve iş yapma biçimleri değişiyor. Yahya Ülker için bir şirketi geleceğe taşımanın yolu, bugünün başarısını korumaktan değil, yarının değişimine hazırlanabilmekten geçiyor.
Fotoğraf: Kutup Dalgakıran
Yahya Ülker’in ofisine girdiğinizde gözünüze ilk çarpan şey bir çelişki. Bir duvarda Picasso’nun elinden çıkma çizimler ve sanatçının taslak defteri; birkaç metre ötede ise hareketinizi algılayıp size göre biçim değiştiren dijital bir eser. Biri kağıda, boyaya, sanat tarihine sıkı sıkıya bağlı. Diğeri ise sizi izliyor, tepki veriyor. Kitaplığında da benzer bir denge var. Sanatı anlamaya çalışan kitaplar, misafirleri karşılayan bir Devrim Erbil eseri.
Bileğine bakınca da aynı ikilik göze çarpıyor: Bir kolunda ekransız akıllı bir bileklik, diğerinde çarkları el işçiliğiyle çalışan mekanik bir saat. Altı yıldır parmağından çıkarmadığı akıllı yüzük ise hem bir alyans hem de gününü şekillendiren bir veri kaynağı.
Ülker Ailesi’nin üçüncü kuşak temsilcisi Yahya Ülker, 130’dan fazla ülkede faaliyet gösteren Yıldız Holding’in yeni nesil yöneticilerinden. 2018’de Yıldız Holding’in inovasyon şirketi Northstar Innovation’da çalışmaya başladı. 2019’dan itibaren kurucusu olduğu Yıldız Ventures’ın yapılanmasında rol aldı. Yıldız Ventures’ın yatırım alanları arasında foodtech, agritech, deeptech, SaaS, e-ticaret, mobilite, fintech ve oyun var. Şimdilerde ise Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili, Dönüşüm ve Teknoloji Lideri. Aynı zamanda holdinge ait global atıştırmalık şirketi pladis’in Avrupa Bölge Başkanı olarak görev yapıyor. Bu kariyer, onu yıllardır teknoloji ile iç içe yaşayan bir iş adamı haline getirse de hayatının kontrolünü ele geçiren kaçınılmaz bir güç olarak görmüyor. “Telefon masanın üzerinde bir saat boyunca açılmadan durabiliyorsa, demek ki hayatınızı kuşatmıyor” diyor. Telefonunda en sık kullandığı uygulamayı sorduğumuzda, cevabı “Asana” oluyor. Asana’yı ‘ikinci akıl’ ya da ‘ikinci beyin’ diye tanımlıyor. Aklına gelen bir düşünceyi unutma ihtimali onu rahatsız ediyor. Bu nedenle yapılacak işi, fikri ya da hatırlaması gereken herhangi bir konuyu zihninden alıp uygulamaya bırakıyor.
‘Ulaşılamama hakkı’na da farklı bir yerden bakıyor: “Artık uçakta dahi internet kullanılabilir hale gelmişken bazı uçuşlarda olmaması iletişim hakkımı kısıtlıyor” diyor. Onun için özgürlük bağlanamamak değil, bağlanıp bağlanmayacağına kendisinin karar verebilmesi.
Sabah rutini de bu mantığı takip ediyor. Uyanır uyanmaz önce saate, sonra sağlık uygulamasının verdiği uyku skoruna bakıyor. Uykudaki nabız ve diğer veriler bazen kendisinin henüz fark etmediği bir yorgunluğu ya da hastalığı önceden haber verebiliyor. Kötü bir skor programını değiştirmiyor, haftası zaten planlı ama gece daha erken yatmak gibi küçük kararlar aldırıyor. Veri paylaşımı konusunda çoğu insanın tersi bir tutumu var. Sistem kendisini daha iyi analiz edip daha iyi öneriler sunacaksa, daha fazla veri paylaşmaya hazır.
Yeni bir teknoloji çıktığında onu haberlerden takip etmekle yetinmiyor, deniyor. Yapay zeka araçlarında da aynı refleksi gösteriyor. Hatta bir keresinde online bir toplantıya avatarının bağlandığını, konuşma ve sunum yaptığını anlatıyor. Daha sonra kendisinin toplantıya dahil olduğunu, ekibine avatarı fark edip etmediklerini sorduğunu aktarıyor. Bazıları fark etmiş, bazıları etmemiş. Aslında Ülker’in peşinde olduğu şey, avatarın ne kadar gerçekçi görünüp görünmediği değil, insanlar ile makineler arasındaki iletişimi gözlemlemek.
Ona göre, yapay zeka bir araç olmaktan çıkıp karşılıklı konuştuğumuz bir sisteme dönüştükçe, ne istediğimizi doğru anlatmak daha kritik hale gelecek. Bu süreçte AI deyince akla ilk gelen bilgisayar mühendisliği, yazılım ya da kodlama gibi alanların değil, hiç beklenmedik başka iki alanın öne çıkacağını düşünüyor: Edebiyat ve felsefe. Çünkü önce ne düşündüğünüzü anlamanız, sonra bunu karşınızdaki sisteme aktarabilmeniz gerekiyor.
Bu düşüncenin iş dünyasındaki karşılığı şimdiden görülüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun ‘Future of Jobs 2025’ araştırmasında yapay zeka ve büyük veri, en hızlı yükselen beceriler arasında sayılırken; yaratıcı düşünme, merak, yaşam boyu öğrenme, esneklik ve çeviklik de 2030’a doğru önemi artacak yetkinlikler listesinde yer alıyor. Yani teknoloji becerileri büyürken insana ait olduğu düşünülen yetenekler ortadan kalkmıyor. Tam tersi bir şekilde onlarla birlikte değer kazanıyor.
Yahya Ülker’in yapay zekadan sonra en çok ilgisini çeken teknoloji ise robotik. Ama fabrikadaki robot kollarından söz etmiyor. İnsanla birlikte hareket eden ya da insanla birleşen sistemlerden bahsediyor. Vücudumuzun üzerinde mi taşıyacağız, içine mi yerleşecek, yoksa insansı robotlarla mı yaşayacağız? Kesin bir cevabı yok, zaten onu çeken de bu belirsizlik.
Yıldız Holding, gıda ve perakende alanlarında faaliyet gösteriyor. Dolayısıyla gelecekte bu sektörlerin de teknolojiden nasıl etkileneceği önemli bir konu. Teknolojik yenilikler genellikle girişimler sayesinde sektöre hızla entegre edilirken bu alanlarda böyle bir etki görülüyor mu? Ülker de bunu öngörmüş olacak ki Yıldız Ventures’ı kurarak işe etki edebilecek girişimler aramış. Ülker’e göre, bu yapı 2024’e kadar klasik anlamıyla bir fon değildi. Girişimlere holding bilançosundan doğrudan yatırım yapılıyordu. Odakta özellikle gıda ve perakendenin geleceğine dokunabilecek işler vardı. E-ticaret platformlarından tüketime hazır meyve-sebze işlerine, sağlıklı atıştırmalıklardan yeni ham maddelere kadar farklı başlıklar incelendi. Yeni bir ham maddenin bulunması bile Ülker için yatırımın finansal getirisinden daha geniş bir anlam taşıyor. Çünkü bir girişim bazen yeni bir ürün satmaktan çok, büyük bir şirketin daha önce bilmediği bir malzemeyi ya da üretim biçimini görmesini sağlıyor.
Fakat gıda dünyasının teknoloji girişimlerinden temel bir farkı var: Fiziksel dünya. “Türkiye’den yeni bir mobil uygulama geliştirdiğinizde onu uygulama mağazasına yükleyerek teorik olarak dünyanın büyük bölümüne aynı gün ulaşabilirsiniz. Gıdada ise önce ürünü üretmek gerekiyor. Sonra da paketlemek, depolamak, dağıtmak ve başka bir ülkeye gidecekse ihraç etmek” diyor Yahya Ülker. Türkiye’den bir ‘foodtech unicorn’u çıkmasının mümkün olduğunu ancak dijital dünyaya kıyasla daha uzun sürebileceğini düşünüyor. Dijital ekonomide unicorn’ların daha sık görülmesinin tesadüf olmadığını da ekliyor. Çünkü yazılımın ölçeklenmesi ile fiziksel bir ürünün ölçeklenmesi aynı şey değil.
Ülker, gıdada büyük fırsatlardan birinin ise yeni ham maddelerde ve bu ham maddeler üzerinden geliştirilecek ürünlerden çıkabileceğini düşünüyor. Ama önüne bir regülasyon duvarı çıkıyor. Yeni bir ham maddenin ne olduğunun anlaşılması, içeriğinin belirlenmesi ve insan sağlığı üzerindeki etkisinin incelenmesi şart. Üstelik aynı madde dünyanın farklı bölgelerinde farklı değerlendirmelere tabi tutuluyor. Bu nedenle yeni gıda ham maddelerinde onay süreçlerinin bir yılı aşabildiğini söylüyor.
Sağlıklı beslenme trendinin büyüdüğünü söyleyen Ülker, henüz her yerde ana akım haline gelmediğini belirtiyor. Buna karşılık ABD kaynaklı GLP-1 ilaçlarının tüketim alışkanlıklarını hızla değiştirebileceğini düşünüyor. İştah azaldıkça klasik ‘iki öğün arası atıştırmalık’ fikri de değişiyor, atıştırmalık bazen öğünün kendisi haline geliyor. Reuters’ın Aralık 2025’te aktardığına göre, GLP-1 kullanımının yaygınlaşması küresel gıda üreticilerini daha küçük porsiyonlu, protein ve lif oranı yüksek ürünlere yönlendirdi. ABD’de yapılan araştırmalar ise GLP-1 kullanan tüketicilerin market ve fast-food harcamalarının düştüğünü gösteriyor. Yani bu ilaçlar, gıda endüstrisinin ürün geliştirme kararlarını da yeniden şekillendiriyor. İnsanlar yemek yemeyi bırakmayacak ama tüketim biçimi dönüşecek.
Yahya Ülker, kendinden sonraki kuşağa nasıl bir şirket bırakılması gerektiği konusunda net. Ne hızlı büyüyen bir şirket, ne üssel bir makine. “Bırakabileceğiniz şey değişebilme kabiliyeti” diyor.
Teknoloji, enerji ve sürdürülebilirlik konularında yazıyor. Dijital kültür ve yüksek saatçiliğe meraklı. Teknolojiyi yalnızca ürünler ve trendler üzerinden değil, kültür, ekonomi, tasarım ve gelecek öngörüsüyle incelemeyi seviyor.