Bir Haftada Şakır Şakır Yabancı Dil
Dil uygulamaları büyük vaatlerle ‘bir haftada akıcı konuşma’ garantisi veriyor. Ancak dil bilimcilere göre ekranda doğru şıkkı bulmakla biriyle karşılıklı konuşmak arasında büyük fark var.
Görsel: We Are / gettyimages
2018 yılında lisede ‘Yabancı Dil’ bölümünü seçtiğimde neredeyse yedi yıldır İngilizce eğitimi alıyordum. Ama iş pratiğe gelince konuşamıyor, hatta bazen anlayamıyordum bile. Çoğu insan için hikaye benzerdi: “Anlıyorum ama konuşamıyorum.”
2025’te üniversiteden mezun olduğumda artık bir İngilizce öğretmeniydim. Kendi tecrübelerimden de yola çıkarak öğrencilerimin bu dili hem anlamasını hem de konuşmasını sağlayacaktım. Ama çok güçlü rakiplerim vardı: Dil öğreten uygulamalar.
Dil öğrenmek ve pratik yapmak isteyenlerin yoğun ilgi gösterdiği bu uygulamalar, ‘Bir haftada konuşmaya başla’ ve ‘30 günde akıcı ol’ gibi vaatlerle reklam veriyor. Renkli arayüzler, günlük seriler, rozetler hepsi aynı cümleyi tekrarlıyor: Bu uygulama seni konuşturacak. Öyle ya, uygulamanın kendisi konuşuyor, kullanıcıyı konuşturmaması mümkün değil.
Peki gerçekten öyle mi?
Yıldız Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Ahmet Başal’a göre, reklamların vadettikleri ile bilimin ölçtüğü şey aynı değil. Başal’ın yaklaşık on yıl önceki çalışmaları, mobil uygulamalarla kelime öğretiminin belirli koşullarda geleneksel yöntemlerden daha etkili olabileceğini gösteriyor. Özellikle pratik ve okul dışı öğrenme açısından uygulamalar önemli bir avantaj sağlıyor.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir konu var. Uygulama içindeki başarı, uygulamanın kendi tasarladığı görevler üzerinden ölçülüyor. Gerçek konuşmada ise karşınızdaki kişi sözünüzü kesebiliyor, sizi yanlış anlayabiliyor ya da hiç beklemediğiniz bir cevap verebiliyor. Yani bir haftada konuş vaadinin arkasındaki sınav, gerçek hayatın sınavı değil.
Türkiye’nin ilk yabancı dil eğitim vakfı SEYEV’in kurucusu, dil bilimci Seda Yekeler ise “Uygulamalar çoğunlukla pasif hafızayı uyarıyor. Kullanıcıya seçmeli ve görsel ipuçlarıyla desteklenmiş bir ekosistem sunuyor. Ancak gerçek hayattaki gibi bir dil edinimi sağlamıyor” diyor.
Yekeler’e göre, bunun nörodilbilimsel açıdan bir açıklaması var: Tanımak ile üretmek aynı şey değil. Uygulamalar çoğunlukla kullanıcıya bir kelimeyi veya ifadeyi tanıması için ipucu veriyor; çoktan seçmeli sorular, görseller, çeviriler gibi. Yekeler, “Oysa gerçek iletişim, önceden tahmin edilemeyen akışkan parametreleri ve yoğun bir bilişsel işlem gücü gerektiriyor” diyor. Kullanıcının bir ifadeyi hiçbir ipucu olmadan, doğru zamanda, sosyal bağlamı hesaba katarak üretmesi lazım. Uygulamada yüksek puan toplayan birinin spontane konuşmada tıkanmasının nedeni de tam olarak bu.
Başal’ın kelime bilgisi üzerinden yaptığı ayrım da bu noktayı güçlendiriyor. “Uygulamalar zihindeki pasif kelime havuzunu büyütmede yararlı. O havuzdaki kelimeleri konuşma anında erişilebilir hale getirme konusunda ise ciddi sınırlılıkları var” diyor. Yani uygulama ekranında karşınıza çıkan ‘üç bin kelime öğrendiniz’ ifadesi, o kelimeleri konuşurken gerçekten kullanabildiğiniz anlamına gelmiyor. ‘Akıcılık’ ile uygulamanın ölçtüğü ‘skor’ farklı şeyler.
Peki uygulamalar bizi neden bu kadar ‘ilerliyormuşuz’ gibi hissettiriyor? Bunun da bir cevabı var: Gamification. Günlük hedefler, rozetler, puanlar, seri kazanımlar, kullanıcıyı düzenli kullanıma itiyor. Ama düzenli kullanım ile öğrenme kalitesi aynı şey değil.
Seda Yekeler’e göre, oyunlaştırma motivasyonu ile bilişsel edinim birbirinden ayrılmalı. Kullanıcı bir dili daha iyi konuşmak için değil, serisini kaybetmemek için uygulamaya dönüyorsa, teknoloji eğitimin önüne geçiyor. Başal ise “Ekrandaki sayı büyürken, konuşabilme hala yerinde sayıyor” diyor.
Üretken yapay zeka bu tabloyu biraz değiştiriyor. Yekeler, yapay zekanın eski uygulamalara kıyasla daha kişiselleştirilmiş ve etkileşimli bir deneyim sunduğunu söylüyor. Ama yine de gerçek biriyle konuşmakla aynı değil. Başal, yapay zekanın iyi bir prova odası olduğunu belirtiyor ve bir an önce insanlarla iletişime geçmek gerektiğini vurguluyor.
Bütün bunların ışığında vardığımız sonuç özetle şöyle: Bir dili gerçekten öğrenip öğrenmediğinizi, telefonu kapattığınızda anlayabiliyorsunuz. Yani bir kafede sipariş verirken, yabancı biriyle sohbet ederken ya da hiç beklemediğiniz bir soruyla karşılaştığınızda.
Bir Haftada Çözülebilir mi?
Yazıyı hazırlarken, bir yandan da ‘bir haftada Almanca’ öğrenmenin ne kadar mümkün olduğunu denemek istedim. ‘Yeşil baykuş’ ikonlu uygulamaya giriş yaptım. İlk konu ‘kafede sipariş vermek’ti. Cevapları verirken seçeneklerin zaten beni doğru cevaba yönlendirdiğini fark ettim. Alıştırmadan sonra bir şey öğrenmedim, aklımda sesler ve kelimeler belirse de bunları tekrar edemedim. Ancak yine de ‘doğru bilmenin’ verdiği kazanmışlık hissiyle ikinci üniteye geçtim ve ‘başarıyla’ tamamladım. Ancak devam edeyim derken, bir bakıyorsunuz ‘enerjiniz’ ya da ‘krediniz kalmamış. Reklam izleyerek, para harcayarak, bekleyerek veya abonelik alarak enerji kazanabiliyorsunuz. İlk 3 gün ücretsiz versiyonda dirensem de dersleri bitiremedim ve puanlamada geri düştüm. Sonunda 7 günlük denemeyi başlattım ve sınırsız enerji, yapay zekayla görüntülü konuşma gibi özellikler aktif oldu. Kendimi kaptırdım ve uygulamanın bağımlılık yaratacak kadar güçlü olduğunu gördüm. Sürekli akan animasyonlar, rengarenk görseller ve motive eden sözler. Bu versiyonda da bir kelimeyi bilmeseniz bile bağlam kurabiliyor ve doğru cevaba gidebiliyorsunuz. Sesli sorularda telaffuz edemeseniz bile genellikle doğru kabul ediyor, cümle tamamlamada artikelleri unutsanız da bölümü geçebiliyorsunuz.
Ücretli versiyona geçtiğimde aktivitelere yenileri eklendi ve yapay zeka anlayamadığım konulara açıklamalar getirdi. Gün geçtikçe kelimelere aşina oldum, gözlerim doğruyu daha kolay seçebiliyordu. Ama çevremde Almanca bilen biriyle sohbet etmeye hiç cesaretim olmadı. Ve aslında bir hafta ya da bir ayda dil öğrenmenin uygulama üzerinden kolay ama pratikte mümkün olmadığını anladım. Bunu, ekip arkadaşlarımla paylaştığımda WIRED Türkiye Dijital Direktörü Mahmut Karslıoğlu’ndan bir ses yükseldi: “Benim 2 bin 242 günlük serim var.” İspanyolca yazıları okuyabiliyor, çeviri yapabiliyor ve yazı yazabiliyor. Konuşmada takılabileceğini belirtse de genel anlamda artık İspanyolca bildiğini söylüyor, hem de tamamen ücretsiz versiyon sayesinde. Tam 6 yılda. O da ‘yeşil baykuş’ ikonlu uygulamayı kullanıyor, her gün mutlaka 15 dakika harcıyor.
6 yıl bir yabancı dil uygulamasını kullanan Karslıoğlu, uygulamanın sosyal medya dinamiklerine ve mobil oyunların motivasyon unsurlarına hakim olduğunu söylüyor. “Eğitimde oyunlaştırmayı iyi kullanıyorlar. Eğer düzenli olarak devam ederseniz bu tekrar mekaniği ile kelimeler ve dil bilgisi beyninize kazınıyor” diyor. Bana dönecek olursak, uygulamayı kullanmayı bıraktım ama o beni bırakmıyor. Sürekli motivasyon mesajları göndererek arkadaşça bir dille uyarıyor: ALIŞTIRMANI N’OLUR YAP. Evet, büyük harflerle yapıyor bunu. Uygulamaya girmedikçe mesajların tonu değişiyor: ‘Senden asla vazgeçmeyeceğim’, ‘Kusura bakma ama bir tane ders yapmanı isteyeceğim.’ Bu mesajlar etkili olur ve haber amaçlı başladığım bu serüveni belki bir gün tamamlarım, kim bilir?
Şimdilik ‘adiós’ ya da ‘tschüss’.
Kendi kurduğu sitelerde finans ve teknoloji içerikleriyle başladığı sektöre WIRED Türkiye editörü olarak devam ediyor. Her şeyi deneyen, vazgeçmeyen girişimci ruh. 4 yıl deneyimli editör. Teknoloji ve bir o kadar da finans meraklısı.