Digger Gişede Fiyasko Oldu Ama Yılın En Önemli Filmi Olabilir
Fragmanında bir şaka derlemesi gibi sunulan Tom Cruise’un en tuhaf filmi, teknolojinin ve iklim krizinin şekillendirdiği bugünün en rahatsız edici portresi olabilir.
Tom Cruise, Güney Kore'nin Seul şehrinde düzenlenen 'Digger' filminin basın konferansında. Fotoğraf: Chung Sung-Jun / gettyimages.
Alejandro González Iñárritu’nun Digger filminin fragmanı, protez makyajla tanınmaz hale gelmiş Tom Cruise’un başrolde olduğu abartılı bir komedi vaat ediyordu: Kendi yaptıklarının yol açtığı felaketten dünyayı kurtarmak zorunda kalan bir petrol baronunun karikatürü. Ancak gişedeki sönük açılışına rağmen bu geniş ölçekli, grotesk hiciv yılın bugüne en çok dokunan filmi olabilir.
Hikaye katman katman açılıp kilit sahneler ilerledikçe yeni anlamlar kazandığı için filmi pazarlamak da sürprizlerini açık etmeden değerlendirmek de zor. Ana hatlarıyla Digger, sondaj çalışmalarıyla bir buzdağının kopmasına ve Avrupa’ya doğru sürüklenmesine yol açan bir petrol patronu. Buzdağı 100 bin kişiyi öldürme, bir milyondan fazla kişiyi yerinden etme tehlikesi taşıyor. Digger, yaptıkları yüzünden ölen yaban hayvanlarının görüntülerini izlerken hasta kedisiyle titizlikle ilgilenen bir adam. Tek derdi kâr olan bu adam, John Goodman’ın canlandırdığı ABD başkanıyla birlikte dünyayı kurtarmaya çalışıyor.
Bazı sahneler doğrudan gerçek hayattan alınmış gibi. Film, Bush dönemi siyasetinin ve günümüz ABD siyasi ortamının açıkça, bilerek kalın çizgilerle çizilmiş bir hicvi. Sürprizleri bozmadan şunu da söyleyebilirim: Karakterlerin yaşadığı dünyaya dair keskin şeyler söyleyen gerçeküstü dekorlarıyla görsel açıdan çarpıcı ve iddialı bir film. Yıldızlarla dolu oyuncu kadrosunun performansları da olağanüstü.
Filmi hiçbir sürprizini öğrenmeden izlemek istiyorsanız —ki bence öyle yapmalısınız— burada durun ve izledikten sonra geri dönün.
Dünyada yarattığı sorunla yüzleşen zengin bir adamın hikayesini izleyeceğinizi sanıyorsunuz. Oysa Tom Cruise, Digger Rockwell’ı oynamıyor. Filmin dünyasındaki iklim krizine yol açan olayları konu alan hicivli bir tiyatro oyununda Digger’ı canlandıran oyuncu Curtis Markson’ı oynuyor. Oyunu Sophie Wilde’ın canlandırdığı Hannah yönetiyor; finansmanını ise Jesse Plemons’ın canlandırdığı, Digger’ın yeğeni Kenny Rockwell sağlıyor.
Bu bağlamı film boyunca parça parça öğreniyoruz ve her yeni bilgi, izlediklerimize başka bir gözle bakmamızı sağlıyor. Goodman’ın canlandırdığı kaba ve abartılı başkan, seyirciyi güldürmek için bayağı espriler yapıyor. Ekibindekiler iklim felaketinde ölebilecek insan sayısına neredeyse tepki vermiyor, ama maliyet açıklandığında aşırı tepki gösteriyor. Felaket Avrupa’yı vurduğunda başkan ve ekibi patlamış mısır yiyerek ekrana bağırıyor; kendi yarattıkları felaketin kurbanlarına, sanki bir slasher filmi izliyorlarmış gibi, kaçmalarını söylüyorlar. Dehşet verici ölçüde karikatürize bir sahne.
Filmin tamamı, siyaset kadar bugün sanat üretmenin de çarpıcı bir karikatürü. Oyun ancak Kenny finanse etmeye karar verdiği için sahnelenebiliyor. Ayrıntılı dekorlara, kalabalık bir ekibe ve ileri teknolojiyle hazırlanmış bir prodüksiyona rağmen tiyatronun kliması ara sıra çalışıyor. Seyirciler ve yönetmen içeride terlerken kuliste küf büyüyor; bu gösterişli temsil sürerken dışarıdaki dünya dağılıyor.
Kitlelere bir katarsis yaşatmak için yazılan oyun, film boyunca süren ve karakterlerin açıkça tartıştığı daha büyük bir gerilimi de ortaya çıkarıyor. Cruise’un canlandırdığı Markson, Digger’ın karikatürize edilmesinden nefret ediyor. Yönetmene, Digger’ın soytarı bir kovboy değil, dehşet verici, yıldırıcı, “baştan çıkarıcı bir psikopat” olduğunu söylüyor. Hannah ise insanların ihtiyacının bu olduğunu savunuyor: Dersini açıkça veren, sansasyonel, gülünecek kötü adamları olan ve seyirciye rahatlama sağlayan bir oyun.
Kenny de oyunu pişmanlığından finanse etmiyor. Seyirciye geçmişten bir kötü adam sunarak dikkatleri başka yöne çekiyor, onların bugünü kabullenmesini sağlıyor ve oyunun hicvettiği felaketten para kazanmayı sürdürüyor. Curtis’in kızı Hope, prömiyere gelmek için uçağa bindikten sonra ortadan kaybolduğunda Kenny onu yalnızca telefon numarasından bulabiliyor. Bir güvenlik şirketi işletiyor; bu şirketin muhtemelen gözetim işiyle uğraştığını anlamamız bekleniyor.
Bir oyunu finanse etme kararı, bugünün teknoloji ve kültür ortamını abartarak yansıtıyor. Günümüzün teknoloji patronları giderek daha fazla kültürel nüfuz peşinde koşuyor; kültür de artık büyük ölçüde teknoloji aracılığıyla dağıtılıyor: Jeff Bezos’un Prime Video’su, Apple’ın Apple TV’si var. Sosyal medya platformları ve onları yöneten algoritmalar da bir tür kültürel kapı bekçisi işlevi görüyor.
Filmin sonuna yaklaşırken oyunun finalini izliyoruz. Digger ölüyor; seyirciler alkışlıyor, sevinç gözyaşları döküyor, tezahürat yapıyor. Katarsis. Ardından solunum maskelerini takıp sırayla dışarı, sular altında kalmış distopik kente çıkıyorlar. Yaşadıkları rahatlamanın, gösterinin, hatta Cruise’un canlandırdığı oyuncunun karakterinin nasıl resmedildiğine dair çektiği sıkıntının bile dışarıda hiçbir anlamı kalmıyor.
Oyundaki seyirciler gibi ben de film boyunca güldüm. Gerçek olaylardan alındığı belli olan repliklere; soluduğumuz havayı dolara ve sente çevirmekten memnuniyet duyan insanların gösterişli tasvirine, onların tanıdık bahanelerine ve dikkat dağıtma çabalarına güldüm. Işıklar açılıp jenerik aktığında ben de salondan çıktım ve gözetim şirketlerinin bizi takip ettiği, orduların yapay zekayla uzaktan savaş yürüttüğü, iklimin yeni felaketlere biraz daha yaklaştığı dünyaya döndüm.
Bu makale ilk olarak WIRED Middle East sitesinde yayınlanmış ve Enver Can Özer tarafından İngilizceden çevrilmiştir.
WIRED Orta Doğu'da editoryal içerik başkanı olarak görev yapıyor ve bölge için içerik stratejisi ve uygulamasından sorumlu.