Silikon Vadisi’nin En Güçlü Kadınını Ararken
Kadınlar teknoloji dünyasının en kritik koltuklarından bazılarında oturuyor. Ama hala birer kült figüre dönüşmüş değiller. WIRED bunun nedenini araştırıyor.
İllüstrasyonlar: WIRED Ekibi; Getty Images
Mira Murati konuşmaya çalışıyordu. Etrafta gece elbiseleri içinde kadınlar, smokinli erkekler dolaşıyordu. Kırmızı örtülerle kaplı ziyafet masalarının üzerinde, uyuyan bebekleri andıran devasa et yığınları duruyordu. Barmenler, adını Peter Thiel’in felsefesine göndermeyle Zero to One koydukları bir kokteyl servis ediyordu.
San Francisco’da kiliseden dönüştürülmüş bir mekanda, yakın zaman önce bir cumartesi gecesiydi. Merkez sağ düşünce kuruluşu Foundation for American Innovation, yapay zekanın yeni dinini kutsamak üzere ‘Black Tie’ bir davet düzenlemişti.
Thinking Machines Lab’in kurucusu ve CEO’su Murati, 350’den fazla kişiden oluşan kalabalığa devrimlerin tarihini anlatıyordu. Arnavutluk doğumlu yönetici, yıllarca OpenAI’da önce başkan yardımcısı ardından CTO olarak görece düşük profilli kalmış, Sam Altman’a karşı başarısız darbe girişiminde rol aldıktan sonra kendi 12 milyar dolarlık yapay zeka girişimini kurmuştu. Şimdiyse kilisenin duvarlarında yankılanan sohbetlerin arasında Murati’nin söylediklerini duyurma çabası da o darbe kadar başarılı görünüyordu: Kimse dinlemiyordu. Murati’yle söyleşi yapan kadın, insanlardan konuşmayı kesmelerini ya da sohbetlerine dışarıda devam etmelerini birden fazla kez istemek zorunda kaldı.
Yanımda oturan arkadaşıma bunun bir hafta içinde sesinin bastırıldığına tanık olduğum ikinci kadın olduğunu fısıldadım. İç çekti. İkimiz de Murati’nin ne söyleyeceğini gerçekten dinlemek için oradaydık. Sonraki cümlemi söylememek için kendimi tutmaya çalıştım ama arkadaşımın da aynı şeyi düşündüğünü hissediyordum. “Yalnız saçları inanılmaz,” diye fısıldadım. “Aman Tanrım, evet,” diye anında karşılık verdi. Murati’nin saçları AGI’ye ulaşmış durumda. Çene hattıyla cam kesilebilir.
Kısa süre sonra Başkan Donald Trump’ın baş bilim danışmanı Michael Kratsios sahneye çıktı. Salon sustu. Sorunun bir parçası hepimiziz.
Son üç aydır karşıma çıkan herkese Silikon Vadisi’nin en güçlü kadınlarını soruyorum, Murati’nin de kuşkusuz dahil olduğu küçük bir kulüp bu. Teknolojinin en güçlü erkeğinin kim olduğunu sorsanız birçok kişi düşünmeden “Elon” der. Ya da “Jensen.” Ya da “Sam.” Birkaç saniye beklerseniz, finansal sermayesini bir gündemi ilerletmek için geniş ölçekte ve acımasızca kullanan milyarder bir girişim sermayedarının adını da duyabilirsiniz: “Peter” ya da “Marc” gibi. En güçlü kadının kim olduğunu sorun, cevap çoğunlukla düşünceli bir sessizlik oluyor. Düşünen yüz emojisi gibi. “Gwynne?”, “Lisa?", “Daniel Olabilir mi?”
Vadinin dikkatli bir gözlemcisi, bu kişinin Silikon Vadisi ile Washington arasında mekik dokuması gerektiğini düşünebilir. Google’ın başkanı ve yatırım direktörü Ruth Porat ya da Meta’nın başkanı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı Dina Powell McCormick gibi. WIRED’ın en tepedeki editörü —kendisi de bir kadın— bir noktada, “Açıkça Gwynne Shotwell değil mi?” dedi. Ardından Silikon Vadisi’nden bir CEO bana, SpaceX’in başkanı ve COO’su Shotwell’in adını ne zaman ansa arkadaşlarının “Gwynne kim?” diye sorduğunu anlattı.
Bazıları soruma adeta alerjik tepki verdi. Teknolojiye cinsiyet üzerinden bakmadıklarını söylediler. Ya da söyleyecek pek bir şeyleri yoktu. Kimin umurunda? Başını eğ ve işini yap.
Yine de soru bir şeyleri harekete geçiriyordu. Telefonda, Zoom’da, yönetim kurulu odalarında, San Francisco kafelerinde ve hatta kaynağımın konuşurken koltukta uyuyakaldığı Palo Alto’daki bir evde yaptığım görüşmeler; kuruculardan CEO’lara, girişim sermayedarlarından hayırsever milyarder eski eşlere kadar uzanan zengin bir aday listesi çıkardı. Bu kadınların bazıları —hem CEO’lar hem de CEO’ların saçmalıklarını yüzlerine söyleyenler— benimle uzun uzun konuştu.
Sonunda ‘kimin en güçlü olduğunun’ asıl soru olmadığını fark ettim. Asıl soru, 2026 yılında bu soruya cevap vermenin neden hala bu kadar zor olduğuydu. Hayatlarında ya da özgeçmişlerinde eksik olan ne? Neden kadın bir Elon yok? Neden her şeye gücü yeten kendi kadın kahramanımız ya da süper kötümüz yok?
Haziran ayında, eski bir Slack yöneticisi olan arkadaşım, Silikon Vadisi’nde gücün birçok farklı sermaye biçiminden oluştuğunu söyledi: finansal, entelektüel, siyasi, sosyal ya da kültürel.
Tek isimleriyle anılan erkeklerin bunların hepsinde yüksek puan aldığı konusunda hemfikirdik. Etkilerinin yayılma gücü şaşırtıcı, hatta bazen ürkütücü. On yıllar sonra bile atıf yapılan blog yazıları yazıyorlar. X’te tek bir paylaşımla insanların özel bilgilerini ifşa edebiliyorlar. Seçimleri etkileyebiliyorlar. Vaaz veriyorlar. Tayvan’daki bir fuarda, 80’lerin metal gruplarının solistleri gibi bir kadının göğüslerini imzalamaları istenebiliyor. Gezegeni kurtarmaya çalışan genç bir kadının Deccal olduğunu öne sürebiliyorlar.
Teknoloji dünyasındaki herhangi bir kadın bu kişilik kültüne yaklaşabiliyor mu? Sermayesinin tohumlarını bu şekilde etrafa saçabiliyor mu? Vadideki kadınların etrafında birleştiği bir ‘Time to Build’ manifestosu yok. Teknoloji dünyasındaki kadınların en son bir manifestosu olduğunda da işler pek planlandığı gibi gitmemişti.
Yakın zamanda Lake Tahoe’ya giderken Sheryl Sandberg’in Lean In kitabının sesli versiyonunu indirdim. Kitabı 2013’te çıktığında okumuştum ve fikirlerinin nasıl yaşlandığını görmek istiyordum. Üçüncü bölüme geldiğimde yeterince duymuştum.
Yine de bu kısa dinleme, kitabın neden yaklaşık on yıl boyunca bu kadar etkili olduğunu hatırlattı. Meta’da 14 yıl COO olarak çalışan Sandberg, iş hayatındaki birçok kötü alışkanlığın adını koymuştu. Kadınlara ofiste ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyordu. Kendimizden şüphe etmeye yatkındık ve aile hayatıyla bağdaşmıyor gibi görünen fırsatlardan geri çekiliyorduk. Ve Tanrı aşkına, erkeklerle aynı parayı kazanmalıydık.
Ama Sandberg’in kitabı, ilişki kurması zor çok fazla anekdot ve fazlasıyla basit çözümlerle maluldü. Sorumluluğu büyük ölçüde kadınların omuzlarına bırakıyordu: Masaya biraz daha yaklaş, biraz daha yüksek sesle konuş, daha iyi biriyle evlen. Belki de en önemlisi, başlangıçta belirli bir gruba —kurumsal merdiveni tırmanmaya çalışan görece ayrıcalıklı kadınlara— yönelik bir rehber olan kitap, zamanla kadınların yaşadığı bütün sorunların çözümüymüş gibi pazarlandı. Bir “Lean In Circle” kur. #BanBossy gibi bir hashtag yarat. Seçime gir. Küçük eylemler elbette hareketleri tetikleyebilir. Ancak pandemi sonrası dünyada hayal kırıklığına uğramış çalışan kadınların büyük bölümü içeri doğru eğilmek yerine oyundan çekilmeyi seçti.
Sektördeki kadınları sık sık özel buluşmalarda bir araya getiren önde gelen yatırımcı Aileen Lee, Lean In’in bazı meseleleri görünür kılmasını “takdir ettiğini” söylüyor. Kitap, Silikon Vadisi’nin erkekler kulübü kültürünü sorgulamasına yol açacak bir dizi gelişmenin habercisiydi. 2015’te Ellen Pao davası geldi. Pao, eski şirketi Kleiner Perkins’i cinsiyet ayrımcılığı ve misillemeyle suçladı. Sonunda yüksek mahkeme jürisi şirket lehine karar verdi. Ardından Susan Fowler’ın, Uber’da çalışırken gördüğü muameleyi anlattığı ve büyük yankı uyandıran 2017 tarihli blog yazısı geldi. Aynı yılın ilerleyen dönemlerinde, bir erkek girişim sermayedarının iş yaptığı kadınlardan yarım düzinesine istenmeyen cinsel yakınlaşmalarda bulunduğuna dair haberler ortaya çıktı.
Teknoloji şirketleri buna soruşturmacılar ve kriz iletişim ekipleri tutarak karşılık verdi; bir anda bünyelerindeki kadınlar için yüksek profilli pozisyonlar keşfetmeye başladılar. Ama Timnit Gebru’ya göre “2010’lar göstermelik desteğin dönemiydi.” “‘Bakın ekibimizde ne kadar çok kadın var!’ deniyordu. Ve ekipte bir tane kadın varsa o kadın ölümüne vitrine çıkarılıyordu.”
Bunu herkesten iyi bilebilir. Google, Etiyopya doğumlu Gebru’yu 2018’de etik yapay zeka üzerine bir projeyi birlikte yönetmesi için işe aldı. Gebru da yapmak üzere işe alındığı şeyi yaptı: Daha sonra kötü şöhrete kavuşacak bir araştırma makalesiyle yapay zekadaki önyargıları açıkça ortaya koydu. Google ise makalenin kendi standartlarını karşılamadığını söyledi. Ardından Gebru’nun işten çıkarılması büyük bir fırtına kopardı. Bugün teknoloji devlerinin ve yapay zekanın yol açtığı bazı zararları araştıran Distributed Artificial Intelligence Research adlı kuruluşu yönetiyor.
Gebru, 2010’ların tamamen boşa gitmediğini de söylüyor. Kadınlar perde arkasında ağlar kuruyordu. Pinterest’teki işinden ücret eşitsizliği ve ırk ayrımcılığı nedeniyle ayrılan Ifeoma Ozoma, iş yerindeki ayrımcılığı dile getiren çalışanları koruyan California’daki Silenced No More Act’in yasalaşması için başarıyla çalışan isimlerden biriydi.
Ancak sonra tepkiye karşı tepki başladı. Bazı erkekler, kutsal iş yerlerini dikkat dağıtan toplumsal politikalardan arındırdıklarını ilan etmek için zaten fırsat kolluyordu. Elon Musk 2022’de Twitter’ı satın aldığında uygulama, teknoloji dünyasındaki erkeklerin sağa kayan siyasi görüşlerini daha rahat dile getirdiği bir platforma dönüştü. Musk da giderek daha fazla “hardcore” bir ikon haline geldi. Trump Kasım 2024’te yeniden seçilince bütün dengeler değişti.
Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir kadın kurucu, “Sektör birkaç yıl boyunca ‘teknolojide kadınlar’ meselesine o kadar çok odaklandı ki, DEI’a yönelik daha geniş tepkiyle birlikte bu da geri tepti,” dedi. Kimlik ve cinsiyet konuşmaktan kaçınanın yalnızca erkekler olmadığını da ekledi. “Kadınlar da bunu konuşmak istemiyor.”
Neyse ki bu kuralın istisnalarını bulmayı başardım. Palo Alto’daki bir evin kapısında 18 dakika boyunca zile basıp doğru adreste olup olmadığımı sorgulamamın nedeni de buydu. Girişteki sarı ahşap W harfi doğru yerde olduğumu söylüyordu. Sonra Anne Wojcicki, spor şortu ve atletiyle, o tuhaf açık hava eliptik bisikletlerinden birinin üzerinde eve yanaşıp bana el salladı. "Annem evde değil mi?" diye sordu.
Anne ve iki kız kardeşinin büyüdüğü ev burasıydı. Genç Ruth Porat arka bahçelerindeki havuzda yüzmek için buraya gelirdi. Wojcicki ailesinin annesi Esther, bölgedeki lisede tanınmış bir gazetecilik öğretmeniydi. Daha sonra son derece başarılı üç kızını nasıl yetiştirdiğini anlatan bir kitap da yazdı: 23andMe’nin kurucusu ve CEO’su Anne; epidemiyolog Janet ve iki yıl önce akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybeden eski YouTube CEO’su Susan.
Anne beni içeri aldı, bir bardak su teklif etti ve ayakkabılarını çıkarınca birbirinden farklı fosforlu çorapları ortaya çıktı. Ardından oturma odasının zeminine oturdu. Ben de oturdum.
Kısa süre sonra Esther geldi ve kanepedeki yerini adeta bir kraliçe gibi aldı. İkisine de son 15 yılda Vadide kadınlar açısından bir şeylerin gerçekten iyileşip iyileşmediğini sordum.
“Bence iyileşti,” dedi Esther. “Bir kadın şirketin başına geçtiğinde erkekler artık kafalarını sallayıp ‘Aman Tanrım, ne kadar saçma bir fikir’ demiyor. Ama hala bir tereddüt var.”
Ardından devam etti: “Zavallı kızım Susan’ın Google’dan YouTube’un başına geçerken verdiği bütün mücadeleleri hatırlıyorum.”
Anne söze girdi.
“Bakın, Susan YouTube’u devraldığında kendisiyle son derece barışıktı. Güçlü bir vizyonu vardı ve sert bir müzakereciydi. Hayatınızı zorlaştıran farklı gruplar her zaman olacak. Susan bunları aşmakta gerçekten çok iyiydi... Ben bir şeyden şikayet ettiğimde bana hep, ‘Onları görmezden gel ve devam et’ derdi.”
Anne, kısa süre önce karşılaştığı büyük engelde kız kardeşinin bu sözlerini düşünmüş olabilir. Genetik test girişimi 23andMe, 2025’te iflas etti ve Anne CEO’luk görevinden ayrıldı. Şirket daha önce büyük bir veri ihlali yaşamıştı; müşteriler genetik verilerinin yeni bir sahibin eline geçmesinden endişe ederek hesaplarını silmeye başladı. Ama Anne şirketi geri satın almayı başardı. Güç gösterisi denecekse buna denir. 23andMe artık Anne’in yönettiği, kar amacı gütmeyen bir kamu yararı kuruluşunun kontrolünde.
Anne, eski yatırımcılarının çoğunun kendisini desteklemeyi reddettiğini söyledi. Adam Neumann gibi biri ticari gayrimenkul şirketinin değerini zirvesinin küçük bir kısmına kadar düşürebiliyor ve yine de sonraki girişimi için yüz milyonlarca dolar toplayabiliyor.
Ama Esther kararlıydı: Güç sadece paradan ibaret değil. Kültürel sermayeye de ihtiyacınız var. “X’te olmanız gerekiyor. Ortada olmanız gerekiyor,” dedi Esther. “Sesinizi duyuramıyorsanız...”
Anne aynı fikirde değildi. X’i dikkat dağıtıcı buluyor. Instagram’da paylaşım yapıyor; son dönemde hikayelerinin çoğu, kız kardeşinin anısına akciğer kanseri araştırmalarına odaklanıyor. Ama X’i “erkek egemen” diye bir kenara koyuyor.
“İşinizden biraz bahsetmek için sosyal medyayı kullanmak yerine sürekli ortada olup gürültü mü çıkarmanız gerekiyor?” diye sordu Anne. “Gwynne Shotwell güçlü çünkü bu inanılmaz şirketin lideri. Ama birçok insan onun kim olduğunu bilmiyor. Sürekli konferans konferans dolaşmıyor. Başını eğmiş, işini yapıyor.”
Anne’in söylediklerinin bir kısmı bana da doğru geldi. Shotwell, yirmi yılı aşkın sürede SpaceX’i bu yılki halka arzından önce 800 milyar dolarlık bir şirkete dönüştürdü. Kamuoyu açısından ulaşılması zor biri olabilir ama dünyanın güç sahipleri için öyle değil. Teknolojisine düzenleyici onay alabilmek için dünyanın dört bir yanına gidiyor. SpaceX’in ağustos ayındaki ilk bilanço görüşmesinde, şirketin nakit makinesi Starlink hakkındaki soruların cevaplanmasında başrolü o üstlendi.
Nadiren yaptığı şeylerden biri ise X’te paylaşım yapmak.
Wojcicki’lerin işlerine dönmek için sabırsızlandıklarını hissettim. Çıkarken evin neredeyse her yüzeyinde aile fotoğrafları ve çerçevelenmiş dergi kapakları olduğunu fark ettim. Fotoğrafların çoğunda üç kız kardeş vardı. Artık yalnızca ikisi hayattaydı. Sosyal sermaye, finansal sermaye, eski medya, yeni medya; gücün baş döndürücü bir kolajı her yerdeydi. Aynı zamanda ne kadar güç sahibi olursanız olun bazı sonuçları kontrol edemeyeceğinizi hatırlatan ayıltıcı bir manzaraydı.
Silikon Vadisi’nde güçten söz edip girişim sermayesinden söz etmemek mümkün değil. Anne Wojcicki’nin şirketini geri almak için yeterli sermayeyi toplamaya çalışırken yaşadıkları, hala peşini bırakmamış gibiydi.
Temmuz ayında San Francisco sahilinde kadın girişimciler ve yatırımcılar için düzenlenen bir etkinliğe gittim. İçeri girdiğimde yüzlerce şık kadınla birkaç erkeğin, yanlış biçimde Shack15 adı verilmiş ferah mekanda prosciutto dilimleri, kuru kayısı ve peynir küpleri yiyerek dolaştığını gördüm.
Sponsorlar hediyelerle dolu masalar kurmuştu. Bir deneyim pazarlaması ajansı, sosyal medya hesabını takip eden herkese K-beauty dünyasından salyangoz müsinli bir yüz maskesi veriyordu. Etkinliğin hediye çantasından ise uyurken burundan nefes almayı teşvik etmesi için tasarlanmış “nazik ağız bandı” Popo Band çıktı.
Geleceğin tarihçilerinin, kadınların neden geceleri salyangoz salgısıyla parıldayan yüzleri ve bantla kapatılmış ağızlarıyla yatağa girdiklerini sorguladığını hayal ettim.
Funded Female Founders adındaki gecenin arkasında James Gee adlı bir erkek vardı. Açılış konuşmasını uygun biçimde kısa ve çekici tuttu; K-beauty’nin ne olduğunu daha yeni öğrendiğiyle ilgili şakalar yaptı. Superconnected adlı etkinlik şirketinin kurucusu Mabel Chan, katılımcılara asıl amacın yatırım fırsatlarının akışını artırmak olduğunu hatırlattı. “Bizim anlayışımız gösteriş için düzenlenen paneller değil, yüksek sinyalli odalar,” dedi Chan.
Ardından gecenin sunucusu, Good Trouble Ventures’dan AJ Thomas mikrofonu aldı. Kalabalıktan parmaklarını şıklatmalarını istedi ve Ain’t No Mountain High Enough’ın değiştirilmiş bir versiyonunu söylemeye başladı:
“Yeterince zor bir startup yok,
Yeterince derin bir vadi yok,
Yeterince güçlü bir kurucu yok,
Dünyayı yönetmemizi engelleyecek, bebeğim...”
Gecenin şarkılı kısmı —iyi ya da kötü— kısa sürdü. Ardından gelen panel sohbetleri canlı ve öğreticiydi. Hatta gerçekten “yüksek sinyalli” bile denebilirdi. First adlı hukuk teknolojisi platformunun kurucusu Libby Leffler, evlilik öncesi sözleşmelerinde indirim yaptığını söyledi. Salondan gerçek anlamda tezahürat yükseldi.
Teknoloji sektörünün cesur yeni bir yapay zeka dünyasına girdiği inancı mekanda elle tutulur haldeydi. Ancak o gece konuşan girişimcilerin çoğu, özellikle de “önyargılı kabullerle” yaklaşan yatırımcılara sunum yaparken kadınların hala para toplamakta zorlandığını vurguladı.
Makine mühendisliği doktorası olan ve yapıştırıcı üreten bir şirketi yöneten Capella Kerst, potansiyel bir yatırımcının kendisine bir zamanlar işletme dersleri almasını önerdiğini anlattı. Finansal veri platformu PitchBook, 2007’den beri girişim sermayesi yatırımlarındaki eğilimleri takip ediyor. Şirket bu yıl, kadınlar tarafından kurulmuş ya da kadınların ortak kurucu olduğu girişimlerin 2025’te “rekor seviyedeki 73,6 milyar dolarlık yatırım topladığını, pandemi dönemindeki zirveleri bile geride bırakarak ABD’deki toplam girişim sermayesi anlaşma değerinin yüzde 27,7’sine ulaştığını” açıkladı.
2022’de ise yalnızca kadınlar tarafından kurulmuş şirketlerin ABD’li girişimlere aktarılan girişim sermayesinin yüzde 2’sini aldığı tahmin edilmişti. Ancak PitchBook’a göre bu ilerlemeye rağmen kadınların yer aldığı toplam anlaşma sayısı geçen yıl düştü. Veri setindeki şirketlerin bazılarında fon toplama işini erkek ortaklar yürütmüş olabilir. Üstelik geçen yıl kadın ortak kuruculara sahip şirketlere giden sermayenin çok büyük bölümü sadece iki girişimde yoğunlaştı: Anthropic ve Scale AI.
Yani rekor kırılmış olsa da o milyarların gerçekten ilerleme anlamına gelip gelmediği pek açık değil.
İki panel arasındaki boşlukta Dobrina Ustun adlı bir avukat göçmen vizeleri üzerine kısa bir konuşma yapmak için sahneye çıktı. Seyirciler bunu odanın arkasına göç etmek için fırsat bildi. Şaraplarını tazelediler, K-beauty ürünleri topladılar ve sohbete daldılar. Gürültü kısa sürede dayanılmaz hale geldi. Sunucu Thomas, kalabalıktan sessiz olup Ustun’u dinlemesini istedi. Dinlemediler. Kendi insanımıza karşı ne kadar kaba olabiliriz? Görünüşe göre oldukça.
Girişim sermayesi Silikon Vadisi’nin tek para birimi değil ama önemli bir gösterge. Statü demek. Catherine Bracy telefonda bana, “Artık kesinlikle 2013’te değiliz; birinin yatırım turu tamamladığında Fast Company’nin kapağına çıktığı dönem bitti,” dedi. “Ama fon toplamanın hala ciddi bir prestiji var ve kadınlar daha fazla fon toplayabilse bunun onlar açısından daha iyi olacağı açık.”
Bracy, TechEquity adlı aktivizm grubunun CEO’su ve kurucu ortağı. Aynı zamanda girişim sermayesi üzerine 2025’te yayımlanan World Eaters kitabının yazarı. Ona göre VC dünyası tipik bir “alfa erkek” oyunu. Sektörün “testosteron” kültürü, yüksek risk-yüksek getiri anlayışına son derece uygun. Yatırımcılar, geriye kalan yüzde 10 büyük para kazandırdığı sürece yatırımlarının yüzde 90’ının başarısız olmasını sorun etmiyor. Bu yüzden de olağanüstü bir başarı hikayesi anlatan, kendine fazlasıyla güvenen kurucu sıklıkla yatırım alıyor.
Bracy’ye göre bu kurucuların çoğu erkek. “Yatırımcılar daha küçük fonlar kurmaya daha istekli olsaydı; portföylerindeki şirketlerin yüzde 30 ila 40’ından daha düşük marjlarla ama yine de piyasanın üzerinde getiri sağlayabilselerdi, doğal biçimde daha fazla kadın ve daha fazla farklı etnik kökenden kurucuyu bu gruplarda görürdük,” diye düşünüyor Bracy. “Sektörü risk konusunda daha temkinli kuruculara ve tamamen farklı şirket türlerine açardı.”
Aileen Lee, Cowboy Ventures’a her ay yapay zeka girişimcilerinden yüzlerce mesaj ve sunum geldiğini söyledi. Kadınlardan gelenlerin oranıysa çok düşük. “Gerçekten çok düşük,” dedi Lee. Bazen arkadaşlarına, nesli tükenmekte olan kadın girişimciler için bir “World Wildlife Fund” kurmaları gerektiği şakasını yaptığını anlattı.
“Bunu siz yaptınız,” dedi Sarah Guo. VC şirketi Conviction’ın hemen aşağısındaki Tartine Bakery’de karşılıklı oturuyorduk. Guo iki bardak su içti. Ben kahvemi bitirip sipariş ettiğim ve sonradan yarım somun ekmek büyüklüğünde olduğunu fark ettiğim tostu yiyordum. Guo küçük bir parça kopardı.
“Teknolojinin önceki dönemindeki bütün sorun şuydu: Kadınları özel bir şeymiş gibi gösterdiniz. Bir kuşağın, koca bir insan grubunu ciddiye almamasına yol açtınız.” “‘Siz’ derken medyayı mı kastediyorsunuz, yoksa...” diye başladım. “Evet!” dedi Guo. “Ama aynı zamanda o... kitapları yazanları da,” diyerek elini salladı. Aylardır Guo’nun peşindeydim ve bir görüşme ayarlamaya çalışıyordum. İnsanlar sürekli onu tanımam gerektiğini söylüyordu.
Şimdiyse karşıma oturmuş beni fırçalıyordu. (Daha sonra Guo’ya, ışıldayan tenis bilekliği ya da yakalı lacivert midi elbisesi gibi görünüşüyle ilgili bir iltifat etmekten bile korktuğumu söyledim; eski klişelere geri dönüyormuşum gibi hissetmekten çekiniyordum.) “Girlboss döneminin estetiği bana hiçbir zaman hitap etmedi,” dedi. “Kadın olmaktan utanmıyorum. Ama bunun başarmaya çalıştığım şeyle hiçbir ilgisi olmadığını da düşünüyorum.”
Guo, sermaye ile internet kültürünün kesişiminde duran kadınlar grubuna dahil. Aşırı enerjik, internetin fazlasıyla içinde, belli ki zengin, siyaseti iyi okuyan ve erkeklerle arası iyi biri. Geleneksel güç yapılarının var olmadığını iddia etmiyor. Bana söylediğine göre gerçekten herkesin Silikon Vadisi’nde kazanabileceğine inanıyor.
Savunma teknolojisi şirketlerine yatırım yapıyor. Teknoloji dünyasının Jensen Huang gibi efsanelerini ağırladığı No Priors adlı bir podcast’i var. Eşi de önde gelen bir girişim sermayedarı ama bu Guo’yu tanımlayan bir özellik değil. (Guo, eşi Pat Grady ile Huang’ın düzenlediği özel bir opera etkinliğine gittiklerini anlattı. “İkiniz birlikte misiniz?” diye sormuş Huang. “Yalnızca son 10 yıldır ve dört çocuktur,” diye karşılık vermiş Guo.)
“Bakın, benim şirketimde çoğunluk kadın,” dedi Guo. “Ve bunu yayımlarsanız size gerçekten çok sinirlenirim. Çünkü önemi yok. Fark ettiniz mi bilmiyorum ama biz çatır çatır kazanıyoruz.” Guo’nun fonu 330 milyon doların üzerinde sermaye topladı ve erken aşamadaki yapay zeka şirketlerine 1 milyon ile 25 milyon dolar arasında yatırım yapıyor.
Portföyünde Harvey, Mistral ve Sierra gibi, milyarlarca dolarlık değerlemelere ulaşmış ve çok konuşulan yapay zeka girişimleri var. Etkileyici bir grup. Guo bana birkaç kez güçlü kadınlar konusunda konuşulacak kişinin kendisi olmadığını söyledi. Ama görüşmemiz sırasında art arda isimler saydı, sonrasında WhatsApp’tan yenilerini de gönderdi.
İkisi Anthropic’tendi: Kurucu ortak ve başkan Daniela Amodei ile ürün direktörü Ami Vora. Arista Networks’ün yönetim kurulu başkanı ve CEO’su Jayshree Ullal. Son olarak OpenAI’da AGI Deployment CEO’su olan, öncesinde Instacart’ın CEO’luğunu yapan Fidji Simo. “Fidji inanılmaz biri. Gerçekten misyon odaklı,” dedi Guo. “Tam bir girl’s girl.”
“Sektörün genelinde sevilen biri gibi görünüyor,” dedim ve söylediğim şeyi fark ettim. “İşte yine yaptım. ‘Sevilen.’ Elon sevilen biri mi?” diye yüksek sesle düşündüm. “Hayır, Elon’a tapılıyor,” diye düzeltti Guo. “Ama Fidji ikisi de.” Guo’nun Huang’la bağlantısını bildiğimden iPhone’umda bir e-posta açıp masada ona doğru kaydırdım. Temmuz ayında Huang’a teknolojideki en güçlü kadının kim olduğunu sormuştum. Bir saat sonra cevap vermişti:
Dina Powell, Ruth Porat. “Ruth ve Dina’yla ne sıklıkta görüşüyorsunuz ve onlarla ilgili sizi en çok etkileyen şey nedir?” diye yazmıştım. “DC’deyken görüyorum,” diye cevapladı. Bir kez daha denedim. “Peki Gwynne Shotwell?” “Aman Tanrım, kesinlikle. Unuttum! Benim hatam. Haklısın,” diye cevap verdi Huang. Sanki bir Jensen AI gelen kutusunun kontrolünü ele geçirmişti.
“Ah evet,” dedi Guo mesajı gösterdiğimde. “Gwynne Shotwell inanılmaz. Dina da öyle.” “Gwynne’in gücünün bir kısmı Elon’la yan yana durmasından mı geliyor?” “Ne fark eder?” diye karşılık verdi Guo. Washington’da ciddi miktarda zaman geçirmenin teknoloji dünyasında güç sahibi olmak için giderek daha gerekli hale gelip gelmediğini sordum.
Beyaz Saray’a uçan yönetici geçidini görmemek zor. Guo, son üç yılda Washington’a önceki on yılda gittiğinden daha fazla gittiğini söyledi. Yani evet: Siyaset de oyunun bir parçası. “ABD hükümetine istediğimi yaptıramam. Hangi insanın böyle bir gücü var? Bence saçma bir kavram,” dedi Guo. Bir kez daha “Elon” diye araya girmemeye karar verdim. “Ama soru sorabilirim ve mantıklı olduğuna inanıyorsam etki yaratmaya çalışabilirim,” diye devam etti.
Görüşmelerimde tekrar tekrar karşıma çıkan bir tema vardı: En güçlü kadınlar, şirketleri adına Washington’da müttefikler edinmeye çalışıyor. AMD CEO’su ve yönetim kurulu başkanı Lisa Su ile geçen yıl konuştuğumda, kendi ifadesiyle “katma değer sağlayabileceği” bir alan olmadığı için toplumsal meselelerde görüş belirtmediğini söylemişti. “Ama teknoloji politikası ve yarı iletkenlerin dünyadaki yeri söz konusuysa, evet, bunun içinde olmak zorundayız.” (Su bu yazıya katkıda bulunmayı reddetti.)
Konuştuğum başka bir kadın da General Motors CEO’su Mary Barra’nın temmuz ayında Michigan, Milford’daki GM Proving Ground’da düzenlenen bir etkinlikte Trump’ı sahneye davet ettiğine dikkat çekti. “Şirketi ayakta tutmak zorunda,” dedi. “Eldeki barutu harcamanın sırası kesinlikle şimdi değil.” On yıl önce bazı büyük teknoloji şirketleri toplumsal meselelere daha açık biçimde dahil oluyordu. Örneğin Salesforce, LGBTQ+ haklarının tehdit altında olduğu eyaletlerde faaliyetlerini azaltmakla tehdit etmişti.
Bugünse Texas’taki birçok teknoloji şirketinden biriyseniz, eyaletin 2021’de kürtajı fiilen yasaklamasından bu yana gebelikle bağlantılı sepsis vakalarının ve anne ölümlerinin artması şirketinizin meselesi sayılmıyor. Genel anlamda kadınlar için boynunuzu uzatıp bir süfrajet gibi davranamazsınız.
İstihdam ettiğiniz binlerce insan var. Yapmanız gereken anlaşmalar var. Guo kalkıp gitmeye hazırlanırken benim çalışmak için orada kalacağımı söyledim. Beklemediğim biçimde bana sarılmayı teklif etti. “Bunların herhangi birinin işe yarayıp yaramadığını bilmiyorum,” dedi.
Teşekkür edip yararlı olduğuna dair güvence verdim. “Bu arada kıyafetinizi gerçekten çok sevdim.” “Teşekkürler! Vintage Fendi,” dedi Guo ve kapıdan süzülüp çıktı.
Teknoloji dünyasındaki diğer kadınlardan topladığım, eksiksiz olma iddiası taşımayan güçlü kadınlar listesi şöyle: Gwynne Shotwell, Lisa Su, Michelle Zatlyn, Fei-Fei Li, Safra Catz, Meredith Whittaker, Melanie Perkins, Fidji Simo, Jayshree Ullal, Reshma Saujani, Tekedra Mawakana, Aicha Evans, Ruth Porat, Dina Powell McCormick, Sarah Friar, Amy Hood, Colette Kress, Rachel Whetstone, Liz Reid, Sarah Guo, Theresia Gouw, Timnit Gebru ve Mira Murati.
Devasa servetlerinin nereden geldiğini hesaba katıyorsanız Laurene Powell-Jobs, MacKenzie Scott, Melinda Gates ve Cari Tuna da eklenebilir. Tech bro’ları yerden yere vurmayı güçten sayıyorsanız Kara Swisher da. Ama diğerlerinden daha sık karşıma çıkan bir isim vardı: Daniela Amodei.
Amodei, yaklaşık 1 trilyon dolarlık bir “girişim” olan ve dünyanın en güçlü büyük dil modellerinden bazılarını geliştiren Anthropic’te tartışmaya açık biçimde en önemli kişi. Aynı zamanda Amodei kardeşlerin yarısı. Kardeşi Dario, şirketin CEO’su ve kurucu ortaklarından. Yapay zeka üzerine kısa roman uzunluğundaki bildirileri ve çılgın profesör tavırları, hem sektörü hem de onu izleyen basını büyülemiş durumda.
Ya kendisi ya da ikilinin arkasındaki usta iletişim profesyonelleri, Amodei kardeşleri Makyavelist Sam Altman’ın melek yüzlü karşı kutbu olarak konumlandırmayı başardı. Teknolojinin uzun güç eşitsizliği geçmişini düşündüğümde, yapay zekalı geleceğin nimetlerinin cinsiyetler arasında nasıl dağılacağını merak ediyordum.
Ağustos başında Zoom üzerinden konuştuğumuzda Amodei bu konuyu tartışmaya fazlasıyla istekliydi. İnsanlara söylediği ilk şey şuymuş: “Yapay zekanın yalnızca erkeklerin kullandığı bir araca dönüşmesine izin vermeyin. Bu teknolojiyi cinsiyetlendirmemek bizim ve diğer model sağlayıcılarının görevi, değil mi?”
Anthropic’in yönetim kadrosunda dikkat çekici sayıda kadın var. Ürün direktörü, insan kaynakları direktörü, kamu politikaları başkanı, Claude tasarım başkanı, platform mühendisliği başkanı, kodlama ürünleri başkanı, araştırma laboratuvarları ürün başkanı ve yapay zeka modellerinin “kişilik hizalamasından” sorumlu yönetici —evet, böyle bir iş gerçekten var— kadın.
(Daha yakın zamanda Anthropic çevresindeki başka bir kadın da bir güç oyuncusu olarak öne çıktı. The Information ve The Wall Street Journal’a göre Dario’nun uzun süredir birlikte olduğu Cami Clark —Jeffrey Epstein’ı porno şirketine yatırım yapmaya ikna etmeye çalıştığı bildirilen Clark— Anthropic’in ilk finansal destekçilerinden bazılarıyla bağlantı kurulmasında önemli rol oynadı.)
Amodei kardeşler haziran ayında Bloomberg’den Emily Chang’e verdikleri röportajda Dario’nun doğrudan kendisine bağlı çalışanlara sahip olmaktan büyük ölçüde kaçındığını, Daniela’nın ise günlük operasyonları yürüttüğünü anlattı. Liderlik ekibinin tamamı Daniela’ya rapor veriyor.
Chang kaşlarını kaldırıp Dario’ya, “Kulağa oldukça rahat bir iş gibi geliyor,” dedi. “İnanılmaz özgürleştirici,” diye yanıtladı Dario, kendine has heyecanıyla. “Aksi halde yapabileceğimden çok daha kolay biçimde yaptığım bütün şeyleri yapabilmemi sağlıyor.” “Yani bütün işi o mu yapıyor?” dedi Chang. Dario cevap verirken tökezledi. Daniela’ya Chang’in tespitleri ve bunların yol açtığı cevaplar hakkında ne düşündüğünü sordum. (Grup sohbetlerimden birinde bir arkadaşım, “O röportajı gördüm ve bana yalnızca Dario’nun kendisini ne kadar özel bir çocuk sandığını gösterdi,” diye öfkelenmişti.)
“Dario ve ben şirketi gerçekten birlikte yönetiyoruz,” diye ısrar etti Amodei. “Şirketi yakından tanıyan ya da burada çalışan herkes bunun iki kişinin yönettiği bir gemi olduğunu biliyor.” Anthropic kadar “sonuçları ağır” bir şirketi tek kişinin yönetmesinin zor olacağını düşünüyor. Daniela ciddi miktarda finansal, entelektüel ve kültürel sermaye biriktirmiş durumda.
Ancak Anthropic’in siyasi gündeminin yüzü o değil. Bu rolü kardeşi ve son dönemde Anthropic kurucu ortaklarından Tom Brown üstleniyor. “Daha önce Capitol Hill’de çalıştım ve başımı belaya sokacak kadar çok şey biliyorum,” dedi. “Washington’a gidiyorum. Bence mesele manşetlerde ne olduğu ile perde arkasında ne olduğunun farklı olması.”
Güven ve emniyet ya da yapay zekanın gelecek kuşakları nasıl etkileyeceği gibi konularla ilgileniyor; kendi ifadesiyle bunlar “en seksi” meseleler olarak görülmüyor. Peki yapay zekada hangi meselelerin “en seksi” olduğuna kim karar veriyor? Cevabı zaten biliyoruz.
Kadın yöneticilerden oluşan geniş kadrosu ve yapay zekayı cinsiyetsiz tutma yönündeki açık yaklaşımıyla Amodei, şirketinin geleceğine bağlı olarak Silikon Vadisi tarihinde önemli bir figüre dönüşebilir.
Kurduğu yapı, kadınlar açısından yeni bir kurumsal kültür ve başarı döneminin işareti olabilir. Ama başka insanlara yapay zeka patlamasının kadınlar için büyük fırsatlar yaratıp yaratmadığını sorduğumda manzara o kadar iyimser değildi.
World Eaters’ın yazarı Bracy’nin cevabı netti: “Hayır.”
Gebru ise “Yapay zeka sektörü kadınlar açısından 2010’lardaki teknoloji sektöründen bile daha kötü,” dedi.
İnsanlar hala kadınları dinlemek istemiyor ve hakkında en fazla heyecan yaratılan şirketlerin çoğunu hala erkekler yönetiyor. Haklı.
Amodei ve Shotwell gibi istisnalar sektörün yüksek profilli kadın kahramanları. Ama aynı zamanda gücün karmaşık örnekleri. Operasyon konusunda olağanüstü yetenekliler ve Sheryl Sandberg’in bir zamanlar olduğu gibi, baştaki erkeklere yön veren sakin eller onlar.
Bugün düzenli biçimde Washington’a gidip gelen, kadınları küçümseyen ve aşağılayan bir adamla çevresindeki destekçiler ordusunun kulağına ulaşmaya çalışan güçlü isimleri düşündüm. Eksiksiz olmayan o güç listesindeki birkaç isim hemen dikkatimi çekiyordu: Ne düşündüğünü sonuçlarını umursamadan söylemekten çekinmeyen kadınlar.
Ama çok daha fazla kadın bana siyasi görüşlerini X’te paylaşmanın, röportajlarda rahatsız edici doğruları söylemenin ya da bir podcast bro’suna dönüşmeye çalışmanın buna değmediğini anlattı.
Bunlar işlerine odaklanmalarını engellerdi. Kadınlar bugün her türden sermayeye sahip. Bu bile başlı başına dikkate değer. Ama matrise tamamen girmemeyi tercih ediyorlar. Ve gerçekten, neden girsinler? Öte tarafta onları ne bekliyor? Gebru konuşmaya devam ediyordu. Bu kez sorumu tersyüz etti. “Yapay zekada kadınların ne kadar başarılı olduğu, benim kadınlar açısından güç ya da başarı ölçütüm değil. Erkeklerin yaptığı korkunç şeye kadınlar neden katılmak zorunda? Zararı hızlandırıyorlar. Dünyayı veri merkezleriyle doldurmaktan bahsediyorlar. Bir zamanlar marjinal olduğunu düşündüğüm AGI gibi fikirleri ana akıma taşıdılar.”
“Güç ne demek?” diye sordu Gebru telefonda. “Kariyerinizde başarılı olabilmek için korkunç bir sistemin içinde kendi insanlarınızı ezmeniz mi gerekiyor?” Boston’da dışarıda bir yerde oturuyordu. Arka planda çocukların çığlıkları duyuluyordu. Bir noktada gürültü için özür diledi ve onu duyup duyamadığımı sordu. Dinlediğimi söyledim.
Bu makale ilk olarak WIRED sitesinde yayınlanmış ve Mustafa Orhun Çetin tarafından İngilizceden çevrilmiştir.
WIRED dergisinde yapay zeka, yarı iletkenler, risk sermayesi, girişimler, işyeri kültürü ve teknoloji dünyasının en ilginç kişileri ile trendleri dahil olmak üzere Silikon Vadisi ile ilgili her konuyu ele alan kıdemli bir muhabirdir. Daha önce The Verge, Recode ve The Wall Street Journal’da çalışmıştır.