Farklı Boyutlarıyla Ebola Salgını: Eşitsizlikler, Kesilen Yardımlar ve Ender Bundibugyo Virüsü
Nadir görülen Bundibugyo virüsünün neden olduğu, Kongo Demokratik Cumhuriyeti merkezli son Ebola salgını hakkında neler biliniyor?
İllüstrasyon: exdez/gettyimages
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu ay Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde patlak veren Ebola salgınını "uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu" ilan etti. Şimdiye dek en az 160 kişinin hayatını kaybettiği ve 900 kişinin hasta olduğu salgında bu ilanın dünyayı harekete geçirmesi umuluyor. Zira kurum, gerçek vaka ve ölüm sayısının çok daha yüksek olabileceğini düşünüyor. Ölenler arasında bir Kızılhaç gönüllüsü de dahil olmak üzere, bir dizi sağlık çalışanı da var.
DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, yakın zamanda yaptığı bir açıklamada, "Bu sayıların artmaya devam etmesini bekliyoruz. Salgının boyutunun çok daha büyük olduğunu biliyoruz" dedi. Tedros, bu salgınla ilgili özellikle endişe verici bazı faktörler olduğunu belirtiyor. Bunlar arasında salgının geç tespit edilmesi, salgın bölgesinde önemli nüfus hareketlilikleri olması ve bunun spesifik bir tedavisi veya aşısı olmayan nadir bir virüs türü olması var.
Neden geç tespit edildi?
Bilinen ilk ölümden sonra virüs haftalarca fark edilmeden yayıldı çünkü yetkililer daha yaygın bir Ebola türü için test yapmış ve sonuç negatif çıkmıştı. Halbuki son salgının arkasında hastalığın daha nadir görülen ve tedavisi ya da aşısı olmayan Bundibugyo virüsü vardı.
5 Mayıs'ta DSÖ, Mongbwalu'da dört sağlık çalışanı da dahil olmak üzere yaklaşık 50 ölüm hakkında bilgilendirildi. Salgının ilk teyidi ise ancak 14 Mayıs'ta geldi. Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi'ne (CDC) göre, 26 Nisan'da başka bir kişinin hastalanması üzerine, örnekler test için Kongo'nun başkenti Kinşasa'ya gönderilmişti. Ancak ülkede altyapı sorunlarından dolayı uzak mesafeler arası ulaşım epey zorlu.
10 bin yıldan uzun süredir aramızda
Ebola, maymunlar, goriller, şempanzeler gibi primatları ve insanları etkileyen bulaşıcı bir viral hastalık. Virüs ilk kez 1976'da tanımlanmış olsa da 10 bin yıldan fazla bir süredir varlığını sürdürüyor. 1976'da günümüz Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde keşfedilen patojenin ilk olarak yarasalardan insanlara yayıldığı düşünülüyor. "Pteropodidae" familyasına ait meyve yarasalarının doğal konakçılar olduğu tahmin ediliyor. 1979 ile 1994 yılları arasında hiçbir insan vakası veya salgın tespit edilmedi. Ancak 1994'ten itibaren salgınların sıklığı giderek artmaya başladı.
2014'e kadar salgınlar öncelikle Orta ve Batı Afrika'daki tropikal yağmur ormanlarına yakın uzak köylerde bildiriliyordu. Doğrulanan vakaların çoğu Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Gabon, Sudan ve Uganda'dan gelmişti. 2014'te ise Batı Afrika'da ilk kez Gine, Liberya ve Sierra Leone'yi kapsayan bir salgın yaşandı. 2016'ya kadar süren bu salgın sırasında, kentsel alanlarda yoğun bulaşma görüldü. İtalya, Mali, Nijerya, Senegal, İspanya, İngiltere ve ABD de dahil olmak üzere birçok ülkede bu salgınla ilişkili vakalar kaydedildi.
Kongo son salgınla birlikte 17. Ebola salgınıyla karşı karşıya. 2018-2020 arasında ülkede 3 bin 481 vaka ve 2 bin 299 ölümle sonuçlanan büyük bir salgın daha yaşanmıştı. Ancak bugünkü salgına neden olan Bundibugyo türü kendi zorluklarını da beraberinde getiriyor. CDC'ye göre, Bundibugyo, 2012'den beri görülmeyen bir virüs türü.
Bundibugyo virüsü nedir, diğer Ebola türlerinden ne farkı var?
CDC'ye göre insanlarda hastalığa neden olan 4 tip Ebola virüsü var:
- EBOV/Zaire virüsü (Orthoebolavirus zairense türü)
- Sudan virüsü (Orthoebolavirus sudanense türü)
- Taï Forest virüsü (Orthoebolavirus taiense türü)
- Bundibugyo virüsü (O rthoebolavirus bundibugyoense türü)
Bilim insanları Bundibugyo suşunu ilk olarak 2007'de Batı Uganda'nın, Kongo Demokratik Cumhuriyeti sınırına yakın bir bölgesi olan Bundibugyo'da tespit etti. Bundibugyo'nun, son olaydan önce, 2007 ve 2012'deki belgelenmiş iki salgına neden olduğu biliniyor. Dünya Sağlık Örgütü Ebola salgınlarında ölüm oranlarının yüzde 25 ile yüzde 90 arasında değiştiğini belirtiyor. Bundibugyo türü ise yaşanan örneklerde diğer türlere göre daha düşük ölüm oranlarına neden oldu. Önceki Bundibugyo salgınlarında ölüm oranları yaklaşık yüzde 25-50 olarak belirlenmişti.
Araştırmalar, Bundibugyo virüsünün diğer suşlara göre daha yavaş çoğaldığını ve bağışıklık hücrelerini daha yavaş etkisiz hale getirdiğini gösteriyor; bu durum, bu suşla ilgili salgınların neden daha az ölümcül olduğunu açıklayabilir. Ancak daha yavaş hareket eden bir virüs bazen vücutta daha uzun süre kalabilir ve daha kalıcı semptomlara da neden olabilir.
Virüsün en yaygın türü olan Zaire, son 50 yıldaki yaklaşık 25 salgının çoğundan sorumlu. En büyük Ebola salgını, yukarıda da bahsi geçen 2014-2016 Batı Afrika salgınıydı; bu salgında yaklaşık 30 bin vaka kaydedilmiş ve 10 binden fazla kişi hayatını kaybetmişti. 2018-2020 yılları arasında Orta Afrika'da yaşanan salgında da yaklaşık 3 bin 500 vaka bildirilmişti. Bunların her ikisine de EBOV/Zaire virüsü neden olmuştu ve vakalar genellikle savaştan etkilenmiş ülkelerde görülmüştü. Bundibugyo virüsü Zaire suşuna göre daha az sıklıkla görülmüş ve çok daha küçük salgınlara neden olmuştu. İlk salgında 131 vaka, ikincisinde ise 38 vaka bildirilmişti.
Pandemi riski var mı?
Ebola'nın pandemiye neden olup olamayacağı uzun süredir tartışılan bir konu. Uzmanlara göre, bölgesel açıdan ciddi bir uluslararası halk sağlığı riski var ama mevcut bilgiler ışığında Ebola’nın COVID-19 benzeri bir pandemiye dönüşme riski düşük. DSÖ, 17 Mayıs'ta, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Uganda’daki Bundibugyo salgınını “uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu” ilan etti, ancak aynı açıklamada bunun “pandemi acil durumu” kriterlerini karşılamadığını da belirtti.
Bunun temel nedeni Ebola’nın bulaşma biçimi. Ebola; grip veya COVID-19 gibi havadan kolayca yayılan bir solunum virüsü değil. Enfekte kişinin kanı, vücut sıvıları, hasta ya da ölü kişinin bedeniyle yakın temas yoluyla bulaşıyor. DSÖ’ye göre hastalık çok ölümcül olabilse de bulaşma zincirleri temas takibi, izolasyon, güvenli defin ve enfeksiyon kontrolüyle kırılabiliyor. Yine de risk “önemsiz” değil. DSÖ acil durum ilanında salgının sınır aşma potansiyelini gerekçe gösteriyor.
Ebola gibi enfeksiyonlarda bir diğer önemli özellik de son derece ölümcül olması. Çok hızlı öldüren ve durumu çok hızlı ağırlaştıran virüsler bazen kendi yayılım alanını daraltabiliyor. Çünkü bu tür hastalıklarda vakalar hızla yatağa düşüyor, hareket edemiyor, temas ağı küçülüyor ve sağlık sistemleri vakayı daha kolay fark ediyor.
Öte yandan, daha hafif ya da daha yavaş ilerleyen enfeksiyonlar, insanların daha uzun süre toplum içinde dolaşmasına yol açabiliyor. Bu yüzden epidemiyolojide bazen “orta derecede ölümcül ama daha uzun bulaş penceresine sahip” patojenlerin yayılma avantajı olabileceği tartışılıyor.
Bundibugyo virüsünün de daha düşük ölüm oranına sahip olması, vakaların durumunun daha geç ağırlaşması ve vücutta daha uzun süre kalabilme ihtimali, yayılım açısından bu suşa bazı avantajlar sağlayabilir.
Ancak Bundibugyo için kritik engel hâlâ aynı: Bulaşma biçimi. Bundibugyo türü de esas olarak yakın temas ve vücut sıvılarıyla bulaşıyor; influenza veya SARS-CoV-2 gibi havada kolayca yayılmıyor. DSÖ'ye göre Ebola’nın insanlar arasında sürdürülebilir küresel yayılımını sınırlayan ana faktör bu.
İngiltere Sağlık Güvenliği Ajansı'na göre ise en büyük tehdit virüsün kontrolünün zorlaşması. Zira çatışma bölgelerinin durumu, zayıf sağlık altyapısı, geç tanılar, cenaze törenlerinin güvensiz yapılması, sınır geçişleri ve sağlık çalışanlarına yönelik riskler nedeniyle Afrika’da virüsün kontrolü zorlaşıyor. 11 binden fazla insanın hayatını kaybettiği 2014-2016 Batı Afrika salgını, Ebola’nın pandemi olmasa bile büyük insani krize dönüşebileceğini göstermişti.
Bundibugyo için aşının gelmesi 9 ay sürebilir
DSÖ acil durum komitesi, Kongo'daki son salgını kontrol altına almak için neler yapılabileceğini görüşmek üzere 19 Mayıs Salı günü toplandı. Burada sunulan öneriler arasında potansiyel aşı adayları da yer aldı. DSÖ danışmanı Dr. Vasee Moorthy toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, Bundibugyo türüne karşı iki olası "aşı adayı" geliştirildiğini ancak bunların hiçbirinin henüz klinik denemelerden geçmediğini aktardı. Mevcut Ebola aşısı Ervebo'ya dayanan ve hastalığın Zaire suşuna karşı koruma sağlayan bir aşı adayının klinik denemeleri için doz beklediklerini ifade eden Moorthy, "Elimizdeki bilgilere göre bunun altı ila dokuz ay sürmesi muhtemel" dedi.
Moorthy, özellikle Bundibugyo'yu hedef alan ikinci bir aday aşı olan ChAdOx1 (Şempanze Adenovirüsü Oxford 1) aşısının "iki ila üç ay içinde klinik denemelere hazır olabileceğini" ekledi, ancak "Bununla ilgili çok fazla belirsizlik var. Bu aşının Bundibugyo için umut vadeden bir araştırma aşısı adayı olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hayvan verilerine bağlı olacaktır" diye de belirtti. Şu anda gelecekteki Ebola salgınları için yüz binlerce aşı stoklanmış durumda, ancak bunların yalnızca Zaire suşunun neden olduğu hastalığa karşı etkili olduğu doğrulandı.
Sağlık hizmetlerine erişimde eşitsizlik krizi
İsviçre'nin Cenevre şehrindeki prestijli araştırma kurumu Geneva Graduate Institute, 18 Mayıs'ta düzenlediği zirvede Ebola salgınını uzmanlarla tartıştı. Zirvede öne çıkan konulardan biri de Ebola aşılarına erişimdeki eşitsizlikti. DSÖ'nün gelecekteki salgınlara karşı hazırlıklı olmak amacıyla kurulan bağımsız bir inceleme kurulu The Independent Panel'in danışmanı ve dünyaca ünlü araştırmacı Els Torreele, zirvede yaptığı konuşmada aşıların, bunlara çok ihtiyaç duyan çatışma bölgelerine ulaştırılmasındaki zorluklara dikkat çekti:
"2007'den beri Kongo Demokratik Cumhuriyeti'yle ilgileniyorum, 2018'de Ebola için tekrar gittim, büyük ihtimalle yine geri döneceğim. Gerçek şu ki, sistem çökmüş durumda ve halk hiçbir sağlık hizmetine erişemiyor. 2024 ulusal aşılama veri rakamlarına bakarsanız, kızamık aşı kapsamı yüzde 55. Neden mi? Çünkü aşılar mevcut olsa bile oraya ulaşmıyor; dağıtımı için bile gerekli tedarik sağlanamıyor. Ulaşımın son derece zor olduğu çatışma bölgelerinden bahsediyorsunuz; bir de üzerine aşmanız gereken o idari engeller, bürokratik engeller karşınıza çıkıyor."
Torreele, "Bunun da üstüne kolerayı ekliyorsunuz; daha 2025 yılında neredeyse tüm eyaletlerde en kötü kolera salgınlarını yaşadılar. Bir de bunun üzerine Ebola geldi" diye devam etti: "Vaka yönetimi konusunda uygun protokolü, doğru dürüst vaka tedavisini uygulamak istiyorsunuz. Ama insanlar zaten diğer tüm salgınlardan dolayı bitkin durumda; üstelik geri kalanlar da doğum sırasında anne ölümlerinden, sıtmadan ve diğer her şeyden etkileniyor. Siz ise bu halkın, karşılama alanına neden astronot gibi koruyucu tulumla girdiğinizi anlamasını bekliyorsunuz."
Kesilen yardımlar işleri zorlaştırıyor mu?
Bundibugyo salgınıyla mücadelede önemli başlıklardan biri de ABD'nin Afrika'daki sağlık yardımlarında kesintiye gitmesi. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Ebola ile mücadelenin önemli bileşenlerinden biri olarak görülüyordu. Ancak ABD Başkanı Donald Trump yönetimi geçen yıl USAID programlarının çoğunu iptal etmiş ve personelinin büyük kısmını işten çıkarmıştı.
ABD ayrıca, geçen yıl DSÖ'den de çekilmişti. Hatta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, son Ebola salgını konusunda DSÖ'yü "geç kalmakla" eleştirdi. DSÖ Genel Direktörü Tedros ise buna kesilen yardımları hatırlatarak yanıt verdi. 18 Mayıs'ta yaptığı açıklamada Tedros, "Geçtiğimiz yıl, birçok ülke kalkınma yardımlarında ani ve sert kesintiler nedeniyle ciddi aksaklıklar yaşadı. Bu aksaklıklar ve bireylerin, ailelerin ve toplulukların sağlığına verdikleri zarar üzücü ve önlenebilirdi" dedi.
Ebola belirtileri ve bulaşma zinciri
Uzmanlara göre Ebola'yı sıtma, tifo, menenjit ve diğer viral hemorajik ateşlerden ayırt etmek zor olabilir çünkü hastalığın erken evresindeki belirtiler benzer. CDC kılavuzuna göre, Ebola hastalığına yakalanan kişiler, hastalığın erken dönemlerinde "kuru" belirtiler gösterebiliyor. Bunlar arasında ateş, ağrı, sızı ve yorgunluk yer alıyor. Ancak kişi hastalandıkça, hastalık genellikle "ıslak" belirtilere dönüşüyor ve ishal, kusma ya da açıklanamayan kanama gibi durumları içerebiliyor. Ebola hastalığına yakalanan bir kişi, virüsle temas ettikten 2 ila 21 gün sonra hastalanmaya başlıyor. Ancak ortalama olarak semptomlar maruziyetten 8 ila 10 gün sonra başlıyor.
Kanamanın yaygın bir semptom olduğu algısına rağmen, bu durum daha az sıklıkla görülüyor ve hastalığın ilerleyen evrelerinde ortaya çıkabiliyor. Bazı hastalarda kusmukta ve dışkıda kan, burun, diş eti ve vajinadan kanama dahil olmak üzere iç ve dış kanamalar gelişebiliyor. İğnelerin deriyi deldiği yerlerde de kanama meydana gelebiliyor. Merkezi sinir sistemi üzerindeki etkisi ise kafa karışıklığı, sinirlilik ve saldırganlığa yol açabiliyor.
Ebola virüsleri; insanların meyve yarasaları, şempanzeler, goriller, maymunlar, orman antilopları veya yağmur ormanlarında hasta veya ölü bulunan kirpiler gibi enfekte hayvanların kanı, salgıları, organları veya diğer vücut sıvılarıyla yakın temas kurması durumunda insan popülasyonuna bulaşabiliyor. İnsanlar, başka bir kişiden virüsü doğrudan temas yoluyla (ciltte veya mukoza zarlarında oluşan yaralar aracılığıyla) kapabiliyor. Ebola hastalığına yakalanmış veya bu hastalıktan ölmüş bir kişinin kanı veya vücut sıvıları; hastalığa yakalanmış veya hastalıktan ölmüş bir kişinin vücut sıvılarıyla kirlenmiş nesneler veya yüzeyler bulaşma zincirinin aracıları.
Araştırmacılar, insanların belirti göstermeden önce hastalığı yaydığına dair kanıt olmadığını belirtiyor. Ancak semptomlar düzeldikten sonra bile kanlarında virüs bulunduğu sürece bulaşıcı kaldıkları biliniyor. Sağlık ve bakım çalışanları, Ebola hastalarını tedavi ederken sıklıkla enfekte oluyor. Ölen bir kişinin bedeniyle doğrudan temasın söz konusu olduğu cenaze törenleri de Ebola hastalığının bulaşmasına katkıda bulunabiliyor.
Üniversitedeyken çeşitli kültür sanat yayınlarında görev aldıktan sonra popüler bilim kitapları çevirmeye başladı. 2019'da dış haber editörlüğü ile medyaya girerek gazetecilik hayatına başladı. Koronavirüs pandemisi mesleki yönelimi için önemli bir dönüm noktası oldu. Pandemiyle birlikte sağlık ve bilim haberciliği, sonrasında teknoloji haberciliği yaparak mesleğine devam etti. Halihazırda çeşitli mecralarda bilim ve teknoloji haberleri/yazıları yazıyor.
Çağla Üren
DAHA FAZLASI
GLP-1 Zayıflama İlaçlarıyla İlgili Yeni Bulgular: 'Haz İçin Yeme' İsteğini Baskılıyor
Çağla Üren
Ekzoskeletonlarla İnsan 2.0
Tülin Açıkbaş
Türkiye Saç Ekim Endüstrisini Nasıl ‘Hack’ledi?
Levent Daşkıran
Hantavirüs Salgınına Dair Tüm Bilinenler
Çağla Üren