Tolga Ra
Teknoloji
19 Temmuz 2026 13:07

Teknolojide Kadının Sesi

Kadın teknoloji liderleri, kadın girişimcilere verilen yatırım fonları, femtech girişimlerinin yükselen nabzı. Teknoloji ekosistemi, bugünün hatalarından ders alıp kadın vizyonerler ve kadın teknoloji girişimleri ile münhasır bir gelecek kurguluyor.

Teknolojide Kadının Sesi

İllüstrasyon: Tuğba Yalvaç

Sosyal yaşamın gerisinde kalabilir mi? Kulağa çılgınca bir fikir gibi gelebilir ancak konu kadın liderler ve kadın teknolojileri olduğu zaman sosyal değişimler, teknolojiden birkaç adım önde gibi görünüyor. Birleşmiş Milletler, Pekin’de gerçekleşen Dünya Kadın Konferansı’nda ‘toplumsal cinsiyet eşitliğini ana akımlaştırma’ kavramını kabul edeli 20 yılı aşkın süre oldu. O günden bugüne kadınların toplumdaki yeri de hayli yol kat etti. Yeni milenyuma girerken ülkeler yönetimde kota sistemlerini benimsediler. 2010’larda dijital mecraların sağladığı özgür tartışma ortamı, #MeToo gibi kolektif kadın hareketlerine kapı araladı, feminizmde yeni dalgaların ortaya çıkışına şahit olduk. 2020’lerle beraber dijitalden beslenen toplumsal değişim yolculuğu; sosyal hayatta kadın-erkek eşitliğini gözle görülür oranda geliştirdi. Bugün dünyanın büyük bir bölümünde kadınların artık, Marie Curie gibi yeraltı üniversitelerinde eğitim alma zorunluluğu ya da Nobel adaylığının ilk aşamasında görmezden gelinmek gibi kaygıları yok. Eşit insanlık kavramıyla şekillenen sosyo-politik dünya, hepimize umut veriyor. Teknoloji dünyasında ise durum, düşündüğünüz kadar progresif ilerlemiyor olabilir.


Deloitte’a göre, son altı yılda kadınların küresel teknoloji pazarında istihdamı, yüzde 22’lerden sadece yüzde 26.7 oranına yükselebildi. Accenture ve ISACA’nın 2025 verileri ise teknoloji sektöründe çalışan kadınların yarısının hala 35 yaşlarına vardıklarında sektörü terk ettiğini ortaya koyuyor. Dahası, McKinsey’nin bu yılın başında yayınladığı Women in Tech raporuna bakılırsa sektördeki kadınların birçoğu zaten mühendislik gibi pozisyonlarda değil; ürün yönetimi, tasarım gibi departmanlarda işe alınıyorlar. Yükselen AI kullanımı dolayısıyla işlerini kaybetme riskini daha yüksek oranda yaşıyor, değişimi daha derinden hissediyorlar.


Dünya oranlarına kıyasla Türkiye, göreceli olarak daha eşitlikçi bir tablo çiziyor. Teknoloji girişimlerinde kadın istihdamı oranı, TÜİK verilerine göre yüzde 31 olarak belirtilse de kadın start-up kurucuları için bu oran, yüzde 13 civarında kalıyor. Yine TÜİK verileri ortaya koyuyor ki yerli kadın teknoloji girişimcilerinin yüzde 28.5’i doktora, yüzde 24.6’sı ise yüksek lisans seviyesinde eğitim sahibi profesyonellerden oluşuyor. Erkekler için doktora oranı ise yüzde 19.7. Bir anlamda kadınlar, sektörde yer edinebilmek için daha kalifiye olmak zorunda ya da öyle hissediyorlar.


Küresel değişimin rüzgarları, kadınları yaşamın her alanına dahil edecek yönde esse de teknoloji, hala bu dönüşümün zayıf halkalarından biri olarak beliriyor. Kimi ön yargılar ve sektör mitleri, endüstrideki bu eksikliğinin başlıca sebepleri olarak düşünülüyor fakat sonuç, envai çeşit faktörle şekilleniyor. Bu denklemde her faktör, kendi sorusunu beraberinde taşıyor: Kadınsız bir teknoloji dünyası, neleri kaçırıyor? Sektörde daha çok kadın liderle karşılaşmak için ne tür mekanizmalar geliştirilmeli? Dahası, femtech şirketlerinin meteorik bir hızla büyüdüğü bugünlerde kadın teknolojileri; hangi yöne evrimleşiyor? WIRED Türkiye, global eksenden Türkiye’ye uzanan görüşleri; yerel kadın teknoloj liderleri, femtech kurucuları ve endüstri uzmanlarından dinledi. 


Yapay zeka tabanlı görüntü işleme çözümleri ile perakende başta olmak üzere birçok sektörü kökten değiştiren Vispera, Türkiye çıkışlı en başarılı start-up şirketlerinden biri. Şirketin kurucu ortağı ve CEO’su Profesör Dr. Aytül Erçil’e göre, kadın-teknoloji etkileşimindeki en kronik sorun sektördeki yetersiz temsil. “Dünya genelinde teknoloji rollerinde kadın oranı yüzde 25-30 bandına sıkışmışken girişim sermayesi yatırımlarının sadece yüzde 2-3’ü kadın kuruculara veriliyor” diyor. STEM mezuniyet oranlarında Türkiye, çoğu Avrupa ülkesinin önünde yer alsa da bu potansiyelin, henüz üst yönetimler ve fon mekanizmalarına yeterince yansımadığı kanısında. Buna rağmen yerli yazılım hamleleri ve teknoloji STK’ları özelinde kadın liderlerinin dönüştürücü gücünün hızla arttığı fikrinde. Teknolojide Kadın Derneği (WTech) ve 360+ Media kurucusu Zehra Öney de STEM mezunu kadınların sayısındaki artışa atıfta bulunarak bunun büyük bir potansiyel oluşturduğu düşüncesinde. “Asıl mesele, bu potansiyeli istihdama, liderliğe, yatırıma ve küresel başarıya taşıyacak mekanizmalar kurabilmek” diyor.


Dijital güvenlik şirketi Arksigner’ın kurucu ortağı Özlem Kahramaner’e sorarsak, teknoloji dünyasının yaşadığı en önemli dönüşüm ne AI devrimi ne kuantum bilişim ne de dijital finans. “Yıllar boyunca karar masalarında kadınlara bir yer açılması gerektiği söylendi. Bugün ise kadınlar, o masayı kuruyor” diyerek asıl dönüşümün kadınların geleceği tasarlayan, üreten ve yönlendiren aktörlere dönüşümü olduğunu işaret ediyor. Ona göre odaklanılması gereken temel konu, kadınların teknoloji dünyasında yer alıp almamasından ziyade, kadınların olmadığı bir teknoloji ekosisteminin ne kadar inovasyon kaybettiği. Arksigner ile kimlik doğrulama, elektronik imza, sertifika hizmetleri ve güvenlik donanımlarını aynı çatı altında birleştiren Kahramaner’in dünyanın önde gelen teknoloji şirketleriyle yarıştığı başarı öyküsü; elbette pürüzsüz ilerlememiş. “Girişimcilik yolculuğum boyunca karşılaştığım en büyük yanılgılardan biri, kadınların teknoloji sektöründe birer istisna olarak görülmesiydi. Oysa kadınlar, teknolojiye özgün bir bakış açısı getiriyor” diye ekliyor. Kadın profesyoneller, daha kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümler üreterek özellikle güven teknolojileri gibi insanı doğrudan etkileyen alanlarda çok değerli katkılar sunuyor. 


Teknolojinin en basit tanımıyla insanların hayatını kolaylaştırma işlevini (ya da taahhüdünü) kimi zaman unutabiliyoruz. Bu noktada Kahramaner’in yorumu önemli bir noktayı spot ışığı altına alıyor; zira toplumu okumadan ve yansıtmadan ona hizmet eden bir teknoloji tanımı, pek de akla yatmıyor. Özellikle insanlardan gelen verilerle şekillenen, hatta kimi zaman onları yansıtmakla suçlanan AI modellerinin tanımladığı bu çağda Kahramaner’e göre çeşitlilik, her zamankinden daha kritik bir hale gelecek: “Geleceğin sistemlerini geliştiren insanlar; milyarlarca kişinin çalışma biçimini, finansal hizmetlere erişimini, kimlik doğrulama yöntemlerini, sağlık hizmetlerini ve dijital dünyadaki deneyimlerini şekillendirecek.” Tam da bu nedenle sistemlerin kapsayıcı bakış açıları olmadan tasarlanamayacağını belirtiyor. “En güçlü inovasyon, hizmet ettiği toplumun çeşitliliğini yansıtan inovasyondur” diyor; gelecekte güçlü algoritmalardansa kapsayıcı teknolojilerin geçer akçe olacağını öngörüyor.


“İçinde bulunduğumuz Ajanlar Çağı, insan-makine iş birliğini yeni bir boyuta taşıyor. Bu yolculukta algoritmaları yazan ekipler çoğunlukla erkek kalırsa, geçmişin toplumsal ön yargıları ve cam tavanları yapay zeka tarafından otomatikleştirilerek geleceğe taşınacaktır” diye katılıyor Dr. Erçil. Onun ideal senaryosu, kadın liderlerin yapay zeka mimarisine yön vermesi. Ona göre kadınların empati, bütünsel bakış ve kriz yönetimi refleksleri; sadece düşünen değil, artık eyleme geçen agentic AI sistemlerinin daha etik, adil ve insan odaklı tasarlanmasını sağlayacak. İki kurucuyla da aynı çizgide duran Öney’in fikri; kadınların dünya ve Türkiye teknoloji ekosistemlerindeki konumunun teknolojinin hangi sorunları çözeceğini, yapay zekanın ne kadar adil çalışacağını, sağlık inovasyonlarının ne kadar kapsayıcı olacağını belirlediği yönünde. Öney, bunun ülkelerin gelecek ekonomisinde ne ölçekte rekabetçi kalabileceği konusunda kritik olduğunu söylüyor. Mesajı ise net: “Geçmiş yüzyıl cinsiyete takıldı, yeni yüzyıl femtech ile yeteneğe odaklanmalı.”


Zehra Öney’in femtech vurgusu bir tesadüf değil. Teknolojinin, sadece üretim değil kullanım aşamasında da kadınlara eşitlikçi davranmadığını kanıtlayan bir deneyiminden yola çıkıyor: 22 yıldır dünyanın farklı yerlerinden teknolojik ürünlerin servis ve iletişim süreçlerini sağlayan Öney, birkaç yıl önce Türkiye’ye artırılmış gerçeklik gözlüklerini getiren vizyoner. Gözlük, onun sesini algılamazken erkek bir meslektaşında durum farklı işliyor; cihaz, komutu alıyor. Öney, bu vesileyle teknolojinin kadın üzerinde test edilmediğini fark ediyor ve kendisi için bunu bir kilometre taşı olarak tanımlıyor. Zira takibinde kurduğu Teknolojide Kadın Derneği (WTech) ile 26 bin kadın yetiştirdi; siber güvenlikten yapay zeka alanlarına eğitim almış bu kadınların çoğu, bugün sahada aktif. 


Teknolojinin, kullanımda dahi kadınlara eşitlikçi yaklaşamadığı bugünlerde enteresan bir grafik ise femtech şirketlerinin yükselişine yönelik. Kadın üreme sağlığı, regl takibi, menopoz, hamilelik ve genel kadın sağlığı teknolojilerini çatısı altına alan femtech girişimleri; her geçen gün daha büyük bir ivme kazanıyor. Femtech Analytics verileri, girişimlerin yüzde 75-80’inin kadın kurucular tarafından geliştirildiğini ortaya koyuyor. Global Market Insights’a göre bu girişimler, son bir yılda yaklaşık on milyarlık bir büyümeyle dünya çapında 73.4 milyar dolar değerine ulaştı. Bu rakam 2020’de 22,5, 2023’te ise 55.1 milyar dolardı. Haliyle, önümüzdeki beş yılda hacminin üç katına ulaşacağı tahmin ediliyor. Buna rağmen World Economic Forum’un Boston Consulting Group ile yıl başında yayınladığı Women’s Health Investment Outlook raporu, pek iç açıcı olmayan bir fenomeni ortaya koyuyor: Dünyada biyoteknoloji ve sağlık alanındaki yatırım fonlarının sadece yüzde 6’sı kadın sağlığı ve femtech girişimlerine ayrılmış durumda. Yani femtech’ler bu hızlı büyümeyi, gözle görülür bir yatırım desteği olmadan yaşıyor.


GİRVAK Başkanı Sina Afra’ya göre, Türkiye özelinde femtech pazarı, global ekosistemin problemleriyle benzer sorunlarla karşı karşıya: Erken aşamada yatırımcı bulmak kolay olsa da Seri A ve üzerinde yatırım almak zor, mutlaka yabancı yatırımlar devreye girmek durumunda. Femtech pazarının büyümesi için kat edilmesi gereken yol uzun; programlar, bilinçlendirme ve nicesi. Ancak gözden kaçırdığımız asıl noktanın, yerelde yaşadığımız rol model eksikliği olduğuna değiniyor. “Peak Games örneğini hatırlayalım. O dönem oyun, çok rağbet gören bir sektör değildi” diye anlatıyor. Şirketin ilk yerli unicorn’a dönüşümüyle Türk teknoloji sektöründe oyun şirketlerinin yaygınlaşması ve peş peşe ulaşılan başarıları hatırlatıyor. Afra, bir benzer örneğe femtech dünyasında da ihtiyaç duyulduğu kanısında. Bir başka örnek olarak son 25 yılda 100 milyon dolar üzeri exit yapmış yerel teknoloji şirket sayısının 15 olduğunu hatırlatıyor, bunlardan sadece üçünün kadın kurucuların girişimleri olduğundan da bahsediyor. Zehra Öney de aynı soruna parmak basarak, “Mentorluk değerli ancak kadınların isimlerini karar masalarına taşıyan, onlara gerçek sorumluluk alanları açan kota mekanizmaları olmadan dönüşüm sınırlı kalıyor. Ayrıca bu, tekil bir gösteri olarak kalmamalı, yeni rol modeller yetiştiren bir etki alanına dönüşmeli.” 


Türkiye’nin hızla yükselen, özellikle Z kuşağı kadınları ile yakından konuşan iki femtech’inin kapısını çalıyoruz: İlki, holistik bir menstrüasyon markası olan beije. beije, hem kadın sağlık ürünleri üretimi hem de menstrüasyon takibi ve fikir alışverişi yapılan bir uygulama kanalı ile kullanıcıyla buluşuyor. Marka kurucusu Doruk Akpek, teknoloji alanında çalıştığı ABD’den Türkiye’ye dönüşüyle beraber marka yolculuğuna başlamış. İlk aşamada web sitesinin kodlarını dahi kendisi yazmış. Abonelik sistemiyle çalışan beije; uygulama kanalını global rakiplerinin aksine veri toplama ya da monetizasyon amaçlı değil ürünlerini pazarlamak adına kullanıyor. Akpek’e göre bu, kadınlar için oluşturdukları konfor alanında olmazsa olmaz bir etik gereklilik. Uygulama, hatırı sayılır seviyede bir topluluğa ev sahipliği yapıyor, ayrıca geniş kapsamlı bir bilgi bankasına ve regl takvimine uzanan multifonksiyonel bir şekilde tasarlanmış. Ayrıca sosyal değişimin femtech’lerden ayrı düşünülemediği bu iklimde şirket; karının beşte birini ped bağışı olarak çeşitli kurumlara aktarıyor. “Türkiye’de kadınların yüzde 20’si pede erişemiyor. Bu farkındalık doğrultusunda ülke genelinde 6,5 milyon ped bağışladık” diyor. beije’in yükselişindeki sebeplerden biri ise femtech dünyasına yenilikçi yaklaşımının yanı sıra, iletişim süreçlerinde kapsayıcılığı esas alan bir içerik dünyası ve toplulukla Gen Z’nin kalbini kazanması. “Değişen dünyada farklılıklarımızı değil, benzerliklerimizi kutlamak gerekiyor” diyor Akpek ve ekliyor: “Bu sadece femtech özelinde değil, teknolojiden de öte bir ideal.”


Akpek, tıpkı Afra’nın da belirttiği gibi Türkiye’deki femtech pazarının hala gelişme aşamasında olmasını; pazarın ABD gibi ülkelerde de yeni olmasına bağlıyor. “Kadın sağlığı teknolojilerine yönelik bazı tabular olsa da Türkiye’nin bu konuda çoğu ülkeden daha progresif olduğunu düşünüyorum çünkü Türk kadınları köklü bir mücadele kültüründen geliyorlar” diye açıklıyor. “Değişimi fark etmekte, bunu istemekte daha güçlüler.” 


Geleceğe yönelik tahminleri ise belli: “Sektörün hızla büyüyeceğini ve yapay zeka başta olmak üzere yeni teknolojilerin entegre olacağına inanıyorum. Özellikle doğurganlık oranının düştüğü bugünlerde menstrüasyon ve kadın sağlığı teknolojileri, gündemimize yerleşecek.” Elbette tek sebebinin doğurganlık olmayacağını, teknolojinin ilerlediği yön olduğunu da belirtiyor. “Bio-health ve wellness dünyası geliştikçe insan bedenine daha ciddi odaklanıyoruz. Kadın sağlığı ve vücudu da tarihsel olarak yeterince araştırılmamış bir alan olduğu için hala birçok bilinmezlik barındırıyor” diyor. Pedler üzerindeki deneylerin 2023 yılına kadar gerçek kanla gerçekleştirilmediğini hatırlatan Akpek, “Tam da bu bilinmezliği aydınlatmaya yönelik girişimler sektörde yer kazanacak” diye ekliyor. 


Türkiye’nin bir diğer femtech girişimi olan Pepapp’in kurucu ortağı Berke Uygun da kadın vücudunun yeterince araştırılmamış ve temsil edilmemiş olmasının girişimlerinde motivasyon yarattığını söylüyor. “Kadınların yaşadığı birçok deneyim; regl, doğurganlık, menopoz, hormonal değişimler veya duygusal wellbeing, uzun süre ya göz ardı edildi ya da çok yüzeysel ele alındı” diyor. Pepapp, kullanıcılara menstrüasyon takvimi sunuyor. Kadın sağlığı fiziksel bir konudan ibaret değil. Kadınların beden, zihin ve duygularının birbirleriyle bağlantılı şekilde anlatılması gerektiğini düşünüyor. Uygun, femtech dünyasını yaşam teknolojisi olarak gördüklerini belirtiyor. Uygun’a göre Türkiye’nin en büyük avantajı; genç, dijital ve teknolojiye adapte kullanıcı kitlesi. Kadınların artık sadece bilgi aramadığını, kendilerini anlayan, kişiselleştirilmiş deneyimler sunan ve hayatlarına dokunan ürünler beklediklerini anlatıyor. “Kadınların ihtiyaçlarına teknolojiyle yanıt vermek, önemli bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Çünkü burada sadece veri toplamak değil, güven inşa etmek gerekli” diyor. Önümüzdeki beş yılda femtech’in Türkiye’de niş bir kategori olmaktan çıkıp dijital sağlığın önemli alanlarından biri haline geleceği inancında. Bugün sağlık uygulamalarının takip amaçlı kullanıldığını, gelecekte ise yapay zeka destekli, kişiselleştirilmiş ve proaktif sağlık deneyimlerinin öne çıkacağını belirtiyor. Uygulamalar, kullanıcılarını anlayan ve doğru zamanda doğru desteği sunan dijital sağlık rehberlerine dönüşecek. Bu dönüşümün merkezinde yer almak isteyen Pepapp; kadın sağlığı özelinde odağın yalnızca regl ve doğurganlık takibinden çıkıp bütünsel bir karakter kazanacağına inanıyor. 


Sektörel destekler ve kota sistemlerinin yanı sıra Zehra Öney’in de belirttiği gibi eğitimde başlayacak farkındalık, önemli bir husus olarak karşımıza çıkacak. Dr. Erçil ise dört aşamalı bir eşitlikçi teknoloji ekosistemi kurguluyor: İlk adım, sermayeye erişimde adaleti sağlamak, yani VC fonlarının dağıtımı ve yatırım komitelerinde kadın lider oranının artırılması. Takibinde sürdürülebilir mentorluk geliyor; kıdemli liderlerin, kariyerinin başındaki kadın mühendislere rehberlik edeceği ağların kurumsallaştırılması şeklinde açıklıyor bunu. Sonrasında kadın girişimcilere sadece kuruluşta değil, küresel pazarlara açılma evresinde de destek verilmesi, yani scaling evresi karşılıyor bizi. Son olarak ise elbette algı dönüşümü var: STEM alanlarında erkek egemen algısının erken yaşlardan itibaren yıkılması, bunun yolunu açıyor.


Ada Lovelace, Rosalind Franklin, Lise Meitner, Marie Curie ve nicesi tarihte bu dönüşümün ateşini yaktılar. Bugün Türkiye’de Profesör Dr. Aytül Erçil, Zehra Öney, Özlem Kahramaner ve diğer birçok kadın teknoloji lideri; teknoloji ekosistemini daha eşitlikçi ve inovatif bir evreye taşımakta aktif rol oynuyorlar. Geleceği kadın bakışıyla şekillendiriyorlar, teknolojiyi insan odaklı kılıyorlar. Dünyayla beraber Türkiye’de de femtech pazarı gelişiyor; beije ve Pepapp’in başını çektiği bu sektör, her geçen gün yeni girişimler için daha cazip bir oyun alanına dönüşüyor. Algıların onarıldığı, desteklerin yükseldiği bir gerçeklikte haliyle kuşkuya da yer kalmıyor: Teknolojinin geleceği, kadınlar olmadan tasavvur edilemiyor.

Koç Üniversitesi ve Kadıköy Anadolu Lisesi mezunu. Medya kariyerine öğrencilik yıllarında, L’Officiel’de başladı. Vogue Türkiye’de moda ve kültür üzerine yazıyor, WIRED Türkiye’de dijital kültürün bu disiplinlerle etkileşiminin izini sürüyor. İstanbul ve Berlin arası yaşadığı bugünlerde çalışmalarına her iki ülkeden çeşitli yayınlarla devam ediyor.

Tolga Ra

DAHA FAZLASI

Aman Tanrım, Yapay Zeka Muhabirleri Gerçekten de Büyük Haberler Yapıyor

Geçen hafta, bir yapay zeka haber odası, OpenAI ve siber saldırı ile ilgili bir haberi, WIRED dahil olmak üzere ana akım gazetecilerden önce yayınladı. Bu sadece bir başlangıç.
Kate Knibbs

Kaptan Edward Geri Döndü: Assassin’s Creed Black Flag Resynced Alınır mı?

Efsane korsan Edward Kenway modern grafiklerle geri döndü. Peki bu remake orijinalinin ruhunu koruyor mu? Ubisoft Neleri Değiştirmiş? İşte deniz kokulu, aksiyon dolu tüm detaylar.
Mahmut Karslıoğlu

Dijital İkiziniz Olunca Sizin Fikrinizin Bir Önemi Kalmayabilir

8 milyar insanın dijital ikizini oluşturmayı hedefleyen Simile, pazarlama dünyasını kökten değiştiriyor. Yapay zeka ikiziniz sizden daha iyi kararlar verebilir mi? İşte geleceğin CX dünyası!
Mahmut Karslıoğlu

Yapay Zeka’ya Yönelik Tepkiler Gerçekten Etki Yaratıyor

Platformlar nihayet, kullanıcıların yapay zeka tarafından üretilen kalitesiz içerikleri tüketmek istemediklerini fark etmeye başladı. Giderek artan sayıda site ve uygulama, artık yapay zeka tarafından üretilen içerikleri işaretlemek, etiketlemek ve yasaklamak için araçlara ve politikalara sahip.
Reece Rogers