Çadırdan Mars’a Uzanan Hayal
Betül Karaca, bir girişimciden fazlası. Mobilya sektörünün ormanlara duyduğu ihtiyacı azaltmak ve bu yolla ağaçları korumak için verdiği savaş Mars’a kadar uzanıyor.
Fotoğraf: Kutup Dalgakıran
Gece saat başı bir alarm çalıyor. Betül Karaca uyanıyor, on beş dakika boyunca bir kovaya doldurduğu ham maddeyi makineye döküyor. Bir saat sonra alarm yine çalacak. Ondan sonraki saat başlarında da. Aslında bu iş ham madde ile makine arasına yerleştirilen bir boru tarafından otomatik yapılmalı ama maliyet yarattığı için o sistem kendisinde yok. Bu döngü, Çanakkale’de bir hangarın içinde üç yıl boyunca neredeyse her gece tekrar etti. Elektrik kaçağının yol açtığı tehlikeli anlar, sıcaklığı 300 dereceye ulaşan ham maddenin sebep olduğu cilt yanıkları, domates-ekmekle geçiştirilen öğünler, lavaboda alınan duşlar.
Şimdilerde tüm bunları yüzünde kocaman bir gülümsemeyle anlatıyor ve hepsinin kendisine çok şey öğrettiğini belirtiyor.
Amacı kulağa çok klişe gibi gelse de aslında çok farklı. Mobilya endüstrisinin ormanlara duyduğu ihtiyacı ya da kendi ifadesiyle verdiği zararı ve toprağa müthiş zararlar veren anız yakımını azaltmak. Bunun için mobilya üretiminde 3D baskı teknolojisinden faydalanıyor.
Karaca’nın doğayla ilişkisi çocukluğuna dayanıyor. Kamp yapan, ağaçlara tırmanan, saatlerce karınca izleyen bu çocuk, Hacettepe Üniversitesi’nde mimarlık okudu, Başkent Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Danışmanı Adnan Tepecik’le birlikte yazdığı tez, Türkiye’de sürdürülebilir mobilya üretimi üzerine yapılmış ilk çalışmalardan biri oldu; Sürdürülebilir Mobilya Üretiminde Tasarımcı Bilinci.
Ama teoriyle pratik arasındaki mesafe, mesleğe atıldığında yüzüne bam diye çarptı. Ankara Siteler’de 14 yıl boyunca mobilya sektöründe çalışan Karaca için fabrika ortamı moral bozucuydu. “Neleri kestik, neleri biçtik, bu keresteler hangi ormandan geldi?” soruları peşini bırakmadı. İlk beş yıl, hayatta kalmak için butik projelerle geçti. Sürdürülebilir mobilya fikri bir hayal olarak kenarda duruyordu. Ne parası vardı bunu gerçekleştirmeye ne de piyasada bir talep.
Dönüm noktası, Almanya’da bir mağazada 3D baskıyla üretilmiş mobilyaları görmesiyle geldi. Markanın kurucusuyla iletişime geçti ve doğrudan sordu: “Hayalimi yapmışsınız. Nasıl oldu bu iş?” Karşılığında üreticilerin bilgilerini aldı ve ilk tasarımlarını yurt dışında bastırdı, hayatının en büyük harcamasını yaparak: 150 bin TL, iki parça mobilya için. Manas (siyah uzun koltuk) ve Marga (sehpa-tabure).
Sonuç onu ikna etti: Türkiye’de bu iş büyüyebilirdi. Küçük bir kartezyen makineyle denemelere başladı; nozul tıkanmaları, aksaklıklar, öğrenme süreci. Ardından on kat daha büyük bir makine sipariş etti. Sürece bizzat dahil olmak için üretici firmanın yanında yer alan hangarı tuttu. Bu hangarda kurduğu çadırdaki günlerini, kombisi bile olmayan bir stüdyoda yaşanan aylar takip etti. 2m x 1 m x 1 m baskı alanına sahip ortalama 5 mm nozul ucu olan 3D cihazının tamamlanmasının ardından ilk siparişlerini aldı. İki markaya sattığı mobilyalardan gelen maddi desteği bir sonraki krize, ham madde krizine aktardı.
Türkiye’de biyokompozit ham madde üretimi neredeyse yoktu. Karaca önce Finlandiya’daki bir tedarikçiye ulaştı ve kendi deyimiyle onlara yalvardı: “Size söz veriyorum, ilk ürünlerden elde edeceğim kazanç ile borcumu ödeyeceğim.” Tarım ve orman atıklarından üretilen, nişasta bazlı, ahşap dokusunda ve kokusunda bir ham madde geldi. Bu ham madde ile Türkiye’nin 3D yazıcı ile yapılmış en büyük heykeli basıldı; 12 m x 7,5 m x 1,5 m ölçülerinde. Heykel, Sanko Holding’in 120’nci yılı için hazırlanan sergide Leyla Emadi’nin Kök eserinde Ayça Okay küratörlüğünde yer aldı.
Ama asıl dönüşüm, bu örnekleri Türkiye’deki küçük üreticilerle paylaşmaya başladığında oldu. Kahve atıklarından ham madde üreten bir girişime, zeytin atıklarıyla çalışan bir başka üreticiye, pet şişe atıklarını değerlendiren bir arkadaşına ulaştı. Kısa sürede haber yayıldı, Kayısı çekirdeğinden, ceviz kabuğundan ham madde geliştirenler kendiliğinden onunla iletişime geçmeye başladı. Karaca kendini, yerel biyokompozit ekosisteminin içinde buldu. Her yeni atık türü, potansiyel bir yeni ürün hattı yarattı.
Amaç sadece ilginç bir malzeme keşfi değildi. Türkiye’de tarım atıklarının yakılması yani anız yakımı; toprak verimliliğini düşüren, ekosisteme zarar veren ve kontrolden çıkarak büyük orman yangınlarına yol açan bir uygulama. Karaca, bu atıkları ham maddeye dönüştürerek hem yakılmalarını hem de mobilya için ağaç kesimini önlemeyi hedefliyor. Kendi hesaplamasına göre bu yöntem, geleneksel üretime kıyasla sektörün çevresel etkisini yaklaşık yüzde 90 azaltabilir. “Üretim yaptığın sürece zarar veriyorsun elbet” diyor, “Ama çok daha az.”
Factory of Us’ın kuruluş hikayesi işte böyle. Bugün ekip hala küçük ama bir tasarımcı ve stajyerlerle sınırlı bütçeyle büyük işler çıkarmaya çalışıyorlar. Üç yılda yaklaşık 5 milyon lira ciro yaptılar. On dört yarışma kazandılar, Sanko Holding’in 120’inci yıl etkinliği için Türkiye’nin 3D yazıcıyla üretilmiş en büyük heykelini altı günde tamamladılar. Yatırım bulmak için iki yıl uğraştılar ama klasik bir yatırım turu bir türlü gerçekleşmedi. İki yıl içinde 3D baskı makinesinin sayısını da yediye çıkarmak istiyor.
Uzun vadede hayali, daha da radikal. Bölgesel mağazalar, müşterinin vücudunu tarayan bir ayna ve o anda kişiye özel şekillenen koltuk üretim hattı. Karadeniz’de çay atığından üretilmiş bir koltuğu alıp Akdeniz’e taşınınca geride bırakabilmek, orada mandalina kabuğundan yapılmış yeni bir mobilyaya geçebilmek, taşımacılığın, yani karbon ayak izinin büyük bölümünün ortadan kalktığı bir sistem. “5 yılda olmaz ancak 10 yılda olur belki. Bir gün göreceğimize inanıyorum” diyor.
Karaca’nın nihai hedefi ise mobilyanın çok ötesinde. Kullandığı büyük ölçekli 3D baskı teknolojisiyle koloni kurmak için Mars’a gidecek araçların içini tasarlamak istiyor. “Bunun teknolojik olarak gerçekleşmesi için önümde 50 yıl varsa, yaparım elbet” diyor. Girişimcilik Vakfı’nın desteklediği bir etkinlikte havacılık-uzay sektörü temsilcilerine bir sunum yaptı bile.
Betül Karaca’nın uzay araçlarını tasarlama, Mars’a gitme ve orada koloniler kurulmasına yardım etme hedefi, aslında NASA’nın çalışmalarıyla da örtüşüyor. Bilim insanları uzun süredir 3D baskı teknolojisine bambaşka bir kullanım alanı kazandırıyor. Dünya’dan Mars’a yapı malzemesi, araç ve yedek parça taşımak son derece maliyetli olduğundan, araştırmacılar Mars’ın toprağını ve regolitini kullanarak bunları yerinde üretmenin yollarını araştırıyor. Böylece 3D yazıcılar, gelecekte astronotların ihtiyaç duyduğu araç-gereç ve yedek parçaları üretmenin yanı sıra barınakları da Mars’ın kendi kaynaklarından inşa etmelerini sağlayabilir. NASA’nın 3D baskılı habitat yarışmaları ve AI SpaceFactory’nin Mars için geliştirdiği Marsha tasarımı, bu fikrin en dikkat çekici örnekleri arasında. Factory of Us’ın öne çıkan bir başka ayağı da döngüsellik. İç mimar, sattığı her ürün için müşteriye bir söz veriyor, 10 yıl içinde dört kez, ‘parçala-erit-üret’ yöntemiyle ücretsiz dönüşüm. Bir sandalye sehpaya, sehpa başka bir şeye dönüşebiliyor; teoride yedi kez tekrarlanabilen bir döngü.
Üretimde kullandıkları atık maddelerin, mobilyanın nerede kullanılacağına göre değiştiğini söyleyen iç mimar, “Dubai’de dış mekanda kullanılacaksa 80 dereceyi görecek demektir. Polimer mühendislerime bunu iletiyorum ve onların önerdiği ham maddeyi tercih ediyorum. Selüloz içeren herhangi bir ham malzemeyle ham maddeyi yapmak mümkün. En önemlisi de dünyayı tehdit eden plastik atıkların toplanıp hammadde olarak tekrar kullanılması. Karaca, plastikten üretilen bir ürünü sattıktan sonra mutlaka takibini yaptığını söylüyor. Çünkü plastik, üreticiden çıktıktan sonra da çok uzun bir süre dünyada varlığını sürdürüyor.
Factory of Us, plastiği yalnızca yeniden değerlendirilebilecek bir ham madde ve takip edilmesi gereken değerli bir kaynak olarak görüyor. Markanın adı da buradan geliyor aslında; Hepimizin Fabrikası. Hindistan’da yaşayan bir tasarımcı, plastikten yaptığı ürününü diğer tasarımcılarla paylaştığında fabrikanın bir parçası haline geliyor.
Karaca’nın anlattığı hikayenin altında bir tema var. ‘Girişimci Savaşçısı’ adlı bir eğitim programında öğrendiği bir imgeleme tekniğinden bahsediyor. Katılımcıların önce kendi düşünme biçimlerini, güçlü ve zayıf yönlerini keşfetmelerini; ardından bu birikimi bir iş fikrine dönüştürmelerini hedefliyor. Bu süreçte kendini 80’li yaşlarında imgeleyen ve bugüne dönüp ‘Daha iyi ne yapabilirdim?’ sorusunu kendisine soran Karaca, “Bu iş uğruna 3-5 yılım gitsin ama 80’imde geçmişe gururla bakayım. Şu ormanı da biz yeşerttik, şu kadar ağacın kesilmesine engel olduk diyebileyim” şeklinde konuşuyor.
Karaca, Factory of Us’tan sonra Türkiye’de benzer işler yapan en az üç girişimden haberdar. Onun için bu, rekabetten çok daha fazla şey ifade ediyor: Hareket büyüyor.
25 yıldır sağlık, wellness, güzellik ve lifestyle üzerine yazılar yazıyor. Kariyerine televizyon muhabirliği ile başladı. Gazete muhabirliği, editörlüğü ve köşe yazarlığının ardından kendi mecrasında dijital yayıncılık yaptı. Bitmeyen merakı, her gün bir şeyler öğrenme hevesi ve yazma tutkusuyla şimdilerde WIRED Türkiye Yazı İşleri Müdürü olarak keşfetmeye devam ediyor.