Steven Levy
Savunma Teknolojileri
5 Ekim 2026 09:02

'War Bros' Silikon Vadisi’ne Her Zaman Hakim Değildi

Bazıları, teknolojinin en başından beri para ve orduyla ilgili olduğunu söylüyor. Bu iddiaya kanmayın.

'War Bros' Silikon Vadisi’ne Her Zaman Hakim Değildi

Görsel: Douglas Sacha / gettyimages

Eylül 2015’te Founders Fund, Britanya Kolumbiyası’ndaki ekolojik bir tatil tesisinde inziva toplantısı düzenledi. Katılımcıların çoğu girişim sermayesi yatırımcılarıyla şirketin yatırım yaptığı firmalardan gelen kişilerdi. Ancak bilgisayar öncüsü Alan Kay, yazar Neal Stephenson ve ben de dahil olmak üzere dışarıdan birkaç kişiyi de davet etmişlerdi.


Bir sabah kahvaltıda uzun bir masada Kay’in karşısında oturuyordum. Hepimizin kullandığı modern bilgisayarın temeldeki ilk örneği sayılabilecek Dynabook’u tasarlayan Kay, başarılarından söz ediyordu. O sırada Founders Fund’ın başındaki Peter Thiel gelip yanına pat diye oturdu. Kay, tam bir hikaye anlatıcısı havasında fareyi geliştirmekten ve Steve Jobs’a danışmanlık yapmaktan söz ederken Thiel onu giderek daha belirgin bir şaşkınlıkla dinliyordu. Sonunda dayanamadı. Kay’e, “Siz KİMSİNİZ?” diye sordu.


Bıyıklı efsane şaşkına dönmüştü. Başarılarını ve yetkinliklerini sıralamaya başladı ama kısa süre sonra, özgeçmişini bilmeyen birine anlattıklarının akıl almaz ölçüde abartılı geleceğini fark etti. Einstein’a ya da Mick Jagger’a kendilerini anlatmalarını istemek gibiydi. Kay cümlenin ortasında durup iç çekti. “Ben artık geçmişte kalmış yaşlı biriyim,” dedi ve kahvaltısına döndü. İki dünya çarpışmış ama birbirine temas edememişti.


Birkaç hafta önce The New York Times’ta Sharon Weinberger imzalı, “Silikon Vadisi En Başından Beri Haklıydı” başlıklı bir görüş yazısını okurken o anı yeniden düşündüm. Yazı, Vadi’nin karşı kültürden ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirme arzusundan beslendiği yönündeki portresinin bir aldatmacadan ibaret olduğunu öne sürüyordu. Bugün muazzam servet biriktirmek için her yolu deneyen, otoriter bir lidere boyun eğen ve ölümcül askeri teknolojileri benimseyen sektör, aslında en başından beri ne olduğunu böylece gösteriyordu. (Weinberger’in yazısı yeni kitabı Valley of Death: How Big Tech Is Fueling the Future of War’ı tanıtıyordu.)


Weinberger, “Silikon Vadisi’nin değerleri değişmedi, sadece müşterileri değişti,” diye yazmış ve sektörün askeri teknolojiyle bugünkü yakınlaşmasını “siyasi bir dönüşümden çok pazar koşullarına uyum sağlama öyküsü” olarak tanımlamıştı. Bu bakışa göre 1980’lerdeki kişisel bilgisayar devrimi ve 1990’lardaki internet patlaması sırasında özgür ifade ve demokratikleşme üzerine söylenen hippici laflar bir yanılsamaydı; büyük teknoloji şirketlerinin ürünlerini pazarlayıp ganimeti toplamak için başvurduğu fırsatçı bir numaraydı.


Ben buna katılmıyorum. Benim gördüğüm şu: 1970’lerin sonlarından itibaren karşı kültürle özdeşleşen yeni nesil teknoloji uzmanları, yeniliğin önünü açan ve ironik biçimde sektörün bugünkü servetinin zeminini hazırlayan bir değerler bütünüyle hareket etti. Evet, bu hareket sektörün savunma sanayisi köklerinden bir meşale devralmıştı. Ancak Savunma Bakanlığı’nın finansmanı yenilikleri beslemeyi sürdürürken —DARPA hibeleri grafik kullanıcı arayüzünün, internetin ve Google Arama’nın geliştirilmesine kaynak sağladı— bu yeni kuşağı idealizm, bir şeyler üretmeye duydukları hacker merakı ve geleneksel uygulamalara duydukları küçümseme tanımlıyordu.


Bu zihniyet, bilgisayar sektörünün gidişatını olduğu kadar Amerikan iş kültürünü de değiştirdi. (Apple Computer’dan önce bir CEO, işe takım elbise dışında bir şey giyerek gelmeye cesaret edemezdi.) Bu idealizmin varlığını inkar etmek hem yanlış hem de yeni nesil savunma müteahhitlerinin ölümcül silahlara yönelişlerinin sorumluluğunu üzerlerinden atmalarına kolaylık sağlıyor.


Görüşlerimi Weinberger’le paylaştığımda, Washington’dan baktığında bile teknoloji kültürünü muhtemelen kendisinden daha fazla incelemiş olduğumu kabul etti. Yine de görüş yazısını savunmaktan geri durmadı. “Hepimiz içinde büyüdüğümüz koşulların ürünüyüz,” diyor. “Savunma teknolojisi işleri ortadan kalkarken barış temettüsü döneminde büyüdüyseniz, savunmadan gelen para daha az önemli hale gelir ve farklı değerlere sahip olmaya başlarsınız.”


Bu ölçüte göre füze kontrol modüllerinden Macintosh’lara geçişi değerler değil, açgözlülük açıklıyor. Weinberger’e göre yüksek teknoloji silahlarına yakın zamanda yeniden yönelmek de felsefi bir değişimi yansıtmıyor; Vadi’nin yeniliklerinden yararlanmaya hevesli Pentagon’a satış yapma fırsatının önlerine çıkmasını gösteriyor. Weinberger, “Silikon Vadisi’ndeki herkes bir sabah uyanıp ‘Savunma teknolojisi çok havalı,’ demedi,” diyor. Ona göre paranın bulunduğu yere yönelme dürtüsü, Silikon Vadisi’nin belirleyici anlayışı. “Öncelikli göreviniz şirketinizin başarılı olmasıdır,” diyor. “Apple neden orduyla çalışmadı? Çünkü buna ihtiyaçları yoktu. Tüketici pazarı onlara yetiyordu.”


Aslında bilgisayarlar için tüketici pazarını Apple ve benzerleri yarattı. Steve Jobs, Bill Gates ve diğerlerinin omuzlarında yükseldiği kişiler Lockheed’de mesaiye başlayan, gömlek cebinde kalem koruyucusu taşıyan inekler değil; genç ve aykırı bilgisayar bilimcileriydi. Arkadaşım John Markoff’un What the Dormouse Said adlı kitabı, Vadi’nin muazzam büyüme yıllarında karşı kültürün nasıl belirleyici olduğunu anlatıyor. Markoff bu hafta yaptığımız konuşmada, Vadi’nin savunma odaklı bir sektörden karşı kültür değerleriyle şekillenen bir yapıya dönüşmesinde üç önemli bilgisayar laboratuvarının payı olduğunu belirtti: yapay zeka öncüsü John McCarthy’nin Stanford’daki laboratuvarı, Douglas Engelbart’ın çığır açan grafik kullanıcı arayüzü çalışmalarına ev sahipliği yapan Stanford Araştırma Enstitüsü ve bugün hepimizin kullandığı bilgisayarların temelini büyük ölçüde atan Kay’in Xerox PARC’ı.


Bu etkili kurumlar hippiler için birer sığınaktı. Markoff’un söylediğine göre, Vietnam Savaşı’na katılmamak için askerlik ertelemesi alabilen pek çok araştırmacı bu laboratuvarlarda çalışıyordu. “Bu insanlar için para, motive edici unsur değildi,” diyor. “Vadi’nin girişimci kültürü, teknolojinin dünyayı değiştireceğine inanan karşı kültürden hackerlarla mühendislerin, askeri köklerinden hızla uzaklaşan daha geleneksel yarı iletken kültürüyle kaynaşmasından doğdu.”


Bu laboratuvarlar gelişirken Lee Felsenstein adlı siyasi bir radikalin ev sahipliğinde Homebrew Computer Club’da başıboş bir mühendis grubu buluşuyordu. Kişisel bilgisayar sektörünü, özellikle de Apple’ı yaratan grup buydu. 1980’lerin başında bilgisayar dünyasıyla ilk tanıştığımda bu işin karşı kültürcü niteliği aklımı başımdan almış, beni o dünyayı tam zamanlı takip etmeye yöneltmişti. Büyük şirketlerin altyapısı içinde çalışan ilk Macintosh ekibi gibi teknoloji idealistlerinin hayallerindeki ürünleri nasıl geliştirdiğini kendi gözlerimle gördüm.


Hayır, Vadi savunma sanayisinden tüketici ürünlerine paranın orada olması nedeniyle yönelmedi. 80’ler ve 90’lar boyunca özellikle Apple, ürünlerinin oyuncak gibi görüldüğü algısıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Önceki makinelerin maço endüstriyel havasını benimsemek yerine daha dost canlısı bir görünüm ve kullanım hissi sunuyordu. Şirketin kurumsal pazarda ciddi bir yer edinmesi onlarca yıl aldı. (Weinberger’in kitabında anlattığı bugünün War Bros’larının erkeklik takıntısı düşünüldüğünde bu ironik.) Google, şirketi halka açılmaya çalışırken bile Wall Street’e burun kıvıran ikonoklastlar tarafından kuruldu.


Vadi’nin askeri geçmişiyle modern sektörü kuran karşı kültürcüler arasındaki ilişki üzerine en incelikli çalışma, tarihçi Margaret O’Mara’nın The Code: Silicon Valley and the Remaking of America adlı kitabı. Bu hafta konuştuğumda O’Mara, Vadi’nin karşı kültüre yönelişinin paracı bir dönüş değil, dünyayı daha iyi hale getirmeye yönelik sahici bir hareket olduğu konusunda benimle hemfikirdi. Ona göre sektörün savunma teknolojisinden tüketici pazarına yönelmesi, kuşaklar arası siyasi değişimin bir yansımasıydı. Vadi, 1980 ve 1984 başkanlık seçimlerinde açık farkla Reagan’a oy verdi. Ancak karşı kültürün etkisi arttıkça bu durum değişti. Son seçim dönemlerinin çoğunda teknoloji şirketlerinin yoğunlaştığı posta kodları koyu maviye boyandı. Trump’la ilişkili War Bros bugün dikkat çekiyor olsa da kendi çıkarlarının peşindeki bu milyarderler küçük bir gruptan ibaret. Esasen Vadi’nin değerlerini ele geçirdiler.


O’Mara, “Servet ve gücün belli ellerde yoğunlaşması her şeyi derinden çarpıttı,” diyor. “İster başkan ister milyarder olun, kendi fanusunuzda yaşarken dünyanın geri kalanının size nasıl baktığını anlamakta çok zorlanırsınız.”


War Bros’ların kendilerinin vatanseverlik uğruna hareket ettiklerine inandıklarından eminim. Yine de en azından bazıları havalı savaş filmlerini ve çatışma oyunlarını saplantı haline getirmiş durumda; öyle ki çarpıcı öldürme özelliklerine sahip ürünler yapmaktan keyif alıyorlar. Oysa son 40 yıldır Silikon Vadisi, Pentagon bütçesinden her zaman para alınabilecek olmasına rağmen, genel olarak öldürme işiyle hiçbir ilgisi olsun istemedi. Bu tarihi görmezden gelmek, hele ki inkar etmek, War Bros’ları sorumluluktan kurtarıyor.


Peter Thiel’in Alan Kay’i harekete geçiren şeyi anlamaya ya da kim olduğunu öğrenmeye zahmet etmemiş olması üzücü. Thiel de Kay’in idealizminden ve sayısız hacker ile kurucunun ethosundan yararlandı. Onlar Ölüm Vadisi’nden daha yüce bir şeyin peşindeydi. Aksini iddia etmeyin.



Bu makale ilk olarak WIRED sitesinde yayınlanmış ve Enver Can Özer tarafından İngilizceden çevrilmiştir.


WIRED dergisinin basılı ve çevrimiçi sürümlerinde teknoloji alanındaki tüm konuları ele almakta ve derginin kuruluşundan bu yana yazılar yazmaktadır. En önemli teknoloji haberlerini geniş bir perspektifle ele alan haftalık haber bülteni Backchannel’ı kaleme almaktadır. 30 yılı aşkın süredir teknoloji üzerine yazılar yazan Levy, Rolling Stone ve Macworld dergilerinde köşe yazıları kaleme almış, Newsweek dergisinde teknoloji haberlerini yönetmiş ve Medium platformunda Backchannel adlı teknoloji yayınının kurucularından biri olmuştur. (Backchannel, 2017 yılında WIRED'a entegre edildi.) Hackers, Crypto, Artificial Life, Insanely Great (Macintosh'un tarihi), In the Plex (Google'ın kesin hikayesi) ve en son Facebook: The Inside Story dahil olmak üzere sekiz kitap yazmıştır. Temple Üniversitesi'ne devam etmiş ve Penn State'ten edebiyat alanında yüksek lisans derecesi almıştır. New York'ta yaşamaktadır. steven@wired.com adresinden veya Signal'da stevenlevy.72 üzerinden kendisiyle iletişime geçebilirsiniz.

Steven Levy

DAHA FAZLASI

Çin Robot Askerlerini Nasıl Eğitiyor?

Çin ordusu, insansı robotların askeri görevlerde kullanılması için test programları yürütüyor. İhale belgeleri, hazırlığın robot gövdesinden algı sistemlerine ve eğitim verisine uzandığını gösteriyor.
E. Can Özer

Türkiye’nin Uzay SAHA’sı

İnsanlığın en gizemlilerinden ve hala çözülemeyenlerinden. Sürekli yeni bir keşif yapılsa da uzay, gizemini ve derinliğini koruyor. Türkiye de buradaki adımlarını genişletiyor ve uzay teknolojilerini, uzay misyonunu geliştiriyor
Samet Kelebek

Savaşın Teknolojik Genetiği

Savaşlar, paradoksal olarak insanlık tarihinin en karanlık ama en yaratıcı laboratuvarları olmuştur. Bir icat ya da inovasyon bazen bir imparatorluğun yükselişi, bazen de koca bir çağın kapanışıdır.
E. Can Özer

İlk Büyük Yapay Zeka Savaşı mı Yaşanıyor?

Palantir CTO’su Shyam Sankar’a göre, ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, modern askeri tarihin en keskin kırılma noktasını temsil ediyor. Yapay zeka teknolojilerinin destekleme aracı olmaktan çıkarak hedef belirleme ve uygulama sürecini tehlikeli bir hıza ulaştırması, gelecek için yıkıcı bir inovasyon sürecini işaret ediyor.
E. Can Özer