E. Can Özer
Tasarım ve Sanat
23 Mayıs 2026 10:00

Bir Lamanın Düşündürdükleri

Yapay zeka, eğlence sektöründe streaming’e geçişten bu yana en dönüştürücü güç olma yolunda. Tolga Karaçelik ise teknolojinin kusursuzluğunun değil, hayatın öngörülemezliğinin ve kusurlarının peşinde koşuyor

Bir Lamanın Düşündürdükleri

Fotoğraf: Kutup Dalgakıran (Görsel yapay zeka ile düzenlenmiştir)

Yönetmen Tolga Karaçelik’in 2024 yılında Hollywood’da İngilizce olarak çektiği kara mizah türündeki filmi ‘Psycho Therapy’nin (Saykoterapi) bir sahnesinde başrol oyuncuları Steve Buscemi ve John Magaro, sarı loş ışıklar içindeki karanlık barda, illegal yollardan silah edinmek için bir mafya babasıyla konuşurken kadraja bir lama giriyor. Basiretsiz ve başarısız bir yazarı canlandıran Magaro’nun gözü tıpkı seyirciler gibi lamaya takılıyor ve ağzından şu sözcükler dökülüyor: “O gerçek bir lama mı?”


Karaçelik, “Evet” diyor, “Gerçekten o bir lama.” Psycho Therapy’nin lamasının filmin hikayesinde bir işlevi yok gibi görünebilir. Üstelik masa başında yapay zekaya birkaç prompt girerek o sahneye bir lama eklemek bugünün koşullarında maliyetsiz ve basit bir iş. Ancak Türk sinemasının son dönemdeki iki önemli filmi ‘Kelebekler’ ve ‘Sarmaşık’ın yönetmeni için ‘en lama haliyle’ hikayeye doğallık katması yeterli. “Gerçek çünkü” diyor, Karaçelik ve devam ediyor: “Oyuncu onunla etkileşime giriyor. Lama beklenmedik bir hareket yapıyor, huysuzlanıyor, oyuncu ona anlık tepki veriyor. Kamera tam da bu planı kaydediyor.” Ona göre çoğu zaman bir hikayeyi ilginç kılan ‘kusursuzluk’ değil, tam tersine kontrol edilemeyen ‘küçük çatlaklar ve insana ait çapaklar’.


Karaçelik sinemada bu yolu seçiyor ama kurucu yönetmenliğini yaptığı yaratıcı prodüksiyon şirketi Sinecera Studio ile çektiği reklam filmlerinde, yapay zekanın bu endüstride nasıl kullanılacağına yönelik gösterişli örnekler veriyor, yeni görsel dünyalar kuruyor. 1923’te Atatürk’ün Adana’ya ayak bastığı günü tekrar sahneliyor; Türk sinemasının efsanevi oyuncusu merhum Sadri Alışık’ı kusursuza yakın konuşturuyor; 1927 yılının Gazi Koşusu’nun atmosferine götürüyor. Ama yine de bu teknolojilere yaklaşımının temkinli hatta yer yer mesafeli olduğunu söylüyor. “Çünkü” diyor, “Şirketin ilk zamanlarında yaptığımız denemelerde farklı kişiler olarak yazdığımız farklı prompt’lar bazen bizi aynı kişiye götürüyordu, aynı amcanın yüzünü görüyorduk.” Bu, yapay zeka üretimlerinde sık karşılaşılan ‘estetik tekdüzelik’ ve ‘tek tipleşme’ sorunu. Karaçelik’e göre sorun, yapay zeka modellerinin beslendiği veri havuzlarıyla ilgili. Haklı da. Üretken yapay zeka mevcut verilerden beslendiği için bazen aynı görsel referans kümelerini sunabiliyor. Tam da bu nedenle Karaçelik, Sinecera’nın üretim yaklaşımını, ‘insana ve yaşama ait kusurlar’ üzerinden kurmaya odaklanıyor. Yapay zeka üretimlerinin çoğunda rastlanan ‘şekere batırılmış gibi parlak’ olarak tabir ettiği görüntüyü, kendi işlerinde bilerek bozuyor. Autofocus hataları, küçük ışık kusurları, gerçek kamera davranışlarını taklit eden görsel bozulmaları özellikle koruyor. “Çatlakların görünmesine izin veriyorum çünkü o çapaklar işleri güzelleştiriyor ve insana dair olan şeyleri koruyor” diyor ve ekliyor: “Rocky’yi düşünün. Karakter bağırırken sesi düzgün çıkmaz, çatallıdır. ‘Adrieeen!’ diye bağırır. Film yer yer sarkar mesela. Ama işte bu kusurlar, çatlaklar samimiyeti artırıyor.”


Sinema endüstrisinde en büyük baskı, ne çok küçük ne de blockbuster denilen dev bütçeli projelerin üzerinde. Mikro bütçeliler esneklikleri sayesinde hayatta kalırken orta ölçekli bağımsız yapımlar yükselen lojistik, ekipman ve işçilik maliyetleri karşısında eziliyor. Bu da yönetmenleri ya çok kısıtlı imkanlarla ‘gerilla’ sinemasına ya da dijital platformların katı editoryal sınırları içine girmeye zorluyor. Türkiye’de 2026 yılı başında açıklanan destek paketleri (Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yaklaşık 58 milyon liralık ilk dönem desteği gibi) rekor seviyede görünse de artan enflasyon ve döviz bazlı ekipman maliyetleri bu desteğin reel alım gücünü baskılıyor.


Karaçelik bu tabloyu şöyle anlatıyor: “Sinemacı matematiği diye bir şey vardır. İki artı üç eşittir eksi iki. İki lira biriktirirdiniz, üç lira da bir yerlerden bulurdunuz ve eksi iki lira borçla filmi çekmeyi başarırdınız. Bugünkü şartlarda durum çok daha güç.”


Ekonomik zorluklar nedeniyle yapay zeka, bağımsız sinemada maliyet baskısını kırmak için bir can simidi olarak görülmeye başlandı. Yapay zeka, sinema endüstrisine görsel efekt, post-prodüksiyon, mekan, lojistik, ses ve dublaj, arşiv görüntü gibi maliyet kalemlerini minimize etmeyi böylece bütçeyi daha verimli kullanabilmeyi vadediyor. Morgan Stanley’nin Temmuz 2025 tarihli ‘Yapay Zekanın Eğlence Sektörüne Sağladığı Faydalar ve Tehditler’ başlıklı makalesinde üretken yapay zekanın tüm medya sektöründe yüzde 10’a, televizyon ve film işinde ise yüzde 30’a varan maliyet düşüşleri sağlayabileceği hesaplanıyor. Danışmanlık şirketi McKinsey’nin Ocak 2026 tarihli ‘Yapay Zekanın Film ve TV Endüstrisinin Geleceğindeki Etkisi’ raporunda ise ‘Yapay zekanın yalnızca prodüksiyon süreçlerini değil, aynı zamanda back-office operasyonlarını da etkileyebileceği ve erken denemelerde bazı kullanım alanlarında yüzde 5-10 arasında verimlilik artışı sağladığı’ görüşüne yer veriliyor. Danışmanlık şirketine göre, üretken yapay zeka ve beraberinde getirdiği yeni araçlar, eğlence sektöründe streaming’e geçişten bu yana en dönüştürücü güç olabilir; senaryodan ekrana kadar yaratıcı sürecin her aşamasını yeniden tanımlayabilir.


Yönetmenler ve yapımcılar da yapay zeka rüzgarına kapılmış görünüyor. Walt Disney’in eski başkanı, şimdi ise teknoloji odaklı prodüksiyon şirketi B5 Studios’un kurucusu Sean Bailey ise yapay zekanın “Sektörde şimdiye kadarki en büyük platform dönüşümünden daha büyük bir değişimi temsil edebileceğini” söylüyor. ‘Titanic’ ve ‘Avatar’ gibi yüksek bütçeli filmlerin yönetmeni James Cameron 2023’te yapay zekanın kontrolsüz gelişimi konusunda uyarılarda bulunmuştu, 2024’te ise metinden görsel üreten modeller geliştiren İngiltere merkezli Stability AI’ın yönetim kuruluna katıldı. Cameron yapay zekanın teknik işleri hızlandırarak bilgisayar tabanlı görsel efekt üretim maliyetlerini yarıya indirebileceğini savunuyor. ‘Açlık Oyunları’ ve ‘John Wick’ gibi işlere imza atan film stüdyosu Lionsgate de kendi film kataloğu üzerinden eğitilecek özel yapay zeka modelleri oluşturmak için Runway ile anlaştı. Türkiye’de son iki yıldır düzenlenen Türkiye Uluslararası Yapay Zeka Film Festivali de (T-AIFF) benzer bir ilgi görüyor. 2024’teki ilk festivale 94 ülkeden 1091 başvuru geldi. 2025 yılındaki ikinci festival ise yaklaşık 100 ülkeden 1400 başvuru aldı. T-AIFF’in 2025’teki festivalinde jüri başkanlığı da yapan Karaçelik bu dalgaya rağmen yapay zekanın film endüstrisindeki rolü konusunda temkinli. Şu anda yapay zekanın kafasındaki hikayelere artı bir değer katacağını düşünmüyor. Yine de bu araçların düşünme biçimini değiştirdiğini kabul ediyor. “Yapay zeka henüz bir sinema filmini baştan sona bitirmek için epey geride. İnsan elinden çıkmış gibi kusurlu, arızalı, öznel, kişisel bir üretime girebilir mi, onu henüz bilmiyorum” diyor.


Diğer taraftan yapay zekanın bir gün büyük prodüksiyonların formüllerini ‘kusursuz’ şekilde yeniden yazabileceğini ve üretebileceğini düşünüyor: “Jurassic Park’tan üç tane çekilmişse, dördüncüyü neden yapay zeka yazmasın? Yazar. Hatta belki yazacak olandan bile daha iyi yazabilir ve de izlenir. Ben de izliyorum, her şeyi izlemeye çalışırım. Bu filmler lazım.” Karaçelik bu sözlerinin ardından önüne bakıp duraksıyor, sonra “Ben sinemadan geliyorum” diyor, “Yapay zeka şirketim var ama yine de seti her zaman çok seven biriyim. ‘Canlı çekmeyi’ tercih ederim. Özünde bir hikaye anlatıcısıyım, ellerime iki tane çorap takıp onu çekmem bile anlamlı olur. Bir hikayem olur, stop motion yapmak daha mantıklı olur; bir hikayem olur, Alexa ile çekmek ya da 16 mm ile. Bu, tamamen hikayenin gerektirdikleriyle ilgili.”


Karaçelik haklı, hikayeni nasıl anlattığın asıl belirleyici. Ama yapay zeka, sinemayı stüdyoların tekelinden çıkarıp anlatacak bir şeyi olan herkesin film yapmasının yolunu açıyor ve bu durum şu soruyu beraberinde getiriyor: Eğer herkes film yapabilirse, hikaye anlatıcılığı değerini yitirir mi?

Antikitenin kadim dillerinden dijitalin kodlarına uzanan disiplinlerarası bir köprüden geçmekte. WIRED Türkiye ile teknolojiyi sorunsallaştırırken, yedi sanatı yanına alarak öğrenmenin ve paylaşmanın peşinden gidiyor. 98 model, Boğaziçili.

E. Can Özer

DAHA FAZLASI

Annelik, Beden ve Canavar: Karadeniz’de Bir Yaratık Anlatısı

Alphan Eşeli’nin Hazar Ergüçlü'nün başrolünde oynadığı yeni filmi MUTTER: Bir Annenin Günlüğü, dünya prömiyerini Tribeca’da yapmaya hazırlanıyor. Film, Türk sinemasında annelik, beden, dışlanmışlık, Karadeniz coğrafyası ve yaratık imgesi üzerinden yeni bir tür kırılmasının işaretlerini taşıyor.

E. Can Özer

Gelenek mi Yapay Zeka mı?

Yapay zekanın etki alanı gitgide genişliyor, gündemde ise moda tasarımında üretken yapay zeka (GenAI) dokunuşu var. Gelenekten güç alan bu disiplinin geleceği, dijital çağın dinamiklerinde saklı olabilir mi?

Tolga Ra

Bauhaus Ekolünün Mirası Nerede Yaşıyor?

Bugün cebimizde taşıdığımız akıllı telefonların pürüzsüz cam yüzeylerinden her gün etkileşime girdiğimiz minimalist uygulama arayüzlerine, hastane sandalyelerinden kapı kollarına kadar ne varsa, 20. yüzyılın başlarında Almanya'nın gri şehirlerinde filizlenen bir düşünce akımının sessiz ve derin yolculuğunu içeriyor.

E. Can Özer

Hafızayı Görmek Mümkün mü?

Türk fotoğrafçı ve belgesel yapımcısı Sevde Tunç yeni hafıza ve göç temalarını işlediği yeni çalışmalarını Hafızayı Görmek başlığı altında Amerika Birleşik Devletleri’nde özel bir gösterimle seyirciye sundu.

E. Can Özer