Yapay Zekayı Kim Yönetecek: Güç Washington ve Pekin’de, Diyalog Cenevre’de
Birleşmiş Milletler, yapay zeka yönetişimi için ilk kez neredeyse bütün ülkeleri ortak bir küresel platformda buluşturdu. Ancak modelleri geliştiren, çipleri üreten ve altyapı yatırımlarını yapan aktörler hala birkaç ülke ve şirketten ibaret. Cenevre’deki toplantı, küresel temsilin gerçek güce dönüşüp dönüşemeyeceğini gösteren önemli bir sınavdı.
Fotoğraf: FABRICE COFFRINI/gettyimages
Teknolojik gücün birkaç ülke ve birkaç şirkette toplandığı bir dünyada, Birleşmiş Milletler yapay zekayı yönetebilir mi? 6–7 Temmuz'da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla ilk kez düzenlenen Global Dialogue on aI Governance toplantısını takip etmeye başlarken benim aklımdaki soru buydu. O sırada telefonumdaki yapay zeka asistanlarına gözüm takıldı. Her gün kullandığım beş uygulamadan dördü ABD, biri Çin kökenli. Bu tablo beni BM süreci hakkında daha şüpheci hale getirdi ve şu soruyu düşündürdü: Yapay zeka ekosistemi bu kadar dar bir coğrafyada ve birkaç şirketin elinde toplanmışken, Birleşmiş Milletler gerçekten neyi değiştirebilir?
Bu sorularla geçtiğimiz hafta Cenevre'de düzenlenen UN Global aI Dialogue, AII for Good (7-10 Temmuz) ve WSIS (6-10 Temmuz) toplantılarını izledim. Geneva Digital Week kapsamında gerçekleşen etkinlikler, toplam 12 bin katılımcıyı bir araya getirdi. Bu toplantılarda yapay zekanın nasıl yönetileceği ve küresel temsilin gerçek karar gücüne dönüşüp dönüşmeyeceği farklı paydaşların katılımıyla tartışıldı.
BM’nin ilk aracı: Ortak bir bilimsel zemin
Global Dialogue’un en önemli başarılarından biri, yapay zeka tartışmalarını ortak bir bilimsel zemine taşıması oldu. Bu zeminin temellerini 1 Temmuz'da yayımlanan Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Yapay Zeka Bilim Paneli'nin ön raporu attı.
Kırk bağımsız uzmandan oluşan panel, yapay zekayı tam hak ettiği gibi, yalnızca teknik bir mesele olarak değil; güç, güvenlik, insan hakları ve yönetişim perspektiflerinden de ele almış. Hafta boyunca neredeyse her oturumda aynı rapora atıflar yapıldı; farklı önceliklere ve çıkarlara sahip aktörler, aynı olgular üzerinden konuşmaya başladı.
Raporu yazan panele Turing Ödülü sahibi Yoshua Bengio ve Nobel Barış Ödülü sahibi gazeteci Maria Ressa başkanlık ediyor. Türkiye'den Prof. Dr. M. Bilge Demirköz'ün de yer aldığı panelde Google DeepMind, Microsoft ve Alibaba Cloud gibi şirketlerden isimler de var.
Güç yoğunlaşmasının merkezindeki şirketlerden uzmanların da bu tabloyu ortaya koyan rapora katkı vermesi dikkat çekiciydi.
Yapay zekanın gücü nerede toplanıyor?
Büyük bir dil modelini eğitmek, devasa bir hesaplama kapasitesi gerektiriyor. Bu kapasite en gelişmiş çiplere dayanıyor; çip üretimi ise ileri üretim teknolojileri, kritik mineraller ve karmaşık tedarik zincirleri gerektiriyor. Bunlara veri merkezleri, enerji altyapısı, sermaye ve uluslararası işbirlikleri ekleniyor. Başka bir ifadeyle yapay zeka, tek bir teknolojiden değil, birbirine bağımlı çok sayıda katmandan oluşan büyük bir ekosistem.
Gücün az sayıda aktörün elinde toplanmasının nedeni de bu yapıda yatıyor. Katmanların her biri büyük sermaye, ileri teknoloji ve uzmanlık gerektirdiği için ekosistemin büyük bölümünde söz sahibi olabilen ülke ve şirketlerin sayısı giderek azalıyor.
Çip üretiminden öncü modellere, enerji yatırımlarından finansman kaynaklarına kadar uzanan bu yoğunlaşma, yapay zeka yarışını giderek ABD ile Çin arasındaki rekabet etrafında şekillendiriyor. Rapora göre 2025 yılında kayda değer yapay zeka modellerinin 59’u ABD'de, 35’i Çin’de ve yalnızca 13’ü dünyanın geri kalanında geliştirildi. İleri düzey yapay zeka hesaplama kapasitesinin yaklaşık yüzde 75’i ABD'de, yüzde 15'i Çin'de bulunuyor.
Yoğunlaşmanın diğer yüzünde ise bu ekosistemin dışında kalan ülkeler ve topluluklar var. Çoğu Küresel Güney’de bulunan 118 ülke, başlıca yapay zeka yönetişimi girişimlerinde yer almıyor. Dünyada 7 binden fazla dil konuşulmasına rağmen bunların yalnızca küçük bir bölümü günümüzün büyük dil modellerinde anlamlı biçimde temsil ediliyor.
BM Genel Sekreteri António Guterres, açılış konuşmasında bu tabloyu tek cümlede özetledi: "Güç dengesizlikleri teknolojiye kodlandığında, eşitsizlik kodun bir parçası haline gelir."
Bu veriler, birer istatistikten çok yapay zeka çağındaki güç mimarisinin fotoğrafıydı. Teknolojik güç bu kadar yoğunlaşmışken, Birleşmiş Milletler kapsayıcı bir diyalog kurarak gerçekten neyi değiştirebilirdi?
Sahnenin merkezinde küçük ülkeler vardı BM, kurguladığı toplantının mimarisiyle bu soruya bir yanıt vermeye çalışmış gibiydi. Dialogue'un eş başkanlıklarını El Salvador'dan Büyükelçi Egriselda López ile Estonya'dan Büyükelçi Rein Tammsaar yaptı. Dört tematik çalışma grubunun eş yürütücüleri de Gabon, Trinidad ve Tobago, Kosta Rika ve İspanya gibi ülkelerden seçilmişti; yanlarında özel sektör veya sivil toplum temsilcileri vardı. ABD, Çin ya da Avrupa Birliği bu liderlik rollerinin hiçbirinde yer almadı.
Bu hiyerarşi delegasyonlarda da kendini gösterdi. ABD'yi toplantıda Beyaz Saray Bilim ve Teknoloji Politikası Ofisi'nden bir kıdemli danışman temsil ederken, diğer ülkeler yoğunlukla bakan düzeyinde temsil edildi.
Yapay zeka alanındaki güç birkaç aktörde yoğunlaşırken, Birleşmiş Milletler bu diyaloğun meşrutiyetini büyük güçlerden değil, daha kapsayıcı bir temsil yapısından kurmaya çalışıyordu.
Guterres: “İlk kez bütün ülkeler aynı masada”
Guterres herkesin aklında yer eden bir cümle söyledi: "İlk kez bütün ülkeler aynı masada." Gücün bu kadar eşitsiz dağıldığı bir tabloya karşı tek çare masada olmak der gibiydi.
Ama temsil edilmek başka, kararlar üzerinde etkili olmak başkaydı. Konuşmasının geri kalanı da aslında bu farkı kapatmaya çalışıyordu. Gelişmekte olan ülkelerin araştırmacı yetiştirebilmesi, hesaplama altyapısına erişebilmesi, kaliteli veri üretebilmesi, finansman sağlayabilmesi ve en önemlisi bu teknolojiyi yönetecek kurumlara sahip olması için gerekli kapasiteye ulaşmanın önemine dikkat çekiyordu.
2025 yılında, özel sektörün yapay zeka altyapısına yaptığı yatırımın yaklaşık yarım trilyon dolara ulaştığını hatırlattı. Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin bu alandaki kapasitesini geliştirmeye yönelik kamu kaynakları, virgülden sonraki küsurat kadardı. Koşullar böyle olunca ‘dijital uçurumun’ bir ‘yapay zeka uçurumuna’ dönüşmesi yalnızca bir an meselesi gibi görünüyordu.
BM, yapay zeka yönetişiminde kapasite inşasını birinci öncelik olarak belirlemiş. Yeni kurulan Yapay Zeka Kapasite Geliştirme Küresel ağı ve Küresel Yapay Zeka Fonu, bu yöndeki çalışmaları destekleyecek enstrümanlar olarak sunuldu.
Herkes başka bir yapay zeka düzeni istiyor
Konuşmalar ilerledikçe, aktörlerin aynı teknolojiden söz ederken farklı öncelikler taşıdığı daha da belirginleşti.
Birleşmiş Milletler kapsayıcılığı öne çıkarıyor, yapay zeka yönetişiminde hiçbir ülkenin geride kalmaması gerektiğini büyük bir ciddiyetle savunuyordu. ABD ise inovasyonun hızını koruyan, özel sektörün hareket alanını fazla daraltmayan daha esnek bir yaklaşımı benimsiyordu.
Çin açık kaynak modelleri, teknoloji paylaşımını, ortaklıkları ve kapasite geliştirmeyi vurguluyordu. Bu söylem, Çin’in açık kaynak yapay zeka ekosistemini küresel ölçekte yaygınlaştırma stratejisiyle de örtüşüyordu.
Düzenleyici yaklaşımının inovasyonu yavaşlığı yönünde eleştirilen Avrupa Birliği’nde ise öncelik güvenilir yapay zeka ve ortak standartlardı. İleri düzey model geliştirme, hesaplama altyapısı ve özel sektör yatırımlarında ABD ile Çin’in gerisinde kalsa da, avrupa’nın en güçlü etki alanı küresel standart oluşturma kapasitesi olmayı sürdürüyor.
Bazı afrikalı temsilcilerin konuşmalarında ise yapay zekanın kaç iş yarattığı, kaç işletmenin büyümesine katkı sağladığı ve kamu hizmetlerini ne ölçüde iyileştirdiği öne çıkıyordu. Cenevre’de herkes aynı masadaydı, ancak herkes aynı gelecek tasavvurundan söz etmiyordu.
“Diyalog altyapıdır”
Yapay zekanın gerçek kaderini belirleyen kararların pek çoğu BM toplantı salonlarında alınmıyor. Hangi modelin çıkacağı, kimin hangi çipe erişeceği, kimin ihracat kısıtlamasına takılacağı sorularının cevapları Washington'da, Pekin'de, teknoloji şirketlerinin kendi ofislerinde karara bağlanıyor.
Nitekim Dialogue’dan bir süre önce Anthropic’in Fable 5 ve Mythos 5 modellerine erişim ABD Ticaret Bakanlığı'nın ihracat kararıyla geçici olarak durdurulmuş, kontroller kaldırılınca 1 Temmuz'da yeniden açılmıştı. Konu hafta boyunca pek çok oturumda dile geldi ve bu kararın yarattığı kaygı dillendirildi.
Cenevre bu ayrışmış küresel düzende bir orta yol bulmanın, herkesin sesini duyurabildiği bir adres haline gelmeye çalışıyor. Oturumlardan birinde duyduğum bir söz de bunu tescil ediyordu: Diyalog altyapıdır.
İşte Global Dialogue'un en önemli işlevi tam da bu. Kararın dışında kalanlara da bir söz hakkı vermek. Diyaloğun da hesap gücü, çip, enerji, öncü modeller kadar önemli olduğunu herkese kabul ettirebilmek.
Birleşmiş Milletler'in OpenAI'ın stratejisini değiştirecek, NVIDIa'nın hangi çipi kime satacağını belirleyecek ya da bir ihracat kısıtlamasını kaldıracak yetkisi yok. ama bu kararların sonuçlarını, onları almayan ülkelerin birlikte tartışabildiği başka bir masa da yok. Yapay zeka çağında aynı masaya oturmak, oyunun kurallarını yazmaya yetmeyebilir. Ama kurallar yazılırken masanın dışında kalmamak için, belki de hala ilk şart bu. Raporun tamamını incelemek için bu adresten okuyabilirsiniz.
Pelin Kuzey, teknoloji, toplum ve politika kesişiminde çalışan bir stratejisttir. Google ve Maliye Bakanlığı'nda geçen 25 yılı aşkın kariyerinin ardından çalışmalarını yapay zekâ yönetişimi, teknoloji politikaları ve dijital dönüşüm alanlarına odaklıyor. Uluslararası teknoloji ekosistemleriyle yakın temasını sürdürürken, farklı coğrafyalardaki fikir ve politika ağları arasında köprü kuruyor. Genç profesyonellere mentorluk yapıyor. Seyahat etmeyi, farklı kültürlerden öğrenmeyi seviyor; farklı coğrafyaların kültürel ve fikir ekosistemlerini keşfetmekten ilham alıyor.