Hülya Güler
İş Dünyası
19 Ekim 2026 15:26

80 Yaşında Bir Mucit

James Dyson, 80 yaşında bile hala meraklı ve naif kalabilmenin peşinde. Milyarlarca dolarlık bir şirketin başında olmasına rağmen kendini önce mühendis, sonra mucit olarak görüyor.

80 Yaşında Bir Mucit

James Dyson. Fotoğraf: Sebastian Reuter / gettyimages

Haberlerimizi Google'da Takip Edin

Tıklayın, gelişmelerden anında haberdar olmak için tercih edilen kaynaklarınıza ekleyin.

Google

‘Diş fırçasına 100 bin piksellik bir mikro kamera yerleştirmenin ne gereği var?’ diyenleri duyar gibiyim. Öylesine zahmetsizce ortaya atılan bu soru, gelmiş geçmiş bütün mucitlere haksızlık. Çünkü bugünkü teknolojinin keyfini süren bizler, mucitlere çok şey borçluyuz. Tabii kendi döneminin koşullarında canları pahasına yola çıkan kaşiflere de. Eğer onlar olmasaydı, yani içimizdeki keşfetme arzusu, merak ve daha da ileri gitme tutkusu olmasaydı kim bilir hangi çağda yaşıyorduk.


Söylemek istediğim, meseleyi sadece diş fırçasına yerleştirilen bir kamera çerçevesine sıkıştırırsak belki bu sorunun bir haklılık payı olabilir. Ama Dyson’ın en yeni ürünü CameraJet akıllı diş fırçası, şirketin Londra ve Singapur’daki Ar-Ge merkezlerinde altı yıllık bir araştırma sürecinin sonucunda ortaya çıktı. Günümüzün teknoloji kopyalama hızını düşünürsek bu, belki çok kısa bir süre için sadece Dyson’a ait bir teknoloji olacak. Bu kadar küçültülen bir kameranın ya da hem diş fırçalayan hem diş ipinin görevini üstlenen hem de diş plaklarını temizleyen ve dahası bütün bu işlemleri telefonunuzda canlı izleyebildiğiniz gibi kaydedip sonra da seyredebildiğiniz akıllı bir diş fırçası geliştirmenin, hangi araştırmalara ve icatlara ilham vereceğini kim bilebilir?


Peki Dyson bunu neden yaptı ve nasıl başardı? Şirketin kurucusu ve baş mühendisi Sir James Dyson ile tanıştığımda nedenini, nasılını hemen anladım. Önümüzdeki yılın mayıs ayında 80’inci yaşını kutlamaya hazırlanan James Dyson günümüzün en önemli mucitlerinden. Bakmayın milyarlarca dolarlık serveti olmasına. Kendisi hala icat peşinde. Markanın İngiltere, Singapur, Malezya ve Filipinler’deki Ar-Ge ve inovasyon merkezlerinde görevli mühendisleriyle her gün konuşuyor, yürütülen her projeye katkı sağlıyor. Kendisiyle Dyson CameraJet’in tanıtımı için Paris’te düzenlenen etkinliğin ardından bir araya geldik.


Önce Dyson CameraJet’in dünya lansmanının yapıldığı etkinlikten gözlemlerimi aktarayım. Altı yıllık bir çabanın meyvelerini toplayan James Dyson, sahneye adeta su tabancasıyla etrafına su sıkıp eğlenen bir çocuğun coşkusuyla çıktı. Gerçekten CameraJet’ten su sıkıyordu çevresine; bu küçük oyunu kısa tutup hemen CameraJet’in özelliklerini anlatmaya başladı. Ama bildiğiniz tipik bir CEO’nun yeni bir ürünü sunması gibi bir konuşma değildi bu. Müthiş bir buluşun hikayesini anlatıyordu aslında. Heyecanını hissetmemek mümkün değildi. O kadar ki sonrasında buluştuğumuzda benim dişlerimi bile fırçalamayı teklif etti. Bu içten teklifi (zaten CameraJet’i de merak ediyordum) neredeyse kabul edecektim. Neyse ki o kadar ileri gitmedim ve sohbeti Dyson’ın bundan sonra ne yapacağı yönündeki sorulara çevirdim. Elbette pek yeni bir bilgi paylaşmadı; ser verdi, sır vermedi. Öğrenebildiğim, dış mekana yönelik cihazlar gündeminde. Otomobil projesini kesinlikle bitirdiklerini söyleyen James Dyson, “Ben eskiden yüksek hızlı çıkarma gemileri, tekneler yapardım. Bu işe böyle başladım. Ne yaptığımızı size söyleyemem ama dış mekanı da görmezden gelmiyoruz.”


James Dyson,1993 yılında ilk vakum süpürgeyi piyasaya çıkardığında Avrupa’daki elektrikli süpürge torbası pazarı 500 milyon dolar civarında bir büyüklüğe sahipti. Pazarın hakim oyuncuları torbasız bir elektrikli süpürgeyi pek hoş karşılamamıştı. Zaten Dyson da ilk vakum süpürgesini Japonya’da piyasaya çıkarabildi. Bugün ise oyunu tamamen değiştiren bir teknolojiye sahip o vakum süpürgeler pazarı domine ediyor ve bu alandaki geliştirmeler tüketiciyi robot süpürgelerle buluşturacak kadar ilerledi. Bunu kişisel bakım ürünlerinde oyunbozan icatlar ve geliştirmeler izledi. Sonuç, 84 ülkede faaliyetleri bulunan 14 binin üzerinde çalışanı ile günümüz ev teknolojilerine öncülük eden global bir şirket. Bunca büyüklüğe ve başarıya rağmen James Dyson’ın hala en çok öne çıkardığı kimliği mucitlik. O yüzden mühendis ya da mucit olmanın 30 yıl öncesine göre daha da heyecan verici olduğunu söylüyor.


Nedenini de ‘yalın mühendislik’ (lean engineering) kavramıyla açıklıyor. Artık mühendisliğin daha azıyla daha fazlasını yapma dönemine girdiğini belirtiyor ve 30 yıl önce her şeyin daha hızlı ve büyük olmasının beklendiğini anımsıyor. Asıl yeteneğin, üzerinde çalışılan ürünü daha küçük, daha az malzeme ile yapmakta ve daha az elektrik kullanmasını sağlamakta kendini gösterdiğini söyleyen James Dyson, “Bu da bizi sürdürülebilir iş modellerini benimsemeye getiriyor. Bugün yapılan her icadın, her geliştirmenin doğaya dost olması şart” diyor.


Ardından Ar-Ge ve inovasyondaki dönüşümü 30 yılı aşkın bir süredir düzenledikleri mühendislik ödülünün başvurularında da gördüğüne değiniyor. İlk yıllarda gelen fikirlerin rüzgar sörfü, kayak ya da bir başka dış mekan sporuyla ilgili geliştirmeler olduğunu anımsıyor, şimdi ise başvuruların iki kategori etrafında toplandığını anlatıyor. Bir yanda yaşlılar, hastalar ve engelliler için cihazlar, diğer yanda yeşil projeler ve çevre dostu yöntemler. James Dyson bu tabloyu tek kelimeyle özetliyor: “Harika.”

İlk icadından bu yana hayatı daha da kolaylaştırma hedefiyle yoluna devam eden James Dyson, başarısızlığı öğrenme sürecinin en önemli unsuru olarak görüyor. Hatta başarısızlıklarını ve bunlardan neler öğrendiğini anlattığı bir otobiyografisi bile var.


‘James Dyson, Invention: A Life of Learning Through Failure’ (İcat: Başarısızlıklardan Öğrenerek Geçen Bir Hayat) adlı kitabında başarısızlığın tadını çıkarmak gerektiğini dile getiriyor. James Dyson’ın bu sözü, hayatındaki dönüm noktalarına bakıldığında gerçeği yansıtıyor. Seri üretime başladığı ilk vakum süpürge için tam 5 bin 126 başarısız prototipi ev ortamında kendisi yapmış. Bir diğer ayırıcı özelliği ise merak duygusu. Merakı, bir mühendis için kritik bir özellik olarak görüyor. O kadar ki bunu bir işe alım ilkesine dönüştürmüş. Bir mühendisi işe alırken aradığı şey tam olarak bu, meraklı ve saf olmaları. Deneyimi önemsiyor ancak naifliğin de kıymetinin bilinmesi gerektiğini vurguluyor: “Mevcut bir şeyi devam ettirmek istiyorsanız deneyim iyidir. Ama yeni bir çığır açmak ve inovasyon yapmak istiyorsanız size yardımcı olmaz.”


Kariyerine tasarımcı ve mimar olarak başlayan James Dyson’ın hayatı, mühendislikle değişiyor. 1960’larda üniversitedeyken pek çok mimar gibi o da geleceğin mimarlığının mühendislikle ilgili olacağını fark etmiş. Bir de endüstriyel tasarımcı arkadaşlarını izlemiş, “Onlar mühendisliği ya da ürünü değil, işin kabuğunu tasarlıyorlardı. Kendilerinden istenen şey ürünü çağdaş ve güzel göstermekti” diyen Dyson bundan hoşlanmadığını söylüyor. Ürünün çağdaş bir görünümde olmasından çok ne yaptığının, nasıl yaptığının önemli olduğunu düşündüğünü ve buna odaklandığını söylüyor. Bu yüzden bütün ürünlerinin, çağdaş tasarımlı bir nesneden ziyade işini iyi yapan bir alet gibi görünmesini sağlamaya çalıştı. Bunu yapan ilk kişinin kendisi olduğunu düşünüyor çünkü her şeyin sadece nasıl göründüğüyle ilgilenildiğini, nasıl çalıştığıyla ilgilenilmediğini hatırlatıyor. Bu yüzden geliştirdiği vakum süpürgesinde siklonları ve ürünün ne yaptığını göstermekten, mühendisliği sergilemekten çekinmedi.


Ar-Ge ve inovasyon faaliyetlerine bugün ne kadar zaman ayırdığı yönündeki soruya, esprili yaklaşıyor James Dyson, “Sizinle olmadığım tüm zamanlarda” diyor ama sonra ciddileşiyor: “Yapmayı en çok sevdiğim şey bu; yeni bir şey geliştirmek, bir sorunu çözecek yeni ya da daha iyi bir yol bulmak. Her şeyi bunun için başlattım. Hatta oğlum (Jake Dyson) da bugün aynısını yapıyor.” James Dyson, neredeyse bütün zamanını İngiltere, Singapur, Malezya, Filipinler, Çin’deki mühendisler ve ekiplerle geçiriyor. Ekiplerden gelen bütün fikirleri görüyor. Hatta heyecanla farklı ülkelerde ve zaman dilimlerinde olmalarına rağmen aynı proje üzerinde nasıl birlikte çalışabildiklerinin detaylarını bile anlatıyor. Her projenin yalnızca ilgililerinin erişebildiği dijital dosyaları var ve nerede olurlarsa olsunlar herkes aynı çizimin üzerine kendi katkısını koyabiliyor. Kimin ne eklediğini ayırt etmek için de herkesin rengi farklı. Dyson kırmızıyla çiziyor; İngiltere’deki biri maviyle, Çin’deki biri ise yeşille.


Başlangıç noktasından bugüne baktığında, en büyük zorluğun ne olduğu sorusuna tepkisi oldukça ilginç. Cevap teknolojiden değil hukuktan geliyor. “Ortada o kadar çok patent var ki iyi bir patent almak son derece zor” diyor. Ve sık sık tekrarlanan bir anekdotu hatırlatıyor: “1900’lerde ABD patent ofisinin yöneticisi ‘Her şey icat edildiğine göre patentleri bıraksak da olur’ demiş. Bu 126 yıl önceydi ve hala icat edilecek o kadar çok şey var ki.”


“Bir şeyi tamamen bağımsız biçimde buluyorsunuz, kimsenin icadını ya da patent başvurusunu görmüyorsunuz; sonra patent almaya gittiğinizde birinin aynısını olmasa da oldukça benzerini yaptığını öğreniyorsunuz. Üstelik o kişi fikri hiç çalıştırmamış, hiç satmamış olabilir, çalıştıran sizsiniz. Yine de alacağınız patent, yalnızca ‘nasıl çalıştırdığınıza’ dair çok küçük bir parçaya daralıyor ve zayıflıyor. İkinci sıkıntı, zaman. CameraJet üzerinde altı yıl çalıştık. Fikir ise ondan üç yıl öncesine ait. Bu süreler çok uzun” diyerek patent yoğunluğunun zaman zaman can sıkıcı bir duruma dönüştüğünden söz ediyor.


James Dyson şikayet etmekte haklı. Düşünsenize yıllar süren araştırmalar, yüzlerce belki binlerce başarısız deneme, sayısız uykusuz gecenin ardından gelen buluşunuza hukukun izin verdiği dar bir alanda geçerli bir patent. Diş fırçasına yerleştirilen 100 bin piksellik kameraya yeniden dönersek belki de sorulacak asıl soru ‘Ne gereği var’ değil, o kameranın başka neyi mümkün kılacağı.

WIRED Türkiye Genel Yayın Yönetmeni, 30 yıllık gazeteci.

Hülya Güler

DAHA FAZLASI

Değişebilme Kabiliyeti

Teknoloji gelişiyor, tüketici alışkanlıkları ve iş yapma biçimleri değişiyor. Yahya Ülker için bir şirketi geleceğe taşımanın yolu, bugünün başarısını korumaktan değil, yarının değişimine hazırlanabilmekten geçiyor.

Bir Girişim, Veri Merkezlerinin Atık Isısını Kullanarak Havadan Su Elde Etmeyi Planlıyor

Atoco’nun yeni makineleri, elektrik kullanmadan Dünya’nın en kurak havalarından bile su toplayabilen özel malzemelerden üretilmiş.

Elon Musk’ın Trilyon Dolarlık Servetini Kendin Harca

WIRED, Elon Musk’ın muazzam servetini görselleştirmek üzere Neal.fun’dan Neal Agarwal ile iş birliği yaptı. İşte bu çalışmanın nasıl ortaya çıktığı.

Dirençli Şehirler: 3 Büyük Felakete Karşı

Deprem, sel ve yangın, Türkiye'nin sık karşılaştığı doğal afetler. Artık teknolojinin de desteğiyle yerli mühendislerin geliştirdiği saniyelerle yarışan sensörler, alevi dumandan önce gören cihazlar ve afet anında bakanlıkları tek ekranda buluşturan sistemler ‘kader’in anlamını değiştiriyor.