Algoritma Pişmanlığı
Yapay zekayı ‘maliyet düşürücü bir yenilik’ sanan şirketler, 2026 yılını sert bir gerçekle karşıladı. Bir algoritmayı çalışan yerine koymak, kurumsal kimliğin kaybına neden olabilirken şirketler için ‘Algoritmik Pişmanlık’ dönemi başladı
İllüstrasyon: Cemile Bingol, gettyimages
2023 ve 2024 yılları Amazon, Meta, OpenAI ve Tesla gibi dünyanın en büyük şirketleri için yapay zeka dalgasıyla değişime başladığı tarih oldu. ‘AI-First’ (Önce Yapay Zeka) ve ‘Verimlilik Artışı’ adı altında toplu işten çıkarmaların yaşandığı bu dönemde stratejik kararlar verildiği iddia ediliyordu. Küreseldeki artan enflasyon ve aşırı işe alımlar gibi ekonomik faktörler de bu çıkarmalara neden olmuştu. Yapay zeka ise adeta bir ‘maske’ görevi gördü.
Küresel şirketler, verimlilik uğruna 2025 yılında da işten çıkarmalara devam etti. Örneğin Microsoft, geçtiğimiz yıl verimliliği artırmak amacıyla gereksiz tekrarların en aza indirilmesi kararıyla 228 bin kişilik çalışan kadrosunun yaklaşık yüzde 10’unu işten çıkardı. ABD’li otomobil üreticisi General Motors da yaklaşık 2000 kişiyi işten çıkararak piyasalardaki yavaşlamayı sebep olarak gösterdi. İnsanları kovup, algoritmaları ‘dijital’ koltuklara oturtan şirketler, kurumsal hafızalarını ve insani duyguları bir kenara koydu. 2026’da ise bu koltuklar, marka değerinde düşüşlere ve kullanıcı kaybına neden oldu.
ABD merkezli yatırım bankası Morgan Stanley, yapay zekanın iş piyasalarındaki işsizliği artıracağını ön görüyor. Özellikle bankalardaki yapay zeka kullanımının yaygınlaşması ve şube kapanışlarının artması sonucunda 2030’a kadar Avrupa’daki bankacılık sektöründe 200 binden fazla iş kaybı olabileceğini belirtti.
Tabii ki maliyet odaklı verilen bu kararlar, özellikle müşteri hizmetleri, metin yazarlığı ve giriş seviyesi yazılım çalışanlarını vurdu. Her ne kadar yapay zeka çok etkili bir teknoloji olarak kullanılsa da memnun olan işveren kadar olmayan da bulunuyor. Londra merkezli organizasyonel tasarım ve planlama platformu Orgvue’nun yayımladığı makaleye göre, bu kararı veren şirketlerin yüzde 55’i işten çıkarmalardan pişman.
Örneğin Duolingo, bu açıdan sorun yaşayan şirketlerden biri olarak öne çıkıyor. Ocak 2024’te çeviri ve moderasyon alanındaki sözleşmeli çalışanlarının yaklaşık yüzde 10’unu işten çıkardı. Duyurduğu ‘AI-First’ stratejisi ile sistemi yapay zeka odağında yönetmeye karar vermişti. İşten çıkarılan bir çalışanın Reddit’te yaptığı paylaşımda 5 yıldır çalıştığı ekipten iki kişinin çıkarıldı ve kalan iki kişinin de ‘yapay zekanın yaptığını kontrol etmek’ amacıyla görevlendirildiği belirtildi. Yıllardır sosyal medyada kullanıcılarla bağ kuran şirketin yapay zekaya bu kadar yönelmesi bu bağın ‘sahte’ olduğunu hissettirdi ve yıllardır ilmek ilmek işlenen o ‘eğlenceli’ marka tonunu da kaybettirdi. Kullanıcıların sosyal medyadaki ‘Duolingo’nun mizahi ve eğlenceli yapısının baltaladı’ yorumu ve uygulamayı silerek #DeleteDuolingo etiketi başlatması, şirketin kararlarını sorgulamasına neden oldu.
Bu süreçte fark edilen ilk hata kurumsal hafıza ve kültürel bağlam kaybı oldu. İşten çıkarılan kişiler aslında bir nevi şirketi temsil eden ve şirketin tarihini, kültürünü ve kriz anındaki çözüm yollarına hakim kişilerdi. Yapay zeka, bu düzene ayak uyduramadı ve ‘insani duyguları ve tecrübeyi’ kullanıcılara hissettiremedi. 2025’te yaptığı açıklamalarda ise tam zamanlı çalışanları koruyacağını söyleyen Duolingo, yapay zeka sayesinde çalışanların neredeyse 4-5 kat daha fazla içerik üretebildiğini de ekledi.
Yapay zeka ve otonom denildiğinde akla gelen Tesla da bu durumdan muzdarip. CEO Elon Musk, Tesla’nın Kaliforniya’daki Fremont fabrikasındaki üretim hattında verimliliği artırmak amacıyla robotları devreye almıştı. Fakat robotik sistemlerin karmaşık durumlarda insanlar gibi esnek davranamaması ve sorunu çözememesinden dolayı 5 bin olan üretim hedefi yerine sadece 2 bin 500 araç üretilebildi. Musk, yaptığı açıklamada “Evet, Tesla’da aşırı otomasyon bir hataydı. Bu tamamen benim hatamdı. İnsan emeği hafife alındı” diyerek yapay zekanın insan emeğinin önüne henüz geçemediğini belirtti.
Artan maliyetler, düşen kaliteler
Rakamlar yalan söylemez ama evdeki hesap çarşıya uymayabilir. Şirketlerin ‘maliyet düşürme’ amacıyla gerçekleştirdiği işten çıkarmalar, gizli bir maliyet yarattı. Kağıt üzerinde elden edilen her 1 dolarlık tasarrufun aslında sistem entegrasyonu, ürün kalitesi ve marka itibarı için harcanan 1.27 dolarlık maliyet olduğu belirlendi.
Duolingo’da olduğu gibi diğer şirketlerde de kalite ve denetimde sorunlar baş gösterdi. Yapay zekanın ürettiği ürünleri kontrol edecek yeterlilikte personel kalmaması, şirketlerin ürünlerinde kalite düşüşüne ve denetimin aksamasına neden oldu.
Bununla birlikte şirketlerdeki çalışanlar ‘Sıra bize ne zaman gelecek?’ diye düşünmeye başladılar. Bu durum da üretkenliği azalttı ve çalışanların daha ‘çalışan dostu’ şirketler tercih etmesine yol açtı.
Şirketlerin ilk işten çıkarma politikasına geçişinde düşünülmeyen şey, insanlardaki bağlanma ve yapay zekanın bu bağlanmaya yaklaşamamasıydı. Bir süre sonra şirketlerin bu hatayı fark etmesi ise insan zekasıyla ve insanlarla yapılan işlerde tamamen kontrolün makinelerle sağlanması kurulan bağların ve düzenin sarsılması oldu. 2026’da bir teknoloji analisti, “Bir algoritmayı kovamazsınız ama bir algoritma sizi iflas ettirebilir” diyerek bu konuya dikkat çekti. Ve şirketler için ‘İbre tamamen tersine döndü’.
Geleceğe bakılan raporlarda ise bu durum işlerin yok olmasından ziyade işlerin niteliğinin değiştiği yönünde. Yapay zeka bahanesiyle ilk iten çıkarmalar yapılırken büyük bir panik dalgası yaşanmıştı. Günümüze gelindiğinde ise bu teknoloji ve dönüşüm kabul edilmiş görünüyor.Goldman Sachs’ın 2026 öngörülerine göre yapay zeka yatırımları 2025 yılına göre iki kat fazla olacak ve şirketler insan odaklı kadrolar yerine insanların yönettiği yapay zeka kadrolarına yönelecek.
Dünya Ekonomik Forumu’nun yayınladığı rapora göre 2030’a kadar 170 milyon yeni iş yaratılacak fakat yarısından çoğu yok olacak. Halihazırda artan işsizlik oranının bu durumda daha büyük bir krize yol açması bekleniyor. Yapay zekanın insan becerilerinin yerini alması ve insanların artık eskisi kadar yaratıcı ve düşünceli olmaması da 2030’a kadar çalışan becerilerinin yüzde 39’unun kaybolacağını gösteriyor.
Yine de yapay zeka odaklı şirketlerde tamamen yapay zeka yönetimi olmayacak. Fazladan iş gücü yerine yapay zeka kullanabilen daha nitelikli insanla işler yapılacak.
Türkiye de 2021’de yayınlanan ‘Ulusal Yapay Zeka Stratejisi’ ile 2025’e kadar bu sürece hazırlandı. 2026’da ise aktif yapay zeka girişim sayısı 1200’ü aştı. FinTech, sağlık ve savunma sanayi alanlarındaki girişimler öne çıkıyor. Bu girişimlerin karşılaşacağı en büyük sınav küresel şirketlerde de gördüğümüz ‘insani dokunuş farkındalığı’ olacak. Yapay zeka ve insan dengesi kurulmasının önemli olacağı dönemde, bu dengeyi kültür ve bağlılıkla birleştirebilenler kazanacak.
2030’a kadar ise verimlilik bir rekabet avantajı değil, bir zorunluluk olacak. Herkesin elinde en iyi algoritmalar varken, farkı yaratan şey ‘algoritmayı kullanabilmek’ ve ‘algoritmanın yapamadığı’ olacak.
İnsanların alışkanlıklarını yapay zekaya tercih eden şirketler, kar oranlarını artırmak için alışkanlıklardan feragat edince hesap edemedikleri bir sonuçla yüzleştiler. Şimdilik bu planların çoğundan vazgeçen firmalar, tabii ki de yapay zeka çalışmalarını sürdürüyor. Ancak görünüşe göre yakın zamanda tekrardan tam kapasiteli yapay zeka iş gücüne geçilemeyecek. Yeni dönemde yapay zeka değil, yapay zekayı yönlendirenler kazanacak gibi duruyor. Gelecekte ise durum tekrardan farklı olabilir.
Anlayabileceğiniz üzere bir algoritma sizi iflas ettirebilir, çünkü onun bir kimliği ve bağlılığı yoktur.
Kendi kurduğu sitelerde finans ve teknoloji içerikleriyle başladığı sektöre WIRED Türkiye editörü olarak devam ediyor. Her şeyi deneyen, vazgeçmeyen girişimci ruh. 4 yıl deneyimli editör. Teknoloji ve bir o kadar da finans meraklısı.
Samet Kelebek
DAHA FAZLASI
Gelenek mi Yapay Zeka mı?
Tolga Ra
2050'de İnternet Nasıl Bir Şeye Dönüşecek?
Eyyüp Karagüllü
5G’nin İlk Günü
Samet Kelebek
Ajanlar Ekran Başına
E. Can Özer