Beceriden Altyapıya: Eşitsizlik Elektrik Priziyle Başlıyor
Cenevre’de düzenlenen İyilik İçin Yapay Zekâ Zirvesi’nde en çok konuşulan başlıklardan biri yapay zekâ becerileriydi. Ancak elektriğe, internete, veri merkezlerine ve hesaplama kapasitesine erişimde eşitlik sağlanmadıkça, becerilerin tek başına fırsat eşitliği yaratması mümkün görünmüyor.
İllüstrasyon:Govindanmarudhai/gettyimages
Cenevre Havalimanı’nın hemen yanındaki Palexpo, son derece pragmatik bir mimariye sahip. Uçaktan inip birkaç dakika içinde kendinizi küresel dijital politikanın tartışıldığı salonlarda bulmanız mümkün. 6–10 Temmuz'da Cenevre Dijital Haftası’nın merkezi de burasıydı. Haftanın ilk yarısında uluslararası kuruluşlar ve devlet temsilcileri düzenlenen resmî panellerde yapay zekâ yönetişimini ve çok taraflı işbirliği modellerini tartıştı. Bu resmî ve protokol ağırlıklı oturumların ardından sahne el değiştirdi ve kapılar İyilik için Yapay Zekâ Zirvesiyle gençlere, girişimcilere, sanatçılara ve sivil topluma açıldı. Sergi alanları, yarışmalar ve film gösterimleri ile enerji yükseldi.
Etkinliğin en renkli bölümlerinden biri İyilik İçin Robotik Gençlik Yarışması büyük finaliydi. Beş kıtadan 50 ülkeden gelen gençler, gıda güvenliğine yönelik geliştirdikleri robotik çözümleri jüriye sunuyordu. Robotlar, sulama yapmak, olgunlaşan meyveleri hasat etmek ve tarımsal üretim süreçlerini desteklemek üzere tasarlanmıştı. Ben de Kolombiya, Vietnam ve Nijerya ekiplerinin yarışlarını izledim. Ama yarışmayı geçirdiği ekonomik sıkıntılara ve yaşanan depremin getirdiği zorluklara rağmen Venezuela ekibi kazandı ve hepimize umut verdi. Gençlerin heyecanı, öğretmenlerinin onları sürekli cesaretlendiren sözleri ve salondaki atmosfer, yapay zekânın farklı coğrafyalarda yeni fırsatlar yaratabileceğine dair güçlü bir iyimserlik duygusu doğmasına sebep oldu.
Bu heyecanlı atmosferden çıkıp ana sahnedeki panellere yöneldiğimizde, o iyimserlik yerini kaygılı bir gelecek tasavvuruna bıraktı.
Çünkü yapay zekâ işgücü piyasasını hızla dönüştürürken, dünyada hâlâ 2,2 milyar insanın internete erişimi yoktu. ITU (International Telecommunication Union) Genel Sekreteri Doreen Bogdan-Martin açılış konuşmasında tam da bu noktaya dikkat çekti. Yapay zekânın sunduğu fırsatların, yeni ve daha derin eşitsizlikler üretme riski taşıdığını vurguladı. Bu nedenle ITU gibi küresel yapıların önceliği sadece teknolojiyi tanıtmak değil, insanların bu teknolojileri geliştirebilmesini sağlayacak becerileri yaygınlaştırmaktı.
Yapay Zekâ Becerilerinin Yaygınlaştırılması
Bu doğrultuda, ITU’nun 2024 yılında hayata geçirdiği Yapay Zekâ Yetkinlikleri Koalisyonu, öğrencilere, öğretmenlere, kamu görevlilerine ve girişimcilere ücretsiz yapay zekâ eğitimleri sunmayı hedefliyor. Teknoloji şirketleri, üniversiteler ve uluslararası kuruluşların katkısıyla yürütülen program, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yapay zekâ becerilerinin yaygınlaşmasını amaçlıyor. Benzer şekilde, BM Genel Sekreteri Guterres de yakında BM Genel Kurulu'na yapay zekâ alanında beceri geliştirme, veri altyapısı ve uygun maliyetli hesaplama gücüne erişimi desteklemek amacıyla bir "Küresel Yapay Zekâ Fonu" kurulmasını önereceğini açıkladı.
Ancak bu iyi niyetli beceri geliştirme girişimleri bizi daha temel bir soruyla karşı karşıya bırakıyor. Elektriğin, internetin ve hesaplama altyapısının olmadığı bir yerde yapay zekâ becerileri tek başına neyi değiştirebilir?
Microsoft Başkanı Brad Smith’in paylaştığı veriler eşitsizliğin temel altyapıda başladığını net bir şekilde gösteriyor. Küresel Güney ile Kuzey arasında eşitsizlik en baştan elektrik prizinden başlıyor. Güneyde her yüz kişiden 89’u elektriğe erişebiliyorken bu oran Kuzey’de 98. İnternette makas daha da açılıyor: Güney’de yüzde 66, Kuzey’de yüzde 90. Bu iki temel eksik, zincirin sonundaki tabloyu belirliyor. Mart 2026 verilerine göre yapay zekâ kullanımı Küresel Güney’de yüzde 15,4’te kalırken, Küresel Kuzey’de yüzde 27,5’e çıkıyor.
Bu tablo, dijital uçurumun yalnızca beceri eksikliğinden değil; elektriğe, internete, veri merkezlerine ve hesaplama kapasitesine erişimdeki eşitsizliklerden kaynaklandığını gösteriyor. Dolayısıyla mesele yalnızca ChatGPT, Claude ya da Gemini’ı kullanabilmek değil; kendi modellerini geliştirebilmek, veri merkezleri kurabilmek, hesaplama kapasitesine erişebilmek ve yapay zekânın ürettiği ekonomik değerden pay alabilmek.
Konuşmak yetiyor mu?
Bu eşitsizlik tablosunun gölgesinde, Cenevre Dijital Haftası'nın en somut duyurularından biri İyilik İçin Yapay Zekâ Küresel Komisyonu'nun kurulmasıydı. Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame ile Salesforce CEO'su Marc Benioff'un eş başkanlığındaki Komisyon; hükümetleri, teknoloji şirketlerini ve sivil toplumu aynı masa etrafında buluşturmayı hedefliyor. Amaç, yapay zekânın mevcut eşitsizlikleri derinleştiren değil, kalkınmayı hızlandıran bir araç hâline gelmesini sağlamak.
Ancak tanıtım toplantısında Marc Benioff'un kurduğu bir cümle, Komisyon'un rolünü de sınırlarını da açık biçimde ortaya koyuyordu:
"Bu bir düzenleyici kurum değil. Kural koyan bir organ da değil. Bu bir konuşma platformu."
Küresel ölçekte farklı aktörleri aynı masa etrafında buluşturmak kuşkusuz önemli. Ancak zamanın giderek daraldığını da biliyoruz. Yapay zekâ altyapısına yapılan yatırımlar yüz milyarlarca doları bulurken ve hesaplama kapasitesi giderek birkaç ülke ile birkaç şirketin elinde yoğunlaşırken, yalnızca diyalogun bu eşitsizlikleri azaltmaya yetip yetmeyeceği sorusu kaçınılmaz olarak gündeme geliyor. Asıl mesele, bu platformların konuşmanın ötesine geçerek somut işbirlikleri ve ortak yatırımlar üretebilip üretemeyeceği.
Komisyonun yapısı da bize önemli bir mesaj veriyor. Masada Estonya, İzlanda veya Togo gibi ülkelerin temsilcileri yer alırken, yapay zekâ yarışının iki ana belirleyicisi olan ABD ve Çin hükümetleri doğrudan masada yoklar. Buna karşılık NVIDIA, Amazon, Anthropic ve Qualcomm gibi teknoloji devlerinin liderleri komisyonun asli bileşenlerini oluşturuyor. Yapay zekâ çağında egemenlik artık sadece coğrafi sınırlara sahip devletlerde toplanmıyor; altyapıyı kontrol eden teknoloji şirketleri, küresel yönetişimin fiili ortakları haline geliyor.
Türkiye için stratejik bir gündem
Türkiye açısından Cenevre toplantıları önemli bir zamana denk geldi. Haziran ayında açıklanan 2026–2030 Ulusal Yapay Zekâ Eylem Planı'nın ardından yapılan bu toplantılar, Türkiye'nin önceliklerinin küresel gündemle ne ölçüde örtüştüğünü görmek açısından önemli bir fırsat sundu. Cenevre'de öne çıkan başlıklarla Ankara'nın yol haritası arasında dikkat çekici bir paralellik vardı. Enerji verimliliği, veri merkezleri, insan kaynağı ve uluslararası işbirlikleri her iki gündemin de merkezindeydi.
Eylem planıyla Cenevre arasındaki bu paralellik önemliydi. Ancak tek başına yeterli değildi. Asıl mesele, Türkiye gibi ülkelerin yapay zekâ yarışında nasıl bir konum alacağıydı. Milyarlarca dolarlık altyapı yatırımları yapan teknoloji devlerinin karşısında nasıl bir strateji izlenebilirdi? Cenevre’deki iki farklı oturumda, bu soruya rasyonel ve uygulanabilir iki farklı yanıt geldi.
İlk yanıt, Turkcell Genel Müdürü Dr. Ali Taha Koç’un yapay zekâ ve enerji ilişkisine getirdiği verimlilik odaklı yaklaşımdı. Koç, meselenin ne kadar enerji tüketildiği değil, tüketilen birim enerjiden ne kadar katma değer üretildiği olduğunu vurguladı. Büyük teknoloji şirketlerinin milyarlarca parametreli dev modellerini her problem için çalıştırmanın rasyonel olmadığını, bunun yerine ihtiyaca göre tasarlanmış, optimize edilmiş daha küçük modellerin çok daha verimli sonuçlar verdiğini belirtti. Bu yaklaşım, kaynak kısıtlı ülkeler için bir tür akıllı ölçekleme stratejisiydi.
İkinci yanıt ise ODTÜ öğretim üyesi ve BM Bağımsız Uluslararası Yapay Zekâ Bilim Paneli üyesi Prof. Dr. Bilge Demirköz’den geldi. Demirköz, yapay zekâ yönetişimi ve veri egemenliği tartışmalarını yerkürenin dışına, yakın yörüngeye kurulması planlanan veri merkezlerine taşıdı. Büyük bir güneş fırtınasının yörüngedeki sunucuları nasıl etkileyeceğinden, uzayda veri hukukunun nasıl işleyeceğine kadar henüz yanıtlanmamış soruları gündeme getirdi. Bu vizyon, egemenlik mücadelesinin sadece karasal fiber kablolarda değil, uzay altyapılarında da sürdüğünü gösteriyor. Türkiye gibi aktörler için bu tür bakir alanlarda kural koyucu masalarda yer almak, küresel standartları pasif bir şekilde kabul eden kullanıcı olmaktan kurtulmanın yegâne yolu.
Farklı alanlara odaklanan bu iki sunumun ortak mesajı açıktı: Yapay zekâ artık yalnızca algoritmalardan ibaret değil. Enerji, altyapı, uzay, veri egemenliği ve yönetişim gibi çok daha geniş bir ekosistemin parçası hâline geldi. Bu da Cenevre'de dört gün boyunca öne çıkan tartışmalarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Kullanıcı mı, ortak mı?
İyilik İçin Yapay Zekâ Zirvesi’nde dört gün boyunca verilen ortak mesaj açıktı. Yapay zekâ yarışı artık yalnızca daha iyi modeller geliştirme yarışı değil, bu modelleri geliştirecek insan kaynağını, altyapıyı ve hesaplama kapasitesini oluşturma yarışı.
Gelişmekte olan ülkeler bu teknolojiyi yalnızca satın alıp kullanmakla mı yetinecek; yoksa onu üreten, kuralını yazan, değerinden pay alanlarla aynı masaya oturabilecek mi? Cevabı Cenevre'de değil, önümüzdeki birkaç yılda verilecek yatırım ve strateji kararları belirleyecek.
Pelin Kuzey, teknoloji, toplum ve politika kesişiminde çalışan bir stratejisttir. Google ve Maliye Bakanlığı'nda geçen 25 yılı aşkın kariyerinin ardından çalışmalarını yapay zekâ yönetişimi, teknoloji politikaları ve dijital dönüşüm alanlarına odaklıyor. Uluslararası teknoloji ekosistemleriyle yakın temasını sürdürürken, farklı coğrafyalardaki fikir ve politika ağları arasında köprü kuruyor. Genç profesyonellere mentorluk yapıyor. Seyahat etmeyi, farklı kültürlerden öğrenmeyi seviyor; farklı coğrafyaların kültürel ve fikir ekosistemlerini keşfetmekten ilham alıyor.