Uzayda Başıboş Dolaşan Yuvalar: Yıldızsız Gezegenlerde Yaşam Mümkün Olabilir
Yeni bir araştırmaya göre, yıldızsız gezegenlerin uyduları, yüzeyinde milyarlarca yıl boyunca sıvı su ve yaşam için gerekli ısıyı koruyabilir.
Görsel: kbeis/gettyimages
Evrenin derinliklerinde, herhangi bir yıldıza bağlı kalmadan galaksimizde başıboş dolaşan "haydut gezegenler" (rough planet) olduğu uzun zamandır biliniyor. İlk kez 2000 yılında Orion Bulutsusu'nda keşfedilen bu gök cisimlerinin sayısının, Samanyolu Galaksisi'nde trilyonları bulabileceği tahmin ediliyor. Bu da söz konusu başıboş gezegenlerin yıldızlardan 20 kat, yaşanabilir gezegenlerden ise 25 kat daha fazla olduğu anlamına geliyor.
Ancak asıl heyecan verici keşif, bu gaz devlerinin yalnız olmayabileceği. Birçoğu, kendi "öte-uydularını" (exomoons) da yanlarında sürükleyerek galaktik yolculuklarına devam ediyor.
Yıldız ışığı olmadan yaşam mümkün mü?
Geleneksel astronomi yaklaşımına göre yaşam ancak bir yıldızın çevresindeki "yaşanabilir bölgede" (Goldilocks bölgesi) mümkün olabilir. Ancak Münih Ludwig-Maximilians Üniversitesi ve Max Planck Enstitüsü’nden araştırmacıların yaptığı yeni bir çalışma, bu tabuyu yıkıyor.
Bilim insanları, bir yıldızdan mahrum olmalarına rağmen bu uyduların, yüzeyinde milyarlarca yıl boyunca sıvı su ve yaşam için gerekli ısıyı koruyabileceğini ortaya koydu. Bu ısının kaynağı ise gelgit ısıtması diye bilinen bir süreç. Buna göre, haydut gezegen ile uydusu arasındaki güçlü kütleçekimsel etkileşim, uydunun iç kısmının esnemesine ve sürtünme yoluyla ısı açığa çıkmasına neden oluyor.
Jüpiter’in uydusu Europa veya Satürn’ün uydusu Enceladus’ta buzun altındaki okyanusları sıcak tutan bu aynı mekanizma, haydut gezegenlerin uydularında daha şiddetli bir şekilde gerçekleşebilir.
Hidrojen: Uzayın dondurucu soğuğuna karşı ısı tuzağı
Bir uydunun yüzeyinde suyun sıvı halde kalabilmesi için sadece iç ısı yetmiyor, bu ısıyı yüzeyde tutacak bir atmosfere de ihtiyaç var. Dünya'da bu görevi karbondioksit üstleniyor. Ancak yıldızsız, mutlak sıfıra yakın soğukluktaki yıldızlararası ortamda karbondioksit donarak atmosferden çekiliyor. Araştırma ekibi, burada alternatif bir çözüm öneriyor: Moleküler Hidrojen (H2).
Hidrojen, normalde ısıyı geçiren şeffaf bir gaz, ancak yüksek basınç altında atomlar arası çarpışmalar sayesinde ısıyı hapseden bir seraya dönüşebilir. Ayrıca hidrojen çok düşük sıcaklıklarda bile gaz formunu koruyor. Bu sayede, yıldızlararası uzayın karanlığında dolaşan "Okyanus Dünyaları", yüzeylerindeki suyu milyarlarca yıl boyunca sıvı halde tutabilir.
Hayatın kökeni
Araştırmanın bir diğer çarpıcı sonucu ise yaşamın başlangıcı ile ilgili. Gelgit kuvvetleri sadece ısı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda suyun buharlaşıp tekrar yoğunlaştığı bir "su döngüsünü" tetikliyor. Bu döngüler, yaşamın yapı taşı olan karmaşık moleküllerin oluşumu için hayati bir mekanizma olarak kabul ediliyor.
Bu bulgular, evrenin en karanlık bölgelerinde bile hayatın yeşerebileceği anlamına gelebilir. Eğer bu uydular milyarlarca yıl boyunca kararlı yaşam alanları sunabiliyorsa, yıldızlararası uzay sandığımızdan çok daha "canlı" olabilir.
Üniversitedeyken çeşitli kültür sanat yayınlarında görev aldıktan sonra popüler bilim kitapları çevirmeye başladı. 2019'da dış haber editörlüğü ile medyaya girerek gazetecilik hayatına başladı. Koronavirüs pandemisi mesleki yönelimi için önemli bir dönüm noktası oldu. Pandemiyle birlikte sağlık ve bilim haberciliği, sonrasında teknoloji haberciliği yaparak mesleğine devam etti. Halihazırda çeşitli mecralarda bilim ve teknoloji haberleri/yazıları yazıyor.
Çağla Üren
DAHA FAZLASI
Ekzoskeletonlarla İnsan 2.0
Tülin Açıkbaş
Türkiye Saç Ekim Endüstrisini Nasıl ‘Hack’ledi?
Levent Daşkıran
Atomun Suyla Dansı
Mustafa Orhun Çetin
Türkiye’nin Uzay SAHA’sı
Samet Kelebek