Hülya Güler
Yapay Zeka
22 Temmuz 2026 16:38

Deep Tech Nesil

Türkiye’nin yapay zeka eylem planı’nın ilk yoğunlaştığı alan yetenek yönetimi. Bir yandan 12 üniversitede yapay zeka mühendisleri yetiştirilirken diğer yanda hedef deep tech nesle bir an evvel kavuşmak.

Deep Tech Nesil

İllüstrasyon: sarayut Thaneerat/gettyimages

Son 4 yılda bireysel ve kurumsal erişime açılan yapay zeka ile hayatımızda da yeni bir sayfa açıldı, makine ve insan meselesi bilim kurgu değil gerçeğin ta kendisi oldu. Örneğin yapay zekanın yani makinelerin kimi insanların işlerini elinden alacağı artık tartışma konusu değil. Gayet muhtemel bir öngörü. Bu ve benzeri genel kabullerin sebebi, herkesin dünya çapındaki yapay zeka fenomeninin artık kesinlikle geri dönülmez bir noktada olduğunun farkına varması. Bu farkındalıkla birlikte konuşmadan asla duramadığımız yapay zeka ile ilgili sorular ve endişelerin bir türlü sonu gelmiyor. Neyse ki endişeler yavaş yavaş iki önemli başlık altında şekillenmeye başladı; verimlilik ve yerlilik.


1990’lardan sonraki nesil, cep telefonu, bilgisayar ve benzeri cihazların içine doğması gibi pandemi çocukları da yapay zekalı bir dünyaya geldiler. Bundan sonra yapay zekanın her şeyin içinde olacağı ya da her şeyi yapay zekanın yapacağı nedense kimseyi hayrete düşürmüyor. Oysa çok değil sadece 30 yıl önce kimse cebinde telefonla dolaşacağını düşünmüyordu. Bugün cep telefonsuz bir hayat imkansız görünüyor, hatta bilgisayarsız iş yapılamıyor. Yapay zekanın yol açacağı değişimin bundan daha şiddetli ve hızlı olacağı hesaplanıyor. Değişimin şiddetini vurgulamak için bugünleri elektriğin icadına benzetenler var. Elektrik enerjisinin ilk yılları da tıpkı yapay zekada olduğu gibi çoğu yatırımcısına hayal kırıklığı yaşattı.


1800’lerde fabrikaların güç kaynağı devasa boyutlardaki buhar kazanlarıydı. Elektriğin sanayide kullanılması ise ancak 1900’lerin başında mümkün oldu. Bu yeni icat, buhar kazanını söküp yerine elektrikli motor takanlar ilk başta umduğunu bulamadı. Elektrik enerjisinin gerçek manada verimlilik artışı sağlaması ancak yepyeni bir fabrika kurgusu ile geldi. Bugünkü üretim bandı mantığının da temelini oluşturan değişim öncesinde, buhar kazanı her şeyin merkezindeydi. Tüm makineler kazana yakın bir şekilde yerleştirilerek, borularla güç alıyordu. Elektrik geldiğinde fabrika sahiplerinin yaptığı şey, buhar kazanının yerine elektrikle çalışan bir motor koymak oldu. Oysa elektrik, kablolarla istediğiniz yere taşınabilecek bir şeydi. O dönemki insanların bunu öğrenmeleri biraz zaman aldı. Ama öğrendiklerinde artık her makinenin içinde elektrikle çalışan bir motor vardı. Nihayet fabrikalar için bambaşka bir tasarım zamanı gelmişti. Sonunda hammaddenin ürüne dönüşme aşamalarının fiziksel olarak gözlemlenebildiği üretim bandı devri başladı. 


Teknoloji danışmanları, bugün yapay zekaya yatırım yapıp bekledikleri verimi alamayanlara, elektrik enerjisinin ilk yıllarını hatırlatıyor. Bugünlerin geçeceği, verimlilik meselesinin eninde sonunda aşılacağı mesajını veriyor. Biraz sabırlı olmaları, ihtiyaçları daha iyi tanımlayarak işe özel kurmaları gereken sistemi sürekli geliştirmelerini telkin ediyor. Eğer iş liderleri bu tavsiyeleri dinliyorsa -ki büyük çoğunluk o yola girmeye başladı- iş dünyası bildiklerinin büyük bölümünü unutup yeni bir sistem kurmanın tam eşiğinde. Bu yeni eşiğin adı, Yapay Zeka Fabrikaları Dönemi. Türkiye de bir yandan mevcut sanayisini dönüştürme bir yandan da gelecekteki fabrikaları kuracak deep tech nation adını verdiği teknoloji odaklı bir nesil yetiştirmenin peşinde. 


Yapay zeka gündeminin değişimi her şeyden hızlı. Daha dün yatırımların verimliliği tartışılıyordu, bugün ülkelerin yapay zeka fabrikalarını kurmakta geç kalması daha sıcak bir gündem. Her zaman geçerliliğini koruyan başlık ise yapay zeka sistemlerinin tek bir ülkenin ya da birkaç ülkenin hakimiyetinde olması. Bu en başından beri büyük bir sorun. Türkiye’nin geçen haziran ayında açıkladığı Yapay Zeka Eylem Planı’nın da temelinde, yapay zekada bağımsızlık ve ekonomiyi bu endüstriyel altyapıya hazırlamak var. Belki biraz da bu yüzden yerli ve yabancı 500 kuruluşun ve 75 bin kişinin görüş bildirip sürece katkıda bulunduğu Türkiye’nin Yapay Zeka Eylem Planı’nın ilk dikkat çeken detayı, yetenek yönetimine ilişkin. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın öncülük ettiği eylem planı; fark et, istifade et, üret ve yönet şeklinde dört eksen üzerine kuruldu. Planının detaylarına geçmeden önce yapay zeka ekosisteminin hızla yükselen rakamlarına göz atalım. ABD merkezli araştırma ve danışmanlık şirketi Gartner’ın raporuna göre, geçtiğimiz yıl dünyada yapay zeka yatırımları iki kat artarak 1.5 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu alandaki unicorn’ların sayısı ise 350’yi aştı. 2025’te yayınlanan Türk Yapay Zeka Ekosistemi ve Global Etki Raporu ise girişimlerin Türkiye’de de benzer şekilde yükseldiğini ortaya koyuyor. Rapora göre, Türkiye’de aktif yapay zeka girişimi sayısı 1188. Bu alandaki girişim sayısının 2017’de sadece 24 olduğunu hatırlatalım.


Büyük çoğunluğunun erken aşamada olduğu bu girişimlerin yüzde 70’i 2020 sonrasında kuruldu. Aynı rapora göre, Türk diasporası tarafından yurt dışında kurulan yapay zeka girişimi sayısı ise 274. Bu rakam önemli çünkü iç pazarda giderek olgunlaşan Türk yapay zeka ekosisteminin, aynı zamanda global birikimden de güç aldığını gösteriyor. Öyle ki, Yapay Zeka Eylem Planı hazırlanırken ilk olarak Silikon Vadisi’nde bu alanda deneyime sahip Türk profesyonellerle bir araya gelindi. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Milli Teknoloji Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen bu organizasyonun Silikon Vadisi ayağını Global Turks AI düşünce kuruluşu yürüttü. Global Turks AI; Open AI, Google, IBM, Apple, Meta Nvidia, Microsoft, Amazon, Walmart gibi global etkiye sahip şirketlerde yapay zeka alanında görev yapan Türk profesyonellerin, sahip oldukları birikimi birbirleriyle ve Türkiye’deki kurumlarla paylaşmak üzere hayata geçirdikleri bir düşünce kuruluşu. Bu amaçla ABD’de Stanford Üniversitesi, İngiltere’de Oxford Üniversitesi dahil çeşitli kurumlarla bir araya gelerek networking etkinlikleri düzenleyen Global Turks AI üyeleri ile WIRED Türkiye ekibi olarak bir araya geldik.


Global Turks AI’ın kurulmasına öncülük eden, IBM Yazılım İnovasyon Laboratuvarı’nda Ürün İnkübasyonu Lideri olarak görev yapan Ayhan Sebin, Google Deepmind’da kıdemli araştırma mühendisi olan Beliz Günel, Walmart’ta Kıdemli Yapay Zeka Direktörü Tolgahan Çakaloğlu, Category VC ortağı Çağla Kaymaz, Brown Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Öğretim Üyesi Serdar Kadıoğlu, Stanford Üniversitesi’nde doktora öğrencisi Batu El ve Berkeley Üniversitesi’nde doktora öğrencisi Mert Cemri ile yerli yapay zeka konusunda Türkiye’de yapılan çalışmaları ve potansiyeli konuştuk. Global deneyime sahip bu isimlere yönelttiğimiz ilk soru ‘ulusal yapay zeka’ kavramına ilişkin oldu. Yapay zekanın ne olduğunu, sınırlarının nerelere varacağını bilen ekip, ülkelerin yapay zekada bağımsızlığının ne kadar kritik bir konu olduğunun altını çizdi. Ortak mesajları önemli ve netti: “Rekabet gücüne sahip olmak isteyen her ülke kendi ihtiyaçlarına uygun bir yapay zeka ekosistemine sahip olmalı.


‘Tarihte ilk kez herkes kod yazıyor’
Çağla Kaymaz / Category Ventures/Partner 
Yapay zekasız bir geleceği düşünmek mümkün değil. Tarihte ilk kez herkes kod yazabiliyor. Bu sayede devasa bir kitleyi ‘builder’ konumuna taşıdık. Artık herkesin elinde zeki bir alet var ve bunun limiti neredeyse yok. Yakında herkesin stajyer gibi çalışan yapay zeka ajanları olacak. Yapay zekayla birlikte onu mümkün kılan altyapı alanları da en az kendisi kadar önemli. Örneğin AI veri merkezlerinin enerji açlığı, enerji altyapısını bir anda yatırım gündeminin merkezine taşıdı. Şu an en çok heyecan duyduğum ve yakından takip ettiğim alanlardan biri de Fiziksel Yapay Zeka (Physical AI). Robotik modelleri, büyük dil modellerini (LLM) birkaç yıl geriden takip ediyor, önümüzdeki dönemde bu alanda devasa bir dönüşüm ve atılım göreceğiz. 

Bu konuda Türkiye’nin ya da başka bir ülkenin geç kalma lüksü yok.Altyapıda teknolojik bağımsızlık sadece Türkiye için değil tüm ülkeler için kritik. Açık kaynaklı mimariler burada önemli hale geliyor. Belki kendi modelinin her şeyini değil ama en azından ihtiyaçlarının yüzde 40-50’sini kendi kaynaklarıyla, kendi insan gücüyle yapabilmesi önemli. Çünkü yapay zeka herhangi bir teknoloji değil. Bir ülkenin kaderini değiştirebilecek etkinliğe sahip.” Bir tarafta küresel yapay zekanın nabzının attığı San Francisco merkezli Silikon Vadisi, diğer tarafta genç ve girişimcilik ruhuyla öne çıkan Türkiye ekonomisinin kalbinin attığı İstanbul söz konusu. Global Turks AI ağının üyeleri her şeyden çok Türkiye’deki insan kaynağına güveniyor. Kamunun yaklaşımının, yapılması gereken çok şey olmasına rağmen birçok ülkeye göre en azından çabalarının yerinde olduğunu gözlemlediklerini dile getiren üyeler, her şeyin kamudan beklenmemesi gerektiğine ve özel sektörün rekabet gücü kazanacak adımları atmakta gecikmemesi gerektiğini işaret ediyor. Kendilerinin birikimlerini kamu, özel sektör ve start-up alemi ile paylaşmaya hazır olduklarını vurguluyorlar. Bu ağı, ‘küresel Türk yapay zeka ekosistemi’ olarak tanımlayan genç profesyonellerin ortak çağrısı “Gelin ikonik köprüleriyle meşhur San Francisco ve İstanbul arasında girişimcilik, ilham, yetenek ve iş birliği köprülerini birlikte kuralım” şeklindeydi. 


Ülkeye hem içeriden hem de global bir perspektiften bakan Global Turks AI topluluğunun da belirttiği gibi Türkiye genç nüfusu ile değişime ve özellikle dijital hayata hızlı uyum sağlama avantajına sahip. Bu avantajı daha da iyi kullanmak üzere yapay zeka yetenek yönetimini 2019’da üniversite eğitimi kapsamına alındı ve 12 üniversitede yapay zeka mühendisliği bölümü açıldı. Şu anda yapay zeka odaklı eğitim veren üniversite sayısı 24. Yapay zeka mühendisliği bölümleri bu yıl ilk mezunlarını verecek. Yetenek havuzunu istikrarlı bir şekilde büyütmeyi planlayan Türkiye’nin Yapay Zeka Eylem Planı’nda daha büyük hedefleri var. Yapay zeka okuryazarlığını artırmak için ülke genelinde 2 yılda 5 milyon kişiye eğitim verilmesi gibi. Ancak farkındalık tek başına yeterli değil. Yeni dönemin ihtiyaç duyduğu yetenek havuzunu oluşturmak amacıyla 10 bin ileri düzey yapay zeka uzmanı ve 100 bin yapay zeka uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor.


‘Yeni endüstri devrimi’
Naz Çol / Berkeley Artificial Intelligence Research ve Sky Computing Lab Yapay Zeka Araştırmacısı 
Yapay zekanın yeni endüstri devrimi olduğuna inanıyorum. Halihazırda kullandığımız modellerin Silikon Vadisi’nde her geçen gün kabiliyetleri ve parametre sayıları hızla geliştiriliyor. Sektörün önde gelen büyük şirketleri ise bütçelerinin çoğunu yapay zekaya, yapay zekayı anlayan ve ‘aktif’ bir şekilde kullanan çalışanlara ayırmış durumda. Dolayısıyla önümüzdeki kritik birkaç sene içerisinde bu teknolojiyi yok sayanların değil; yeni çıkan ve akademik alanlarda uzmanlaşmak, bu teknolojilerle sistemdeki otonomize edilecek boşlukları görebilenlerin kalıcı olacağı düşüncesindeyim.

Yapay zeka mühendisliği bölümleri de bu stratejinin ilk adımları arasında yer alıyor. Planın merkezinde yapay zekanın ihtiyaç duyduğu insan kaynağını, veri kapasitesini, hesaplama gücünü ve üretim ekosistemini oluşturmak yer alıyor. Bu nedenle planın ilk dikkat çeken bölümü teknoloji değil insanla ilgili. Üniversitelerde oluşan bilgi birikiminin araştırma merkezlerine, girişimlere ve özel sektöre aktarılması planın kritik bileşenlerinden biri. Ve yakın zamanda savunma sanayiinde yerli teknoloji geliştirme deneyiminin kazandırdığı özgüvenle yetenek yönetiminde hızla yol alacağı hesaplanıyor. 


Yapay zeka yatırımlarında verimlilik tartışmaları sürerken, dünyanın farklı ülkelerinde gündem çoktan başka bir noktaya kaymış durumda. Bugün artık mesele yalnızca yapay zekayı kullanmak değil, onu üretebilecek altyapıyı kurabilmek. Yapay Zeka Eylem Planı’nda bu bakış açısı, üret ekseninin etrafında şekillendirilmiş durumda. Bunun için yapay zekayı laboratuvarlardan çıkarıp hayatın içine taşımak teşvik ediliyor. Sağlıktan eğitime, tarımdan güvenliğe, enerjiden sanayiye kadar birçok alanda yapay zeka uygulamalarının yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Özellikle akıllı üretim sistemleri, finans teknolojileri, e-ticaret, iklim teknolojileri ve gıda güvenliği öncelikli sektörler arasında.


‘Henüz işin başlangıcındayız’
Serdar Kadıoğlu / Brown Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi
Yapay zekayı daha uzun süre konuşacağımız çok açık. Bunun sebebi popüler olması değil tam aksine, etkisinin henüz çok erken aşamalarında olmamız. Bizi bekleyen bir sonraki teknoloji dalgası hayatın her alanına entegre edilen yapay zeka ajanları olacak. Bu ajanlar akıl yürütebilen, plan yapabilen ve gerektiğinde iş birliği kurabilen sistemlerden oluşacak. Kamudan eğitime, finanstan sağlığa, üretimden lojistiğe kadar pek çok alanda derinlemesine uygulamalar entegre edilebilecek.

Buradaki temel yaklaşım dikkat çekici. Yapay zekanın yalnızca teknoloji şirketlerinin kullanacağı bir araç olarak görülmemesi için otonom üretim sistemlerine yatırım yapılması, iş dünyasının kendi ihtiyaçlarına uygun sistemler geliştirmeye odaklanmaları için hızlandırıcı programlar geliştiriliyor. Eylem Planı’nın en etkili adımlarından biri de kamu kurumlarının yerli yapay zeka çözümlerinin ilk müşterisi olması hedefi. Böylece girişimlerin ilk referanslarını elde etmesi ve ürünlerini ölçeklendirmesi bekleniyor. Kamunun satın alma gücü, yerli yapay zeka ekosisteminin büyümesini hızlandıracak etkili bir kaldıraç olacağı kesin. Yapay zeka çağının fabrikaları veri ve hesaplama gücüyle çalışıyor. Bu nedenle eylem planının en kritik başlıklarından biri veri merkezleri. Türkiye’nin 2030 yılına kadar veri merkezi kurulu gücünü en az 1 gigavata çıkarması hedefleniyor. Bulut teknolojileri, yüksek performanslı hesaplama altyapıları ve enerji yatırımlarının artırılması planlanıyor.


Eylem planının ruhunu yansıtan bir unsur daha var, Türkçe dil modellerinin desteklenmesi. Amaç, Türkçenin dil yapısını, kültürel birikimini ve yerel ihtiyaçlarını merkeze alan sistemlerin geliştirilmesi. Günümüzde büyük dil modelleri, veri merkezleri ve işlemci kümeleri giderek ülkelerin stratejik kapasitesinin bir parçası haline geliyor. Nasıl ki geçmişte enerji güvenliği ekonomik bağımsızlığın temel şartlarından biri haline geldiyse, yapay zeka çağında da hesaplama kapasitesi benzer bir öneme sahip olmaya başladı. Plan kapsamında veri merkezi, bulut ve yapay zeka altyapılarında özel sektör ağırlıklı en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi öngörülüyor. Yapay zeka tartışmaları büyüdükçe ‘egemenlik’ kavramı da daha fazla gündeme geliyor. Bugün dünyanın en gelişmiş modellerinin büyük bölümü birkaç ülke ve birkaç teknoloji şirketinin kontrolünde. Bu durum yapay zekanın geleceğine ilişkin en önemli tartışmalardan birini oluşturuyor.


‘Asıl kırılma henüz gelmedi’
Ayhan Sebin / IBM İnovasyon Laboratuvarı Ürün İnkübasyon Lideri 
Yapay zeka, dünya tarihinin en köklü dönüşümlerinden birini gerçekleştirme yolunda ilerliyor. Bu dönüşümde LLM’lerin yanı sıra Dünya Model’leri öne çıkıyor. Robotics alanında ise ‘ChatGPT anı’ diyebileceğimiz kırılma noktasına yaklaştık. Bizi bekleyen diğer değişim dalgası quantum teknolojileri. Şu anda ‘AI for quantum’ kritik bir kesişim alanı olarak öne çıkıyor. Quantum, AI, robotics ve biotech gibi alanlar birbiriyle kesişmeye başladığında, bugün hayal edemeyeceğimiz teknolojilerin keşfine tanıklık edeceğiz. Ülkemizin bu noktalara odaklanarak, stratejik bir konumlanma yapması, önümüzdeki on yıllarda büyük bir avantaj sağlayacak.

TÜBİTAK’ın geliştirdiği Bilge modeli, Baykar ve T3 Vakfı tarafından yürütülen çalışmalar ile HAVELSAN’ın büyük dil modeli girişimleri bu yaklaşımın ilk örnekleri arasında. Buradaki temel hedef, küresel sistemlerle rekabet etmekten çok kritik alanlarda dışa bağımlılığı azaltmak. Çünkü uzmanlara göre yapay zekada tam bağımlılık, gelecekte ülkelerin ekonomik ve teknolojik hareket alanını ciddi biçimde daraltabilir. Dünyada teknoloji yarışı artık farklı bir boyuta geçti. Bir dönem ülkeler üretim kapasitesiyle yarışıyordu. Daha sonra veri yarışları başladı. Şimdi ise yapay zeka altyapıları, büyük dil modelleri, işlem gücü ve enerji yatırımları yeni rekabet alanı. Ticaret savaşları kavramı yerini yapay zeka savaşlarına bırakacak gibi görünüyor.


Türkiye’nin açıkladığı eylem planı da bu dönüşüme hazırlık olarak okunabilir. Savunma sanayiinde geliştirilen yerli teknoloji deneyiminin yapay zekaya aktarılması, üniversitelerdeki bilgi birikiminin girişimlere taşınması ve ekonominin dönüşümü hep aynı hedefe işaret ediyor: Yapay zekanın yalnızca kullanıcısı değil, üreticisi ve yöneticisi olmak. Çünkü yerliliğin de verimliliğin de yolu ancak üretime geçince kurması mümkün olan yapay zeka fabrikalarından geçiyor. Türkiye’den çıkan dünyaca ünlü matematikçi Prof. Dr. Cahit Arf 1959’da, Erzurum’da katıldığı bir konferansta, endüstrileşmenin, inovasyonun ve bilimin ülke kalkınmasındaki önemine vurgu yapmak için, “Bugün üretimde kullanılan, bütün bildiğimiz işleri yapan makine düşünebilir mi?” diye sormuştu. Prof. Arf’in 67 yıl önce sorduğu sorunun cevabı yeni sorular doğuruyor: Evet makine düşünebilir, peki, neyi nasıl düşüneceğini bugün kimden öğreniyor, gelecekte kim öğretecek? 


İşte bütün mesele bu!

DAHA FAZLASI

OpenAI Modelleri Güvenlik Önlemlerini Aştı ve Hugging Face’i Hackledi

GPT-5.6 Sol da dahil olmak üzere siber güvenliğe odaklanan modeller, test ortamından kaçarak bir sıfırıncı gün güvenlik açığını istismar etti ve saldırıyı gerçekleştirmek için açık internete erişim sağladı.
Dell Cameron

Yapay Zekayı Kör Eden Yeni Tipografik İllüzyon: Decoy Font

ChatGPT her şeyi okuduğunu sanıyor ama Mixfont’un geliştirdiği bu fontla aslında sadece bir illüzyona bakıyor. İnsanların okuduğunu botlardan gizleyen dijital perdenin ardına bakın.
Mahmut Karslıoğlu

Chatbot'unla Artık Sağlıklı Bir ‘İlişkinin’ Olmadığını Gösteren 5 İşaret

Yapay zeka yardımcı olabilir, ancak aynı zamanda kendisine ait olmayan bir alanı da işgal edebilir. Bir klinik psikolog, dikkat edilmesi gereken beş temel uyarı işaretini açıklıyor.
Jorge Garay

Yapay Zekayı Kim Yönetecek: Güç Washington ve Pekin’de, Diyalog Cenevre’de

Birleşmiş Milletler, yapay zeka yönetişimi için ilk kez neredeyse bütün ülkeleri ortak bir küresel platformda buluşturdu. Ancak modelleri geliştiren, çipleri üreten ve altyapı yatırımlarını yapan aktörler hala birkaç ülke ve şirketten ibaret. Cenevre’deki toplantı, küresel temsilin gerçek güce dönüşüp dönüşemeyeceğini gösteren önemli bir sınavdı.
Pelin Kuzey