Uzun Nefes Alın, Daha Cesur Kararlar Verin
Yeni çalışma, kalp ve solunum gibi bedensel süreçlerden gelen sinyallerin beynin çalışma biçimini değiştirerek seçimlerimiz üzerinde doğrudan etkili olup olamayacağını araştırıyor.
İllüstrasyon: Boris Zhitkov/gettyimages
Nefes alma biçimimizi bilinçli olarak değiştirmek yalnızca kalp atışlarımızı değil, aldığımız kararları da etkiliyor olabilir. Yeni bir araştırmaya göre nefes verme süresini uzatmak, kalp atım hızı değişkenliğini artırırken beynin olası ödüllere verdiği tepkiyi güçlendirdi ve katılımcıların daha cesur, riskli tercihler yapmasıyla ilişkilendirildi.
Alman İnsan Beslenmesi Enstitüsü Potsdam-Rehbruecke (DIfE) ve Charité – Universitätsmedizin Berlin öncülüğündeki araştırmanın sonuçları bilimsel dergi Neuron'da yayımlandı.
Karar verme uzun yıllar ağırlıklı olarak beyinde gerçekleşen bilişsel bir süreç olarak ele alındı. Yeni çalışma ise kalp ve solunum gibi bedensel süreçlerden gelen sinyallerin beynin çalışma biçimini değiştirerek seçimlerimiz üzerinde doğrudan etkili olup olamayacağını araştırıyor.
Araştırmayı yöneten DIfE Karar Nörobilimi ve Beslenme Bölümü Başkanı Prof. Soyoung Q Park, "Kararlarımız nadiren yalnızca dışarıdan gelen bilgiler tarafından belirlenir. Yargılarımız bilişsel süreçlerle o anki bedensel durumumuz arasındaki etkileşimden doğar," dedi.
Park'a göre daha önce nefesin bilinçli biçimde düzenlenmesinin karar verme süreçlerini aktif olarak kontrol edip edemeyeceği bilinmiyordu.
Nefes verirken geçen süre uzatıldı
Araştırmaya 41 sağlıklı kişi katıldı. Katılımcılardan risk içeren bir dizi karar vermeleri istendi ve bu sırada solunumları görsel talimatlarla kontrol edildi.
Bir koşulda katılımcılar kendi doğal ritimlerinde nefes aldı. Diğerinde ise solunumları yavaşlatıldı ve özellikle nefes verme süresi uzatıldı. Bu durumda nefes alma ile verme süresi arasındaki oran 2'ye 8 olarak ayarlandı.
Araştırmacılar deney sırasında katılımcıların beyinlerini fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) yöntemiyle izledi. Aynı zamanda solunum düzenleri, kalp aktiviteleri, deri iletkenlikleri ve göz bebeklerinin verdiği tepkiler ölçüldü.
Böylece uzun nefes vermenin yalnızca kalp atış hızını düşürüp düşürmediği değil, beynin olası kazanç ve ödülleri değerlendirme biçimini değiştirip değiştirmediği de araştırıldı.
Katılımcılar daha fazla risk aldı
Sonuçlara göre nefes verme süresinin uzatılması kalp atışlarını yavaşlattı ve katılımcıların daha riskli seçimler yapmasıyla ilişkilendirildi. Ancak araştırmacıların dikkatini çeken asıl nokta, risk alma davranışının neden değiştiğiydi.
Katılımcılar olası kayıplara karşı daha duyarsız hale gelmemişti. Bunun yerine beyinleri olası ödüllere daha fazla ağırlık vermeye başlamış görünüyordu. Başka bir ifadeyle uzun nefes verme, "Kaybedersem ne olur?" düşüncesini azaltmaktan ziyade "Kazanırsam ne elde ederim?" değerlendirmesini güçlendirmiş olabilir. Beyin görüntülemelerinde de bu yorumu destekleyen değişiklikler görüldü.
Araştırmacılar 'ventromedial prefrontal korteks' ve 'prekuneus' bölgelerinde daha güçlü aktivite tespit etti. Bu bölgeler ödüllerin değerlendirilmesinin yanı sıra kalp atışları arasındaki zamanlamanın düzenlenmesiyle de ilişkilendiriliyor.
Çalışmanın başyazarı Wenhao Huang, "Araştırmamız nefes temelli müdahalelerin dönüştürücü rolünün altını çiziyor. Solunum ve kalp dinamikleri arasındaki etkileşim, beyni ödüllere karşı daha duyarlı hale getiriyor" dedi.
Kalp atım hızı değişkenliği de arttı
Araştırmanın önemli bulgularından biri de kalp atım hızı değişkenliği (HRV) ile ilgiliydi. HRV, birbirini takip eden kalp atışları arasındaki sürenin ne kadar değiştiğini ifade ediyor. Kalp sağlıklı bir kişide bir metronom gibi tamamen sabit aralıklarla atmıyor; otonom sinir sisteminin etkisiyle atımlar arasındaki süre sürekli küçük değişiklikler gösteriyor.
Uzun nefes verme sırasında bu değişkenliğin artması, araştırmacılara göre solunum, kalp ve beyin arasındaki iletişimin karar verme üzerindeki etkisinin önemli parçalarından biri olabilir.
Bulgular, bilişsel süreçlerin yalnızca beynin kendi içindeki faaliyetlerden kaynaklanmadığını, vücudun fizyolojik durumunun da düşünme ve karar verme biçimimizi şekillendirebildiğini öne süren 'nörovisseral' modelleri destekliyor.
Nefes teknikleri binlerce yıldır kullanılıyor
Nefesin bilinçli biçimde kontrol edilmesi yeni bir uygulama değil. Meditasyondan çeşitli dini pratiklere kadar kontrollü solunum teknikleri binlerce yıldır farklı kültürlerde kullanılıyor. Park, "Nefes teknikleri çeşitli dinler ve kültürlerde binlerce yıldır insanlığa eşlik ediyor" diyerek araştırmalarının bu uygulamaların fizyolojik etkilerine ilişkin deneysel kanıt sunduğunu belirtti.
Araştırmacılar kontrollü nefes tekniklerinin maliyetsiz, kolay uygulanabilir ve öğrenilebilir olması nedeniyle günlük yaşamda kişinin kendi fizyolojik durumunu düzenlemesine yardımcı olabilecek bir araç olarak değerlendirilebileceğini düşünüyor.
Ayrıca anksiyete bozuklukları ve depresyon gibi otonom sinir sistemi düzenlenmesinde ve ödül işleme süreçlerinde değişikliklerin görülebildiği durumlarda ilaç dışı destekleyici yöntemlerin bir parçası olup olamayacağının araştırılması öneriliyor.
Ancak çalışma yalnızca 41 sağlıklı katılımcıyla gerçekleştirildi. Dolayısıyla sonuçların klinik gruplara veya genel nüfusa ne ölçüde uygulanabileceğini belirlemek için daha büyük ve farklı katılımcı gruplarıyla yapılacak araştırmalara ihtiyaç var.
Yeme kararlarını da değiştirebilir mi?
Araştırmacıların bundan sonraki hedeflerinden biri kontrollü nefesin yeme davranışlarını etkileyip etkileyemeyeceğini incelemek. Yiyecek seçimleri yalnızca açlıkla değil, beynin ödülleri değerlendirme sistemi ve kişinin o anki fizyolojik durumuyla da yakından ilişkili.
Park, "Beslenmeyle ilgili kararlar ödül değerlendirmesi ve fiziksel durumdan güçlü biçimde etkilendiği için hedefli nefes düzenlemesi, yeme davranışını bilinçli biçimde algılamak ve daha etkili yönetmek konusunda da rol oynayabilir" dedi.
Üniversitedeyken çeşitli kültür sanat yayınlarında görev aldıktan sonra popüler bilim kitapları çevirmeye başladı. 2019'da dış haber editörlüğü ile medyaya girerek gazetecilik hayatına başladı. Koronavirüs pandemisi mesleki yönelimi için önemli bir dönüm noktası oldu. Pandemiyle birlikte sağlık ve bilim haberciliği, sonrasında teknoloji haberciliği yaparak mesleğine devam etti. Halihazırda çeşitli mecralarda bilim ve teknoloji haberleri/yazıları yazıyor.