Otomasyon Kader mi, Tercih mi?
Bill Gates ve Daron Acemoğlu'nu beklenmedik biçimde birbirine yaklaştıran tartışmanın merkezinde aynı soru var: Yapay zekanın insanın yerini alması kaçınılmaz mı, yoksa ilerlemenin yönünü değiştirmek hala bizim elimizde mi?
İllüstrasyon: exdez/gettyimages
Geçtiğimiz Ağustos ayı, yapay zekânın insanların işlerini ellerinden alacağına dair hararetli tartışmalara sahne oldu. Tartışmanın fitilini 17 Ağustos 2026 tarihinde The Economist’in Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu hakkında yayımladığı oldukça sert bir eleştiri yazısı ateşledi. Yazı, Acemoğlu’nun otuz yılı aşan akademik çalışmalarının ikna ediciliğini sorguluyor; özellikle teknoloji ve yapay zekâ konusundaki yaklaşımını hedef alarak, yapay zekânın istihdam ve ekonomi üzerinde yaratabileceği dengesizlikler konusunda aşırı kötümser olduğunu öne sürüyordu.
Aynı gün The Economist’te yayımlanan bir kitap incelemesi yazısında ise Acemoğlu’nun yeni kitabı Hangi Liberal Demokrasi? ele alınıyordu. Dergiye göre Acemoğlu’nun, yapay zekânın ileri düzeyde işsizliğe yol açması halinde ekonomik üretime katılanlarla üretim sürecinin dışında kalanlar arasında büyük bir gelir ve statü uçurumu oluşacağı ve bu durumun zamanla bir demokrasi krizine dönüşebileceği öngörüsü aşırı karamsardı.
Acemoğlu ise dergiye gönderdiği kısa yanıtta bu eleştirilerin çalışmalarını adil biçimde yansıtmadığını savundu. Acemoğlu’nun asıl itirazlarından biri, teknolojik ilerlemenin otomasyonla özdeşleştirilmesineydi. Ona göre yapay zekânın insan emeğini ikame etmesi teknolojik bir kader değil. Daha meşakkatli olsa da yapay zekâ, çalışanların beceri ve uzmanlığını daha değerli hale getirecek biçimde geliştirilebilir. Yapay zekânın hangi yönde gelişeceği ekonomik teşviklerin, güç ilişkilerinin, kurumların ve bilinçli teknoloji tercihlerinin sonucuydu. Acemoğlu bu yaklaşıma “çalışan yanlısı yapay zekâ” (pro-worker AI) adını veriyordu.
Beklenmedik müttefik
Bu tartışmalar henüz dinmemişken bu defa Bill Gates kendi blogunda yayımladığı bir yazıyla yapay zekâ ve istihdam tartışmasına katıldı. Gates, yapay zekâ çağına geçişin insanlık tarihinin en çalkantılı dönemlerinden biri olacağını; dünya doğru adımları atarsa yapay zekânın iyilik için çalışan bir güce dönüşebileceğini ve herkesin bugünkünden daha iyi durumda olmasını sağlayabileceğini yazıyordu. Ancak bunun kendiliğinden gerçekleşeceğini varsayamayacağımızı da söylüyordu. Yapay zekânın faydalarının toplumun tüm kesimlerine ulaşması, sosyal güvenlik ağlarının güçlendirilmesi, işlerini kaybedenlerin desteklenmesi ve yeni beceriler edinmelerinin sağlanması gerekiyordu. Üstelik bütün bunları yaparken insanlığımızı da korumalıydık. Gates’e göre böylesine eşi benzeri görülmemiş bir teknoloji, eşi benzeri görülmemiş bir hazırlık ve çaba gerektiriyordu.
Peki teknolojik ilerlemeye duyduğu iyimserlikle tanınan Bill Gates’i teknolojik ilerlemenin kendiliğinden toplumsal ilerleme anlamına gelmediğini savunan Daron Acemoğlu ile giderek yaklaşan pozisyonlara getiren nedir? Yapay zekânın bugünkü gelişim yönü bize ne anlatıyor?
Kasete kaydedilen ustalık
Bu sorunun yanıtını arayan sadece 2026 yılında, yapay zekâyı tartışanlar değil. Bundan yaklaşık üç çeyrek yüzyıl önce, 1952 yılında ilk romanı Otomatik Piyano’yu yayınlayan Kurt Vonnegut da aynı sorunun peşine düşmüş.
Vonnegut’un hikâyesi oldukça ilginç. 1947–1950 arasında General Electric'in (GE) tanıtım/publicity bölümünde çalışıyor. GE'nin ürünleri ve icatları hakkında basın bültenleri yazıyor ve bunları gazetelerde, dergilerde yayınlatıyor. Ağabeyi Bernard ise GE araştırma laboratuvarında bir mühendis. Dolayısıyla Vonnegut teknolojik ilerlemenin sadece teknik altyapısını değil, onun içinde geliştiği kültürü de içeriden gözlemleme şansına sahip oluyor. İşte böyle bir arka planda da Otomatik Piyano’yu yazıyor.
Otomatik Piyano, Amerika’da savaş sonrasında verimlilik, kusursuzluk ve hız tanrılarının egemenliği altında, makinelerin insanların yaptığı hemen hemen bütün işleri devraldığı bir dönemde geçiyor. Toplum, makineleri icat eden mühendisler ve sistemin sürdürülmesini sağlayan müdürlerden oluşan üst yönetici sınıfla, Yuva adı verilen bölgelerde yaşayan halk arasında bölünmüş durumda. Ekonomik ihtiyaçları devlet tarafından karşılanan halk, yine devlet tarafından yaratılan işlerde çalıştırılıyor. Ancak makineler onları üretim sürecinin dışına iterken, ihtiyaç duyulma ve yararlı olma fırsatlarını, kendi hayatları üzerinde söz ve karar sahibi olma güçlerini de ellerinden alıyor.
Romanın başkahramanı Doktor Paul Proteus, başarılı bir mühendis ve fabrika müdürü; aynı zamanda sistemin en ayrıcalıklı ailelerinden birinin oğlu. Henüz genç bir mühendisken, Rudy Hertz adlı usta bir makinistin torna tezgâhını kullanırken yaptığı hareketleri bir kasete kaydediyor. Rudy’nin yıllar içinde edindiği ustalık böylece bedeninden ayrılarak, kopyalanabilir, taklit edilebilir bir üretim girdisine dönüşüyor. Artık Rudy olmadan da aynı parçayı üretmek mümkün hale geliyor.
Bu sahnenin bugün bize bu kadar tanıdık gelmesinin nedeni, 1952 yılında bir bilimkurgu romanına konu olan ekonomik mantığın bugün çok daha büyük bir ölçekte gerçek dünyanın üretim modeline dönüşmeye başlaması.
Bugün, Tesla, Figure AI ve Agility Robotics gibi şirketler fabrikalarda ve evlerde insan gibi hareket edebilecek insansı robotlar geliştirmek için yarışırken, bu robotları eğitecek insan verilerine yönelik pazar da hızla büyüyor. Palo Alto merkezli Micro1, bu verileri toplamak üzere 50’den fazla ülkede binlerce sözleşmeli çalışanı işe almış durumda. Çalışanlar iPhone’larını başlarına takarak çamaşır katlarken, bulaşık yıkarken ya da yemek yaparken kendi hareketlerini kaydediyor. Ortaya çıkan görüntüler robotik şirketlerine satılıyor ve böylece insansı robotlar fiziksel dünyada nasıl hareket edeceklerini öğreniyorlar.
Vonnegut’un Otomatik Piyano’da kasete kaydettiği Rudy’nin elleriydi. Bugün ise makinelere aktarılan yalnızca insanın fiziksel hareketleri değil. Yazılarımız, görüntülerimiz, kodlarımız ve yıllar boyunca dijital dünyada bıraktığımız diğer izler, yapay zekâ modellerinin insanın zihinsel becerilerini de öğrenebilmesi için kullanılıyor. 1952’de soru, bir ustanın ellerinin yaptığı işin makine tarafından öğrenilip öğrenilemeyeceğiydi. Bugün aynı soru zihinsel emek için geçerli hale geliyor.
Peki çözüm nerede?
Acemoğlu ve Gates farklı noktalardan yola çıksalar da yapay zekânın yarattığı temel sorunların birçoğunda buluşuyorlar. Her ikisi de yapay zekânın insan emeğinin ikamesi olarak kullanılmasının büyük toplumsal ve ekonomik sorunlar yaratabileceğini düşünüyor. İnsan ile yapay zekânın birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı olduğu bir gelecek tahayyül ediyorlar. Ancak çözümün nerede başlaması gerektiği konusunda yolları ayrılıyor.
Acemoğlu’nun itirazı daha geriden başlıyor. Ona göre yapay zekânın insan emeğini ikame edecek yönde ilerlemesi teknolojik bir zorunluluk değil. Mevcut ekonomik düzen ve geçmişte yaptığımız teknoloji tercihleri bizi bu yöne itiyor. Sanayi Devrimi’nden bu yana teknolojik ilerlemeyi büyük ölçüde otomasyonla özdeşleştirdiğimiz için yatırımlarımız, şirketlerimiz ve mühendislik bilgimiz de insan emeğine duyulan ihtiyacı azaltan teknolojiler etrafında şekillenmiş durumda.
Oysa aynı teknolojiyi farklı bir amaç için geliştirmek de mümkün. Acemoğlu’nun verdiği örneklerden biri elektrikçiler. Bir seçenek, elektrik kablolarını kendi başına döşeyebilen ve böylece elektrikçinin yaptığı işi devralan makineler geliştirmek. Diğer seçenek ise elektrikçinin karşılaştığı karmaşık sorunları teşhis etmesine yardımcı olan, ihtiyaç duyduğu bilgiyi önüne getiren ve daha zor işleri yapabilmesini sağlayan bir yapay zekâ geliştirmek.
Acemoğlu’nun “çalışan yanlısı yapay zekâ” (pro-worker AI) dediği şey ikincisi. Mesele yalnızca yapay zekânın ne kadar yetenekli hale geleceği değil; bu yeteneklerin insanın yerini almak için mi, insanın yapabildiklerini artırmak için mi kullanılacağı. Acemoğlu’na göre teknolojinin insanın yerini alıp almayacağını bekleyip görmek yerine, onu baştan farklı bir yöne doğru geliştirmek mümkün.
Gates ise meselenin başka bir noktasına müdahale ediyor. Otomasyonun ve beraberinde getireceği iş kayıplarının önemli ölçüde gerçekleşeceğini kabul ediyor ve bu dönüşümün toplumsal sonuçlarını yönetmemiz gerektiğini savunuyor. Hatta yapay zekâ bir işi yapabiliyor olsa bile bazı görevlerin bilinçli olarak insanlara ayrılmasını öneriyor. Bu görevleri “İnsana ayrılmış” (human reserved) görevler olarak adlandırıyor.
Vonnegut, Otomatik Piyano’da makine / insan ikamesini Bud Calhoun karakteri üzerinden anlatıyor. Son derece yetenekli bir mühendis olan Bud, insanların yaptığı işleri daha kusursuz, daha hızlı ve daha ucuza yapabilecek makineler tasarlıyor. Bunun sonucunda da o işleri yapan insanlar sistemin dışında kalıyor. Eğer Bud’ın makinesi bir işi insandan daha iyi yapabiliyorsa, o zaman insana ne gerek var? Vonnegut’un dünyasında bu sorunun cevabı “gerek yok”tu. Yetmiş dört yıl sonra Gates ise “hayır, gerek var” diyor.
Bu cevap, Sanayi Devrimi’nden bu yana ekonomik ilerlemenin tahtında oturan verimlilik fikrini de tartışmaya açıyor. Acemoğlu, insan emeğini ortadan kaldırarak elde edilen verimlilik kazanımlarını toplumsal ilerlemenin ön şartı olarak tanımlamaya itiraz ediyor. Gates ise bir adım daha ileri giderek insanları istihdamda tutabilmek için bazı durumlarda bir miktar ekonomik verimlilikten vazgeçmeye razı olunması gerektiğini söylüyor.
Her ikisi de bugünkü ekonomik teşviklerin otomasyonu ödüllendirirken insan istihdamını dezavantajlı hale getirdiğini düşünüyor. Bu nedenle vergi sisteminin insan emeğini destekleyecek biçimde yeniden düşünülmesi gerektiğini savunuyorlar. Gates bu tartışmayı robotların ve yapay zekâ kullanımının vergilendirilmesi gibi daha somut önerilere kadar götürüyor.
Google ATLAS Raporu
Bütün bunlar bizi yazının başında sorduğumuz soruya geri getiriyor. Yapay zekâ bugün hangi yönde ilerliyor? Otomasyonla insan emeğini ikame eden bir teknolojiye mi, yoksa insanın yapabildiklerini artıran bir araca mı dönüşüyor?
Bu soruya cevap vermek henüz kolay değil. Ancak yakın zamanda Google ve Google DeepMind tarafından yayımlanan AI & Economy ATLAS (Activity, Task, Landscape and Adoption Study) araştırması, bugün insanların yapay zekâyı nasıl kullandığına bakarak dönüşümün bu ilk yıllarına ilişkin dikkat çekici bir fotoğraf sunuyor.
Araştırmanın yazarları çoğunlukla Google ve Google DeepMind araştırmacıları, kullanılan veriler de Google ürünlerinden geliyor. Öte yandan rapora katkı ve değerlendirme sağlayan isimlerden biri, Acemoğlu ile “çalışan yanlısı yapay zekâ” üzerine çalışan MIT iktisatçısı David Autor. Dolayısıyla çalışma bütünüyle şirket içine kapalı bir araştırma değil. Ancak yapay zekânın istihdam üzerindeki etkilerinin giderek daha fazla tartışmaya konu olduğu bir dönemde, fotoğrafı kimin çektiğini de akılda tutmayı gerektiriyor.
Yaklaşık 15 milyon anonimleştirilmiş Gemini etkileşimini temel alan araştırmada 800’den fazla meslek ve 4.000’den fazla görev incelenmiş. 150’den fazla ülke ve 140 dili kapsama dahil edilmiş.
Raporun amacı yalnızca insanların yapay zekâyı ne kadar kullandığını ölçmek değil. Araştırmacılar çok daha temel bir sorunun peşinde: Yapay zekâ ekonomiye nasıl yayılıyor? Hangi alanlarda değer üretiyor? Kullanımın niteliği nedir?
Yapay zekâ bugün ABD'deki istihdamın yaklaşık yüzde 88'ini oluşturan mesleklerde kullanılıyor. Ancak kullanımın derinliğine bakıldığında tablo değişiyor. Ortalama bir meslekte görevlerin yalnızca yaklaşık yüzde 21'i yapay zekâ tarafından destekleniyor. Başka bir ifadeyle, yapay zekâ çok sayıda mesleğe girmiş durumda; ancak henüz hiçbir mesleği bütünüyle dönüştürmüş değil.
Mesleklerin yalnızca yüzde 3’ünde, görevlerin yüzde 75’inden fazlasında yapay zekâ kullanımı görülüyor. Bu meslekler arasında yazılım kalite güvence analistleri ve test uzmanları, insan kaynakları uzmanları ve doküman yönetimi uzmanları bulunuyor.
Yapay zekâ özellikle rutin olmayan bilişsel görevlerde yoğunlaşıyor. Bu tür görevler ekonomideki profesyonel görevlerin yaklaşık yüzde 35'ini oluştururken, işle ilgili yapay zekâ etkileşimlerinin neredeyse yüzde 65'i bu alanda gerçekleşiyor. Yapay zekâ en çok fikir üretme, taslak hazırlama, bilgi toplama, araştırma ve metin gözden geçirme gibi işler için kullanılıyor. Bir görevin baştan sona tamamen otomatikleştirilmesi ise hâlâ oldukça sınırlı.
Bütün bu veriler birlikte okunduğunda, ATLAS’ın bize yapay zekâ ekonomisinin varacağı noktadan çok dönüşümün henüz erken bir aşamasını gösterdiğini söylemek mümkün. Yapay zekâ çok geniş bir meslek grubuna ulaşmış olsa da bu mesleklerin içindeki kullanımı hâlâ sınırlı; zihinsel emeğin alanına hızla giriyor ama henüz ağırlıklı olarak insanlarla birlikte çalışmak için kullanılıyor. Bugün tam otomasyonun sınırlı olması, elbette yarın da böyle kalacağı anlamına gelmiyor. Ancak insan emeğinin büyük ölçüde makineler tarafından ikame edileceği bir gelecek de henüz kaçınılmaz görünmüyor.
Verimlilikten vazgeçebilir miyiz?
Vonnegut’un Otomatik Piyano’sunda çıkan isyanda insanlar önce makineleri parçalıyor, ancak çok geçmeden aynı makineleri yeniden tamir etmeye başlıyorlar. Belki de romanın en karanlık ironisi burada yatıyor. Sorun yalnızca makinelerin insanların yerini alması değil; insanın daha hızlı, daha verimli ve daha kusursuz olanı üretme arzusundan vazgeçememesi. Yetmiş dört yıl sonra yapay zekâ bize aynı soruyu bu kez çok daha büyük bir ölçekte sorduruyor: Eğer otomasyondan vazgeçmeyeceksek, ilerlemeye devam ederken insanın ihtiyaç duyulma, yararlı olma ve kendi hayatı üzerinde söz sahibi olma duygusunu nasıl koruyacağız?
Belki de Acemoğlu ile Gates’i beklenmedik biçimde birbirine yaklaştıran tam olarak bu soru. Acemoğlu ilerlemenin yönünü değiştirmeyi, Gates ise ilerleme devam ederken insan için bilinçli olarak yer açmayı öneriyor. ATLAS’ın bugünkü fotoğrafı hangisinin haklı çıkacağını henüz söylemiyor. Ama en azından Vonnegut’un dünyasına varmış değiliz. Otomasyon henüz kader değil.
Pelin Kuzey, teknoloji, toplum ve politika kesişiminde çalışan bir stratejisttir. Google ve Maliye Bakanlığı'nda geçen 25 yılı aşkın kariyerinin ardından çalışmalarını yapay zekâ yönetişimi, teknoloji politikaları ve dijital dönüşüm alanlarına odaklıyor. Uluslararası teknoloji ekosistemleriyle yakın temasını sürdürürken, farklı coğrafyalardaki fikir ve politika ağları arasında köprü kuruyor. Genç profesyonellere mentorluk yapıyor. Seyahat etmeyi, farklı kültürlerden öğrenmeyi seviyor; farklı coğrafyaların kültürel ve fikir ekosistemlerini keşfetmekten ilham alıyor.